Başarı Yolunda Manevi Dinamikler

0
404

1. Hedef insanın rehberidir

Başarının ilk işareti ne istediğini bilmektir. Hedefi olan kimseler, kendi değerlerini tayin eder ve onlara göre yaşar. Tarihin karanlığına gömülmeyen bütün buluş ve icatların arkasında hedefini belirlemiş bir kişilik yatar. Şahısları başıboş dolaşmaktan hedefleri kurtarır. Bir hedef tespit edip ona ulaşmak için çalışanın enerjisi artar. Hedefi belirleyip kendimizi o hedefe adarsak başarılı oluruz. İstanbul’un Fatih semtinin Sinanağa Mahallesindeki “Sanki Yedim Camii” küçük birikimlerin hedefe odaklanınca neler yapabileceğinin güzel bir örneğidir. Osmanlı eşrafından Keçeci Hayrettin Efendi ismindeki bir zat, bundan 300 sene önce, canı fazladan yeme-içme-kıyafet gibi şeyler isteyince yemeyip bedelini sabırla biriktirerek bu camiyi inşa etmiştir.

Karıncaya sormuşlar: “Nereye gidiyorsun böyle acele acele?” Cevap vermiş: “Kabeye gidiyorum.” Gülmüşler: “Sen oraya varamazsın ki!” Yiğit karınca tekrar cevap vermiş: “Yolunda ölürüm ya…” Evet hedef bir ufuktur; ya varılır, ya varılmaz. Fakat hiç olmazsa o yolun yolcusu olmak gerekir.

2. Mutluluğun Sırrı

Bir tüccar mutluluğun sırrını öğrenmesi için oğlunu bir bilgeye gönderir. Oğlu da, bilgenin sarayına giderek onunla görüşür, ona ziyaret sebebini anlatır. Bilge mutluluğun sırrını açıklamaya zamanı olmadığını belirterek gencin eline içinde iki damla yağ olan bir kaşık verir ve gidip iki saat sarayı dolaşmasını, sonra da geri gelmesini ister. Ayrıca kaşığı elinde tutmasını ve yağı dökmemesini de… Genç, gözünü kaşıktan ayırmadan sarayın içinde dolaşır. İki saat sonra da bilgenin huzuruna yağı dökmeden gelir. Bilge ona şu soruyu sorar: “Gezerken yemek salonundaki acem halılarını, bahçıvanın on yılda meydana getirdiği güzel bahçeyi… Fark ettin mi?” Genç utanarak bunları fark etmediğini söyler; çünkü o kendisine verilen iki damla yağı dökmemeye yoğunlaşmış ve başka hiçbir şeye dikkat etmemiştir. Bu sefer bilge şöyle seslenir: “Git! Sarayımın muhteşemliğini gör; oturduğu evi tanımayan bir insana güvenilmez.” Bunun üzerine genç tekrar sarayı gezer. Bu kez duvarlardaki sanat eserlerine, bahçelere, çevredeki dağlara, etraftaki çiçeklere bakar. Sonra bilgenin yanına döner. Gördüğü güzellikleri anlatır; fakat bu sefer de yağı dökmüştür. İşte o zaman bilge altın öğüdünü verir: “Mutluluğun sırrı, dünyanın bütün harikalarını görmektir; ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan. Bir çoban gezmeyi sevebilir; ama koyunlarını asla unutmaz…” Kaşıktaki iki damla yağ kişinin görev ve sorumluluklarıdır. Ancak bu iki terazi kefesini dengeleyebilirsek iç özgürlüğe ve mutluluğun sırrına kavuşabiliriz.

3. Hücrelere kadar motivasyon

Bir gün, Fatih’in annesi Hüma Hatun, genç oğlu Sultan Mehmed’in yatağının her zaman düzgün olduğunu görünce oğlunu ikaz eder: “Şehzadem, yatağınızı siz toplamasanız da her sabah hizmetçiler toplasa, böylece yorulmamış olursunuz.” Sultan Mehmed odasının camından İstanbul’a bakarak şu ölümsüz cevabı verir: “Canım anam, ben o yatağa 6 aydır girmedim.” İşte o Fatih ve askeridir ki; İstanbul’u fethetmeye muvaffak olur. İnsanlar hedeflerine bu derece motive olunca 6 gün değil, 6 hafta değil, 6 ay uykusuz kalmayı göze alabilir. Fatih, öyle motive olmuştur ki; onu durdurabilecek gücün, sadece ondan kuvvetli olması yetmez.

