Beyin Yarı-Kürelerinin Öğrenme Süreci Üzerine Etkileri

0
241

Beyin Yarı-Kürelerinin Doğru Kullanımının Kişinin Öğrenme Süreci Üzerine Etkileri

Öğrenme Sürecine Etkileri Bağlamında Sağ ve Sol Beyin Yarı­kürelerinin Fonksiyonları

Beyin potansiyelinin yaklaşık olarak %8’i, %7’si ya da %4’ünden fazlasının kullanılamadığı, dolayısıyla beynin büyük bölümünün kullanım dışı kaldığı konusunda çeşitli tartışmalar bilim dünyasında süregelmektedir. Gerçekte beyin gücünün tam kapasiteyle kullanılmasına karşın bilişsel potansiyelin ancak küçük bir bölümü (sinir hücreleri çok yoğun biçimde çalışıyor olsa dahi) kullanılabilmektedir.

10 milyarı aşkın sinir hücresinin boş ya da atıl bırakılması düşünce kapasitesini ortaya koymaktadır. Güçlü bir bilişsel potansiyel için beyindeki nöronların bilgiyle dolu olması, nöronlar arasındaki sinaptik bağlantıların çokluğu ve ilgili bağlantılardaki

iletişimin hızlı olması gerekmektedir. Anılan bu gerekler biliş düzeyinin en üst potansiyelde kullanımını olanaklı kılabilmektedir.

Bilim adamlarınca epilepsi dalgalarının bir beyin yarı-küresinden diğerine geçişini önleme amaçlı gerçekleştirilen “ayrık beyin” operasyonları sol ve sağ beynin farklı yeteneklerinin incelenmesi çalışmalarına öncülük etmiştir. Sözkonusu çalışmalar yarı-kürelerin bilgi işleme yeteneğinin ortaya konulabilmesini sağlamış ve her yarı kürenin bilişsel ve duygusal açıdan farklı yeteneklere sahip olduğu sonucuyla karşılaşılmıştır.

Bu bağlamda ulaşılan araştırma sonuçlarına göre sol beyin yarı-küresinin insan düşüncesi için gerekli olan fonksiyonların büyük bölümünü gerçekleştirdiği görülmüştür. Sol yarı-küre sağdan daha hızlı işlemekte ve şey’leri ayrıntılı olarak düşünmek için dil, ya da simgeleri kullanmaktadır. “İnsanların çoğu sağ elini kullanmakta ve konuşma organizasyonu ile konuşma yeteneği baskın olarak beynin sol bölümünde bulunmaktadır. Arıca bilinci temsil eden sol beyin kelime anlamları, kelime seçimi, gramer kuralları üzerine çalışmaktadır”. Bilinçaltı* ve bilinçdışını** temsil eden sağ beyinse yaratıcılık, hayal gücü, sezgi ve canlandırmayla ilişkilendirilebilecek dilsel olmayan temsilleri yerine getirmekte, duygusal ve bazı dikkat gerektiren süreçlerde etkili olmaktadır. Konuşma ve yazı dilini bir dereceye kadar anlayabilen bu yarı-küre bir konuşmanın duygusal içeriğini belirlemektedir. Sol ve sağ beyin yarı­kürelerinin baskın fonksiyonlarını aşağıdaki şekilde ifade etmek mümkün olabilecektir.

Sol Yarı-Küre Sağ Yarı-Küre
* Sözel * Sözsüz, görsel-uzamsal
* Doğrusal, dijital * Eşzamanlı, uzamsal, analojik
* Mantıksal, analitik * Gestalt, sentezci
* Rasyonel *Sezgisel
* Batı düşüncesi *Doğu düşüncesi

Kelime ve sembol tanıma gibi sözel aktiviteler sol beyinde oluşurken ses tanıma, konuşma mesafesinin koyulması, sosyal jestlerin tanınması gibi aktiviteler de beynin sağ yanında oluşmaktadır19. Doğrusal ve eş zamanlı ayrımı, sol beynin zamanda oluşan hızlı değişimlerle ilgilenme ve uyaranları detay ve özellikleri açısından analiz etme, sağ beyninse aynı anda birçok bilgiyi işleyerek sorunları bütünsel anlamda anlayabilme yeteneklerinden kaynaklanmaktadır. Ancak son dönemde Nobel ödüllü bilim adamı Francis Crick’in beynin doğrusal değil paralel öğrenmelerde bulunduğu savını ileri sürmesi beyindeki tüm aksonların eş zamanlı çalıştığı düşüncesini ortaya koyabilmektedir. Bu anlamda bireyin en etkili öğrenmeyi çoklu kaynaklarla (simülasyon, geziler, tartışmalar vb.) gerçekleştirebileceği tezi ileri sürülebilecektir.

Gerçekte uzamsal ya da diğer bir deyişle mekansal olan sağ beynin yön tayini, puzzle’da eksik parçaların bulunması gibi işlevleri yerine getirdiği dikkate alındığında sağ beyini tetikleyecek öğrenmelerin çok daha etkili olabileceği söylenebilecektir. Dijital nitelik gösteren sol yarı-küre verileri numerik biçimde, analog yapıdaki sağ küre ise verileri fiziksel nicelikleri açısından temsil etmektedir.

