CEO Dediğin Böyle Olur İşte

0
154

Ford’un başına iki tane Henry geliyor. Bunlardan birincisi buhar kazanlı lokomobillerden, atsız arabalara geçişi tam zamanında yakalayan ve yaptığı T serisi araçlarla oto sanayine öncü olan Henry’dir, ki kurduğu band sistemi ile devrin üretim kalıplarını yıkıyor. Yetmiyor orta sınıfa da otomobil satıp piyasayı darmaduman ediyor… İkincisi de aynı adı ve soyadı taşıyor ama şirketi krizden kurtaramıyor. Gemi su almaya başlayınca yıllardır yanında çalışan bir sivri zekalıyı (Lee Iacocca) fevkalade yetkilerle donatıyor, “Yönetim sende. Ne yaparsan yap, firmayı kurtarmaya bak” diyor.

…“İnsanları coşkulu görmek istiyorum, çünkü destanları ancak coşkulu olanlar yazar. Coşkulular her engeli aşar. Coşku, gözünüze ışıltı verir, yürüyüşünüzdeki salınımı değiştirir, arzunuzu artırır ve yeni düşünceler üretmenizi sağlar. Coşkulu kişiler savaşçıdırlar, azimlidirler, kolay yıkılmazlar. Tüm gelişmelerin temelinde coşku yatar. Coşkulular başarırlar, coşkusuzlar mazeret ararlar”… Ford’un başına iki tane Henry geliyor. Bunlardan birincisi buhar kazanlı lokomobillerden, atsız arabalara geçişi tam zamanında yakalayan ve yaptığı T serisi araçlarla oto sanayine öncü olan Henry’dir, ki kurduğu band sistemi ile devrin üretim kalıplarını yıkıyor. Yetmiyor orta sınıfa da otomobil satıp piyasayı darmaduman ediyor… İkincisi de aynı adı ve soyadı taşıyor ama şirketi krizden kurtaramıyor. Gemi su almaya başlayınca yıllardır yanında çalışan bir sivri zekalıyı (Lee Iacocca) fevkalade yetkilerle donatıyor, “Yönetim sende. Ne yaparsan yap, firmayı kurtarmaya bak” diyor.

Lee “ellialtıda ellialtı” gibi bir sloganla 56 model Fordları ayda 56 dolar taksitle ve %20 daha ucuza piyasaya sunuyor, hem stokları eritiyor ve hem de satış liderliğini yakalıyor. Bu arada masrafları kısıyor, pazarlamaya hız katıyor. Kimsenin gözünün yaşına bakmıyor, papyonlu müdürlere “birimlerini kârlı hale geçirmeleri için” mühlet tanıyor. Mr. Lee yaşlıların artık arabaya doyduklarını hissediyor. Riski göze alıp, gençlere oynuyor. Maliyeti 2500 doları geçmeyecek, küçük ama konforlu bir araba tasarlıyor ve oturup Mustang’i yapıyor (1964). Efsane otomobil firmayı ipten alıyor, anında kâra geçiriyor. Bu hırçın ama sevimli model çok tutuyor, klasiklerden biri oluyor. Daha çıktığı hafta 22 bin adet satarak rekor kıran yol canavarı; otomatik şanzımanı, afilli jant kapakları, deri koltuklarıyla göz kamaştırıyor. Yılda 100 bin Mustang satmayı hedefleyen Ford, daha o yıl 400 bini aşıyor. (Bugüne kadar 8 milyon tane sattığı biliniyor) Kovuluyor

Mr. Lee bu arada Honda ile ortak bir mini-van üretmeyi planlıyor. Her ne kadar projenin ayakları yere basıyorsa da 2. Henry anlaşılmaz bir şekilde karşı çıkıyor. Sonra…
Sonra bir gün Lee’yi yemeğe çağırıyor. Fabrikaya cepheden bakan bir restuarantta masa ayırtıp misafirine soruyor. “Ne görüyorsun?”
– Oto üretim tesisleri
– Peki üzerinde ne yazıyor?
– Ford
– İşte o Ford bizzat ve şahsen benim ve orada benim dediğim olur. Şimdi pılını pırtını topla ve kaybol. Lokmalar Lee’nin boğazına diziliyor. Tatlılardan ne alırsınız diye soran garsona “kalsın” diyor. Dile kolay 32 yıllık emek, bir o kadar başarı tek kelimeyle siliniyor: “Defol!”
Henry, Lee’nin bir başka firmaya giderse 2 milyon dolar tazminattan mahrum kalacağını biliyor. Bu serveti tepebileceğine ihtimal vermiyor. Yorgun otomobilcinin Florida’ya yerleşeceğini, yiyip içip keyfine bakacağını sanıyor.

