Ben mutluluğu Heidi’den öğrendim..

0
511
Geçen gün, Facebook sayfamda biraz da esprili bir şekilde “Yazmamı istediğiniz bir konu varsa isteklerinizi alayım” demiştim. Sevgili Travel Spree bloğunun sahibesi,
 “peçeteye yazıp uzatasım geldi, mutlulukla ilgili yazar mısın?” diye yanıtladı sorumu. Sevgili Era Kültür Sanat  da “sıradaki yazı tüm sevdiklerime gelsin o zaman “dedi ve kendi aramızda gülüştük.. Aslında o anda mutluluğu yakalamıştım bile, aklımda yine o  bildik resimler belirmişti.
hedinin dedesi
Evet, benim mutluluk tanımım Heidi çizgi filmiyle o kadar örtüşüyor ki..
Mutluluk, köylülerin aksi ve suratsız bulduğu, kendi dünyasında doğayla baş başa yaşayan büyük babanın kalbinden açığa çıkan sevgide gizliydi. Kim bilir hangi nedenlerle insanlara küsmüş olan büyük baba, toplumun zehirli dolduruşlarıyla kirlenmeyen Heidi’nin saf sevgisinde kendisini yeniden bulmamış mıydı? Dışarıdan kötüymüş gibi görünse de her insanın içinde bir güzel taraf saklı değil miydi?
Evet öyleydi..
Heidi’nin büyük babasını tanıdıkça O’nu ne kadar da sevmiştik.. Keşke köylüler de O’na olan ön yargılarını bir kenara atıp, o sımsıcak yüreğini görebilselerdi.. Yani ben ne öğrenmiştim? Ön yargılar, dış görünüşler bir yana, insanların güzel taraflarını görebilmekte, içlerinde gizledikleri sevgiyi açığa çıkarabilmekteydi marifet.
Heidi mutluydu, çünkü insanların kötü taraflarını görmeyecak kadar masum bakıyordu hayata..
Demek ki mutluluk sevgide saklıydı; çıkarsız, masum, olabildiğince içten sevgide..
 
 
peter
Sonra Peter vardı. Okuma yazma bilmeyen, bütün gün dağlarda keçilerini otlatan Peter.. İşini o kadar seviyordu ve o kadar güzel yapıyordu ki, keçileriyle adeta bir bütün olmuştu. Onların güvende olduğundan emin olduğu zamanlarda, uzanıp dağları ve gökyüzünü seyrediyordu..
Peter mutluydu, çünkü işini çok severek yapıyordu, kendisiyle barışıktı..
Demek ki mutlu olmak için insanın sevdiği bir işi yapması gerekiyordu.. Her şey para demek değildi. İnsan, getirisi az bile olsa, stressiz bir işte mutlu olabilirdi..
Peter ve Heidi
Heidi ve Peter, birlikteyken çok eğleniyorlardı. Ağaçlara tırmanıyorlar, belki de tek oyuncakları olan tahta kızakla neşe içinde yuvarlanıyorlardı karlı dağlarda..
Onlar mutluydular, çünkü özgürlüğün tadını çıkarıyorlardı olabildiğince..
Demek ki mutlu olmak için özgür olmak gerekiyordu. Yanınızda sevdiğiniz biri de varsa hele, bundan daha mutluluk verici ne olabilirdi?
 
 
 