Sol beyin bütünü, parçaları doğrusal biçimde analiz ederken sağ taraf bütün ele almakta ve holistik biçimde bütün algılayarak ilişkileri sezgi gücüyle tümdengelim yoluyla doğrudan kavramaktadır. Analitik yani çözümsel düşünmeyi kontrol altında tutan ve olaylara ilişkin materyalleri rasyonel biçimde değerlendiren sol beynin aksine sağ beyin detaylar için global perspektifler sağlamakta ve duygularla ilgilenmektedir. Bununla birlikte duygusallık açısından sol beynin ön bölümleri olumlu duygular yaratmada daha etkiliyken sağ beynin arka bölümleri daha savunmacı ya da olumsuz duygulara daha yatkın olabilmektedir.

Ornstein, “The Psychology of Consciousness” (1970) adlı kitabında Batı’nın beynin sağ bölümünün fonksiyonlarını ihmal ettiğini ve bu fonksiyonların Doğu kültür, din ve mistisizminde daha çok geliştiğini belirtmiştir. Ona göre tüm bilgimizin kelimelerle ifadesi olanaksız olmasına karşın örgün eğitim kurumlarının birçoğu öğrencileri sol beyin yetenekleri bağlamında eğitmekte, zekanın sözsüz bölümünü ihmal etmektedir. Derste öğretilenlerin hatırlanması ödüllendirilirken gündüz düşü kurma gibi davranışlar kınanmaktadır. Konuya ilişkin olarak Reha Oğuz Türkan, beynin sol ağırlıklı çalışma tarzının toplumların kültürlerine yansıdığı tezini ileri sürmektedir. “Yazı, … ‘sözel’ kültürü ve hafıza gücünü zayıflatmıştır. Batı’da yazı soldan sağa yazıldığı için düşünüş şekli ‘düz – çizgi görsel’ biçime dönüşmüş, sol beynin aşırı mantıklı düşünüşü ön plana geçip, daha özgür ve duygu – sezgi ağırlıklı fikriyat Doğu Kültürüne terk edilmiştir”.

Sağ beyin yaratıcılığın merkezi olarak ele alındığında mucitlik de sağ yarı-küre fonksiyonları arasında sıralanabilecektir. Ancak özellikle ülkemizde ‘anlatma’ya dayalı eğitim sistemi beynin sol yarı küresinin kullanıldığı ve bu biçimde hayal gücü, renk, şekil, boyut, eleştirel ve yaratıcı düşüncenin köreltildiği görülebilmektedir. Tekrar ve ezber bir öğrenmeyi ifade etmemekte yalnızca verilen bilgiler belleğe kaydedilmektedir. Deneye ve tecrübeye dayanmaması dolayısıyla da teorik bazda kalan bu sözkonusu bilgiler bellekte uzun süre kalamamaktadır.

Gerçek öğrenme olguların otomatik biçimde tekrarlanmasıyla ilgili değildir. Buna göre öğrenme; yeni fikirlerin özümsenmesi, bilgi alanının ilerletilmesi ve genişletilmesi üzere yeni fikirlerin daha önce sahip olunanlarla harmanlanmasını ve ilgili fikirlerin gerektiğinde başkalarına açıklanabilmesi kapsamaktadır. Gerçekte, yeni

fikirler öncekilerle harmanlandığında yani nöronlar arasında yeni bağlar kurulduğunda, her yeni bağ muhakeme gücünü artırmaktadır. Beynin sağ yarı-küresini öğrenmeye dahil olmamasıysa yeni “bağ”ların oluşumunu önlemektedir.

İki beyin yarı-küresinin farklı düşünce biçimlerinde çalıştığı gerçeğinden yola çıkarak bir bireyin hangi yarı-küreyi daha fazla kullandığı sorusu farklı kullanımların bireylerin ‘bilişsel tarz’larında (tercihler, sorun çözme yaklaşımı vb.) ortaya çıktığı tezini ortaya koyabilecektir. Sorunlara analitik yaklaşan bireyler sol, bütüncül gözle yaklaşanlarsa sağ yarı küre yönelimli olarak nitelenebilecektir. Kişilerarası farklılıkların bireylerin hangi yarı küreyi daha fazla kullandığı fenomeniyle ilişkilendirilmesi olasıdır. Bazı kişiler yüksek analiz, bazıları yüksek yaratıcılık becerilerine sahip olabilmekle birlikte her iki alanda başarılı ya da başarısız kişiler de söz konusudur. Yarı-kürelerin birbirine “corpus callosum”la bağlı oluşu belirli fonksiyonların baskın olduğu küreye diğerinin de katkı yapmasını sağlamaktadır.

Etkili öğrenmenin yolu yarı kürelerin birlikte ve dengeli kullanımından geçmektedir. Örneğin sol yarı-küresi etkili işlev gören bir bireyin öğrendiği formülleri yaşama geçirebilmesi ve yeni şeyler üretebilmesi için tıpkı formülleri zihninde canlandıran Einstein gibi sağ yarı-küreyi de kullanması gerekmektedir. Bu bağlamda sağ beyin fonksiyonlarını harekete geçirebilmek için müzik dinleme, kitap okuma, yeni öğrenilen bilgilere pratik bağlamlar kazandırılması gibi yaklaşımlardan yararlanılması ve kişinin “zeka tipi”nin öğrenilip bu yönde bir eğitimin verilmesi gerekmektedir.

Yazar: Merba TAT

Kaynak: Doktora Tezi (Zihin Dili Programlaması (Nlp)Nın Kişisel Gelişim Ve Kişilerarası İletişim Üzerindeki Etkileri)