Onlar Vazgeçmediler ve Sonunda Başardılar

0
618

Bir İngiliz kadını bir gün Lord Northcliff´e dedi ki: “[Geçen asrın ünlü İngiliz yazar ve şairi] Thackerey bir sabah gözlerini açtı ve kendisini meşhur bir adam olarak buldu.”

Lord Northcliffe şu cevabı verdi: “Thackerey a sabah yataktan kalkıp kendisini meşhur bir adam olarak gördüğü âna kadar, on beş sene her gün sekiz saat yazıyordu.”

Shakespeare de şöyle dedi: “Biz, rüyaların üzerine bina edilen malzemeden oluşuruz.” Tarih, inandıkları rüyalarının hakikat olması için yılmadan, usanmadan, azimle çalışan ve başarıya ulaşan insanlarla doludur.

Londra´daki ünlü British Museum´da (İngiltere Müzesi) Thomas Grey´in “Elegy Written in a Country Churchyard” başlıklı şiirinin yetmiş-beş ayrı kopyası teşhir edilir. Grey, üç, beş, on defa değil, kelimeleri, mısraları 75 (evet yetmiş-beş) defa değiştirip yazdıktan sonra tatmin olabildi.

Franklin D. Roosevelt çocuk felcine (polio) yakalandı. Ama azmetti, dört defa ardı ardına Cumhurbaşkanı seçildi; “sakat bir insan” olmasının Amerika´nın ve dünyanın liderliğini üstlenmesine engel olamayacağını gösterdi.

İngilizler´in büyük şairi John Mil ton (1608-74), Paradise Lost (Kaybolmuş Cennet) adlı abidevî eserini yazdığı zaman tamamen kördü. Sekreterleri kızları idi; babalarının dikte ettirdiklerini yazmakla kalmıyor, onun danışmak istediği yazarların kitaplarından sesli okuyorlardı. Eski Yunan ve Lâtin yazarlarının kitaplarını okumak onlar için zor olmalıydı, zira kızların bu eski dilleri iyi bilmedikleri söylenir.

Amerika´nın Kansas City şehrindeki bir gazetenin editörü, bir gencin göstermek istediği resimlere baktıktan sonra başını salladı. Gazetede iş isteyen bu genci reddetmekle kalmadı, ona, zerrece resim kabiliyetinin bulunmadığım da söyledi.
Kendisine sonsuz güveni olan sanatkâr, başka kapıları çaldı ise de, netice hep aynı idi: kimse kendisinde kabiliyet görmüyor, iş vermiyordu. Nihayet, kiliselere malzeme satan bir firmada iş buldu. Yapacağı şey, firmanın, satmak istediği malzemelerin resimlerini çizmekti. Genç, farelerin cirit attığı bir garaj kiralayarak çalışmaya başladı. Bu arada, şuna buna satmak için de resimler çiziyordu, ve yaptıkları nihayet pazar da bulmaya başladı.
İşte, Walt Disney, film hayatına farelerle dolu bu garajdan başladı. Sadece kendisi değil, ilhamını garajdaki farelerden aldığı Mickey Mouse da ölmezliğe kavuştu. ……..

[quote_box_center]Tamamen kör ve sağır olmasına rağmen Bn. Helen Keller ünlü bir yazar ve hatip oldu. Acı ve ızdırap içinde sızlanmak yerine, handikaplarına rağmen tam bir hayat sürdü; hattâ Redcliffe Koleji´ni en üstün derece ile bitirdi.
Bn. Keller, derin bir hümor hissine sahip olduğunu da bir gün Harvard Üniversitesi´nde konuşurken gösterdi. Bn. Keller, konuşmasına şöyle başladı: “Siz gençler benden çok daha talihli insanlarsınız. Zira bendeki bir eksiklik hiç birinizde yok.”
Hatip, bu sözlerinden sonra biraz durakladı, ve Harvard´lı gençler, bu kör yazar ve hatip kadın nâmına üzülmeye başlamışlardı ki, Bn. Keller sözlerine devam etti: “Çünkü benim dişlerim takma.” Gençler, Helen Keller´in bu sözlerini çılgınca alkışladılar.[/quote_box_center]

Eski Yunanistan´ın ve dünyanın en büyük hatiplerinden biri olan Demosten, konuşabilmek için önce kekemeliğini yenmek zorunda kaldı.