Heidi ve peynir
Heidi ve büyük babası uzun süre karlarla kaplı dağlarda yaşadıkları için pek fazla yiyecek seçenekleri yoktu. Akşamları süt ısıtırlar, kendi yaptıkları ekmeği bölüşürler, bir de peynir kızartırlardı.. Nasıl da güzel görünürdü yağları akan kızarmış peynir gözüme.. Hayatımda hiç peynir yemediğim halde, izlerken benim bile ağzımın suları akardı..
Heidi ve büyük babası kızarmış peynir yerken mutluydular, çünkü fazla tüketmenin ne demek olduğunu zaten bilmiyorlardı.. Az yedikleri halde çok ama çok sağlıklıydılar üstelik.
Demek ki mutluluk,  sağlıkla alakalıydı, tüketim ile ise hiç ilgisi yoktu.. Fazla hırsa ne gerek vardı ki? Olan kadarıyla da mutlu olabilirdi insan..
heidi ve nine
Heidi’nin çok sevdiği bir büyük anne vardı köyde.. Heidi O’nu ziyarete gider, dişleri olmadığı için yiyemediği sert köy ekmeklerini gördükçe çok üzülürdü.. Sonra büyük şehre taşındı Heidi.. Hiç bilmediği yumuşacık beyaz ekmekleri görünce aklına büyük annesi geldi.. Ekmekleri sakladı, ne bilsindi ki sakladığı ekmekler küflenecek! Tek istediği, dağlara dönünce büyük annesine yumuşacık beyaz ekmekleri götürmekti çünkü..
Demek ki mutluluk, basit şeylerle bile olsa, sevdiklerimizi mutlu etmek için çabalamakla da mümkündü..
 
 
Clara
Clara vardı bir de.. Clara çok güzel bir kızdı, zengin ve O’nu çok seven bir babası vardı ama, Clara mutlu değildi. Çünkü yürüyemiyordu. Heidi’den sadece bir kaç yaş büyük olmasına rağmen, içindeki çocuğu öldürmüşlerdi korumacı yaklaşımlarıyla.. Bir yerine bir şey olur kaygısıyla O’nu pamuklara sarmalayıp, sırça bir fanusa koymuşlardı adeta.. Yalnızdı.. Sonra Heidi ve Peter girdi Clara’nın hayatına. O’nu sırtlarında dağlara taşıdılar, O’na daha önce hiç görmediği güzellikleri gösterdiler..
Clara’nın yüzü gülmeye başlamıştı dağlarda, yürüyemese de mutlu bir çocuktu artık O da.. Çünkü arkadaşlığı, dostluğu öğrenmişti..
Demek ki mutlu olmak için insanın bir tane de olsa candan dostu olması gerekiyordu.. Mutluluk, paylaşmakla çoğalan sihirli bir duyguydu sanki..
 
 
clara yururken
Kimse Clara’nın yürüyebileceğine ihtimal vermiyordu. Ailesi O’nu en iyi doktorlara götürmüş, ama bu doktorlar yürümesiyle ilgili hiç umut vermemişlerdi. Heidi ve Peter’se, tıbbın acımasız gerçeklerinden bihaber, Clara’yı mutlu etmek için çabalarken, aynı zamanda O’na umut da aşıladılar.. Hiç bıkmadan, hiç usanmadan O’nu yürümeye zorladılar. Ve sonunda mucize gerçekleşti, Clara yürümeye başladı.. Mutluluğu katlanmıştı artık..
Demek ki mutlu olmak için insanın umutlu olması gerekiyordu. Bir de kim ne derse desin, hayattaki mucizelere inanmak lazımdı..
 
 
Heidi uzgun
Bayan Rottenmeier’i anmadan olmaz elbette. Eğitimi katı disiplin, katı disiplini de emrivaki bir ses tonu zanneden bu kadından az çekmedi Heidi.. Bütün yaşama coşkusuna rağmen, zaman zaman ağladığı da oldu bu ruhsuz kadın yüzünden. Clara hastalandığında güzel dağ suyu içsin diye, Heidi’nin o güzel yüreğiyle elinde bir bardak ile evden kaçmasını, sokaklarda kaybolarak su aramasını hiç unutamam mesela..
Demek ki mutlu olmak için zaman zaman otoriteye baş kaldırmak gerekiyordu. Kendi doğrularından ödün vermemek, baskıya boyun eğmemek de gerekiyordu mutlu olmak için..


Aradan yıllar geçti, ben Heidi’yi hiç unutamadım. Ne zaman denk gelsem, yine bazen gözlerimde yaşlarla izlerim. Sahi sizi hangi çizgi filmler böylesine etkiledi?
…..
Her zamanki gibi sevgiyle ve mutluluğu hissederek kalın diyorum.
Kaynak: evdeyazar.blogspot.com