Çelik’in çenesinde Sakıp Sabancı’dan esinlendik

0
333

Alametifarika Reklam Ajansı’nın kurucu ortağı ve kreatif direktörü Uğurcan Ataoğlu, 25 yıldır birçok firmanın reklam filmini, sloganını, afişi hazırlayıp marka olmasına katkıda bulundu. Şimdi sıra kendisinde. 25 Kuruşluk Kitap adını verdiği ve ortasına kocaman delik açtığı bu kitap da onun reklamı.

Sabah gelirken tarttırdım, neredeyse 2 kilo. Bayağı ağır. Kuşe kapak, Avrupa kağıt, içinde rengarenk reklam afişleri… “12 Dev Adam, Özgür Kız, Ben Çelik; Arçelik, Turkcell’in çekim gücü” gibi sloganlarıyla akıllarda yer eden daha birçok reklamın ortaya çıkış süreci, perde arkasına dair notlar var kitapta. Yaklaşık üç yıllık bir emek harcanmış. Aynı zamanda 25 yıllık reklam tarihimizde neler olup bittiğine dair nostaljik bir gezi. Maddi değeri, arşiv özelliği yabana atılacak gibi değil ama gelin görün ki, kitaptaki tüm bu işler için 25 kuruşluk bir değer biçilmiş. Hepsi o kadar. Adı da değeriyle aynı: 25 Kuruşluk Kitap. Üstelik kitabın ortası delik. Bildiğimiz kocaman delik açmışlar. Bakınca karşı taraftakinin yüzünü, gözünü rahatlıkla seçebilirsiniz. Eskiden 5 kuruşların ortası öyle delik olurdu. Gören herkesin hayranlıkla eline alıp incelediği delikli kitap, yıllardır reklam sektörüne hizmet eden Uğurcan Ataoğlu ve çalışma arkadaşlarının topyekün çalışmasının bir dökümü, biraz kazandığı paranın temsili, biraz reklamların geçiciliğini, biraz da sanatçının içindeki boşluğu ifade ediyor. “Nereden geldim, nereye gidiyorum” sorusuna cevap arama isteğinden ortaya çıkmış da diyebiliriz.

Reklam sektörünü takip edenler tanır ama bilmeyenler için Uğurcan Ataoğlu’ndan kısaca bahsedelim. Aslında hakkında anlatılacak çok şey var ama o kişisel cümleler kurmaktan hoşlanmıyor. Ordu doğumlu. Memleketine dair her şey onu çok heyecanlandırıyor. Valilik ve belediyeyle ortak projeler üretiyor. Orduspor’un yönetim kurulu üyesi. Mimar Sinan Üniversitesi Grafik mezunu. Hocası Bülent Erkmen’in iş hayatında önemli bir yeri var. Turhan Selçuk, Yalçın Çetin, Tonguç Yaşar, Ferruh Doğan’ın karikatürlerinden beslenerek büyümüş. İlk parasını Gırgır dergisine çizdiği bir karikatürle Oğuz Aral’ın elinden almış. Okuldan sonra çalıştığı ilk ajans Reklam Moran. İlk ilanı da Renault’un yedek parçaları için çizdiği karikatür. Eşi Ayşe Ataoğlu’yla da burada tanışmışlar. İlk ödülünü Yorum Ajans’ta Karagöz Yayıncılık için yaptığı logoyla almış. Uğurlu bir adam. Sonra Bülent Erkmen’den teklif alınca Reklamevi’ndeki serüveni başlıyor.

Serdar Erener’le ortak yaptığı ilk iş, Reklamevi’nde çalışırken Rize’deki bir çay markasına ambalaj ve ilan olmuş. Sunumları gayet iyi gitmiş ama firma sahibi, bir elinde çay filizi tutan, başı peştamallı kadın illüstrasyonunun yer aldığı ambalajı görünce “insan sureti kullanmak caiz değildir” demiş. Bir Anadolu gerçeğiyle yüzleşmenin şaşkınlığını yaşayan iki kafadar, sudan çıkmış balık gibi İstanbul’a dönmüşler. Gel zaman git zaman, 7 yıl önce Alametifarika Reklam Ajansı kurulmuş. Ülkemizin en iyi reklam ajanslarından olan Alametifarika’nın 12 Dev Adam, Özgür Kız, Bonus Ailesi, Ben Çelik; Arçelik, Turkcell’in çekim gücü, Türk Hava Yolları gibi pek çok reklam filminde imzası var.

