Yaşamınıza sahip çıkmak, geçiş dönemlerinde ayrı bir önem kazanır. Bir kariyeri geride bırakmak, emekli olmak, yeni bir ilişkiye başlamak, yeniden bekar olmak için bir ilişkiyi bırakmak, anne-baba olmak ya da çocuklarınızı büyüttükten sonra bir anda yalnız kalıvermek- tüm bunların hepsi bizim dengemizi bozacak ve bizi hayatlarımıza yeni bir yolla yeniden sahip çıkmamız konusunda zorlayacak geçiş törenleridir. “Ben gerçekten kimim?” sorusu bir kez daha gündeme gelebilir.

Hayatın tüm bu geçiş dönemlerine sahip olduğumuz bir inançla karşılık verebiliriz: Kendimizi diğerlerinden daha mı aşağıda, daha mı üstün ya da onlarla eşit olarak mı görüyoruz? “Daha yetersiz” veya “daha iyi” duygusu arasında bocalayabiliriz. Her birimizin imtiyazlı bir varsayımı vardır. Yaşamınızı şöyle bir düşünün. Özellikle zor zamanlarda bakış açınız nasıldı?

Daha fazla açıklamak gerekirse, egomuz dünyada bir yere sahip olduğumuzdan emin olmak ister. Özel olmaya ihtiyaç duyar. Ego tamamen güvende ve iyi hissetmek üzerine kuruludur. Değerimizi doğrulatma derdinde olduğundan, ego, yargılayıcı olabilir. Değerimizin onaylanması söz konusu olduğunda hem kendimizi hem de başkalarını yargılayabiliriz. Bir başka deyişle, eğer kendimizi başkalarıyla kıyaslıyor ve akabinde kendimizi yargılıyorsak, egonun topraklarındayızdır.

Üç kız kardeşin sonuncusu olarak rekabeti erken yaşta öğrendim. Kız kardeşlerim gibi olmayı ve onlar ne yapıyorsa aynılarını yapabilmeyi çok istedim, onlar benden 4-5 yaş büyük olsalar bile. Gerçek şu ki duygusal, fiziksel, akli ya da sosyal olarak hiç bir alanda onları yakalayamadım. Buna bağlı olarak onlardan daha değersiz olduğuma inanarak büyüdüm ve değerli bir insan olduğumu kanıtlama ihtiyacı içinde oldum. Bu bakış açısı beni çok yordu ve zorlu geçiş dönemlerinin doğal olarak kendime güvensizlikle dolu olmasına neden oldu. Bu eski mesajlar düzenli olarak yeniden su yüzüne çıkabilir ve kendine güven yerine şüphe yaratabilir.who-am-i

Birçok müşteri bana ayrıntılarda değişiklik gösteren ama altında hep aynı şeyin yattığı hikayeleriyle geldi. Kendilerini başkalarıyla karşılaştırırken iyi, ilginç, nazik, cömert, sevgi dolu veya mükemmel olduklarını kanıtlamak için çok çalışmaları gerektiğine inandılar. Kendilerini oldukları gibi kabul edemediler. Diğerleriyle kendilerini EŞİT hissetmediler. Ya da kendilerini daha yüksekte konumladılar ve bu da onları kendilerini diğerlerinden kopuk hissetmelerine ve bunun için suçluluk duymalarına neden oldu.

Kendinizi diğerlerinden daha iyi ya da yetersiz hissetmenize göre kendiniz hakkında hangi kararları verdiniz? Bu sizin ilişkilerinizde, geçiş dönemlerinde ve hayatınızda kendini nasıl gösterdi?

Gerçekte egomuzun her şeyden çok istediği şey sevildiğimizi bilmektir. Eğer yargının ve anksiyetenin kaçınılmaz olduğu rekabet bölgesinde yaşarsak, egoya ihtiyacı olan şeyi veremeyiz. İhtiyacımız olan tek şey kendimizi olduğumuz gibi sevmektir. Ancak böyle egomuz tatmin olur. Bunun ardından kendimizi olduğumuz gibi kabul etmenin tadına varabiliriz.

Kendinize sorun: Ben kimim? Bırakın cevabı ruhunuz versin. Ben Tanrının çocuğuyum. Benim hayatım kutsal çünkü… nokta. Herkes eşittir, çünkü biz hepimiz Tanrının çocuklarıyız. Herkesteki iyi tarafı bulmaya çalışıyorum. Ve kendi içimdeki doğruya bakıyorum.

Kendimize ve diğerlerine saygı duymak uyum ve barış yaratır ve bizim kalbimizden gelerek yaşamamız için açık kapı bırakır. Her geçiş döneminde kendinize “Ben kimim?” sorusunu sorduğunuzda eğer net bir şekilde herkesle eşit olduğunuz bilerek cevaplasanız ne değişirdi? Hayatınız neye benzerdi? Nasıl hissedersiniz? Bunları hayal etme zamanı.

Bugün şu bakış açısından bakmak için karar verin: Ben eşitim. Sen eşitsin. Ben eşitim. Sen eşitsin. Ben eşitim. Sen eşitsin…