Kuş Uçunca Halbuki onun aklından yatmak değil birkaç firmayı birleştirip dünyayı sallamak geçiyor. Fiat, Volkswagen, Mitsubishi, Nissan ve Renault’da bu ışığı görüyor. GM o kadar büyük ve o kadar hantal ki yanına bile yaklaşılmıyor, TOYOTA’da ise işler zaten tıkırında yürüyor.
O gözünü uzaklara dikmişken teklif yanıbaşından, bir başka Amerikalı “Chrysler”´den geliyor. Bu firmanın güçlü mühendislik geleneği Lee’yi cezbediyor ve “okey” diyip el sıkışıyor (1979).
Bu arada Henry Ford baltayı taşa vurmanın pişmanlığını yaşıyor, enim konum ayyaş oluyor, teselliyi şişelerde arıyor.

Lee işe hevesle başlıyor, ancak karşısında yılgın, bıkkın ve ıslanmış kadayıf gibi tel tel dökülen bir müessese buluyor. Bir zamanlar tenkisat tedbirleriyle işe yarar mühendislere yol veren Chrysler hamleye hazır görünmüyor. Zaten kasada doğru dürüst para bulunmuyor, kan kaybı her geçen gün artıyor. Üstüne üstlük İran sürtüşmesiyle petrol krizi patlıyor. İnsanlar kuruşlarını bile saklıyor, kimse araba değiştirmeyi düşünmüyor. Danış, Kazan

Lee, firmanın kurucusunu, hani “İnsanları coşkulu görmek istiyorum, çünkü destanları ancak coşkulu olanlar yazar. Coşkulular her engeli aşar. Coşku, gözünüze ışıltı verir, yürüyüşünüzdeki salınımı değiştirir, arzunuzu artırır ve yeni düşünceler üretmenizi sağlar. Coşkulu kişiler savaşçıdırlar, azimlidirler, kolay yıkılmazlar. Tüm gelişmelerin temelinde coşku yatar. Coşkulular başarırlar, coşkusuzlar mazeret ararlar” sözleriyle tanınan Walter Chrysler´i örnek alıyor ve ekibi coşturmanın yollarını arıyor. Omuz omuza

“Amele milleti ne anlar” demiyor, bahçıvana bile akıl soruyor. Neticede insanların “ekonomik” kelimesini fazla ciddiye aldıklarını tespit ediyor. Amerikan alışkanlıklarının aksine Japonlar gibi küçük ve iktisatlı bir araba yapmaya niyetleniyor. Fabrikada sürekli nabız tutan Lee, birimler arasınde irtibat sağlıyor, kendini yönetici sanan dinozorlara kapıyı gösteriyor. Sonra oturup Volkswagen’e ortaklık teklif ediyor ancak Almanlar Chrysler’in içinde bulunduğu bunalımı farkediyor “kusura bakma” diyorlar. İş başa düşünce halkın milliyetçilik damarına basıyor, reklamlarda bizzat kendi oynuyor. Gelgelelim lafla değil peynir gemisi, ekmek teknesi bile yürümüyor. Lee Iacocca önce kendi maaşını (yılda 360 bin dolar) 1 dolara (evet bir dolara) indiriyor. Sonra yöneticilere “biraz da siz terleyin” diyor. Sendikacı Doug Fraser’i yönetim kurulu toplantısına alıyor, işçi temsilcileri sermayedar gibi fikirlerini söylüyor. Lee yemeklerini işçilerle yiyor, üstü başı gres yağına bulanıyor. Elini işçilerin omuzlarına koyuyor, onlara isimleriyle hitap ediyor. Elemanlarına umut veriyor, morallerini düzeltiyor. Günübirlik yaşayan bir güruhtan; işini seven, firmasına inanan, hedefleri olan bir takım çıkarıyor. GM çalışanlarından saatte iki dolar (ayda 400 dolar civarı) daha düşük ücret almayı kabul ediyorlar.

