Sosyal bilimcilerin çalışma alışkanlığı kazanması başarıları için önemli bir şarttır. İşte başarılı bir sosyal bilim adamının çalışma alışkanlığının nasıl olması gerektiği üzerine.

Rus besteci Çaykovski, bir mektubunda kendi çalışma disiplini üzerine şöyle yazmış:

Daima çalışmalıyız. Kendine saygısı olan bir sanatçı ‘havamda değilim’ diyerek ellerini kavuşturup oturamaz. Havaya girmek için çabalamak yerine ilham gelsin diye beklersek, çabucak miskinleşir ve hissizleşiriz. Sabırlı olmalıyız ve ilhamın yalnızca gönülsüzlüklerine gem vurmasını bilenlere geleceğine inanmalıyız.

Çaykovski’nin bahsettiği bu ertelemecilik yalnızca sanatçılara özgü değil. Sosyal bilimcilerde sık görüldüğünü düşündüğüm çok okuyup yalnızca havasında olduğu zaman yazma probleminin kaynağına işaret ediyor Çaykovski.

Lisans öğrencileri ödevlerini son dakikada yazmaya başlıyor; yüksek lisans ve doktoradakiler için tez süreci, uzun okumaların yapıldığı cennet ile tezin -maalesef- yazılması gerektiği cehennem arasında savrularak geçiyor. Öyle ki bu kesimler arasında “Doktora öğrencisine tezin nasıl gidiyor diye sorulmaz!” şakalaşmaları doğmuş.

Hayatını kazanmak için tam zamanlı çalışmaya mecbur olan öğrenciler bir kenara, sosyal bilimcilerin üretmek yerine okumayı çok daha eğlenceli ve tercih edilesi bulduğuna şüphe yok.

Düzenin üniversiteleri, bir sosyal bilimler bölümüne yerleşen genç aydın adayının üzerine yüzlerce kitap ve binlerce sayfa boca ediyor. Ama bunca bilgi arasında belki de en temel bilgi olan bir aydının disiplinli bir şekilde üretmeyi nasıl sürdürebileceğine dair neredeyse hiçbir şey yok.

Gerçekten de, sosyal bilimlerde disiplinli bir çalışma nasıl olur?