Çocuk Gelin Psikolojisi

0
582

Türkiye’de Çocuk Gelinlerin Psikolojik açıdan değerlendirilmesi

Çocuk gelin kavramı yerine…

“Çocuk” ve “evlilik” kavramlarının yan yana gelmesi dahi kabul edilemezdir. Oysa “çocuk gelin” kavramı zihinlerde bu olguyu yumuşatmakta daha kabul edilebilir kılmaktadır.

Bu nedenle kabul edilmesi gereken ilk önerme çocuk evliliklerini çocuk istismarı ve çocuğun cinsel istismarı olarak adlandırmaktır. Bu kavram yaygınlaşmalı ve dile girmelidir. Böylesi durumlarda yapılan evlilikleri “meşrulaştırılmış tecavüz” ya da “kurumsallaşmış pedofili” olarak tanımlamak mümkündür.

Çocuk yaşta evlilikler çocuk ve insan hakları ihlalidir…

İkinci önerme çocuk evliliklerinin çocuk hakları ve insan hakları ihlali olduğudur. İhlal edilen, çocuğun bedensel bütünlüğü, ruhsal ve duygusal bütünlüğüdür. İhlal edilen temel hakları ise sağlık, eğitim ve yaşam hakkıdır.

Sağlık ve eğitim haklarının ihlalinin yanı sıra bu çocuklar daha kendi fiziksel, biyolojik ve psikolojik gelişimlerini tamamlayamadan, modern tıbbi yöntemlerden uzak bir biçimde çok sayıda çocuk sahibi olmaktadırlar. 15-19 yaş arası yapılan doğumlarda yetişkinlere göre 4 kat fazla ölüm riski bulunmaktadır. Bu noktada ihlal edilen yaşam hakkıdır.

Çocuklar üstlendikleri sorumluklarla birlikte psikolojik birçok sorunun yanı sıra, fizyolojik problemlerle de baş etmek zorunda kalırlar.

Çünkü çocuktan beklenen genellikle çok nüfuslu bir evin ve çocukların bakımının sağlanması, ayrıca cinsel olarak hizmet etmesidir. Bir çocuk bedeni bu ağır sorumlulukları kaldırabilecek ne fizyolojik ne de psikolojik yapıdadır. Bu nedenle erken yaşlanır ve çok sayıda fiziksel hastalığa yakalanırlar.

Üçüncü önerme ise çocuk yaşta “rıza” kavramı hukuken var olamayacağı için çocuk evlilikleri  “zorla-zoraki” evliliklerdir. Rıza dışında bedene ve ruhsal bütünlüğün bozulmasıyla sonuçlanan her türlü uygulama şiddettir.

Türkiye’de Çocuk Gelinler

Uluslar arası sözleşmelere göre 18 yaş altı çocuk kabul edilir ve bu yaş altında yapılan evlilikler çocuk evliliğidir.

Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) ın raporuna göre Türkiye % 14 oranıyla çocuk gelinlerde Avrupa’nın ilk sırasındadır. Bu verinin sadece kayda geçirilmiş evliliklerden edinildiği düşünülürse asıl oranın çok daha fazla olduğu tahmin edilebilir.  Raporda ayrıca Türkiye’de “her üç kadından birinin” çocuk evliliği yaptığı belirtilmektedir.

Türkiye İstatistik Kurumu(TÜİK) verilerine göre, çocuk yaşta evlenen kızlar, erkek çocukların 14 katıdır. Görülmektedir ki kız çocukları, çocuk olmayan yetişkin erkeklerle evlendirilmektedir.

Hacettepe Üniversitesinin Türkiye genelinde yaptığı çocuk gelinler araştırmasına göre

7.170.000 kadında evlilik kararını aileleri verdi.

2 milyon kadın için başlık parası istenmiştir. 12 yaşında evlendirilen bir kız çocuğu kendisi için verilen başlık parasının 3000 lira olduğunu söylemiştir.

Türkiye geneli 18 yaş altı evlendirilen kız çocuklarının oranı % 28 dir.

