Bir Tembelin Anatomisi!

0
161
 Bazıları tembellik etmek için doğar. Hayatları ağır çekim halinde geçer. Yılgın ve yorgun ruhlu bu insanlar için tembellik bir ruh hali değil, zihniyettir. İşte felsefeli tembel, Oblomov’un hikayesi! Adı, İvan İlyiç Oblomov. Gonçarov’un ‘Oblomov’ romanının baş kahramanı. Edebiyat tarihinin gelmiş geçmiş en büyük tembellik ikonu! ‘Oblomovluk’ denilen yaşam biçiminin simgesi. Yılgın ve yorgun ruhların rol modeli. Ataleti ve uyuşukluğuyla ‘marka’ olan insan. Ivan Gonçarov, Oblomov romanında 1850’li yılların Rusya’sında yaşanan değişimi anlatır. Feodal düzenden burjuvaziye geçişte yaşananlar, bu yeni düzene bir türlü ayak uydurmayan Oblomov’un hayatı üzerinden anlatılır. Gelin, Oblomov’u daha yakından tanıyalım çünkü ondan aramızda çok var! Hayat hareket ettikçe, kabuğuna çekilen bir insan Tam adı İlya İlyiç Oblomov. 30’lu yaşlarının henüz başlarında. İyi niyetli, dürüst ve zeki. Ancak zekasını sadece düşünmek için kullanan biri! Kendi düşüncelerinde boğulan, düşünmekten değişemeyen bir insan. Sürekli yol ayrımındadır Oblomov. Bir meslek sahibi olmak, sosyal hayatta kendine yer edinmek, evlenmek, çiftliğine dönmek ya da Avrupa’ya gitmek. Her yol ayrımında derin düşüncelere dalar. Hangi yöne gideceğine karar veremediği için bir türlü harekete geçemez. Bir şekilde harekete geçtiğinde de başladığı hiçbir işi bitirme azmini gösteremez. Oblomov’a ailesinden büyük bir çiftlikle birlikte uyuşukluk miras kalmıştır. Oblomov’un kariyer sahibi olamaması istemediğinden değildir. O da ister başarılı olmayı ama bunun için çalışmak zorunda kalması onun hevesini kırar! Tek yapabildiği bugünün işini yarına ertelemektir. Uyku ile uyuşukluk arasında geçen günlerde, bazen çocukluğunu özler, bazen de geleceğe dair planlar yapar. ‘Ya şimdi ya da hiçbir zaman’   diyen yakın arkadaş Oblomov, içinde olup da kendisini engelleyen gücün ne olduğunu bir türlü bulamaz. Sorunun ne olduğunu en yakın arkadaşı Ştolts teşhis eder. Sorunu Oblomovluk’tur!  Yani onu esir alan uyuşukluk. Oblomov ve Ştolts, çocukluktan bu yana arkadaş olsalar da Doğu ve Batı gibi ayrı dünyaların insanlarıdır. Oblomov yatağından çıkmayı bile erteleyebildiği kadar ertelerken, Ştolts yeni düzene çabuk adapte olur, iş yaşantısında hızla yükselir, toplumda kendine saygın bir yer kazanır. Oblomov’u, ‘ya şimdi ya hiçbir zaman’ diyerek harekete geçirmeye çalışır. Ona her seferinde yeni teklifler getirir. Teklif demek karar vermek demektir. Ve Oblomov için karar vermek başlı başına bir sorundur. Oblomov, tercihini yok olmaktan yana yapmaz elbette. Bunun yerine harekete geçmek için koşulların mükemmel olmasını beklemeye kaldığı yerden devam eder! Acaba aşk bazı şeyleri  değiştirebilecek midir? Yapacağı her şeyi ertelemek için bir neden bularak günlerini geçirirken bir gün aşk kapısını çalar Oblomov’un. Duygularını harekete geçiren aşk onun uyuşukluğunu da çözmeye başlar. Hatta ilk 15 gün gündüzleri hiç uzanmadığı bile olur! Kendini bir süre aşkın akışına bırakan Oblomov’un bu hareketliliğe de fazla sürmez. Hem Olga’nın yaşam enerjisine uyum sağlayamayacağını hem de ona rahat bir hayat sunamayacağını düşünüp yeniden eski günlerine döner. Olga ile evlenme hayalini de tam da kendinden beklendiği gibi yarım bırakır. “Ben uykulu ve uyuşuk huzura alışmışım; fırtınalara tahammülüm yok” diyerek Olga’ya veda eder. Her zamanki hırkasını giyer, yatağına uzanır. Bu olaydan sonra Oblomov’un artık değişiklik yapmanın düşüncesine bile tahammülü kalmaz. Çocukluğun geçtiği Oblomovka’ya dönme gücünü de kendinde bulamaz. Şehrin kenar mahallesindeki yeni evinde kendine bir Oblomovka kurar. Uyuşukluğun hakim olduğu Oblomovka’sına çekilip hayatının kontrolünü de uşağına, çevredeki fırsatçı kişilere bırakır. Oblomov, aslında çalışmayı sevmeyen biri değildir. Ömrü uzanarak geçse de durumundan memnun da değildir. Ama kendi halini çalışan arkadaşlarıyla kıyasladığında bu memnuniyetsizliği de dağılıp gitmektedir. Sonunda, tembel kahramanımız kendi yeteneklerini ortaya çıkaramamasının suçlusunu bulur. Suçlu kaderdir! Kahramanımız geri kalan günlerini bu düşünceyi savunarak geçirir. Acaba Oblomov nasıl kurtulabilirdi? İvan Gonçarov, Oblomov, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 7. Baskı, 2009 Yapacağı işleri her gün, bir sonraki güne erteler Sürekli bir yerden başka bir yere koşturarak günlerini geçirmek onun ruhuna uygun değildir. Memuriyet için koşturmayı bırakıp geliri her yıl azalan çiftliğini kurtarmak için planlar yapmaya başlar. Hayalinde her gün çiftliğini yeni baştan inşa eder. Ancak yaptığı planları uygulamayı, her gün bir sonraki güne erteler. Aslında düşüncelerini bir karara bağlayabilseydi ona fikir işçisi bile denebilirdi. Ne de olsa uyumadığı zamanların tümünü düşünerek geçiriyordu! Oblomov, yemek ve uyumaktan arta kalan tüm enerjisini hayatına bir yol çizmek için harcıyordu. Yolunu bir çizebilse düşüncelerinde olduğu kadar çevik olacaktı. Mektup yazmak için hazırlanması günlerce süren, sonunda bunalıp yazmaktan vazgeçmesi aylar alan Oblomov’un beyni de bedeni gibi tembelleşmişti. Bir türlü hayat yolunu çizemeyen Oblomov, sonunda başarılı bir hayat yaşamak yerine sadece ‘ömrünü tamamlamaya’ karar verir. Onun hayatında kazanmak ve kaybetmek kavramlarına yer yoktur. Hiçbir şey için rahatından fedakarlık etmeyen Oblomov, hayat üzerine geldikçe daha çok kabuğuna çekilir. Çocukluğundan bu yana her işinin başkası tarafından görülmesine alışmış olan Oblomov, tek başına karar bile veremez. Kararlar onun adına ve ona hissettirmeden verilmeli, onun rahatı bozulmadan uygulanmalıdır. Zaman zaman yanlış giden bir şeyler olduğunu gördüğü de olur. Hatta bunları değiştirecek yetenekleri olduğunun da farkındadır. Ancak yine de hiçbir şey yapmaz.

Yazar: Mümin Sekman Kaynak: Milliyet Gazetesi