Beden Dili Denen Olay

0
174

Saddam yakalandı. Tüm televizyon kanallarında saç sakal birbirine karışmış, bir adamın görüntüleri herşeyi ifade ediyordu. Çaresizliği ve bir bitişi. Diğer yandan sahip olduğu muazzam teknoloji ile, ne hava kuvvetleri, ne deniz kuvvetleri olmayan bir ülkeye karşı acımasızca, sebebi bile bilinmeyen bir savaşdan zaferle çıkmış komutan edasıyla, parlayan gözlerle Mr. W. Bush yine televizyonlarda boy gösteriyordu.

O da galibiyeti gösteriyordu. Bu şekilde beden dilimizi istesek de istemesek de her zaman
kullanırız. Bu toplumda yaşamanın gereğidir. Çevremizdeki insanlarla da ilişki kurarız. Onlardan oluşturduğu olaylar, farklı davranışlar karşısında duygularımıza engel olabiliriz, maske takarız ama beden dilimize engel olamayız. Çünkü her davranışın bir yapısı vardır ve bu yapı, öğrenilebilir. Bizde beden dili sayesinde karşımızdaki insanın iç dünyasını anlayamaya çalışırız. Çoğu zamanda kullandığımızın farkında bile olmayız.

Düşündüklerimizi ifade eden kelimeleri değiştirme şansına sahip olmamıza rağmen, beden dilimizi değiştiremeyiz. İnsan gülmeden, ağlamadan yaşayabilir mi?

Bir örnek vermek gerekirse, işlerimizden yada maddi imkansızlıkdan dolayı, çok sıcak bir yaz günü, beş yıldızlı tatil köyüne yaptırdığımız reservasyonu iptal ettirmemiz halinde, canımız sıkılır. Kaşlarımız
çatılır. Hatta bazı bayanlar işi daha da büyütüp, ağlamaya bile başlayabilirler. Bunu gören biri karşı taraf hiçbir şey demese bile, olumsuz durumu kolayca anlar.

Frekans yada elektrik olayında, insanlar belki de beden dilini anlatmaya çalışıyorlar. İlk defa karşılaşan kız ve erkekler, bir müddet sonra “Nasıldı?”diye soran birine bazen “-Elektrik alamadım.”ya da “Kanım ısınmadı.”diye cevap verirler. Bu ilk etkileşimdir. Bunda etkili olan faktörler, beden dili, kişinin görünüşü, karşılaşma sırasında sarfettiği sözlerdir.

Beden diline önem veririz. Bu dilin beraber yaşadığımız eşimiz, çocuklarımız tarafından algılanması bizi sevindirir. Yani gözlerimize bakarak, vermek istediğimiz mesajın alınmasından hoşnut oluruz.
Bakışlar kişiden kişiye değişse bile, yakın ilişki içinde bulunduğumuz kişiler bunu gayet iyi anlarlar.

Bir de şunu düşünün. Yeni doktor ya da öğretmen oldunuz. Anadolu’nun bir kasabasına tayin ediliyorsunuz. Bu tayin olayı ile akraba ve yakın çevre ortamından uzaklaşıp, hiç bilmediğimiz, size yabancı gelen başka türlü gülen, başka türlü ağlayan insanlar arasına düşmüşsünüz demektir. O zaman “yalnızlık” çekersiniz. Hem beden dilinizi anlamazlar, hem iletişim sorunu yaşarsınız. O zaman insan belki de beden dilinin ve iletişimin değerini daha iyi anlayabilir.