Her insan az da olsa bencildir. Eskilerin dediği “Önce can, sonra canan” deyimi de bunun açık bir itirafı bence. Çocukluktan itibaren insanı yöneten temel güdülerden biri de bu.

Oyuncaklarla oynayan üç beş çocuğu izlediğinizde bu duygunun doğuştan geldiğini anlamak hiç de zor değil. Farklı bir durum ya da ilgisini değiştirecek farklı bir seçenek yoksa çocuk, oyuncağını paylaşmak istemez. Her şeyin en cazibini kapmak ister. Çoğu zaman elindeki birkaç şekerinden birini bile arkadaşına vermek istemez.

Yaş ilerledikçe bencillik duygusu birçok insanda yerini yavaş yavaş paylaşmaya bırakır. İnsan sosyalleştikçe bencilliğini bastırır. Ama bu durum bencilliğin tümüyle ortadan kalkması anlamına gelmez. Bazılarında hissedilmeyecek kadar azalsa da bazı insanlarda belirgin bir biçimde kalır.

İnsanların bencillik düzeyini anlayabilmek için onlarla içli dışlı olmak gerekir. Hani eskiler “Bir adamı tanımak istiyorsan ya ortaklık yap ya yolculuk yap ya da aynı evde otur.” derler. Bu üç durumun ortak yanı çıkar çatışmalarının yaşanılabileceği ortamlar oluşturması ve ilişkilerin içli dışlı olmasıdır.

Çoğu insan uzun yıllar aralarından su sızmaz ilişkiler yaşadıktan sonra evleniyor. Ama eşinin evdeki davranışları onu hayal kırıklığına uğratabiliyor. Kur yapma ya da kendini beğendirme dönemlerinde gizlenen bencillik, kendini beğenmişlik, nezaketsizlik gibi özellikler bir anda ortaya çıkabiliyor. Tabii ki bu davranışlar evlilik sonrası oluşmuyor, sadece gizlenen duygular üzerindeki baskıdan kurtulup su yüzüne çıkıyor.

Bencillik, yaşamın farklı anlarında çok değişik boyutlarda boy gösterebilir. Bencil, kendini evrenin merkezine koyar. Herşeyin ona göre şekillenmesini, bütün varlıkların bir güneş sistemi düzeniyle onun etrafında dönmesini ister. Örneğin; o herşeyin en iyisini almalıdır. O başkasının malını rahatlıkla isteyip kullanabilir ama kendi malını kimseye koklatmaz. İşine herkes yardım etmelidir ama kendisi boş otursa da kimsenin işine el atmaz. Olumsuz giden herşeyi başkası yapmıştır. Doğru sonuçlanmış bir iş varsa onu mutlaka kendisi yalnız başarmıştır.

Yaşamın her anında bir köşeden karşımıza çıkan bencillerin birçok özellikleri ortaktır. En belirgin özellikleri kendilerini özel hissetmeleri, bu nedenle de ayrıcalık beklentisi içinde olmalarıdır. Onlar asla sıra beklemez, kuyruğa girmezler. Her işlerini başkalarının halletmesini beklerler. Trafikte adeta onların geçiş üstünlüğü vardır. Onların vakitleri her zaman daha kıymetlidir. Başkaları için geçerli olan yasaklar onlar için geçerli değildir. Onlar başkalarıyla alay edebilirler, ama onlara şaka bile yapılmaz.
Kirlettiklerini mutlaka başkaları temizleyecektir. Onlar dağıtırlar sadece, toplamak gibi görevleri yoktur. Herkes uyurken onlar şarkıyı son ses açabilirler ama onlar uyurken kimsenin çıt çıkarmaya hakkı yoktur.

Bencilleri kimse üzmemelidir. Ama onların herkesi üzebilme ve üzüntüyle başbaşa bırakıp gitme hakları vardır. Kin, öfke ve kıskançlık duygularını abartabilirler ama başkasında bu duyguların zerresine bile tahammül edemezler. Hatta acıma ve bağışlama gibi duyguları bile kendi çıkarları doğrultusunda kullanırlar.

Alçakgönüllülükleri bile egoizm kokar. Karşıdakiyle asla empati kurmazlar. Herhangi bir olumsuzlukta, karşıdakinin ne hissettiği hiç de önemli değildir onlar için.

Bencil, arkadaşlarıyla buluşacaksa herkes buluşma gününü ve saatini ona göre ayarlamalıdır. Gidilecek mekanı da çoğu kez o seçer. Bir yemeğe gidilecekse gruba bir anda onun beğenileri hakim olur. Canı et istiyorsa et lokantasına, balık çekiyorsa balıkçıya gidilmelidir. Hatta gruptakilerin tümünün beğenileri rafa kaldırılabilir onun güzel hatırı için.

Konuşmaya başlarsa herkes onu dinlemeli ve anlamaya çalışmalıdır. Onun sözünü kimse bölemez. Ama o, kimseyi dinlemek zorunda değildir. Başkalarını dinlemek durumunda kalınca ya çok yorgun olur ya da çok işi vardır.
Kendisi ders çalışmıyorsa hiçbir arkadaşı ders çalışmamalıdır. Kendisinin canı kitap okumak istiyorsa herkes susmalıdır. Televizyon kumandası ona zimmetlidir. O hangi kanalı izlemek istiyorsa odadakiler de ona uymalıdır. Maçsa maç, diziyse dizi. Önemli olan başkalarının değil onun neyi sevdiğidir. Geçen gün havaalanında en az yirmi kişi bir haberi izliyorduk. Orta yaşlı bir hanımefendi görevliden kumandayı istedi ve bizi bir diziyle baş başa bıraktı. İçimizden bir teşekkür etmek “Ne iyi oldu hanımefendi, bizi bu sevimsiz konulardan uzaklaştırdın.” demek geçti ama “La havle” çekip oturduk hepimiz.

Neyse uzatmayayım eminim ki hepiniz yakın çevrenizde böyle örneklerin yüzlercesini görüyorsunuz. Ben anlatırken gözünüzde birçok örnek canlanıyor.

Biraz yumuşatmak için espri katsam da bencilliğin aşırısı önemli bir hastalık. Psikolojide bencilliği ilerlemiş kişilere “narsist” diyorlar. Normalden uzaklaşmanın önemli bir türünü oluşturuyor narsizm.
Bencillik, çoğu kez insanları öne çıkaran bir avantaj gibi görünse de dostlukların erimesinde ve bireyin yalnızlaşmasında en önemli sebep durumunda. Turgenyev “Bencil insan, tek başına kalmış meyvesiz ağaç gibi kurur gider.” diyor. Günlük yaşamda ben bunun çok belirgin örneklerini gördüm. Nice dostluk, arkadaşlık, evlilik, ortaklık, akrabalık bu hastalık nedeniyle yıprandı.

İlk cümlede de belittiğim gibi “bencillik” her insanın doğasında var biraz. Önemli olan bunu kontrol edebilmek, hastalık haline dönüştürmemek. Keser gibi hep kendine yontmamak, testere gibi olabilmeyi denemek. Mutlulukları, imkanları, sıkıntıları paylaşabilmek. Yazımı Balzac’ın bir sözüyle bitirmek istiyorum;

“Bencillik dostluğun zehiridir.”