Artık KE-KE-KE-KE-LEMEYECEKSINIZ!

0
373

Önemli bir araştırma:

Kekemelikle başaçıkma yolları

En sık, erken çocukluk çağında (25 yaşlar) başlar ve bu yıllar hızlı gelişim dönemi olduğu için “gelişimsel kekemelik” diye tanımlanabilir. Bulûğ çağından sonra da devam ederse “kalıcı gelişimsel kekemelik” kabul edilir.

Kekeleme, en basit tanımıyla akıcı konuşma güçlüğü ya da konuşmanın hızını ve ritmini ayarlama zorluğudur. Araştır­malara göre erişkinlerin %1-2’sinde, okul öncesi ve okul çağı çocuk­ların %4’ünde görülür. Daha küçüklerde yapılan bazı araştırmalarda %15’e kadar oranlar öne sürülmüştür. En sık 2-5 yaşlar arasında başlar ve bulûğ çağına gel­meden önce %50-80’inin kendiliğinden ya da tedaviyle kaybolduğuna inanılır. Erkek çocuklarda kız çocuklara göre 2-3 kat daha sık görülür ve erişkin yaşlarda bu fark 5-6 kata çıkabilir, çünkü kızlarda kendiliğinden iyileşme daha fazladır.

Klinikte çeşitli görünümlerde karşımıza çıkabilir. En sık, erken çocukluk çağında (2-5 yaşlar) başlar, bu yıllar hızlı gelişim dönemi olduğu için “gelişimsel kekeme­lik” diye tanımlanabilir. Bulûğ çağından sonra da devam ederse “kalıcı gelişimsel kekemelik” kabul edilir. Bazen beyni etki­leyen hasarlar sonrasında nörojenik tipte, psikolojik travmalardan sonraysa psikoje-nik tipte kekemelik görülebilir.

Kekemeliğin sebebi henüz tam olarak ortaya konmamış, ancak başlamasında ve şiddetinin artmasında rolü olabilecek bir­çok unsur araştırılmıştır. Bu unsurlardan en önemlisi ve en fazla ilgi göreni; beyinde konuşmanın motor kontrolüyle ilgili bölge­lere aittir ve konuşma merkezinin ağırlıklı olarak beynin sol tarafınca yönlendirildiği­nin anlaşılmasından beri, neredeyse 100 yıldan fazladır ileri sürülen bir hipotezdir. Buna göre büyük çoğunluğumuzda ağırlık­lı olarak beyin sol yan ön bölgesinin ko­nuşma kontrolünde daha aktif olduğu, kekeleyenlerde sol tarafın bu kadar güçlü ol­madığı, sağda aynı bölgeye karşılık gelen tarafın eşit seviyede veya daha fazla dene­time kanştığı ileri sürülmektedir. Bugüne kadar yapılan pekçok nörofızyolojik araş­tırma ve görüntüleme çalışması bu bilgiyi doğrulamaktadır. Bunun dışında, konuşma­daki takılmalan pekiştirebilecek başka te­oriler öne sürülmüştür. Meselâ işitme ve konuşma merkezlerinin işbirliğinde aksama, kaygıyı artırıcı sosyal ve psikolojik se­beplerin rolü gibi. Bütün bunlardan daha önemlisi, kişinin irsî yatkınlığıdır. Birinci derece akrabalarında kekemelik görülenler daha fazla risk altındadırlar; üstelik keke­melikte kendiliğinden iyileşme ve kalıcılı­ğa dönüşmenin irsî unsurlarla düzenlendiği bir araştırmada ortaya konmuştur.

