Ben ölünce Yeşilçam bitecek

0
576

Türker İnanoğlu, Türk sinemasının kara kutusu. 300’e yakın film çekti, 15 bin saatten fazla TV programı yaptı, Türkan Şoray başta olmak üzere sinema dünyasına onlarca yıldız kazandırdı. Her tespiti önemli, her anısı değerli… İnanoğlu ile uzun sinema kariyerinde kısa bir yolculuğa çıktık.

1957’den beri sinemanın içerisindesiniz. Günde 18-20 saat çalışıyorsunuz. Yorulmadınız mı, yeter demiyor musunuz artık?

Yaptığım işi seviyorum. Kenara çekildiğim zaman hayattan göç edecekmişim gibi geliyor. Gücüm yettiğince, beynim yerinde oldukça çalışmaya devam edeceğim.

Nedir bunun adı? Hırs mı, çalışma hastalığı mı?

Çalışma azmi, zevkidir. Hırs olacak bir tarafım kalmadı. Türk sinemasında gelebileceğim yere geldim. Tepesi neresiyse oradayım. Genç olsam yeni gelişimlerle, sanal dünyayla farklı bir yere gelmeye çalışırdım ama yok. Tamamen sinema sevgisiyle işe başladım, sonra arkasına saygı eklendi, bugünlere geldik.

Başarınızın sırrını şöyle anlatıyormuşsunuz: “İstasyonda beklerim. Tren gelir. Sadece başarı ihtimali olan trene binerim.” Yanlış trene bindiğiniz oldu mu?

Çok bindim. Bu meslekte çok biniliyor ama bütün mesele yanlış yere gittiğini görmek ve bir istasyon sonra inmek. Binmezsen, başarıya giden treni kaçırmış oluruz.

Kaç durak sonra fark ettiğiniz oldu?

Bir durak sonra da oldu, beş durak sonra da.

Hangi yanlış işler?..

Proje bazında hepsi. Filme, diziye giriyorsun, yanlış olduğunu anlayınca hemen geri dönüyorsun. Dönemediğim yatırımlarım da var. Mesela bir tanesi Türker İnanoğlu Maslak Show Center. Oraya 17 milyon dolar gömdüm. Getirisi var ama 130 personel çalışıyor, ancak onları kurtarıyor. Bu yatırımdan pişman oldum. Öbür yanlış trenlerden pişman olmadım, ticarette olur böyle şeyler. Tecrübe edilmesi lazımdı.

Cem Yılmaz’la beraber…

Kariyerinizdeki kırılma noktaları neler?

Şoförümün vefat ettiği bir kaza geçirdim yıllar önce. Takdir-i İlahi… Akrabamın açtığı bir sinemanın açılışına Karabük’e gidiyorduk. Yol üstünde bir tarlada 17 yaşında ehliyeti olmayan bir çocuk, kamyonla talim yapıyormuş. Frene basacağına gaza basıyor, caddeye fırlıyor. Bir saniye veya sonra geçsem bir şey olmayacak. Bir saniye… Tam üstümüze geldi, vurdu. O gün ölebilirdim.

Bu, hayatınızdaki önemli bir ayrıntı. Yapımcı-yönetmen Türker İnanoğlu’nun kırılma noktası nedir?

Sinemaya girişim başlı başına bir kırılma noktası. Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu’nda öğrenciyim, sinemayla hiç alâkam yok. Bir film için gelip Osmanlı köşküne bakıyorlar. Köşkün sahibi gecikiyor, yapımcıları 45 dakika bahçemde misafir ediyorum. Asistanları askere gidiyormuş, “Bize asistanlık yapar mısın?” diyorlar. Hiçbir şey bilmeden başlıyorum, işi sevip devam ediyorum. Sonraki yıllarda Beyoğlu Saray Sineması’nın işletmecisiydim. Orada yabancı filmleri gösterir, sonra Anadolu’ya gönderirdik. Festivalleri gezerken Milano’daki festivalde videoyla tanıştım, Türkiye’ye getirdim. Sonrasında Ulusal Video’yu kurup seyirciyi renkli sinemayla buluşturdum.

 

Eşi Gülşen Bubikoğlu (ayakta) kızı Yağmur ve oğlu İlker İnanoğlu ile beraber.

Marka haline gelmenizde sadece çok çalışmanız yeterli olmasa gerek…

Kardeşim, ben çok düz bir adamım, sağa sola sapmam. Ülkesini, vatanını seven bir kişiliğe sahibim. 24 sene boyunca film çekmek için kurulmuş ne kadar dernek, birlik varsa başkanı hep ben oldum. Ben talip olmuyorum, sağcısı solcusu Kürtçüsü, İslamcısı hepsi birden istiyor. Çünkü dümdüz yolda giden bir adamım… O dönemde rahmetli kardeşim Berker vardı, Türkeş’in sağ koluydu. Devlet o dönemde filmlere destek veriyordu. Berker’in projesini dikkate almıyor, alıp kenara koyduruyordum. Kardeşine destek çıkardı demesinler. En son kardeşim isyan etti, ‘Bütün suçum kardeşin olmak mı?’ dedi. Bu şekilde yaklaştığımız için saygı gördüm.