Orta Anadolu % 37

Doğu Anadolu % 42. Yani her 3 kadından biri çocuk yaşta evlendiriliyor.

Nikahlar resmi olmuyor ya da aileler çocukların yaşını büyütüyor.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Kadın Sorunlarını Araştırma ve Uygulama Merkezi  (DİKASUM)un çalışmasında…

Diyarbakır’da çocuk yaşta gelin olmaya zorlanan 300 kadınla yüz yüze görüşüldü.

Çocuk gelinlerin % 72’si rızası olmadan evlendirilmiş (ki geri kalanın rızasından bahsetmek mümkün değildir) % 30’undan fazlası eşini daha önce hiç görmemiştir. % 46 sında kararı babaları vermiş ama kararı kıza anne haber vermiştir.

% 17 si evlendiğinde adet bile görmemiş yani 13 yaş altı oldukları düşünülebilir.

% 73’ü okur yazar  değildir.

Çocuk gelinlerin %  91’inin kardeş sayısı 9 ve üzerindedir. Bu noktada evlendirilme sebeplerinden birinin ‘evden bir boğaz daha eksilir’ düşüncesi” olduğu düşünülebilir. Çocuk gelinlerin kardeşlerinin % 64’ü de kendisi gibi çocuk yaşta evlendirilmiştir. Bir diğer sebepse başlık parasının alınmasının getirdiği ekonomik rahatlamadır.

Çocuk gelinlerin ağzından…

VAN

“13 yaşında herkes okula giderken ben de 30 yaşında bir adamla evlendirildim. Hiç görmedim, hiç tanımadım. Gittiğim şahsı gördüğüm zaman sanki benim babam. Hiçbir gün onun yanına yaklaşamıyordum. Gece olduğu zaman çok korkuyordum, odasına bile giremiyordum. Her zaman baba gözüyle baktım ona. Hala da o psikolojiyi atamıyorum üzerimden.”

İlk gece travması

“İlk eve geldiğimde hani bir insanı denize atarlar ya boğuluyordum” diye anlatıyor bir çocuk gelin. “Sadece korkuyordum onun yüzüne bakamıyordum sanki beni öldürecek zannediyordum. Sanki babamla evlendim”.

Diyarbakırda yapılan çalışmada da kadınların % 64’ünün ilk gece sorun yaşadığı anlatılmıştır.  Cinsel ilişki çocuklar için bir travmadır. Henüz ben ve diğeri sınırı oluşmadan bedene yapılacak her türlü cinsel müdahale bir küçük ölümdür.

Yetersiz Annelik
 

Gençliği yaşayamadan kadın ve anne olmak, çocukluktan kadınlığa atlamak bedensel ve ruhsal yaşlanmayı yanında getirmektedir.

13 yaşında anne olmuş bir kadın “çocuk yaşta çocuk sahibi oldum hiçbirşey hissetmedim. Birkaç gün bakmadım ona. 4 gün sonra ağlaması susmayınca acıdım. İkimiz birlikte büyüdük. Gidecektim oynacaktım ama evde kocam var korkuyordum” diyor. Bu kadınlar kendileri çocuk oldukları halde çocuk büyütmenin sorumluluğunu almak zorunda kalmaktadırlar.

Anne- çocuk bağı

Bu nedenle fiziksel ve psikolojik olarak zorlanır ve yetersizlik hissiyle karşılaşırlar. Bu yetersizlik nedeniyle hem kendilerini tüketirler hem de yetersizlik, çocuklarına kayınvalde ya da görümcelerin bakmasıyla sonuçlanır. Dolaysıyla hiçbir zaman o çocuk “kendi” çocukları olmaz.

Çocuk-anne bağı yeterince gelişemez ve ayrıca çocukların eğitimleri üzerinde söz hakkı da yoktur. Hatta kimi durumlarda anne bebeğe hiçbir şey hissetmez bazen de onu yük olarak görür ve nefret eder. Böylece doğan çocuğun da psikolojik gelişimi sekteye uğrar. Kendisi büyüyememiş ve çocuk kalmış bir kadın yeterli annelik yapamaz.