Değişim Gelişim “Müşterileriniz değiştikçe, sunduklarınız da değişmeli” diyen Lee artık insanların, çocukları, dadıları ve köpekleriyle dolaştıklarını farkediyor ve onlar için sevimli bir mini-van (Voyager serisi) tasarlıyor. Adam krizlerden bile fırsat çıkarıyor, Amerikalıların sırf ekonomik olsun diye daha yüksek bedeller ödemeye hazır olduklarını hissedince VW Golf’e benzeyen, Omni serisini sunuyor. Bu araba da çok tutuluyor. Uzatmayalım üç yıl içinde Chrysler bataktan kurtuluyor, 13 Haziran 1983 tarihinde devlete olan bütün borçlarını ödeyip düze çıkıyor.

İşte CEO böyle bir şey, şirket yönetimi üzerine çıkan kitapların çoğu Mr. Lee’yi örnek gösteriyor. CEO Nedir? Neye Yarar?

Tabiri caizse CEO (Chief Executive Officer – Baş İşletme Mesulü) bir orkestra şefidir. Şef kimin neye yarayacağını bilir, zurnacıya davul çaldırmaz. Ofisi üstte gök kubbe, altta yerküredir ve 24 saat vazife yapar. Elbette kızar sinirlenir ama herkesi güleryüzle karşılar. Asla kaşlarını çatmaz, kızmaz, azarlamaz, umutsuzluk pompalamaz. Yürütmenin başıdır ama ayak takımına da mesafe koymaz. CEO, strateji çizer, kaynakları verimli kullanır, israfa savaş açar. Firmanın sadece kârını değil, adını da yükseltmeye bakar. CEO’nun şahsi itibarı kuruluşun itibarının yüzde 47 ile 49’u arasında değişir ki borsada da öyle olduğunu söylüyorlar. CEO sadece yönetim kuruluna karşı değil, hissedarlara, çalışanlara, müşterilere, sendikalara, basına, kamuoyuna, bakanlıklara karşı da mesuldür. Takdir edersiniz ki yükü ağırdır. Elbiseyi ülke şartlarına göre biçer, dengeleri gözden kaçırmaz. Doğru zamanda, doğru yerde, doğru işler yapar.

CEO’lar umumiyetle aile şirketlerini yönetir, atadan zenginleri iş aleminin anaforlarından korurlar. Bizdeki CEO’lar, Batıdakilerden daha politik olurlar, zira patronu ikna ve idare etmek zorundadırlar. İyi yönetici mühendislerden mi iktisatçılardan mı çıkar? Şimdiki idareciler hepsinden anlar, dahası hammadde, enerji, çevre, siyaset, sendika gibi konularda da bilgi edinir, insan kaynaklarını zayi etmemeye çalışırlar. Evet, resme yukarıdan bakarlar ama odalarının kapısını da açık tutarlar. Zamanını Yönetemeyen

Lee Iacocca yöneticilere “akşam olduğunda o günki işleri yetiştiremediğinizi görüp kendinize kızıyor musunuz? Hep bir şeyleri yetiştirmek için koşuşturuyor, yoruluyor musunuz” diye sorar. “Doğrusu çalışmaktan tatil yapmaya fırsat bulamadığını söyleyen yöneticileri anlayamıyorum. Kendi zamanını heder eden bir insan, emrindekilerden ne isteyebilir ki? Gelin beni dinleyin, işinizi asla eve götürmeyin! Siz zamanı yönetin, zaman sizi yönetmesin!” Lee Iacocca aczini bilir, nasibe kısmete inanır. “Dış şartları ne kadar değiştirebilirsin? Biz bir işe girişirken, sonunu ne kadar hesaplayabiliriz? Tahminlerimiz tutsa da, ‘doğruyu bildim’ diyebilir miyiz? Başarı ve servet yolunda avantaj olarak görülen ‘mantık’ ve ‘sağduyu’nun tesiri ne kadar? Nice işbilir yönetici üstüste gelen terslikler yüzünden boğulmadılar mı” diye sorar.

Öyle ya da böyle CEO’lar karizmatiktirler, vizyon, misyon sahibidirler, itimat telkin ederler, zekidirler, dikkatlidirler, problem çözerler, ilham verirler, teşvik ederler.
Hasılı gereklidirler. İrfan Özfatura
Düzenleyen: Birgül Mıhcı

İş dünyası çok acımasızdır. Varlığınızı sürdürebilmek için sürekli değişim gerektirmektedir. Bunun için sektördeki rakipten daha önce düşünmek çok önemlidir. “önce ve hızlı” Dışarıdan göründüğü gibi hiçbirşey kolay değildir. Kanımca, işi ehlinin yapması her zaman en doğru olandır. (!)