Aile, çocuğu narsist yapıyor

0
210

Yozlaşan nesiller, kaybolan toplumsal değerler, egonun kol gezdiği hayat tarzları… Hiçbiri bize yabancı değil. Ne de olsa bizler de birer ‘Ben Nesli’ mensubuyuz. Ego ve narsisizmin insan ruhunun virüsü olduğunu söyleyen Sosyal Psikolog Jean Twenge, “Toplumsal ve ahlaki değerler yitirilirse, bedeli ağır olur.” diyor.

“Nerde kaldı bizim gençliğimiz. Yeni nesil ne kadar da farklı!” cümlesi çoğumuz için tanıdık ifadeler. Büyüklerimiz bazen sitem bazen de hasretle dile getirir bu farklılığı. Alışkın olduğumuz bu ifadeleri son yıllarda kuşak çatışmasını ele alan birçok uzmandan duyuyoruz. San Diego Üniversitesi’nin psikoloji bölümü öğretim üyesi Sosyal Psikolog Doç. Dr. Jean Twenge’in araştırmaları da yeni nesil konusunda farklı perspektifler sunuyor. Aynı zamanda yazar olan Twenge’in ‘Ben Nesli’, ‘Narsisizm İlleti’ ve ‘Gecikmiş Anne Adayları İçin Hamile Kalma Kılavuzu’ kitapları Kaknüs Yayınları tarafından Türkçeye çevrildi. Yazar, yeni nesli tanımlarken, bu çağdaki gençlerin hastalıklarını da irdeliyor. Hafta içi bir konferans vesilesiyle İstanbul’a gelen yazarla, yaptığı araştırmalar ve kitapları doğrultusunda ‘Ben Nesli’ni ve sorunlarını konuştuk.

Amerikalı olmasına rağmen ABD’den tüm dünyaya yayılan, kitlesel yozlaşma sürecini eleştiriyor Twenge. Genç neslin hızla ve şaşırtıcı bir şekilde dengesini kaybettiğini söylüyor. Amerikan kültürünün etkisine maruz kalan toplumlarda atadan ve aileden gelen ahlaki değerlere karşı oluşan isyan haline vurgu yapan psikolog Twenge, değerlerin yitirilmesinin bedelinin ağır olacağına inanıyor. Eğer önlem alınmazsa, bulaşıcı hastalık derecesinde yaygın bir narsisizm, enaniyet, hayalî iyimserlik ve her geçen gün artan genel kaygı ve depresyonla büyüyen bireylerin sayısı artabilir.

Gençlerin yüzde 75’i sinirli ve gergin

Ben Nesli kitabı ABD’de yapılmış, 1,3 milyon genç hakkındaki bilgilere dayanan 12 araştırmanın sonuçlarını içeriyor. Peki, kim bu ‘Ben Nesli’ diye merak edince, anlatıyor Jean Twenge: “1970, 1980 ve 1990’lardaki genç insanlar. Aşırı özgüvenli ve iddialı fakat bir o kadar da depresif ve kaygılı.” Aslında Twenge, bir anlamda birçoğumuzun içinden geçtiği ve hâlâ yaşadığı çağı fotoğraflıyor. Bu fotoğrafı rakamlarla da pekiştiriyor. 1990’lardaki ortalama bir üniversite öğrencisi, 1950’lerdeki öğrencilerin yüzde 85’inden, 1970’lerdeki öğrencilerin yüzde 71’inden daha endişeli. Yaşları 9’a kadar inen çocukların endişeli olma hali, 1950’li yıllarda yaşamış çocuklara kıyasla çok yüksek. 1980’lerdeki normal okul çocukları 1950’lerdeki çocuk psikiyatrisi hastalarından daha fazla endişeli. 2001’de yapılan bir ankette, gençlerin yüzde 75’i bazen sinirli ve gergin olduğunu, bu oranın yarısı kadar genç de her zaman böyle olduğunu söylüyor. 2001’de her üç üniversite öğrencisinden biri, sürekli bunaldığını ifade etmiş. Bu oran, 1980’dekinin tam iki katı.

Toplum kuralları ve fedakarlık yeni nesil için anlamını yitiriyor

Mensubu olduğumuz ‘Ben Nesli’ne dair detaylı bilgi veriyor Jean Twenge. Ona göre, bu çağın insanları dünyanın merkezine kendisini yerleştiren bir nesil. Toplum kuralları yeni nesil için anlamını yitiriyor, fedakârlık gibi değerler yerine “kendisi olmak” birey için en önemli değer haline geliyor. Medya aracılığıyla çocuklar sık sık “Kendin ol, başkalarının ne düşündüğünü önemseme, bu senin hayatın.” mesajlarını alıyor. Sosyal psikolog Twenge, bunun gelecek nesillere de bir virüs gibi yayılmasından korkuyor.