kekeme-çocukKonuşma sırasında görülebilecek ve akı­cı konuşmayı önleyen takılmalar çok çeşit­lidir. Kelimelerdeki ilk hecelerin veya bü­tün kelimenin birkaç defa tekrarı, kelimele­ri bölme, sesleri ve heceleri uzatarak söyle­me, cümle içine “Şey, işte…” gibi ifadeler yerleştirme, anlamsız seslerle gırtlağı des­tekleme, kelime yutma, cümle başında ve içinde duraklama ve uzun boşluklar, zorla­nılan kelimeleri daha kolay söylenenle de­ğiştirme, düzeltme, kelimelerin aniden kesilmesi (bloklar) gibi çeşitli takılma örnek­leri vardır. Bunların bazıları çocuğun dil gelişimi sırasında tabiî olarak görülebilir ve ana-babalar tarafından en fazla 18 ay ve 3.5 yaş arasında farkedilir. Bu yaşlar dil ge­lişiminin en hızlı olduğu dönemdir; çünkü çocuk ilk kelimesini söylediği andan başla­yarak erişkinlerinkine benzer dil becerisine ulaşana dek (yaklaşık 8 yaş) devamlı öğ­renmek ve pratik yapmak durumundadır. Aynı şekilde beden ve beyin kapasitesi de erişkin yaşlara göre daha sınırlıdır ve çocuk bütün motor ve zihin becerileri için bu sı­nırlı kapasiteyi kullanmak zorundadır. Ya­ni bir alandaki hızlı gelişim diğer alanlarda zorlanma pahasınadır. Aile içi ve dışındaki bazı episodik ve ânî stresler de pragmatik uyumu iyice zorlar. Bütün bu durumlar kü­çük çocuk için konuşma sırasında takılma­ya yatkınlığı artırabilecek zemin hazırlar. Fakat bu dönemde görülen takılmaların sa­yısı sınırlıdır ve ileri yaşlarda şiddetlen­mesi beklenmez. Takılma yüzdesi olarak tanımlanabilecek, her 100 kelimedeki takılma sayısı 10 veya daha azdır, tekrarla­malar tek hece (tek biri­min) ötesine geçmez ve genellikle ilk hecenin bir iki defa tekrarı veya bütün kelimenin tekrarı şeklindedir. Küçük ço­cuklarda kısa hece tek­rarları, büyük çocuklarda düzeltmeler daha tipiktir.

Bunun yanında durakla­ma, uzatma, araya kelime­ler sokma gibi örnekler de görülebilir. Küçük çocuk ta­kıldığını farketmez veya al­dırmadan geçiştirir, yani bu yüz­den bir gerilim yaşamaz.

Gelişimsel kekemelik görülen çocuklardaki takılmalar bu kadarla sınırlı değildir ve yaş büyüdükçe farklı takılmalar eklenerek akıcılığı daha da bozar. İlk belirti genellikle bütün kelimeden çok ilk hecelerin defalarca tekrarlanmasıdır.

Takılma sıklığının yüksek olması yakından ilgilenmeyi gerektiren önemli bir uyarıcıdır. Bu noktadaki çocuk, konuşmasındaki problemin farkındadır ama henüz şaşkınlık yaşamaktadır. Çocuk büyüdükçe hece tekrarlan, uzatmalar, du­raksamalar, boşluklar, düzeltmeler, eksik söylenmiş kelimeler daha sık görülmeye başlar, konuşma anında gerginlik ve acele­cilik iyice yerleşir, konuşmanın akıcılığı artık hayli bozulmuştur. Takılma korkusu­nun meydana getirdiği fizyolojik (otonom) uyanlma gırtlak kaslannda gerilmeyi daha da artırarak hastanın takılmasını bir kısır döngüye sokar, üstelik bu gerilme sebebiy­le sesin kalitesinde bozulma ve tizleşme görülebilir. Bütün bunlar kekelemede kalı­cılığa işaret eden önemli ipuçlandır. Deri evrede konuşma sırasında blokajın ilk işa­retleri kendini göstermeye başlar. Blokajın sebebi gırtlaktan hava akımının bozulması ve fonasyonun (ses çıkarmanın) gecikmesi-dir. Blokaj, kekeleyen hastanın konuşma çabasında gözlenebilir. Çocuk aniden durur ve yeniden başlar; sanki ağzını açmakta zorlanıyormuş gibidir ve bu gerginlik yü­zünde farkedilir. Kekeleyen çocuk bu blo­kajın önüne geçmek için takılacağını his­settiği anda kelime akışına “destek” sesler ekleyerek gırtlaktan hava akışını ve ses çı­kışını kolaylaştırmaya çalışabilir. Artık ke­kelediğinin farkında olmakla kalmayıp bu­nun huzursuzluğunu da yaşamaktadır. Ha­va akışını ayarlama güçlüğü yanında zor­lanmaya bağlı yüz hareketleri, dudaklann ânî kapanması, dilin dışarı çıkması, çenede titreme, boyun kasma, başını geriye atma. el ve ayaklarda çırpınma davranışlan da tabloya eklenebilir. Belirtilerin yoğunlaş­ması zamanla kendini sosyal etkileşimde de gösterir, artık çocuğun hayatında “din­leyenin reaksiyonları” da sözkonusudur. Dinleyenin rahatsızlığı, müdaheleciliği ve­ya alaycılığı gibi çevresel tepkilerin herbiri çocuk için diyaloga girmekten kaçınma se­bebidir. Kekeleme artık sosyal ilişkileri ve hayat tarzını etkiler, çocuğun (ergenin) kendilik imajını büyük oranda zedeler. Ko­nuşmaya dayalı faaliyetlerden. Bedelleri pahasına uzak durulur.

