Bu Lider Kim?

0
228

Bir paragrafta liderin yaptıklarını okuyup kim olduğunu tahmin etmenizi istiyoruz. Bildiğiniz her cevap size yeni bir biyografi açacak.

Bu Lider Kim?

Mavi düşkünü kızıl lider…

Efsanevi lider yüzmeyi çok severdi. Hatta öyle ki yüzmenin, tek tipleştirmek istediği vatandaşlarını zinde tutmanın en iyi yolu olduğuna inanıyordu. Ayni zamanda sairdi de. Gençken yazdığı şiirlerden birinde, dalgalar arasında kulaç atarken doğan güneşi izlemenin keyfine dair methiyeler düzüyordu. Arkadaşları ile birlikte derin ideolojik tartışmalara girmeden önce, sürekli en yakin nehirde ya da denizde kulaç atardı. Ama özellikle 1955’ten sonra, politik gücünün en yüksek olduğu 60’li yaslarında yüzme neredeyse hayatinin merkezi olmuştu. Üst düzey parti liderleri için yapılan havuzun müdavimiydi. Partinin yıllık toplantılarının yapıldığı kuzey kıyılarında, dalgalı okyanusta da kulaç atardı. Ve hatta korumalarının ve doktorlarının tüm uyarılarına rağmen ülkenin kirliliği ile meşhur nehirlerinde de. xxx xxx birlikte yüzdüğü arkadaşlarına ‘Sırtüstü suyun üstünde yatmaktan korkuyorsunuz. Çünkü batacağınıza inanıyorsunuz, korkarsanız batarsınız!’ diyordu… Peki, aranızda Çin Komünist Partisi’nin efsanevi lideri Mao’yu, o koyu yeşil ya da haki renkli, kalın kumaşlı gömleğiyle verdiği pozlardan başka hali ile hatırlayan var mı?

Pala bıyıklarını okşayıp yaverine seslendi, ‘UFO raporlarını neden halen getirmediniz?’ Ortalık titredi. Herkes ondan korkardı. Adi terörle özdeşleşmişti. Fazla bilinmeyen bir özelliği ise, tanımlanamayan uçan cisimler olarak bilinen UFO’lara kafayı takmış olmasıydı. Hatta sırf bu fenomenin araştırılması için, özel birimler kurulmasını emretmişti. Ona göre, UFO’lar rakip ülkelerin geliştirdiği gizli silahlar değil, bilakis dünya dışından gelen yabancı kaynaklı tehditlerdi. Ayrıca Amerikan hükümetinin UFO’larla temasa geçtiğine de yürekten inanıyordu. O halde onlar da aynisini yapmalı, hatta bu diş güçlerden teknoloji transfer edilmeliydi! Ülkenin en iyi beyinlerini bu meseleyi aydınlatması için toparlamıştı. Ama hakkında anlatılanların merkezinde, hep yaptığı zulümler ve izlediği demir yumruk politikası oldu. O, Sovyetler Birliği’nin efsanevi lideri Joseph Stalin idi…