14 yaşında anne olmuş bir diğer kadın-AMASYA

“17 yaşında evlendim. Genç kızlara bakar özenirdim. Sokakta mahallenin genç kızları toplanmış oyun oynuyorlar. Balkondan izliyorum. Kızım 3 yaşındaydı. Eşim oyun oynayanlara nasıl baktığımı görmüş, ‘Oynamak ister misin’ dedi. O kızımıza baktı. Ben gittim oynadım, eve geldim.”

Eğitim hakkı ellerinden alınmaktadır.

Bu çocukların eğitim temel hakkı da elinden alınmaktadır. TÜİK’e göre çocuk gelinlerin % 50’ye yakını okur-yazar değildir. Sadece % 20 si okur yazarlığı okula giderek  edinmiştir. Okumayan ve çalıştırılmayan kadınlar sosyal hayattan tecrit edilmekte ve bu tecriti sorgulayamaz hale getirilmektedirler.

Eğitimleri yarıda kesilmiş, cahil bırakılmış bu çocukların, geleceğe çok bilinçli, iyi eğitim görmüş evlatlar yetiştirmeleri beklenemez. Dolayısıyla bu sebeple nesillerce sürecek eğitim sorununun baş göstermesine ve benzer gelenek ve göreneklerin süregelmesine sebep olmaktadır. Diyarbakırda yapılan çalışmada da çocuk gelinlerin % 13 ü kendi kızlarını çocuk yaşta evlendirmiştir.

Yoksulluk çocuk gelinlerin hayatının ayrılmaz parçasıdır.

Erken yaşta yapılan evlilikler kadınların toplumdaki eşitsiz konumunu kuvvetlendirmekte ve hayat tercihlerini kısıtlamaktadır. Kız çocukları sağlık, eğitim, çalışma olanaklarından yararlanamamakta, eğitimsizliğe, yoksulluğa ve kocaya bağımlılığa hapsolmaktadırlar.

Erken yaşta evlilik yapan kız çocuğunun erken yaşta çocuğu dünyaya gelmekte ve erken doğan çocukların geçimini sağlayamayan ekonomik düzeyi düşük olan aileler, kız çocuklarını hemen evlendirerek bir kısır döngünün parçası haline gelmektedirler.

Yoksul aile kızını maddi durumuna bakmaksızın bir başka yoksul aile ile evlendirmektedir.

Kadının ağır sorumluluklarına bir de yoksullukla mücadele eklenmektedir.Bir nevi “yoksulluk kadınlaştırılmaktadır”.

Erkek ve ailesi neden çocuk yaşta gelin isterler?son-uc-yilda-134-bin-cocuk-evlendirildi-1

Bunu sadece pedofili (çocuk sapkınlığı) ya da cinsel istismarı olarak adlandırmak yeterli midir?

Çocukların beyin gelişimi 21 yaşına kadar tamamlanır. Ve ancak bu yaştan sonra olgun bir muhakemeden ve akıl yürütmeden bahsedilebilir. Çocuğun en önemli özelliği otorite karşısında sinmesi ve korktuğunda sorgulamadan itaat etmesidir.

Çocuk, otorite figürü olarak gördüğü bu büyük yaştaki insanların taleplerine hayır diyemez, emirlerini sorgulayamaz ve kendi haklarını bilip korumaktan yoksundur.

İşte çocuk gelinlerin özellikle seçilmesinin “ben gelinimi elimle büyütürüm” denilmesinin sebebi budur. Çocuk, şekil verilecek bir hamurdur ve istenildiği gibi biçimlendirilebilir. Şiddete maruz kalmak bu noktada çocuk gelinlerin yaşadığı en önemli ortak  olgudur.

