Beynimiz ve bilincimiz iki farklı karar merkezi midir?

0
133

İnsanlar farkındalıklarının ilk gününden beri nasıl karar aldıkları konusunda kafa yormuşlardır. Günümüzde yapılan araştırmalar, beynin bilinçten evvel karar verdiğini ortaya koymaktadır. Beynimiz ve bilincimiz birbirinden farklı kararlar aldığında, bu kararlar yaşamımızı nasıl etkilemekte ve kaderimiz, beynimizin seçiminde mi tecelli etmektedir? Beynimiz ve bilincimiz gerçeğinde birbirinden bağımsız iki ayrı merkez midir? İyi veya kötü bir kararın arasındaki ince çizgi nasıl belirlenmektedir?
Akılcılık ve duygular
Akılcı bir varlık olarak insanın, ilkel tutku ve arzular taşıdığı gerçeğinden hareketle kararlarını sadece akli düşünceleri ile değil duygularıyla birlikte almalıdır.
Beynin asli görevi
Yapılan araştırmalar, beynin önceliğinin bizi olası risklerden korumak olduğunu ortaya koymuştur. Kararlar insanın hayatta kalabilme olasılıkları artıracak şekilde verilmektedir.
Beynimizin derinliklerindeki duygu devreleri içgüdüsel olarak bizi kazanç sağlayacak olanı arzulamaya ve risk oluşturabilecekler şeyden sakınmaya yönlendirmektedir.
Hissedemeyen beyin karar veremektedir
Çoğu zaman mantıksal pencereden bakılarak verilecek bir karar doğru değildir. Sadece duygular ile alınacak kararlarımız gibi…
İnsan için önemli olan bilinç hali, duygusal veya akli sistemlerden ne zaman yararlanmamız gerektiğini bilmekte yatmaktadır.
Hatalarımızdan öğrenerek doğru karar verebilmek
Sinirbilimci Jonah Lehrer, Kasporov ve IBM Deep Blue’nun (satranç oynayan bilgisayar) birbirleriyle yaptığı satranç turnuvasından yola çıkarak bizi ilginç bir tespitte bulunmaktadır.
IBM’in Deep Blue’sunu tasarlayan programcı Gerald Tesauro, Deep Blue’yu şimdiye kadar tüm satranç turnuvalarındaki ustaların hamlelerini yükleyerek, Kasporov karşısına çıkmıştır…
Bu çarpışmalar sonucunda Tesauro ilginç bir keşif yapar, Kasporov’un nöronları, kendilerini eğitmişti.
Bu bilgi ışığında tavla programı üzerinde yoğunlaşan Tesauro, ustaların hamlelerini baştan yüklemek yerine, programın sayısız oyun sonucunda yapmış olduğu hataları ile acemilikten başlamasına izin vermiş ve süreçteki hatalarından ders çıkaran bir yazılımı hayata geçirmişti.
200 bin oyunun sonunda, Kasparov gibi deneyimlerinden faydalanan ve TD-Öğrenme metodunu kullanan bu yapay zeka sayesinde, stratejik açıdan en iyi kararları veren tavla yazılımı, bir çok ustayı altetmeyi başarmıştır. Haliyle “hayal kırıklığı eğiticidir!”
Düşüncelere Boğulmak
Bir grup siyah ve beyaz öğrenciye bir hazırlık testi yapıldığı zaman başarı farkı olmadığı,
Ancak ırklarının zekâlara olan katkısını incelemek üzere yapılan bir zeka testi olduğu söylendiği zaman ise siyah öğrencilerin performanslarının düştüğünü göstermiştir.
Bu anlayışla, sadece akılla karar vererek, duygularının bilgeliğini es geçenlerin bu düşünce boğulmalarına daha fazla maruz kalabilecekleri ileri sürülmektedir.
Bir dergi bu görüşü doğrulamak için bir reçel testi yaptırır;
-Deneklere hangi reçeli beğendiklerini sormalarıyla,
-“Neden beğendiklerini” sormaları arasında sonuçlarının tam tersi oranda farklılık gösterdiği ortaya çıkmıştır.
Reçel hakkında “daha fazla düşünerek” oluşan kanaatimiz, içgüdüsel olarak tercihlerimize kulak vermeyerek ki en iyi reçel en olumlu hislere sebep olandır dersek, akılcı olmasına çabalayıp, ona mantıklı savlar geliştirerek aslında açıklanamaz mantıklar olduğunu göstermektedir, yani rasyonel olmamaktadır.
“Ağırlıklandırma hatası” verilen bu hata çeşidi, yine konut alımlarında, evin ikinci banyosunun olmasını severek, bu alanında çok az vakit geçireceğimiz bir evin, İş yerine veya şehre olan uzaklığını ikinci plana atarak satın alma hatamızdır.
Bu sayede işten eve giderken iki-üç saatini harcayarak, ikinci banyo gibi parametrelere bakarak alınan hazdan daha fazla mutsuzluk yaşamaktadır.
Aynı durum doktorların sırt ağrılarını, MR ile gözlem altına aldıklarında MR imkanı olmayan dönemlere göre daha çok sorunlu hasta yarattıklarını da göstermiştir. Çünkü “bilgi zenginliği, dikkat fukaralığı doğurmaktadır.”