Özetlenen bu klinik tablo her çocukta aynı şiddette gözlenmez, kekelemenin ev­resine göre belirtiler ve şiddeti değişebilir ama kekeleyen çocuğa erken yaşlarda ya­pılacak yardımın daha ağır bir problemi önleyeceği unutulmamalıdır.

Gelişimsel kekemelik konuşma akıcılı­ğını etkileyebilecek, hatta doğrudan keke­melik sebebi olabilecek başka durumlar­dan ayırdedilmelidir. Meselâ nörojenik kekemelik altta yatan bir beyin hasan so­nucu gelişir, beraberinde başka nörolojik belirtiler de eşlik edebilir; ânî başlar, tek­rarlar ilk heceden çok bütün kelimenin tekrarı şeklindedir. Zorlanma daha azdır, sosyal kaygı ve kaçınma davranışlan bek­lenmez. Psikojenik kekemelik emosyonel travmalar sonrası aniden başlar, ilk hece­ler veya vurgulu heceler tekrarlanır, takıl­malara karşı aldırmazlık gözlenir ve takıl­malar günden güne değişiklik sergilemez.

Tedavi yaklaşımı çok yönlüdür. Bütün konuşma bozukluklarının tedavisi, hasta­nın hayat kalitesi de hesaba katılarak planlanmalıdır. Bu bozukluklarda asıl olan konuşma terapisidir. Hastanın zor­luklarını hedef alan bazı konuşma terapisi teknikleri, konuşmayla ilgili merkezlere odaklanan biofeedback (biyolojik geri bil­dirim) yöntemleri tedavide denenmektedir. Ayrıca dopamin antagonisti olan, se­rotonin yıkımını önleyen ve başka etki mekanizmaları olan kimi ilaçların hem gelişimsel tip, hem de nörojenik tip keke melikte bazı hastalarda bir dereceye kadar fayda sağlaması kekemeliğin organik se­bepli olabileceği düşüncesini destekle­miştir. Bu ilaçların sağladığı faydalara ilâ­veten çeşitli beyin görüntüleme çalışmalarında ulaşılan sonuçlara göre, beyinde sözel ifade becerisiyle ilgili alanlarda bir “hiperdopaminerji (aşırı dopamin varlı­ğı)” durumunun kekelemeden payı olabilir.

Konuşma becerilerinin desteklenmesi dışında çocuğun kendi konuşmasıyla ilgili duygu, düşünce ve tutumları da öğrenilme li ve problemlere uygun tedavi yöntemle­riyle yardımcı olunmalıdır. Bütün konuşma güçlükleri iletişimde bozulmaya yol açar­lar. Depresyona yol açacak derecede kendi­lik imajını (özgüveni) bozabilir, sosyal fo­biyle karışacak derecede sosyal kaygı durumu meydana getirebilir. Onun için iyi bir psikiyatrik değerlendirme yapılarak eşlik edebilecek ruhî bozukluklar tedavi edilme­lidir. Her durumda çocuğun tedaviden gö­receği fayda, kendi kapasitesine ve alacağı yardıma bağlıdır.

Dr. Serap ÜZÜMCÜ