MERSİN“10 yaşında gelin gittim Gaziantep’e. Fırına giderken çocuklar beni kovalar, ‘küçük gelin’ diye bağırırlardı. Kaynanam beni döverdi. Ekmek vermezdi. Ekmek yaparken karnıma bıçak soktu. Sonra kapıyı kilitleyip çıktı.”

Yani çocuğun aile içinde hiçbir zaman söz hakkı olmuyor, yalnızca verilen görevleri yapıyor
Cinselliğini hiçbir zaman yaşayamıyor sadece cinsel olarak hizmet ediyor.
Çoğu kez evliliğinin ilk senesinde ilk, sonraki yıllarda diğer çocuklar oluyor, erken yıpranıyor, yaşlanıyor, hastalanıyor. Tüm çocuk gelinlerde rastlanan ortak olgu benim de gözlediğim fiziksel olarak hastalanmaları ve sayısız hastalıklara sahip olmalarıdır .

Travma

Travma istismardan doğar ve istismar güçlünün kendisinden zayıf olanı sömürüp kendi yararına kullanmasıdır. Beklenmeyen deneyimler yani travma kişiliklerin oluşmaya başladığı yaşta zihinsel ve duygusal gelişimde bir donma yaratır. Öncelikle beyin gelişimi sekteye uğrar. Yani çocuk gelinler asla büyüyemezler.

Bu nedenle çocuk yaşta evlendirilmiş kadınların ortak özellikleri inisiyatif alamama, bir işi kendi iradesiyle başlatamama ve yönlendirememedir.

Yetişkin çocuk  ilişkisi ezen ve ezilen, sahiplik-nesnelik, kontrol ve itaat ilişkisidir.

Çocuk gelinlerde görülen psikolojik rahatsızlıklar

DİKASUM araştırma sonuçlarına göre çocuk gelinlerde % 44’ünde somatizasyon tespit edilmiştir.

“Somatizasyon” “bedenselleştirme” demektir. Yani, yaşantımızdaki ve iç dünyamızdaki duygusal ve düşünsel çatışmaların, bedensel belirtiler, fiziksel şikayetler ve hastalıklar olarak kendini göstermesidir. Diğer bir ifadeyle somatizasyon bozukluğu, fiziksel bulguların bulunmadığı bedensel rahatsızlık duygusunu ve belirtileri yaşayarak iletme ve bunları fiziksel bir hastalığa bağlayarak tıptan yardım bekleme eğilimidir. (bayılmalar, sebebi belli olmayan ve teşhis konulamayan ağrılar)sehergul_130342545410000000

Somatizasyon bozukluğunun ortaya çıkışını tetikleyen en yaygın faktörler, kayıp, ayrılık ve travmalardır. Çaresizlik, güvensizlik ve umutsuzluk duyguları ve sıklıkla bunlara eşlik eden öfke, kin, nefret, intikam, acı, üzüntü, hayal kırıklığı, korku ve kaygı gibi bastırılmış, çözümlenmemiş ve ifade bulamamış duygular, somatizasyona neden olan başlıca unsurlardır.

Travma yaşantısı bedende saklanır ve dile dökülmesi zorlaşır. Ayrıca alt düzeydeki sosyoekonomik, kültür ve eğitim gruplarındaki kişiler stresli yaşam koşullarıyla baş edebilmek, karmaşık duygusal yaşantıların yarattığı sorunları düşünsel olarak çözümleyip üstesinden gelebilmek için gerekli entelektüel olanaklarla yeterince donatılmadıkları yani söze dökemedikleri ya da çevrelerinde onları dinleyen- dikkate alan kimse olmadığı için bu gruplarda somatizasyon bozukluğu daha fazla görülür.

Somatizasyon bozukluğu olan kişiler çoğunlukla, yetiştirilme tarzı olarak çocukluktan bu yana kendini yeterince ifade edemez. Çatışma ve gerginlikler karşısında beden dilini daha fazla ortaya koyar, hasta olduklarını daha sık ifade ederler.

Depresyon:

Yine çocuk gelinlerin % 34 ünde depresyona rastlanmıştır.