Yeşilçam yıldızları başkaydı

İstediğiniz oyuncuyu yıldız yapma gibi bir güce sahipsiniz. Bu nasıl bir duygu veriyor?

Öyle bir şey yok. Kişinin kabiliyeti varsa, gayret ediyorsa, işi seviyorsa olur. O sanatçıya katkı sağlayacak projeler yaparım, altından kalkarsa tekrarını getiririm ve parlar gider.

Öztürk Serengil (sağda) ile…

Bir bakışta birinin yetenekli olup olmadığını anlar mısınız?

Biri odama gelsin, ne istediğini yüzde yüz olmasa bile tahmin ediyorum. Artık oyuncular için deneme çekimi yapıyoruz. Asistanlara şu planları çekin diyorum; dramatik, komedi, bilmem ne… İzleyip ona göre kararımızı veriyoruz.

Ne arıyorsunuz ilk etapta? Boy-pos, güzellik…

Önce kabiliyet, sonra iyi karakter. Yeşilçam sinemasında faaliyeti devam eden bir ben kaldım. Memduh Ün de var, çalışmıyor. Ben gidince Yeşilçam sineması bitecek. 57 senelik tecrübemiz var. Bu sayede kolayca işin içinden çıkıyoruz.

Yeşilçam’ın yıldızları ile bugünküler arasındaki farklar neler?

Sinemanın yıldızlarının yerini televizyon yıldızları aldı. Hem erkeklerde hem bayanlarda çok başarılı elemanlar var. Bu işe layıkıyla devam ediyorlar. Bugün tanıdığın Filiz (Akın), Kemal (Sunal), Türkan (Şoray), Hülya (Koçyiğit), Tarık (Akan) vs. kalıcı olanlar. İyi oyuncu, karakteri güçlü olmayanlar elendi gitti. Bilinenlerin hepsi karakterli, sağlam kişiliğe sahip.

Şimdiki yıldızlar nasıl?

İyisi de var, kötüsü de. Eskilerle yeni yıldızları karşılaştırmak doğru değil. Yeşilçam’ın starları yokluk içinde var oldular. Büyük paralar düşünülmezdi, kalite ve başarı ön plandaydı. Şimdi başarı değil, maddiyat önemli. Artık her şey bol, parayı döküp istediğin yerde çekim yapıyorsun. Sürgün filmi için tren kiraladım, İzmir’den Uşak’a getirttirdim. Eskiden bunu yapamazdın, bürokrasi aylar sürerdi. Çok fazla dizi yapılıyor, iyisi kötüsü kullanılıyor.

Tamer Yiğit, “Bugünkü bazı yıldızları Yeşilçam’a figüran bile seçmezdik.” demişti. Ne dersiniz?

O kadar değil. Şimdikilerin çoğu eğitimli, kabiliyetli. Mesela Kıvanç (Tatlıtuğ) bir kabiliyet. Beren (Saat), Tuba (Büyüküstün), Özgür (Ozan) keza öyle. Hem kabiliyetli hem düzgün insanlar.

Bir yere gelmelerinde yönetmenle, yapımcıyla olan diyalogları önemli değil mi?

Yok canım. Mesela, güzellik kraliçesi jürisindesin, biri gelir der ki: Benim kızımı seç. Türkiye’nin en güzelini seçiyoruz, bunun torpili olmaz ki, dersin. Kim daha iyiyse, yetenekliyse onu seçersin.

Kahvaltıda, gazeteden yoksulluk içinde ölen bir Yeşilçam oyuncusunun hikâyesini okumak size ne hissettirir?

Kimse kalmadı ki artık. Maalesef çoğu kötü şekilde öldü gitti. Karşı tarafın onurunu kırmadan, reklam yapmadan onlara yardım ediyorum. Bilen bilir… Eski arkadaşların hepsiyle ilgileniyordum: Öztürk (Serengil), Kadir (Savun)…

Neden kendi projelerinizde onları kullanmıyorsunuz?

Zaman zaman kullanıyorum. Eski yapımcılardan kimse kalmadı ki. Ben bile 14 yıl sonra film çekiyorum. Onların yeni projelerde rol almamalarının sebebi önyargılar, yeni çalışma sistemine adapte olamamaları olabilir. Bir filmle aynı süreye sahip 90 dakikalık bir dizi bir haftada çekiliyor. Eskiler yaşlandı, haklı olarak fazla strese gelmek istemiyorlar.

