Beynin Güzelliği

0
183

Bu çarpıcı görüntüler başımızın içindeki muhteşem ve gizemli dünyayı gözler önüne seriyor.

Problem çözme ve yaratıcılık yeteneklerinin yanısıra acaba insan beyni kendisini de anlayabilecek kadar
güçlü müdür? Evrendeki hiç bir şey (evrenin kendisi hariç) beyinden daha karmaşık değildir.
Beyinde yaklaşık 100 milyar sinir hücresi, ya da nöron, bulunmaktadır ve bunların
her biri binlerce diğer beyin hücresiyle iletişim halindedir.

Biz primatlar öncelikle görsel yaratıklarız. Belki de beyni daha iyi anlamanın yolu onu daha net görebilmekten geçmektedir. 125 yıl önce, İspanyol bilim adamı Santiago Ramón y Cajal her bir nöronu tek tek gösteren
bir renklendirme tekniği kullanmaya başladığından beri hedeflenen budur. Cajal mikroskobuyla,
renklendirilmiş hücreleri ve diğer nöronlara bağlantıyı sağlayan ağaç dallarına benzeyen
projeksiyonları inceledi. Gözlemleri sonucunda şu sözleriyle modern nörobilimi başlatmıştır:
Burada her şey basit, net ve hiç de karmaşık değil.”

 

O zamandan beri bilim adamları, beyindeki farklı bölgelerin işlevlerini gösteren metodlar bulmuşlardır.
Mesela görme işleminden sorumlu bazı nöronlar sadece yatay çizgileri algılarken, bazıları tehlikeyi
algılar veya konuşmayı sağlarlar. Araştırmacılar, birbirlerine bitişik olmayan beyin bölümlerinin,
akson denilen uzun hücresel projeksiyon bölgeleriyle birbirlerine nasıl bağlandıklarını
gösteren haritalar çizmişlerdir. En yeni mikroskop teknikleri, deneyimlere bağlı olarak
değişim gösteren ve de potansiyel olarak hafızayı oluşturan nöronları izleme şansı sunmaktadır.

Bu yeni ışık altında beyni inceleyebilmek, son birkaç on yıl içinde konuyu kavrama zenginliği sunmuştur.
Bilim adamlarının evreni bu şekilde incelemeleri artık farklı bir alanda da kullanılıyor: sanat.
Kolombiya Üniversitesi’nden nörobilim adamı Carl Schoonover,  yeni bir kitap olan
Portraits of the Mind (Abrams) için büyüleyici görüntüler topladı.

Schoonover:
Bunlar gerçek veriler, sanatçı yorumu değil. Bunlar nörobilimadamlarının mikroskoplarıyla,
MRI makinalarıyla ya da elektrofizyoloji sistemleriyle inceledikleri şeyler.
Nörobilim varlığını bu tekniklere borçlu
” diyor.

Bilimadamları, florasan denizanasından bir gen alıp laboratuardaki solucan veya fare DNA’larının içine koyarak, nöronların parlamasını sağladılar. Harward Üniversitesi’nden Jashua Sanes bir kitabında “Cajal’ın renklendirme tekniği sadece ölü dokular üzerinde işe yaradı ve nöronları rastgele işaretledi. Fakat yeni boyalar sayesinde bilim adamları “canlı hayvanlardaki nöronlar ve dokular” üzerinde çalışma yapabiliyorlar.” diyor.

En yeni metodlardan birisi de, su yosunlarının ışığa duyarlı hale gelmesine neden olan bir gene dayanmaktadır. Üzerine ışık tutulduğunda, bu gene sahip nöronların davranışları değişebiliyor. Salk Enstitüsü Biyolojik Araştırmalar’dan Terrence Sejnowski “Bu ilerlemeler sayesinde, ışın kullanarak bireysel
hücre ve hücre çeşitlerinin aktivitelerini kontrol edebiliyoruz
.”diyor.

Beyin hala gizemini koruyor fakat bu görsellerdeki şekiller-yoğun nöron bağlantı halkaları, sıradışı simetriler ve yapı katmanları- bilimadamlarına bu gizemi çözebileceklerine dair cesaret veriyor. Schoonover, bu şekillerin
ne olabileceği ve neden bu kadar güzel oldukları konusunda okuyucularını düşündürebilmeyi umuyor.

Çeviren : Sıdıka Özemre
Kaynak : http://www.smithsonianmag.com/science-nature/116113684.html#