Kelime anlamı çökkünlük olan depresyon; duygulanımda çökkünlük, ilgi ve istek kaybı, olumsuz düşünceler ve davranış bozuklukları ile kendini gösteren psikiyatrik bir hastalıktır.

Yapılan araştırmalarda da, küçük yaşta evlenen, gelir durumunu kötü olarak belirten, kronik hastalığı bulunan, şiddet gören, sosyal destek ağları zayıf olan kadınların depresyona daha fazla yatkın oldukları saptanmıştır.

Öğrenilmiş çaresizlik

“Öğrenilmiş çaresizlik” benim çocuk evlilik yapan kadınlarda en sık rastladığım bulgudur. Kişi dış şartlar karşısında gücünün yetmediğini, onları değiştiremediğini bazı yaşam deneyimleri ile bir kez öğrenir. Sonrasında gücünün yetebileceği yaşam olaylarında bile bu akışa kendi iradesi ile müdahale etmez. Yani artık denemez bile… Böylece inisiyatif almaz, hayır diyemez ya da iradesini ortaya koyamaz. Kendisine birilerinin ne yapacağını söylemesine ihtiyaç duyar.

Zayıf sosyal destek ağı

İkinci olarak bu kadınların sosyal destek sistemleri zayıftır. Bu kadınlar kocaları tarafından yasaklanmak suretiyle arkadaşlarıyla hatta akrabalarıyla bile görüştürülmezler. Ve depresyona yakalanan diğer kadınların olduğu gibi sorunlarını birileriyle paylaşma ya da öneri alma gibi bir destek ağından yoksundurlar.

Ayrıca psikoloğa gitmek için gerekli sosyal güvenliğe (SGK) sahip değildirler dahası psikoloğa gitmek istemeleri bile engellenir. En önemli iş bu noktada mahalle çalışmalarına ve kadın kurumlarına düşer.

Öfke

Çocuk gelinlerin % 26 sında öfke görülmüştür. Engellenme, kışkırtılma ve tehdit öfkenin başlıca nedenleridir. Öfke, yapıcı olduğu takdirde sağlıklı bir duygudur. Bir çok işe başlamamızı, hayır diyebilmemizi ya da bize zarar verecek durumlar ve insanlara karşı sınırlar koymamızı ve mücadele etmemizi sağlar. Ama öfkenin bastırılması, var olan enerjinin içe döndürülmesi kişinin kendisine ve çevresine zarar vericidir.

Bastırılan, içe atılan öfke, psikosomatik rahatsızlıklar ve depresyon olarak ortaya çıkmakta, kişinin yaşam kalitesini olumsuz şekilde etkilemekte ve yaşam süresini de kısaltmaktadır. Araştırma bulgularında somatizasyon ve depresyonun görülme sıklığı bu varsayımı anlamlı kılmaktadır.

NE YAPMALI? 1. EVLİLİK BİR FETİŞ OLMAKTAN ÇIKARILMALIDIR.

Kimi zaman kızlar da daha rahat bir hayat ve zengin eş hayaliyle çocuk evliliklere gönüllü görünmektedirler. Baba evinde çektiği maddi sıkıntılardan ve çocuk yaşta katlanmak zorunda bırakıldığı iş yükünden ve şiddetten kurtulacağını hayal eden kızlar, evliliği bir çıkış yolu olarak görmektedirler. “İyi bir evlilik yapma” kızın toplumsal yaşamdaki statüsünde belirgin değişiklik yaratmaktadır. Bu, evlenen kız ile erkek arasındaki yaş farkının önemsenmemesi sonucunu beraberinde getirmektedir.

Evlilik fetiş olmaktan çıkarılmalıdır

Çocuk evlilikleriyle baş edebilmek için öncelikle evlilik kurumunu sorgulamak gerekir Ataerkil bir toplumda kadın olarak var olabilmek, içinde bir sürü mücadeleyi barındırıyor. Toplumun bakış açısında evlilik ve aile Tanrı kadar kutsal bir yerde. Düzenin yegâne kurumlarından olan ailenin ve evliliğin dışında olanlar ise bir kenara itilmiş durumda. Aile, her zaman iyinin, şefkatin, sevginin bir kurumu olarak belirlenmiş.