12 Eylül kardeşimin ölümüne neden oldu

Aileniz nasıl bir siyasi gelenekten geliyor?

Dedem Mustafa Lütfi Efendi, Abdül-hamid’in huzur hocası. Babam doktordu, Hakkı Hoca derlerdi ona. Profesörlüğünden dolayı değil, namazında abdestinde olduğundan. Öyle bir kültürden geliyor. Biz de öyle yetiştik. Aile ortamında büyüdük, sokakları pek bilmezdik.

Kardeşinizin Türkeş’in sağ kolu olduğunu söylediniz.

Evet, sağ görüşlüydü. Darbe, onun ölümüne neden oldu. 1980 ihtilalinden önce yurtdışına kaçtı. Sonra yurda dön çağrısı yapıldı. Dönmezse vatandaşlıktan atılacaktı. 137 kişiden ikisi döndü: Biri sendika başkanı, biri bizimkisi. İdamla yargılandı. Mamak’ta 13-14 ay yattı, sonra beraat etti. Üzüntüden, stresten mide kanseri oldu, iki yıl sonra öldü.

Neyle suçlanıyordu?

O zamanlar kimin neyle suçlandığı belli değil ki. Askerî idare herkese bir kulp takıyordu. Kardeşim de MHP’nin kasası olarak görülüyordu.

Kardeşinizden dolayı MHP çizgisine yakın olmadınız mı?

Sağ görüşlü biriyim. Oraya da, Turgut Bey’in ANAP’ına da, şimdiki idareye de görüşü olan bir insanım. Hiçbir zaman sol görüşlü olmadım. Hatta Demirel’e bile iyimser baktım. Hiçbirine yandaş olmadım ama gönlüm hep sağda.

Darbe döneminde neler yaşadınız?

Bana hiçbir şey olmadı. Çünkü kendi kendimin sansürünü yapan bir insanım. Başarılarımdan biri de aileye hitap eden filmler yapmam. Seks filmleri furyası başladığında sinemadan çekildim. Vurdulu kırdılı karate filmleri yapıldı, yine aynı şekilde… Aile komedisi, dramları, kahramanlık filmleri (Kara Murat’lar vb.) yaptım.

Demek ki işlerinizi zararlı görmemişler…

Görmediler. Ben bildiğimi okudum. Hiçbir zaman o bunu, bu bunu istiyordu, yeni bir açılım-devrim vardıya bakmadım. 80’lerin sonlarına doğru çok tuhaf filmler yapıldı. Yapan dahi ne yaptığını bilmiyordu, anlamıyordu. Kimsenin anlamadığı kapkara filmler… Yavuz Turgul’un filmiyle Türk sinemasında iyi bir dönem başladı.

Heyecanlanmasınlar diye setlere gitmiyorum

Sete gittiğinizde ‘Türker Bey geldi’ mi, deniyor yoksa ‘Türker ağabey’ mi?

Sete çok giden biri değilim. Gittiğim zamanlarda bey diyen de oluyor, baba diyen de.

Oyuncuların diyalog kurmak, kendini göstermek gibi çabaları oluyordur…

İşte onun için gitmiyorum. Böyle bir durum oluyor. 40 yıldır, doğumundan beri duyduğu bir isim: Türker İnanoğlu. Heyecanlandırmak, rahatsız etmek istemiyorum.

Yeni sinemacıların gelenekle olan bağlarını nasıl buluyorsunuz?

Çok güzel filmler çekiliyor. Bazı başarısız yapımlar da var ama başarı oranı daha yüksek. Bir filmin içine geleneği de sokabilirsin, ilericiliği de. İkisini de kullanıp dengeyi bulmak lazım. Geleneği dışarıda bırakanlar yeniler. Eskiler halkın içinden geliyor, yeniler bilgisayarla yetiştiler. Makul karşılamak lazım.

Kimleri takip edersiniz?

Erol Levi diye bir arkadaş var. Sürgün filmimi ona yaptırdım. Reklam filmini görüp çalışmak istedim. Amerika’da sinema eğitimi görmüş, ondan ümitvarım. İnşallah mahcup olmayız.

Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz’un sineması size ne kadar hitap ediyor?

Sanat sineması olarak hitap ediyorlar ama ticari olarak hitap etmiyorlar. Ama böyle sinema yapmaları beni mutlu ediyor. Adam gitti, Cannes’da ödül aldı. Bir Türk olarak gurur duydum.

Venedik Film Festivali’nde en büyük ödülü alan bir başka film (Küf), Türkiye’de gösterilecek salon bulamadı…

İyi film, kendine her daim yer bulur. O adam, sinemaları neden çalıştırıyor? Para kazanmak için. İyi film para kazandırır, salon bulur. Ezelden beri sinemalar tekelleşiyor tartışması vardır ama yok öyle bir şey.