4. Olumlu insanlarla nefes almak

Özellikle küçüklük dönemlerimizde çok kolay etkileniriz. Beyinlerimiz donmamış beton, gözlerimiz son model kamera gibidir. Beyin tekrar tekrar söylenen her şeye inanır, büyüklerimizin söyledikleri hemen her şeyi gerçek olarak kabul ederiz. Araştırmalar ebeveynlerin çocuklarına söyledikleri her olumlu şeye karşılık, ortalama on olumsuz şey söylediklerini gösteriyor. Milyonlarca Türk bazı şeyleri başaramayınca kendilerini arabesk müziğin kollarına bırakır. Müslüm baba “kul kaderini yaşar. Bahtına ne çıkarsa” der. Ben diyorum ki; “başına gelen her şeye senin bir katkın var”. Orhan baba “batsın bu dünya, bitsin bu rüya” der. Ben diyorum ki; “her insan başarı için gerekli iç kaynaklara sahiptir, sen de yapabilirsin”. Mapus şarkıları “dertlerin kalktıysa şaha, bir sitem yolla Allah’a” der. Ben diyorum ki; “Sorunlar karşısında sitem etme, sorun çözücü sistemler geliştir.”

Olumsuzluktan uzak durun!

Bizi olumsuz olarak etkileyen insanlardan, haberlerden ve müziklerden uzak durmalıyız. ABD’nin ünlü çelik kralı Andrew Carnegie her sabah kendi basın danışmanına hazırlattığı ve adına “pembe gazete” dediği bir gazete okurdu. Bu gazetede olumsuz haberler yer almaz yada en hafifletilmiş halde yer alırdı. Bununla birlikte moral verici ve iyimserlik duygusu oluşturan haberler bol bol yer alırdı.

5. İnanmak yoksa başarmak da yok…

Bir şeyi yapmayı aklına koyan ve gerçekten inanan insan, verdiği bu kararla engelleri aşarak hedefine ulaşabilir. Meşhur Fransız komutan, Napolyon’un literatüründe “imkansız” kelimesi yoktu. Hatta bir oturumda bu kelimenin lügatlerden çıkarılmasını istedi. Onun en çok nefret ettiği kelimeler şunlardı: “Bilmiyorum, yapamam, mümkün değil.” Israrla şunu söylerdi: “Öğrenin! Yapın! Tecrübe edin!

İnanç ve çalışmak

İnanç başarının sac ayaklarından biridir. İnancı destekleyen en kuvvetli dayanaklardan biri çalışmaktır. Amerika’da eskiden kayığı ile yolcuları nehrin bir kenarından ötekine geçiren yaşlı bir kayıkçının iki küreğinden birinde “inanç” diğerinde “çalışmak” kelimeleri yazılıydı. Kayıkçıya küreklerinde niçin bunların yazdığı sorulduğu zaman demiş ki: “Nehirde karşıdan karşıya geçmek için her iki küreğe de ihtiyacımız var. Çalışmaksızın inanç veya inançsız çalışmak, sizi bir dairede hedefsiz döndürür durur. Hayat yolumuzdaki seyahate bir tek kürekle çıkmak, nehri tek kürekle geçmeye çalışmaktan farksızdır.

6. Önce anlamaya çalış, sonra anlaşılmaya…

Bir gün iki kardeş kavga eder. Hiç kimse onların arasını bulamaz. Nihayet bunu Mevlana duyarak onlara der ki: “Allah insanları iki çeşit yaratmıştır. Biri toprak gibi ağırdır. Hareketi mümkün değildir. Diğeri su gibi latiftir. Daima bir meyilden aşağı akar. Toprağa karışır.