Hiç düşünülmemiş bunların dışında bir yer olabileceği. Bu nedenle kadınlar için evlilik nihai bir hedef olmaktan çıkartılmadıkça, evli olmayan kadına “başarısız” gözüyle bakmaktan kurtulunmadıkça evlilik kurumuna kutsal değer atfedilmesi bırakılmadıkça evlilik kız çocukları için bir kader haline gelecektir. Bu nedenle “evlilik dışında da bir hayat mümkün” sloganının yaygınlaştırılması ve içselleştirilmesi gerekmektedir.

2. NAMUSUN CİNSİYETÇİLEŞTİRİLMESİNİN ÖNÜNE GEÇİLMELİDİR.

Namus sadece kadınla özdeşleştirilmiştir. Kız çocuklarının bir an önce bir erkeğin himayesine sokulmasıyla, dışarıdan gelebilecek cinsel taciz ve şiddetten korunabileceği sanılmaktadır. Ayrıca, bu evliliklerin genç kızların karşı cinsle evlilik dışı ilişkiye girmelerine ve hamile kalmalarına engel olacağı kanaati yaygın bir düşünce olarak görülmektedir.

Namus kavramının kadınla özdeşleştirilmesi bırakılmadıkça, kız çocuklarının “namussuzluk” yapmaması için “erkenden başlarının bağlanmasının” önüne geçilemez.

3. HUKUKİ VE PSİKOLOJİK DESTEK SAĞLANMALIDIR

Çocuk evliliklerinin çoğu yasal değil imam nikahlıdır.  Genellikle yasal olmayan evlilikler şeklinde gerçekleştiğinden, çocuk gelinler, medeni nikahla kazanacakları haklardan mahrum olmaktadırlar. Bir çoğu eşlerinden gördüğü baskı ve şiddette rağmen bu nedenle de ayrılamamaktadırlar. Ayrıldıklarında nafaka tazminat ya da mal paylaşımı gibi hiçbir hakka sahip olamayacaklarından ve çalışmak için gerekli eğitimden de yoksun oldukları için baskı ve şiddete katlanmaktadırlar.

Ayrıca yaş küçüklüğü nedeniyle doğan çocuklar kayınvalde üzerine kayıt ettirilmekte ayrılık halinde çocuğunun velayetini almakta da sorun yaşayabilmektedirler.

Bu nedenle ayrılmak isteyen ama ekonomik sebeplerden ayrılamayan kadınlar için hukuki destek sağlanması ve kadın kurumlarının yardım desteği olanaklarına aracı olmaları onlara yardımcı olacaktır.

Çocuk yaşta evlenen kadınlar duygusal bağımlılık ve özgüven yetersizliği nedeniyle de ayrılamamaktadırlar. Bu kadınlara psikolojik destek sağlanmalı, özgüvenleri geliştirilip güçlendirilmelidir.

4. KIZ ÇOCUKLARINA HAKLARI ANLATILMALIDIR

Bir diğer önerim kız çocuklarıyla okullarda çalışma yapmak, erken yaşta evliliklerin çocuklar üzerindeki zararlarını anlatmak ve rızaları dışında evlendirilmeye çalışıldıklarında ailelerin suç işlediğini, 183 hattına, sosyal hizmetlere ve kadın kurumlarına başvurabilecekleri konusunda bilgilendirmektir.

Ayrıca zorla evlendirilmiş olanların evliliğin iptali için savcılığa başvurabilecekleri bilgisi verilmelidir.

Dr. Psikolog Eda Erdener

*Metin, 26.04.2013 tarihinde Diyarbakır-Lice’de düzenlenen “Erken Yaşta Evlilikler” Panelinde yaptığım konuşmadan alınmıştır.