Bir de bu reklamların arka planlarıyla ilgili bilinmeyen hikayeleri. En ilginci “Ben çelik, Arçelik” diyen o sevimli robota ait. Nasıl bir robot yapalım diye düşünmüş taşınmışlar, çenesini Sakıp Sabancı’ya, vücudunu Keloğlan’a benzeterek herkesin çok sevdiği o karakteri ortaya çıkmış. s.ozarslan@zaman.com.tr

***

12 Dev Adam, Özgür Kız, Bonus Ailesi, Ben Çelik; Arçelik gibi pek çok reklam filminde Uğurcan Ataoğlu ve ekibinin imzası var.

Özgür kız Nil, şarkılarını bize zorla dinletirdi

“Reklamevi’ne yazarlık stajı yapan Nil Karaibrahimgil, yazdığı İngilizce şarkıları bize zorla dinletirdi. “Konusu özgürlük olan Türkçe bir şarkı yap da görelim.” dedik. Ertesi sabah gitarıyla gelip yaptığı şarkıyı söyledi. Dinler dinlemez çok beğendik. Böylece uzun zamandır üzerinde çalıştığımız özgür kız kampanyası son şeklini almış oldu. Aylar sonra Nil, sesini verdiği reklam kampanyasının o güne kadar arayıp bulamadığımız yüzü oldu. Bir gecede tüm Türkiye onu tanıdı. ”

***

Aslında Clinton’a teklif etmiştik

“Ülker, pazara yeni çıkaracağı kola markası için bizden isim stratejisi çalışması istemişti. Dünyanın en büyük markalarından biri olan rakibimize karşı bulduğumuz Cola Turka ismi, Ülker tarafından önce kabul görmedi. Çok ısrar ettik, iyi ki etmişiz. “İçince Türkleştiren Cola” önermesi o günlerde Cola Turka’ya yüzde 20 pazar payı kazandırdı, Pepsi’nin önüne geçirdi. Chevy Chase’den önce Bill Clinton’a teklif götürmüştük, parada anlaşamadık.”

 

***

En iyi fotoğraf hep Ayşe’ye ait olur

“Hakan Erdoğan, “Bach İstanbul’da” konserlerini yapmaya karar verince biz de afişlerini yaptık. Bu tip kültürel ve bütçesiz işlerde model olarak her zaman eş, dost, arkadaşlar arasından seçim yapılır. Tanıdık herkes meşhur olmak umuduyla kuyruğa girer ama çektiğimiz fotoğraflar arasındaki en iyi performans nedense hep Ayşe’ye (eşi) ait olur.”

***

Partilerin reklamını yapmıyoruz

“Biz prensip olarak siyasi partiler için reklam yapmıyoruz. Bunun ideolojik bir sebebi yok. Sadece mantıklı gelmiyor. Çünkü partilerin reklama değil icraata ihtiyacı var. Çok iyi bir kampanya yapılsa bile, partinin oy oranını çok etkileyeceğini düşünmüyorum. Liderler halkın karşısına çıkıp ne söylüyorsa partinin reklamı da o oluyor zaten.”

***

Reklamcılık, saygı duyulan bir iş değil

“Reklamcılıkta sürekli daha dikkat çekici, yeni fikirler bulmalısın. Daha etkili olmak zorundasın. Kendini bırakma lüksün yok. Çok çalışıyoruz. Yine de reklamcılığın meslek olarak kötü bir algısı var. Reklamcılar Türkçe’yi bozuyor, değerlerimizle dalga geçiyor, televizyonda, sinemada neden bu kadar reklam gösteriliyor vs… İnsanlar istiyor ki reklamlar olsun ama göze görünmesin, aklımıza takılmasın.”

***

Sabancı’nın çenesi…

“Arçelik’e robot tasarlamaya karar verdik. Son teknoloji, mutlaka çocuksu, kesinlikle komik ve tabii ki bizden biri olmalıydı. Uzun araştırmalardan sonra Keloğlan’ın vücudunu ve Sakıp Sabancı’nın çenesiyle birleştirince aradığımız tipi bulduk. Ben Çelik; Arçelik kampanyası yeni logoyla çıkınca etkisi daha da güçlü oldu.”

***

Orhan Pamuk izin vermedi

“Bir markayı meşhur etmek için en kestirme yol, meşhur bir isim kullanmaktır. Bütçe sorunu çıkmasın diye sadece isimleri ve onları temsil edebilecek objeleri seçtik. Biri de Orhan Pamuk’tu. Bir gömlek firmasının reklamı için onun gömleğini daktilodan çıkan kâğıt gibi gösterdik. Taslağı Pamuk’a gösterdik ama kullanmamıza izin vermedi. Çünkü yazarken daktilo değil, kalem kullanırmış. Bir kere daha anladık ki, bilgi olmadan fikir olmazmış.”

Kaynak: Zaman/ Sevinç Özarslan