Bir Süper İnsan Tasarımı

0
181

Bir halı firması nano teknolojik olarak kendi kendini temizleyen halı icat etmiş.

Böylesi bir halının icadına ise nilüfer çiçeği esin kaynağı olmuş.

Pek çok teknolojik icadın ilham kaynağı tabiattır, hayatımızı kolaylaştıran nice ürün doğadaki bir uygulamanın taklidinden ibarettir.

Fakat ne kadar mükemmel uçak yaparsak yapalım basit bir sinekten daha mükemmelini tasarlayamayacağız.

Bizler de en basit düzeyde tabiattaki bazı varlıklara bakarak hayatımızı daha da zenginleştirebilir, kolaylaştırabilir miyiz?

Hiç bir hayvan kendi işi dışında asla başka bir iş yapmaya kalkışmaz!

Köpek korur, kedi fareyi görünce saldırır, yılan yılanlığını, aslan aslanlığını yapar.

Aslandan kedi, köpekten kuzu, koyundan çakal davranışı göremeyiz!

Ya insan!

Kendi işi dışında her işten anlar, anlar gibi yapar. Kendi işini yapmaz da hep başkalarının işine burnunu sokar.

Kendi işinin hakkını vermek yerine devletleri yıkar- kurtarır. Sorumluluğu altındaki işin hakkını verse dünyada mutsuzluk ne kadar azalırdı!

İbret Alacaksak…

Bir aslan yemeğini yer, karnı doyunca kalanını bırakır ve ardından kalanların karnını doyurmasını bekler.
Yemeğinin bir kısmını yarına bırakmaz. “Yarın aç kalırsam ne olur?” demez.

Bizim gibi yığdıkça yığmaz. On yıl, yirmi yıl sonrasını, hatta çocuklarının, torunlarının geleceğini garanti altına almaya kalkışmaz.

Kuşlar sabahın erken saatinde bütün haşmetleriyle, nağmeleriyle öterler. Bunu her sabah yapmaya devam ederler. Onlar bunu yapmaktan asla bıkmaz.

“Ne biçim iş bu kardeşim, herkes horul horul uyuyor. Sabahın bu vaktinde kime ötüp duruyoruz lan biz!” Deyip ötüşmeleri kesmezler.

Muhataplarının onları dikkate almaması onları işlerini yapmaktan alıkoymaz!

Bir meyve ağacı, toplayanları, yiyenleri hesaba katarak hesap yapmaz.

“Bunlar beni yeyip duruyor ama bana da hiç teşekkür etmiyor, hiç kıymetimi bilmiyor. Ben de gelecek sene meyve vermeyeyim de onlar bir görsün bakayım” demez.

Ne teşekkür bekler, ne bir “sağ ol!” İşini yapmaya, meyvesini vermeye, gölgesini salmaya devam eder.
İnsan öyle mi ya! En ufak bir kadir bilmezlik görse, hemen isyanı basar “kimse benim kıymetimi bilmiyor, herkes ne kadar nankör olmuş!” deyip hemen insanlığa küser.
Suratını asar, kadrim bilinmedi diye insanlara düşman kesiliverir.

Hâlbuki o işini yapmakla mükelleftir. Bunu bilse kimseye yaranmaya kalkmaz.

Kendisinden onlarca kat hızlı olan tavşana yarışma için meydan okuyan kaplumbağa hızına mı güveniyordu?

Ona yarışı kazandıran hızı olmadığına göre neyiydi?

İşte bu sorunun cevabını düşünmeyen ve rakibinden tırsarak “onda olan bende yok, ne yapayım!” deyip mazeretlere sığınan iflah olmaz!

Dene, Bir Daha Dene, Yine Dene

Eski krallarından birisi çetin bir savaş sonrası düşmanına mağlup olmuş.

Çok sevdiği ülkesi düşman işgali altına girmiş. Kral da çareyi kaçmakta bulmuş. Büyük bir ormanda şuursuzca koşmuş, koşmuş…

Bir müddet sonra ormanın içinde küçük bir kulübeye rast gelmiş. Can havliyle kendisini atmış içeriye.

Issız bir ormanda, ıpıssız bir kulübede, yalnız başına kala kalmış öylece: Bundan sonra ne yapacak?

Tek başına kalmış; bırakın orduyu-askeri, yanında bir tane bile adamı kalmayan bir kral ne yapabilir ki?

Ümitsizce ve korkuyla sığınmış kulübenin bir köşesine.

Her şeyin bittiğini, bir daha asla ülkesine dönemeyeceğini düşünmüş.

Tam o anda kulübenin kapısından içeri giren bir örümceğe ilişmiş gözü.

Örümcek yavaşça süzülmüş içeriye ve doğruca kapının yanındaki duvara tırmanmaya başlamış.

Kapının hizasındaki köşeye gelince birden karşı duvara atlamış. Ama duramamış orada ve hemen yere düşmüş.

Örümcek yine başlamış tırmanmaya, kapının hizasına geldiğinde yine karşı duvara atlamış, yine tutunamamış ve düşmüş.

Devrik kral, zaten işi-gücü yok, büyük bir merakla örümceği izlemeye koyulmuş. Acaba sonunda ne olacak? Örümcek neden karşı duvara atlayıp duruyor?

Örümcek defalarca tekrarlamış bu seferleri, denemeleri ve atlamaları. Artık bilmem kaçıncı seferde nihayet karşı duvara tutunmuş. Ve kral anlamış sonunda örümceğin ne yapmaya çalıştığını:

Örümcek, karşı duvara son atlayışta tutununca iki köşe arasında bir ip germeyi başarmış.

Daha sonra hazırladığı o ipin üzerinden iki köşe arasında gide gele ağını tamamlamış, yuvasını kurmuş.

Marifet İlk İpi Tutturmaktaymış

Yani aslında bütün bu çaba, üzerinde rahatlıkla gidip gelebileceği ilk ipi tutturmak içinmiş.
İlk ip köprü vazifesi görünce gerisi kolay olmuş tabii ki.

Ama en büyük zorluk ve meşakkat ilk ipi tutturmaktaymış meğerse.

Bunun için de müthiş bir azim, yenilmez bir irade ve eşsiz bir sabır gerekiyormuş.

Bu gözlem krala büyük bir ders vermiş:

“Bir atlamaya tutunamadım diye örümcek vaz mı geçti? Tabii ki hayır! Başarıncaya kadar denemelerine devam etti.

O zaman bana ne oluyor ki hemen pes ediyorum? Bir örümcek kadar bile olamadım!”

Tarihler, kralın bundan sonra büyük bir azimle adamlarını topladığını, ordusunu örgütlediğini ve ülkesine bir kral olarak yeniden döndüğünü yazıyor!

Kendimizi iyi yönde geliştirmek istiyorsak etrafımız süper örneklerle dolu.

Kötü yönde örnekler alacaksak etraf onlarla da zebil!

Ümidini yitirmiş bir insan örümcekten çok daha zavallıdır.

Tabiata bakarak süper bir halı tasarlamışlar.

Tabiata bakarak süper bir insan tasarlamalıyız.

Herkes kendisinden başlasın!

Yazar: Dursun Ali TÖKEL

dtokel@hotmail.com