Çek Bir Çay Demli Olsun Oturup Çayı Konuşalım

0
475

Çay sadece çay değildir: Nasıl hazırlamak lazım?

“Yarın yaşayıp yaşamayacağımı elbette bilmiyorum. Ancak yarın yaşarsam çay içeceğime eminim.” diyor ünlü Alman yazar Lessing. Birçokları için tutkudur çay… Kışa mahsus bir keyif olmasa da bilhassa soğuk havalarda içimizi ısıtmasıyla huzur verici ayrı bir zevktir.

Çayın tarihiyle ilgili birçok efsane dolaşır. Bunlardan en meşhurları Çin efsanesi… Milat’tan yaklaşık 3 bin yıl evvel Çin İmparatoru Shen Nung, ilkbahar akşamı elinde bir fincan sıcak su ile bir ağacın altında otururken fincanına birkaç yaprak düşer. Altın rengine dönen suyu ferahlatıcı, lezzetli ve zihin açıcı bulur. Çayın bu şekilde keşfedildiği anlatılır binlerce yıldır.

turkish-tea-glasses-and-golden-horn-istanbul-backgroundBizde çay içmek muhabbet için bir bahanedir. 40 yıl hatırı olan sadece kahve değil, çaydır esasında. Zira her kültürün farklı çay âdetleri ve merasimleri vardır, hepsinin birleştiği nokta ise çaya verdikleri önemdir. Doğu kültüründe ikram edilen çayı reddetmek karşınızdakini incitmek olarak kabul edilir. Japonların kültür ve felsefeleriyle ilişkili olan çay seremonileri ise katı kurallar dairesinde gerçekleşir. Adeta bir sanat icra eder gibi hazırlanır, sonrasında misafirlere ikram edilir.

Çin’de çay yüzyıllarca birçok derde derman olan tedavi unsuru olarak kabul edilir. İlk önceleri toplumun üst kesimleri ve rahiplerin içeceği olarak görülür. Aradan yüzyıllar geçtikten sonra halka yayılır. Ve yine aradan yüzyıllar geçtikten sonra -17. yüzyılın başlarında- Hollandalılar tarafından Avrupa’ya getirilir. Uzun süre buradaki çay ticaretini çaylarına süt ekleyip içen İngilizler üstlenir. Bundan dolayıdır batı ve orta Avrupa ülkeleri İngilizler gibi demlerler çaylarını. ‘5 çayı’ geleneğini ise Kraliçe Victoria başlatır. Günümüzde de İngilizler ikindi çayının yanında tatlı ve tuzlu atıştırmalar alır. Rus kültürüne ise çay, ilk kez 17. yüzyılda Çar ailesinin içtiği bir içecek olarak girer. Hemen her kültürde olduğu gibi burada da ilk etapta sadece aristokrasinin içeceği olur. Semaverde demlenen çayın yanında tatlandırıcı olarak reçel ve marmelat yenir. Çay içmeyi bir keyif addedenler onu demleyip ince belli cam bardaklarda ya da narin porselenlerde içmekten vazgeçmeyeceklerdir. Zira Çinli filozof Tien Yiheng’un dediği gibi, “Çay, dünyanın hengâmesini unutmak için içilir.” Dünya üzerinde binlerce farklı çay tüketiliyor. Her biri onlarca derde şifa olan bitkilerin birkaç tanesini en belirgin özellikleriyle sizin için derledik.

rustu-cem-girgin-bogazda-cayHer derde deva bitkilerindir

Siyah çay: Dünyada en çok tüketilen siyah çay, ekilme bölgesine, daha sonraki işlenişine ve elbette tatlarına göre birçok çeşide ayrılıyor. Assam, Ceylon ve Darjeeling en bilinenleri… Beyindeki kan dolaşımını olumlu etkiler, zinde tutar, mide ve bağırsak sorunlarına iyi gelir, tansiyonu ve kolesterol değerlerini dengeler ve içerdiği flüoritle dişleri güçlendirir.

Yeşil çay: Özellikle Asya ülkelerinin vazgeçilmezi olan yeşil çay, farklı çeşitlere sahip. Yüzyıllardır Çin ve Japonya’da tedavi amaçlı da kullanılan bu çayın Avrupa ve Amerika’daki popülaritesi hayli arttı. Bunun sebebi tabii ki yeşil çayın bin bir etkileri. Kansere karşı korur, konsantrasyonu artırır, cildi besler ve kırışıklıklara karşı etkilidir. Kalbi, ciğeri ve dişleri korur, zayıflatır, diyabete iyi gelir, stresi azaltır.

Ebegümeci: Mor ve narin olan bu bitkiden elde edilen çay, ağız ve boğazda oluşan iltihaplara, mide ve bağırsak sorunlarına iyi geliyor ve cildi yumuşatıyor.

Papatya: Hemen hemen her derde deva olan papatyanın çayı özellikle kas gevşetici, iltihap sökücü ve yara merhemi olarak kullanılıyor. Ayrıca stresli durumlarda sakinleştirip, uyku bozukluklarına karşı da faydalı olduğu biliniyor.

Kuşburnu: Bol miktarda C vitamini içeren bu bitkinin kış aylarında tüketilmesi nezle ve gribe karşı iyi bir tedbir. Diğer faydaları ise bağışıklık sistemini güçlendirmesi, ateş düşürücü, idrar yollarını ve böbrekleri temizleyip, bağırsakları çalıştırıyor olması.

Ihlamur: Rahatlatıcı özelliğe sahip olan bu bitki, soğuk algınlığı, öksürük, mide ağrısı, migren ve romantizmal hastalıklarda kullanılıyor.

Adaçayı: Orta Çağ’dan bu yana şifa bitkisi olarak içilen adaçayı vücuttaki toksinleri atmaya yardımcı olduğu gibi ter önleyici ve sakinleştiricidir de. Ayrıca boğaz ve baş ağrısına, bronşit ve astıma da iyi gelir.

Anason: Bebeklere de verilen anason çayı mide ve bağırsak sorunlarına karşı oldukça faydalı. Karın şişkinliğini giderir, solunum yollarını açar, bronşit ve astıma iyi gelir ve iştah açıcıdır.

Nane: Ferahlatıcı olan nane çayı ağız kokusunu giderir, migrene, boğaz ve kas ağrılarına iyi gelir, sindirimi kolaylaştırdığı gibi mide bulantılarını da alır.

Aromalı çaylar: Yeşil ve siyah çaylara vanilya, yasemin, tarçın, portakal, bergamot gibi doğal bitkiler eklenip farklı tatlar elde edilebiliyor. Bu çaylarda doğal aromaların yanı sıra yapay aromalar da kullanılıyor. Bunların en yaygın olanları ise nane, çikolata ve çilek.

Demleme, poşet çaydan daha mı kaliteli?

Poşet çayların atıklardan üretilmiş olmasına dair şüpheler ‘acaba sağlıksız ya da kalitesi daha mı düşük’ sorularını akıllara getiriyor. Çay tiryakileri kuşkusuz, demleme çayları, pratik olsun diyenler ise poşet çayları tercih ediyor. Demleme çaylarda büyük yapraklar kullanılıyor, poşetlerde ise küçültülmüş, kısmen toz haline getirilmiş parçalar… Bu parçaların yüzeyi hacimlerinden daha büyük olduğu için su ile temas ettiklerinde çayın içerdiği maddeleri daha yoğun bir şekilde çıkarıyorlar. Ancak bu kaliteden ziyade üretimle ilgili. Yani aralarında kalite hususunda bir fark söz konusu değil.

Kaynak: Zaman

Yazar: Ahu Temizsoy