Filmin uluslararası bir festivalden ödülle dönmesi iyi film olduğunu göstermez mi?

Göstermez. Ödül ayrı, ticari sinema ayrı. Yurtdışında ödüllü filmlerin oynadığı sinemalar var. Oralarda bunlar için kapı her zaman açık olabilir. Devletin bu filmlere büyük şehirlerde salon tahsis etmesi gerekiyor. 150-200 kişilik salonlar… Sinemaya çok büyük faydası olur.

Geçtiğimiz günlerde birçok oyuncu, uyuşturucu kullanıyor iddiasıyla gözaltına alındı. Yeşilçam’da uyuşturucu kullanan yok muydu, biz mi bilmiyoruz?

Yoktu. Birçok derneğe başkanlık yaptım, oyuncuları çok iyi tanıyorum, kullanmadıklarını biliyorum. Dikkat ederseniz, eskiden hiç böyle laflar yoktu. Bir iki kişi yapardı, o da bilinirdi. Şimdi para bol, türlü zevkler aranıyor. Amerika’da, Avrupa’da böyle. Yalnız sanatçılar değil, işadamları, politikacılar da kullanıyor.

Oyuncunuzun uyuşturucu kullandığını öğrenirseniz, ne yaparsınız?

Yapmamasını tavsiye ederim. Devam ederse çalışmak istemem.

Devletin beni kullanmasına izin vermedim

Süreç içerisinde devlet sizi kullanmak istemedi mi?

Hayır, hiçbirine müsaade etmedim. Yalnız Turgut Beye (Özal) büyük hayranlığım, sevgim vardı. İcraatın İçinden programını bir şirkete yaptırıyordu. Sonra o şirketin sahibiyle bir ihtilaf oldu. Emlak bankasından kredi kullanmışlar ödememişler. Turgut Bey çekindi, onlarla işi bitirdi. O sırada Türkiye’de video işi fazla yok, diyor ki: Bir filmci vardı. Akıllı bir adamdı. Onu bulun. Rahmetli Adnan Kahveci beni buldu. Ondan sonra İcraatın İçinden’i uzun yıllar ben yaptım. Videoyu Türkiye’ye getirirken döviz lazımdı. Ecevit, 1978’de beş yüz dolar için Norveç’e gitti. Benzin, mazot hiç bir şey yok. Bu kadar ihtiyacımız vardı. Turgut Bey o zaman Devlet Planlama’nın başındaydı. Randevu aldık, dört beş saat bekledik. Daha ben anlatırken kalktı, kütüphanesindeki bir dosyaya koydu. İstanbul Teknik Üniversitesi bilmiyordu, onda videoya dair bilgiler vardı. Dinledi, bu işi için para bulacağını söyledi, yalnız bir şartla: “Önce Almanya’da çıkacaksın. Oradaki Türkler kimliğini unuttu. Hiç değilse bu filmlerle ülkelerinin örf ve adetlerini tanısınlar.” O sayede bana teşvik verdi, bunu kararnameye soktu.

Hükümetlerin değişimi sizi nasıl etkiledi?

TRT’de ‘Bir Başka Geceyi’ yapıyordum. Üç saat süren bir müzik eğlence programı… Artı Uğur Dündar’la Hodri Meydan ve Gecenin Getirdikleri diye bir program yapıyordum. Üç program TRT’nin flaşıydı. 1991 seçimini Demirel az farkla kazanınca bütün TRT’deki işlerimi iptal ettiler. Üç hafta sonra Zonguldak milletvekili Demirel’e anlatıyorlar, bu adam öyle biri değil diye. Uzanlar Star televizyonunda o seçimlerde Demirel’i çok kötülediler, hakaretler ettiler, katil dediler. Demirel, Turgut Bey’in İcraatın İçinden’ini yaptığım için zannediyor ki onların reklam şirketiyim. Hâlbuki reklamla falan hiç ilgim yok. Kendisine anlatıldıktan 3-4 hafta sonra özür dilediler, yeniden programlara başladılar.

Açılım sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kürt sorunu ilgili geç kalındı. Çok öncelerden ele alınmalı, çözülmeliydi. İstiklal savaşında en önde giden askerlerden biriydi Kürtler. Doğu’da çok film çektim, yaşanan sefaleti gördüm. Şimdi bir fırsatımız var, ondan istifade edip iki tarafı kaynaştırmalıyız. Açılım sürecini olumlu buluyor, başarıya ulaşmasını yüreğimle temenni ediyorum. Ufak tefek aksaklıklar olacaktır. Kırmızı çizgim vatanın bölünmemesi. Devlet daireleri vb ana dil serbest bırakılmalı. İlkokulda eğitim Kürtçe verilmeli mi, onu bilemiyorum.

Kaynak: Zaman / AYHAN HÜLAGÜ – İSTANBUL