Cazibe Yasası

0
216

Parapsikolojik Bir Yaklaşım
Şu gazete başlığı, sözünü edeceğimiz evrensel yasayı çok net biçimde anlatıyor: “Yıldırım kurbanı, en çok korktuğu şey tarafından öldürüldü.” Bu yasa, en sade biçimde söylersek, benzerin benzeri çektiğini ifade eden Cazibe (Sempatizasyon) Yasası’dır. Onun işleyişini her gün görürüz; lavaboya bir tane kirli tabak koyun, ona hemen on tane daha kirli tabak katılacaktır, köşeye bir parça kağıt atın, o köşe kısa bir zaman içinde atılan kağıtlarla dolacaktır. Hepimiz, belirli bir derecede bunun farkındayız. Farkında olmadığımız şey ise, onun evrensel bir yasa olması sebebiyle, her yerde geçerli olmasıdır, düşüncelerimizde bile.

Metafizik gruplar içinde, düşüncelerinizin realitenizi yarattığı fikri çok sık duyulur. Bu durumda, “Eğer düşüncelerim benim realitemi yaratıyorsa, benim realitem niçin her zaman tam olarak benim isteğim gibi değil?” sorusu ortaya çıkar. Hesaba katılmayan şey, Cazibe Yasası’dır. Çünki ben ne zaman istemediğim şeyin düşüncesini yayarsam, Cazibe Yasası vasıtasıyla istemediğim şeyi üstüme çekerim. Böylece, ben ne zaman olmasını istemediğim bir şey için endişelenirsem, o şeyi tam olarak üzerime çekerim. Demek ki, gazete manşetinde sözü edilen adam, yıldırım çarpması endişesi ve korkusuyla, korktuğu olayı üstüne çekmiştir.

Biz negatife odaklanma eğiliminde olan bir toplumda yaşıyoruz. Görsel ve yazılı medyamızın zamanının ve yerinin çok az bir yüzdesi pozitif, titreşimi yükseltici olaylara ayrılmıştır. Büyük bir bölümü, negatif olaylara odaklanır. Böylece bize, negatif düşünceleri teşvik etmemiz öğretilmiştir, hatta bize onun “pratik” olduğu bile söylenmiştir. Öyleyse biz ne zaman istediğimiz bir şey düşünsek, bunu sıklıkla izleyen düşünceler, istediğimiz şeye niçin sahip olamadığımızın sebepleridirler. Eğer kendimize “Ben piyangoyu kazanmak istiyorum.” dersek, bunu derhal, “Bu imkansız, kazanma oranı çok düşük.” gibi düşünceler takip eder.

Böylece, bir düşünce bir diğerini iptal eder. Eğer Protestan çalışma ahlakına göre düşünürsek; yaşam zordur ve ancak çok gayret gösterip çalışırsak hayatta kalırız; bu düşünce daha sonra deneyimimiz haline gelecektir. Bu şekilde, her an içinde yarattığımızı ve yaratmadığımızı görmeye başlarız, çünki zihinlerimiz asla sakin ve sessiz değildir. Eğer yaşamlarımız devamlı olarak her an her şeyin olabildiği halde ise, bunun sebebi, düşüncelerimizin devamlı olarak her an her şey hakkında olmasıdır. Buna bir de bizim dışımızdaki tesirleri ekleyeceğiz. Diğer insanlar ve onların bizim düşüncelerimiz üstündeki etkileri nelerdir?

Bizler, her biri kendi düşünce süreçleriyle kendi gerçekliklerini (realitelerini) yaratan diğer varlıklar tarafından çevrelenmişizdir. Çevremizdekilerle doğrudan doğruya, karşılıklı olarak etkileşiriz ve kitle iletişim araçlarıyla da daha çok sayıdaki diğerleriyle etkileşiriz. Bizler, karşılıklı olarak birbirimizi etkileyerek diğerlerinin düşüncelerine tesir ederiz, yani bireyin düşünme süreci kültürel bir süreç birikiminin sonucudur. Doğduğumuz andan itibaren tesir altında kalmışızdır. Hatta bazı araştırmacılara göre, diğer insanların düşünceleri yoluyla doğmadan önce bile tesir altında kalmışızdır. Böylece bizler, bize yakın olan biriyle sonradan paylaştığımız yaratıcı bir düşünceye sahip olabiliriz; daha sonra da ikimiz birlikte bu düşünceyi deneyebilir ve geliştirebiliriz. Sonra her birimiz bu gelişmeyi birkaç başka kimseyle paylaşırız. Bu düşünceyle yaratılan realite derhal yüzlerce insanın tesiri altında kalır. Bu durumda, yarattığımız realitenin imajine ettiğimiz orijinaline hiç benzememesine şaşmamak gerek.

Bu tartışmadan iki önemli nokta ortaya çıkmaktadır. Birincisi, dikkatimizi istemediğimiz bir şeyden uzaklaştırmaya ihtiyaç duyarız. İstemediğimiz bir şeyi düşünmenin, onu çektiğini hatırlayın. İkincisi, eğer realitemizin istediğimiz şeyle daha fazla aynı çizgide olmasını istiyorsak, o zaman düşüncelerimizi paylaştığımız kimseler hakkında dikkatli olmamız gerekmektedir.

James WESTLY