Cem Yılmaz´dan

0
188

Ben çocukken çok salaktım.

Edip Akbayram´in ismini Edi zannederdim. Yani o, benim için “Edi Pakbayram”di.

Ablama, “Nasıl olup da koca bir günü canin sıkılmadan evde oturarak geçiriyorsun?” demiştim. “Büyüyünce insanin cani sokakta oynamak istemez ki” cevabini vermişti. Uzunca bir sure büyüyüp büyümediğimi anlamak için kendime, “Canin sokakta oynamayı istiyor mu?” diye sormuştum.

Sabahları kalktığımda aklimin hala yerinde olup olmadığını anlamak için 2+2, 3+4 gibi toplama işlemleri yapardım. Sonuçlar dogru olunca da çok sevinirdim.

Dedemle parka gittiğimiz bir gün TRT´ciler çekim için oradaydı. Beni oynarken çektiler. Yayın günü bizim aile jeneriğinde gözüktüğüm çocuk programını izlemek için televizyon basına geçti. Kendimi ekranda görünce, “Beni niye parkta unuttunuuuz?” diye gözyaşlarına boğulmuştum.

“Geri vites” kavramım yoktu. Şoför, kolunu koltuğa atıp arkaya dogru bakınca araba otomatikman geri geri gidiyor zannederdim.

Benden büyük kuzenlerim dondurmacıların dondurma külahlarının sivri kısmıyla kulaklarını karıştırdığını söylemişti. İnanmıştım. Hala da külahların sivri kısımlarını yemem. çöpe atarim.

Babaannem bir gün gelirse sevdiğim dizilerin olmadığı bir gün gelsin istiyordum.

Abimle Karaoğlancılık oynardık. O Karaoğlan olurdu, beni de Bizans askeri yapardı. Sonra evire çevire döverdi. çok mühim bir sey yaptığımı sandığım için canim yansa bile hiç sesimi çıkarmazdım.

Yeşil ve siyah zeytinin ayrı ağaçlarda yetiştiğini sanırdım.

Bulmacalardaki, “Annenin erkek kardeşi” kısmına dayımın beş harfli ismini sığdırmaya çalışırdım.

Anaokulunda patates baskısı yapmayı öğrenmiştik. O kadar hoşuma gitmişti ki, evde duvarlara, masa örtülerine filan basmıştım. Ancak sanat merakîm annemin yeni aldığı beyaz eteğe patatesi yapıştırmamla son bulmuştu. Hem gönlünü almak hem de el koyduğu patateslerime kavuşmak için dâhiyane bir fikirle öğretmenimin yanına gittim. “Annem” yazısını patatese oydurttum. Sevinçle eve gelerek soyundum. Renkli boyalara batırdığım patatesi vücudumun her tarafına bastım. Sonra da annemin karsısına geçtim. Beni o halde görünce ağlamaya başlamıştı.

Madonna ile Maradona’yı kardeş zannederdim. Kendi kendime, “Bunların babası ne şanslı be. Bir çocuğu futbolun kralı, biri müziğin kraliçesi” derdim

Birinden özür dilediğim zaman Allah’ın bana bir özür vereceğini sanırdım. Sakat olacağımı düşünüp hemen “dilediğim özrü ” geri alırdım.

Kurban Bayramı’nda toplanan derilerden uçak yapıldığını sanırdım. Uçakların dış yüzeyinin bu derilerle kaplandığı için Türk Hava Kurumu´nun topladığını düşünüyordum. Uçak kaçırma filmlerinde silahla ateş edildiğinde ya da bomba patladığında, “Ayyy! Deri delindi!” derdim.

“Gil” diye konuşanları fakir zannederdim.

Annem banyodan çıktıktan sonra babamın söylediği, “Sıhhatler olsun” lafını “Saatler olsun” diye anlardım. Bunun da, “Banyoda amma çok kaldın” gibi bir sey demek olduğunu sanıp babamın anneme kızdığını düşünürdüm. Annemin buna karsin niye sadece, Sağ ol” dediğini merak ederdim. “Ne kibar kadın, derdim