Özellikle birçok kişisel gelişim kitap ve filmlerde verilen “Kurallara uymayın, neyle mutlu oluyorsanız onu yapın. Siz her şeyin en iyisine layıksınız, harikasınız.” mesajlarını yanlış buluyor. Aslına bakarsanız Ben Nesli, hayatı artık sadece bireysel ifade biçimi olarak yaşayan insanlar topluluğu. Twenge, bu topluluğun giyinirken, yerken, gezerken, evlenirken bile mutlaka farklı olma, kendilerini olağan dışı şekillerle ifade etmek istediğini belirtiyor. Ona göre kendini ifade biçimi olarak yapılan estetik ameliyatlar, piercing, dövme yaptırma her geçen gün yaygınlaşıyor. İnsanlar birbirine karşı olabildiğince ilgisiz. Yan komşusunun kim olduğunu bile bilmiyor. Hayatın bütün alanlarında bireysel olmayı tercih ediyor. İnanç sistemleri de kişiselleşiyor. Kendi kuralları etrafında yeni bir din literatürü oluşturup ona inanıyor. Bütün bunlar da yeni nesillerle birlikte toplumların da dengesini bozuyor.

İnsan ruhunun fast food’u: Narsisizm

Artık kendin olmak, kendini olduğu gibi ifade etmek, her şeyi açığa vurmak yeni neslin olmazsa olmazı. ‘Kendini sev, kendine saygı duy’ gibi benliği daha da ön plana çıkaran mesajlar ise bireyi narsisizmin kollarına bırakabiliyor. Bu konuda ‘Çağın Vebası: Narsisizm İlleti’ kitabına atıfta bulunuyor Jean Twenge. İnsan ruhunun fast food’u olarak tanımlıyor narsisizmi. Kısa vadede insanı mutlu ediyormuş gibi görünse de er ya da geç depresyona, toplumsal yozlaşmaya, hatta küresel ekonomik krizlerine neden olduğunu söylüyor. Yapılan araştırmalara dayanarak, narsisizmin en az obezite kadar sık rastlanan bir hastalık olduğuna dikkat çekiyor. Bunun başlıca sebepleri arasında ise ben-merkezli çocuk yetiştirme tarzı; Facebook, YouTube, Twitter gibi ‘kişinin egosunu parlatıp vitrine çıkardığı’ iletişim araçları, “parlak yaşam tellallığı” yapan boyalı medya organları yer alıyor. Jean Twenge’e göre narsist kişi, çok güzel, yetenekli, dolayısıyla da her şeyin en iyisine layık olduğuna inanıyor. Sevgi, fedakârlık, yardımseverlik gibi değerlerle hiç ilgilenmiyor. İstekleri gerçekleşmeyince de agresifleşip şiddete başvurabiliyor. Twenge, özgüvenli görünen ama aslında narsisizmin getirdiği bir ego şişmesi yaşayan yeni neslin realist bir tarafı olmadığını düşünüyor. Özellikle anne-babalar bu konuda çok fazla narsist çocuk yetişmesini tetikliyor. Çocuğun her istediğini yaparak, ona ‘Sen harikasın, çok güzelsin.’ diyerek kölesi oldukları narsist bireyler yetiştiriyorlar.

Benlikten ve narsisizmden uzak durmak için…

İçinde bulunduğumuz bu neslin etkilerini en aza indirmek ve narsist bireyler olmamak-yetiştirmemek adına sosyal psikoloji uzmanı Jean Twenge’den öneriler:

Şiddet ya da lüks yaşamın empoze edildiği televizyon programlarını sınırlı seyredin. Sürekli bu programları izleyen bir genç, ortalama bir hayat standardına ulaşsa bile bu durumdan tatmin olmaz ve mutsuz olur.

Sosyal ilişkilere önem verin. Yeni komşunuzu eve davet edin, arkadaşlarınızı yemeğe çağırın… Güçlü sosyal ilişkiler, kendinizi daha güvende hissetmenizi sağlar.

Depresyona karşı doğal yollarla baş edin. Mesela uykuyu iyi almak, günde en az bir saat güneş ışığı almak ve düzenli beslenmek sizi depresyona karşı önemli ölçüde koruyacak önlemlerden.

Gerçekçi beklentiler geliştirin. Ne olursa olsun ‘hayallerinizin peşinden koşmaya’ inanmak yerine, gerçekçi hayaller geliştirin.

Komşularınıza ve çevrenize katkıda bulunun. ‘Ben’ neslinin aradığı mutluluk, başkalarına yardım etmekten geçer.

Ben Nesli’nde yetişmiş olabilirsiniz ama daha fazla “biz” demek mümkün.

Ebeveynler çocuğuna ‘kendine sevgi-saygı gösterme’ vurgusu yapmamalı. Çocuğunu iyi huylar edinmeyi teşvik etmeli.

Çocuğun her istediğini yapmaktan kaçınmalı. Bu durum, narsist ve egoist bir nesil yetiştirmeyi engelleyebilir.

Hemen çocuğunuzun tarafında olmayın. Öğretmeni ya da bir komşunuz çocuğunuzla ilgili bir şikâyette bulunursa çocuğunuzun da hatalı olma ihtimalini düşünün.

Çocuğunuzun şiddete maruz kalmasını sınırlayın. Şiddet içerikli televizyon programları, filmler, müzik ve video oyunları saldırgan davranışlara neden olabilir.

Kaynak: Zaman / TUĞBA KAPLAN