Başarı Yolunda Sabır ve Kararlılık Örnekleri

0
10628

“Biz, rüyaların üzerine bina edilen malzemelerden oluşuruz” diyen William Shakespeare ne kadar güzel söylemiş. Gerçek­ten tarih galerisi, gördükleri rüyaların hakikat olması için yılmadan, usanmadan, sabırla çalışıp başarıya ulaşan kararlı insan portreleri ile doludur.

İşte hayat serüvenlerinde sabır ve kararlılığın meyvesini devşirenlerden birkaç örnek:

Londra’daki ünlü British Museum’da Thomas Grey’in “Elegy Written in a Country Churchyard” başlıklı şiirinin yet­miş beş ayrı kopyası teşhir edilir. Grey, üç, beş, on defa değil,

kelimeleri, mısraları 75 defa değiştirip yazdıktan sonra şiirinin güzel olduğuna karar verip tatmin olabilmiştir.

* * *

ingilizlerin büyük şairi John Milton (1608 1674), “Paradise Lost” (Kaybolmuş Cennet) adlı abidevî eserini yazdığı zaman tamamen kördü. Milton, bu güzel kitabı yazarken sekreterliğini kızları yapıyordu. Kızlar sadece babalarının dikte ettirdikleri sözleri yazmakla kalmıyorlar, onun danışmak istediği yazar­ların kitaplarını da okuyup babalarına yardımcı olmaya çalışı­yorlardı.

* * *

[quote_center]George Bancroft, “The History of the United States” (Birleşik Amerika’nın Tarihi) adlı büyük eserini 26 yıllık çileli bir emekten sonra tamamladı.[/quote_center]

* * *

Amerikan İngilizcesinin kendine özgü bir canlılık kazan­masında önemli rol oynayan ABD’li sözlük yazarı Noah Webster (1758-1843) 1807’de İngilizcenin en büyük lügati olan “American Dictinory”yi yazmaya başlamış, kitap 1928’de yani Webster 70 yaşındayken yayınlanabilmişti.

* * *

Orta sınıf gerçekçi tiyatrosunun kurucularından, oyun yazarı ve romancı Alexander Dumas, çok çalışkan velud bir yazardı; Dumas 40 sene boyunca, günde 16 saat yazdı.

* * *

[pull_quote_center]Ünlü Fransız romancı Victor Hugo (1802-1885), “Notre Dame de Paris” adlı kitabını yazmaya başladığında, eserine yoğunlaşıp onu tamamlayabilmek için bütün giyeceklerini bir sandığa koydu ve bir arkadaşına verdi ve ona kitap bitmeden onları getirmemesi için sıkı sıkı tembihledi.[/pull_quote_center]

* * *

Franklin D. Roosevelt gençliğinde çocuk felcine yaka­lanmıştı ve yürüyemiyordu. Ama bu durum onun için bir engel teşkil etmiyordu. Ve Roosevelt azmi sayesinde dört defa ardı ardına Amerika Cumhurbaşkanı seçildi.

* * *

Gelmiş geçmiş bestecilerin en büyüklerinden biri kabul edilen Ludwig van Beethoven (1758-1828), her musiki parçasını, en az on iki defa yazdığı bilinmektedir.

Ayrıca Beethoven “Dokuzuncu Senfoni” dahil en güzel eserlerini hemen hemen tamamen sağırlaştığında yazdı.

* * *

[quote_box_center]Polonyalı ünlü kompozitör ve piyanist Ignace Paderewski, mesleğinin zirvesine eriştiği yıllarda dahi her gün sekiz saat bıkmadan çalışarak piyanoda pratik yapıyordu. Bir gün niçin bu kadar çok çalıştığını soran gazeteciye verdiği cevap çok düşündürücüdür: “Eğer bir gün pratik yapmazsam, ben bunu hisseder ve görürüm. Eğer iki gün pratik yapmazsam, dost­larım hisseder ve görür. Eğer üç gün pratik yapmazsam, din­leyicilerim hisseder ve görür.”[/quote_box_center]

* * *

Eski Yunanistan’ın ve dünyanın en büyük hatiplerinden biri kabul edilen Demostenes’in ne kadar ilginçtir ki çocukluk yıllarında kekeme olduğunu biliyoruz. Fakat o devamlı egsersiz yapa yapa bunu aşmasını bilerek büyük bir hatip olmayı başardı.

Ünlü müzik dâhisi Mozart, en büyük operalarını ve “Re­quiem”! borç ve hastalık içinde kıvranırken yazdı. Yöne böyle imkansızlıklar içinde kıvrandığı günlerin birinde birkaç altın mükafat alırım ümidiyle yeni bestelediği bir parçayı Kont Arno’ya götürdüğü zaman “dilencilik, serserilik, parazitlik” yapmakla suçlanmış, tekme ile kovulmuştu.

* * *

Meşhur Fransız ressam Cesar Ducornet’in doğuştan iki kolu yoktu. Ancak resme karşı büyük kabiliyeti olan Ducornet, daha küçük yaşlarda ayak parmağı ile tuttuğu kömür parça­sıyla resimler çizerdi. Sonra Paris’e giderek resim öğrenimi gören Ducarnet ünlü bir ressam olarak sanat tarihindeki haklı yerini aldı.

[quote_left]Büyük Alman dramatisti Schiller, en büyük trajedilerini dayanılmaz fiziki rahatsızlıklar içinde kıvranırken yazdı.[/quote_left]

* * *

Avusturyalı besteci Franz Schubert, kısa fakat parlak bir hayattan sonra otuz yaşında öldüğü vakit geride bıraktığı yegane malı, musiki müsveddeleri, giydiği elbise ve çamaşırları ile 63 florin para idi.»