Amerika´da, İngilizce´nin en büyük lügat kitabını yazan Noah Webster, (Webster´s International Dictionary), bu iş için 22 sene çalıştı.

George Bancroft, The History of the United States (Birleşik Amerika´nın Tarihi) adlı büyük eserini 26 yılda tamamladı.

[quote_right]İngiliz tarihçisi Edward Gibbon da, Decline and Fail of the Roman Em-pire (Roma İmparatorluğunun Gerileyiş ve Çöküşü) adlı abidevî eserini 26 yılda bitirdi, ve kendi otobiyografi´sini de dokuz defa yeniden yazdı.[/quote_right]

Victor Hugo, Notre-Dame de Paris adlı eserini tamamlayabilmek için giyeceklerini bir sandığa koydu ve bir arkadaşına verdi; kitap bitmeden geri getirmemesini ısrarla söyledi.

Eski Romalı şair Virgil, Aeneid adlı eserini dokuz senede tamamladı.

Alexander Dumas, 40 sene, günde 16 saat yazdı. Ernest Hemingway, İhtiyar Adam .ve Deniz adlı kitabının müsveddelerini yayımcıya göndermeden önce sekiz defa gözden geçirerek düzeltti.

[quote_box_right]Beethoven, her musiki parçasını, en azından on iki defa yazdı.[/quote_box_right]

İskoçya´lı sahne artisti Sir Harry Lauder “Roamın´in the gloamin´” adlı şahane şarkısını, kendisini tatmin edecek tarzda sahnede söyleyebilmek için on-bin (10,000) defa tekrarladı.

Fransız kompozitörü Maurice Ravel bir piyano konçertosunu tamamlamak için günde oniki saatten iki yıl çalıştı.

[pull_quote_left]Polonyalı ünlü kompozitör ve piyanist Ignace Paderewski, mesleğinin zirvesine eriştiği yıllarda dahi her gün sekiz saat piyanoda pratik yapıyordu. Bir gün bir gazeteciye dedi ki: “Eğer bir gün pratik yapmazsam, ben bunu hisseder ve görürüm. Eğer iki gün pratik yapmazsam, dostlarım hisseder ve görür. Eğer üç gün pratik yapmazsam, dinleyicilerim hisseder ve görür.”[/pull_quote_left]

Leonardo da Vinci, ünlü eseri “Son Yemek” tablosunu on senede tamamladı. O tarihlerden gelen yazılara göre, artist, bazen kendisini öylesine önündeki işe veriyordu ki, günlerce yemek yemesini unuttu. Dünyadaki oniki büyük tablodan biri sayılan “The Last Judgement” (Son Hüküm) Michel-angelo´nun sekiz senesini aldı.

[pull_quote_center]Avrupa´nın ilk şairi eski Yunanistanlı Homer kördü; şarkılarını sokaklarda söyledi; ağzı, çok defa, ekmekten ziyade zengin mısralarla dolu idi.[/pull_quote_center]

Büyük Alman Dramatisti Sebiller, en büyük trajedilerini dayanılmaz fizikî rahatsızlıklar içinde kıvranırken yazdı. Sıhhati son derece bozulan ve ölmek üzere bulunduğu söylenen Handel, kendisini ölümsüzlüğe kavuşturan büyük eserini yazdı. Mozart, büyük operalarını ve son eseri Reguiem´i borç ve hastalık içinde kıvranırken yazdı. Beethoven, hemen hemen tamamen sağırlaştığı yıllarda en büyük eserlerini ve bu arada, belki de dünyanın en büyük senfonisi “Dokuzuncu Senfoniyi yazdı. Schubert, kısa fakat parlak bir hayattan sonra otuz iki yaşında öldüğü vakit geride bıraktığı yegâne malı, musiki müsveddeleri, giydiği elbise ve çamaşırları ile altmış-üç florin para idi.