‘Leningrad sokaklarında büyüdüm… Kavga etmeyi, bir saldırıya doğrudan ve kararlı bir şekilde müdahale etmeyi oralarda öğrendim… Küçükken izlediğim vatanseverlik filmleri ve ülkemin casuslarının başarılarını anlatan kitaplar, ajan olmamda büyük rol oynadı.’ diyordu. ‘Tıpkı ormanda yasayanların öğrenmek zorunda olduğu gibi, vahşilikle bas etmeyi öğrendim.’ diye ekleyerek. Kavgacılığı, daha ortaokulda öğretmenlerinin dikkatini çekmiş, henüz 4. sınıfta olmasına rağmen, sadece 6. sınıf öğrencilerinin katılmasına izin verilen parti gençlik koluna girmeyi başarmıştı. Kendisi bu ruh halini ‘İtaat etmekten ve okul kurallarından nefret ederdim. Eğer ormanda yetiştiyseniz, yeni bir ortama girseniz bile orman kanunlarına göre yaşarsınız’ seklinde dile getiriyordu. Okuldan yakin arkadaşı Victor Borisenko onun için ‘Çok gözü pekti. Büyük sınıfların yaptığı kavgalara bile karışmaktan kaçınmazdı.’ diyordu. Öğretmeni Vara Gurevich ise öğrencisinin ‘adeta bir kaplan’ gibi dövüştüğünü hatırlayacaktı yıllar sonra. Ama bir keresinde kendisinden daha zayıf birinden dayak yemesi, ona güzel bir ders oldu. ‘Her halükarda, hakli ya da haksiz, karsı saldırıya geçecek kadar güçlü olmam gerektiğini o gün anladım’ diyordu, o kavgayı hatırladığında. Zamanla gücünü ve atikliğini disipline etti. Usta bir judocu ve ayni zamanda iyi bir boksör olması, kariyerinde ona avantaj sağlayacaktı. Hatta judo üzerine yazılan bir kitabin ortak yazarlarından biri de oldu. Ülkesinin gizli servisinin kapısını çaldığında, kabul edilmesi uzun sürmedi. Bu girişkenliği, dinamizmi ve kişisel karizmasıyla ülkesinin bir numaralı koltuğuna kadar tırmandı. Kimden mi bahsediyoruz? Tabii ki Rusya devlet başkanı Vladimir Putin’den!..

Ortaöğretimde oldukça basarîliydi. Ergenlikle birlikte hırçınlaşmaya başladı. Üniversite hazırlık okulundaki basarîsizliğinin ardından başka bir okula transfer edilince, okulu bıraktı. Disiplini sevmediği için herhangi bir iste de çalışmak istemiyordu. Bos geziyor, bol kitap okuyor ve resim yaparak basarîli bir sanatçı olmanın hayallerini kuruyordu. Annesi ölünce, Viyana’ya gitti. Amacı güzel sanatlar akademisine girebilmekti. Resim yeteneğine güveniyordu. Kabul edilmeyince hayata küstü. Avusturyalılara bunun bedelini ödetecekti. Viyana sokaklarını arşınlarken, bir yandan da yaptığı tabloları satıyor, mütevazı bir kimsesizler pansiyonunda kalıyordu. Toplumda bir türlü kabullenilmemiş olmasının verdiği bu öfke, istikbal vaat eden ve disiplinden nefret eden ressam adayından, dünyanın büyük bir bölümünü disipline edecek bir lider çıkartacaktı. Fırça darbeleriyle gönülleri fethedemeyen Adolf Hitler, çizmeleriyle tüm Avrupa’yı ezip geçecekti…

Deniz bilimci imparator!

Hassas bir yapısı vardı. Narin bünyesini taşıyan incecik çelimsiz ayaklarıyla adımladığı sarayın koridorlarını bir an önce kat ederek, arka avluda yaptırdığı laboratuvarına gitmeyi istiyordu. O küçük ama özel dünyasında abartılı saygı, protokol, sürekli önünde eğilip selam veren yaverler, hiçbiri ama hiçbiri yoktu. Bu özel alanda tek askı bilimle bas basa kalabiliyordu. Genç denebilecek bir yasta tahta çıkmıştı. Koca imparatorluğun geçiş dönemine şahit olmak onu yoruyor, bu özel uğrası, onu ait olduğu dünyadan çekip uzaklara götürüyordu.

Ülkesi büyük bir değişim yasarken, o her fırsatta soluğu denizde alıyordu. Denize ve içinde barındırdığı canlılara asıktı. Sürekli ilginç deniz canlılarını topluyor, onlar üzerinde deneyler yapıyordu. Hatta yaptığı çalışmalarla literatüre bile girmişti. O, bir deniz bilimcisiydi. Ama bu narin, doğa asığı kırılgan insan, tarihin cilvesi olsa gerek, Pearl Harbor baskını için emir veren ve ülkesini iki atom bombasına hedef yapan Japon İmparatoru Hirohito olarak hatırlanacaktı…

ALI ÇIMEN