Orası bir gül bahçesi haline gelir. Gülfidanları meyveli ağaçlar ve çiçekler yetişir. Ama su, toprağa akmazsa bunlar olmaz. Şimdi kardeşin toprak gibi yaptı, yerinden kımıldamadı, barışmaya razı olmadı. Su yerinde sen ol! Onun önüne ak. Sulh ile tevazu göster.” Anlatılana göre daha sonra bu iki kardeş barıştılar. Birbirlerini anlamaya çalıştılar ve anladılar da… Anlayamazsak nasıl anlaşabiliriz ki?

7. Hatalar başarıyı öğretici yollardır

Eğer başarısız olmuşsanız veya hata yapmışsanız, yeniden denemekten korkmayın. Başarısızlığı da bir öğrenme deneyimi olarak görmeliyiz. Fortune Dergisi’nin bir araştırmasına göre; çoğu kimse başarıya ulaşmadan önce o konuda ortalama yedi defa başarısız olmuştur. Hiç hata yapmayan kişi, genelde hiçbir şey yapmayandır. Hata yapmamanın iki nedeni olabilir: Birincisi, iş yapmayanlar hata yapmaz. İkincisi, risk almaktan çekinenler hata yapmaz. Hata yapmayan insan yoktur. Kişinin insanlıktaki derecesi, hatasını kabul ve düzeltmek için gösterdiği gayret ve titizlikle ölçülmelidir.

8. Zamanı etkili kullanmalıyız

Gerçekten başarılı insan olmak ve her zorluğun üstesinden gelmek istiyorsanız mutlaka iyi bir zaman yöneticisi olmak zorundasınız. Düşünün ki; her gün 24 altınınız var ve bunu kullanmak sizin elinizde. Her gün 2 saatinizin boşa gitmesi, ayda 60 saatinizin heba olması demektir. Ayda 60 saatte iki yıl devam edilerek çok rahat bir yabancı dil öğrenilebilir veya 300 sayfalık 144 kitabı bitirebilirsiniz.

9. Yeter ki azmedin…

Şimdi size başarı kulvarında yol alırken işleri hep aksi giden birinin yaşam özetini vereceğim. Neredeyse tüm dünyanın tanıdığı bu kişi hayatında 52 yaşına kadar pek bir başarı sağlayamamış birisidir. Ama önüne çıkan engellerin hiçbirisi onu yıldırmamış.

21 yaşında kurduğu işte başarısız oldu ve battı.
22 yaşında bir yasama seçimini kaybetti.
24 yaşında işinde tekrar başarısız olarak iflas etti.
26 yaşında karısı vefat etti.
27 yaşında ruhsal bunalıma girdi.
34 yaşında kongre seçimlerini kaybetti.
45 yaşında senato seçimlerini kaybetti.
46 yaşında kongre seçimlerini yine kaybetti.
47 yaşında başkan yardımcısı seçimlerini kaybetti
49 yaşında tekrar senato seçimlerini kaybetti.
52 yaşında ABD Başkanı seçildi.

Bu kişi; ABRAHAM LİNCOLN’ dür.

Yanlış düşünceleri bırakın! Elimden bir şey gelmez anlayışı, bizi çok kolay bitiren bir anlayıştır. İçimizdeki tüm olumlu arzuları söker alır. Elinizden niye bir şey gelmesin? İradeniz yok mu? Kötü şartlanmalarımızı kıralım. “Kaderim böyle”, “Her şey kötü”, “Şanssızım”. Gibi basmakalıp düşüncelerle olaylara yaklaşırsak kesinlikle yanlış yapmış oluruz.

10. Siz neden yapamayasınız?

Necdet Turan görme özürlü olduğu halde, 3 bin metre yüksekliğindeki Kaçkar Dağı buzuluna çıkabilmiştir. Fakir ve köylü çocuk Adnan Kahveci Amerika’da eğitim görmüş ve Ülkemizde bakanlık yapmıştır. Unutmayalım, değiştirebileceğimiz tek kişi kendimiziz. Değişim her zaman içten dışa doğru olmalıdır. Başkalarını değiştirmeye çalışanlar; çoğu zaman ilk önce kendilerini değiştirmeyi unuttukları için, başarısız olurlar.