Büyük Balık

0
177


Meriç, babasıyla birlikte cumartesi günü balık avından eve dönmüştü.

Annesi mutfağa önce giren Meriç´e sordu. “Ne oldu, hiç balık tutamadınız mı?” “Tutmaz olur muyuz anneciğim, tam 7 balık tuttuk.” “Eee, hani balıklar?” “Anneciğim, bugün çok şanslıydık. 7 koca balık tuttuk. Ancak babamın yanında deniz kenarına gidecek kadar para varmış. Dönüş yolu için paramız yoktu. Babam da dolmuş şoförüne ´balık versem bizi götürür müsün?´ diye sordu. Dolmuş şoförü de iki balığa bizi buraya kadar getirdi. Tam gelmiştik ki, olta takımlarının bazı parçalarını deniz kenarında unuttuğumuzu hatırladık. Tekrar dolmuşa bindik, böylece iki balık daha gitti. Tekrar eve gelmek için de iki balık daha gitti.” Annesi, “Ama 7 balık vardı, biri ne oldu?” Meriç cevap verdi: “Tam dolmuşa biniyorduk ki, adamın biri geldi, ´Beyefendi´ dedi, ´cüzdanımı çaldırdım. Bana bir dolmuş parası verir misiniz?´ deyince babam dolmuşçuya bir balık da onun için verdi. İşte bizim balıkların hikayesi.”

Pazar günü Meriç, babasıyla yine balığa çıktı. Ama akşam olunca baba oğul yine elinde balık olmadan geri geldiler. Annesi kinaye ile “Bugün de dolmuşçunun karısı balık pişirecek herhalde.” dedi.

Meriç: “Yok anneciğim. Sorma bugün başımıza neler geldi.”

Annesi: “Hayırdır, ne oldu? Balık tutamadınız mı?”

Meriç: “Tutmaz olur muyuz, anneciğim, hem de kaç tane! İlk önce büyük bir balık tuttuk. Ama bir de baktık ki, bir gözü kör. Böyle balık yenmez dedik ve denize attık. Bir tane daha tuttuk. Bu sefer de bir baktık ki bir yüzgeci yok. Bu da sakat yenmez dedik ve denize attık. Üçüncü tuttuğumuz balık her ikisinden de büyüktü. İnanmayacaksın, ama bunun da kuyruğu yoktu. Çaresiz onu da denize geri attık.”

Annesi: “Oğlum hiç sağlıklı balık tutamadınız?” Meriç: “Tutmaz olur muyuz anneciğim, tam on iki tane.”

Annesi: “Peki, nerede oğlum balıklar?”

Meriç: “Babam o balıklardan sonra beş kocaman sağlıklı balığı bir seferde tuttu. Balıkları tam kıyıya çekmeye hazırlanıyorduk ki, bizim balıklara bir martı saldırdı, babam martıdan balığı kurtarmaya çalışırken, martının arkadaşları da geldi. Biz ne olduğunu anlayamadan bütün balıkları alıp kaçtılar. Babamın da kafasını gagaladılar.”

Annesi: “Oğlum senin de dilini gagalamadılar mı?”

Meriç: “Neden gagalasınlar ki, anne?”

Annesi: “Eee, hiç içeriye girmiyor ki oğlum?”

Meriç: “Şaka yapma anneciğim… Babam çok gayretli ve kararlıydı. Oltayı düzeltti, yine balık tutmak için beklemeye başladık. Bir süre sonra misinada bir hareketlenme olmaya başladı. Babam hemen çıkrığı çevirmeye başladı ki, ondan sonra olanlar oldu. Yandaki balıkçının da oltası hareketlenince o da misinayı toplamaya başladı. Misinalar karışmış. Senin balıklarındı, benim balıklarımdı derken ikisi kavgaya tutuştular. Adam iri yarıydı. Babamı biraz hırpaladı.”

Annesi: “Bu küçük kutu da ne böyle?”

Meriç: “Babam adamdan kurtulunca yeniden balık tutmaya başladı. Bu sefer hepsinden büyük bir balık tuttu. Oltanın iğnesini çıkarırken inanılmaz bir şey oldu. Geçen yıl babamın denize düşürdüğü alyansı vardı ya. O alyans balığın ağzından çıktı.”

Annesi: “Nasıl olur bunlar anlamadım ama peki bu paket ne?”

Meriç: “Hiç anneciğim bu kadar olay olunca, dedik ki, bu işte bir hikmet var. Kurban kesmek lazım. Gelirken bir koyun kesip etini dağıttık. Bu da bize düşen parça.”

Annesi: “Bu hikaye için koyun yetmez oğlum, deve kesmeniz lazım, deve. Ama yine de çok sevdim hikayenizi. Balık tutmaya gideceğinize bir kağıt kalem alsanız daha iyi oğlum.”

Meriç: “Anneciğim, balık tutmaya gitmezsek olmuyor. Balık gelmezse, ilham geliyor.”

Melih Arat