Ahlaki zihin
Sinirbilimci Jonah Lehrer’in belirttiğine göre, ABD ordusunda bir çok askerin çatışmadan kaçmalarının, cinayet işleme duygusundan kaçmaları olduğu tespitinden sonra eğitim programları değişmiş ve ahlaki zihinden uzaklaşarak ölüm makinaları olarak duygulardan uzak yetiştirilmeleri sağlanmıştır.
Oregon Üniversitesi’nden Paul Sloviç’in yaptığı deneyde ise insanlara hayır yapmaları için açlıktan kırılan bir çocuk resmi gösterdiğinde, Afrika’daki açlığın istatistiki bilgileri vermelerinden daha çok hayır toplandığını görmüştür.
Çünkü istatistikler ahlaki duyguları harekete geçirecek duyguları insanlara vermezler.
Wisconsin Üniversitesi’nde primatlarda Pavlovcu şartlanma üzerine çalışan Harry Harlow’un, biyolojik olarak besili maymunlar yetiştirme sürecinde, bebek maymunların yalnız bırakıldığında çöktükleri ve sosyal iletişim yeteneklerini geliştiremediklerini, şiddete başvurdukları ve kendilerine zarar verdiklerini gözlemlemiştir ve deneyin bir sonraki safhasında sahte olarak iki yapay suni anne figüründe sarılan anne, yemek veren anneden daha çok vakit geçirilecek şekilde tercih edilmiştir.
Buradaki temel sonuç, yaşamayı öğrenmeden önce sevmeyi öğrenmemiz gerektiğidir.
Aynı örneğin Çavuşesku döneminde doğum kontrol yöntemlerinin yasaklanmasıyla, bir çok istenmeyen ve yoksulluk nedeniyle bakılamayan çocuk doğmuş ve yetimhaneler yetmemeye başlarken, çocukların %25’i, 5 yaşına gelmeden ölmüştür.
İlgiden yoksun çocukların, toplumsal bağlılıkların gelişminde kritik öneme sahip olan iki hormon olan vazopresin ve oksitosin oranlarının oldukça azaldığı gözlemlenmişti.

Beyin bir tartışma alanıdır
Siyasi kararları almamıza örnek olarak Amerika başkan adaylarının Clinton, Obama, Bush seçimlerinde deneklere yapılan soruları ve cevapları incelendiğinde,
Tüm adayların siyasi tutarsızlıkları kanıtlarla gözler önüne serilmesine karşın, denekler parti tarafgirlikleriyle karşı tarafı daha az puanlamaya devam etmiş ve kararlarını verirken gelişmiş cihazlarla beyinleri incelenmiş ve partiye sadık aday otomatikman (prefontal korteks gibi) duygusal tepkilerin kontrol edilmesinden sorumlu olan beyin bölgelerini devreye soktuğu gözlemlenmişti.
Yani seçmenlerin rahatsız edici bilgileri soğukkanlılıkla özümseyen akılcı kişiler olduğunu düşünülse de aslında “parti bağlılıklarını” korumak için prefontal kortekslerini kullanmaktaydılar ve bir iç ödül mekanizmasını devreye sokmuşlardı ve bu şekilde kararlarının akılcı olduğunu düşünmekteydiler…
Böylece akılcılık bir engel haline gelmiştir ve her türlü inancı mazur gösterme fırsatı sunar.

Beynimiz ile ilgili öne çıkan görüşleri özetlersek;
-Dışarıya verdiğimiz görüntülerle iç dünyamızın kısmen de olsa anlaşılabileceği,
-Beynimizin ve bilincimiz iki farklı karar üretebileceği,
-Kimi kararları vermek için gereksiz seçim yaptığımızı ve zaman kaybettiğimizi,
-Beynin (düşünsel kararlarımızın) bilinçten evvel alınabildiğini,
-“Benim oğlum-kızım çok zeki!” İfadesinin doğru olmadığını, sağlıklı doğan her insanın eşit olduğunu,
-Geç verdiğimiz kararların çoğu zaman hiçte önemli olmadıklarını, kısa olan ömrümüzü çoğunla gereksiz faaliyetlerle boşuna harcadığımızı,
-Akıl ve duyguların ışığında alınan kararların daha isabetli olabileceğinden hareketle, “Öfke ile kalkanın zararla oturabileceğini,
-Beynin önceliğinin bizi olası risklerden korumak olduğunu,
-Hissedemeyen bir beynin karar veremediğini,
-Önemli olan bilinç hali, duygusal veya akli sistemlerden ne zaman yararlanmamız gerektiğini bilmekte yattığını,
-Hatalarımızdan öğrenerek doğru karar verebileceğimizi,
-Bilgi zenginliğinin, dikkat fukaralığı doğuracağını, gereksiz bilginin zararlı olabileceğini,
-Ahlaki zihinden uzaklaşıldığında, ölüm makinaları olabileceğimizi, bu nedenle yaşamayı öğrenmeden önce sevmeyi öğrenmemiz gerektiğini,
-Kararlarımızda, doğruyu değil çoğu zaman işimize geleni, doğru olarak değerlendirebildiğimiz gerçeğini,
-Kişinin en kolay kendini kandırabileceğini bunun için beyninde bol miktarda malzeme olduğunu öğrensek te kararlarımızın pek fazla değişmeyeceğini…

Kaynak: Milliyet Blok