Depresyondakilerin 8’de 1’i Doğru Tedavi Görebiliyor

0
116

Kongre Başkanı ve Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Klinik Şefi ve Başhekim Yardımcısı Doç Dr. Nesrin Dilbaz, konuyla ilgili düzenlenen basın toplantısında, Ulusal Ruh Sağlığı ve Eylem Planı’nda Türkiye’de ruhsal hastalıkların görülme sıklığının yaklaşık yüzde 20’lerde olduğunu söyledi

Ruhsal hastalıklar içerisinde anksiyete bozuklukları ve depresyonun, görülme oranının en yüksek olan hastalıklar olduğunu belirten Dilbaz, “DSÖ’ye göre 2000 yılındaki veriler ışığında yeti kaybına yol açan hastalıklar arasında 4. sırada iken 2020 yılında iskemik kalp hastalıklarının ardından ikinci sıraya yükselecektir” dedi.

Dilbaz, depresyonun genel olarak toplumda yüzde 3-6 oranında; genel sağlık hizmeti alımı için başvuranlarda yüzde 10; kronik tıbbi hastalıklarla yüzde 20 oranında görüldüğünü ifade ederek, “Anksiyete bozuklukları ise genel toplumda yüzde 3-20; genel sağlık hizmeti alımı için başvuranlarda yüzde 2-25 oranında görülmektedir” diye konuştu.

Anksiyete bozukluklarının ataklar halinde ortaya çıktığı için her anksiyete bozukluğu görülme sıklığının farklılık gösterdiğine işaret eden Dilbaz, şöyle devam etti:

“Tüm ruhsal hastalıklar içinde en sık görüleni anksiyete bozuklukları olup, 30 milyon Amerikalı veya Amerikalıların yüzde 16’sının her yıl anksiyete bozukluğu tanısı aldığı, bu oranın çocuklarda da yüzde 13 olduğu bildirilmiştir. Anksiyete bozukluklarının temel bedensel belirtileri bazı tıbbi hastalıklarla çakışması nedeniyle sıklıkla dahiliye veya kardiyoloji hekimlerine başvurmaktadırlar.

Eşik altı durumlarda bile hastalık tanısı alarak psikiyatri dışı hekimlerce gereksiz tıbbi tedavi ile yüz yüze kalmaktadırlar. Depresyonu olan hastaların sadece 8’de 1’i doğru tedavi görmektedir. Anksiyete bozukluklarında ise bu oran 10’da 1’dir. Ruhsal hastalıkların toplum tarafından etiketleniyor olması, kişinin tedavi konusunda istekli olmaması, tedavilerin yan etkilerinin bulunması ve tedaviler konusunda eksik veya yanlış bilgilerin olması doğru tedavi oranının düşük olmasını sağlayan nedenlerdir. Damgalanma ruhsal rahatsızlığı olan bireylerin karşılaştıkları en önemli sorunlardan biridir. Hastaların kendilerine saygısını azaltan, aile ve çevreyle ilişkisini bozan, sosyalleşmelerini engelleyen, özgürce yaşama ve çalışma haklarını ellerinden alan bir tutumdur.”

Dilbaz, anksiyete bozuklukları, depresyon ve diğer tıbbi hastalıkların birlikte görülmesinin her 3 hastalığın prognozunu daha kötüleştirdiğini ve intihar riskinin artmasına yol açabildiğini belirtti.

“Birlikte olduklarında fiziksel hastalığa bağlı yeti kaybını artırmakta ve fiziksel hastalığın iyileşme hızını yavaşlatmakta ve başarı şansını azaltmaktadır” diyen Dilbaz, konuşmasına şöyle devam etti.

“Tıbbi hastalığı olmayan insanlarda depresyon kalp hastalıklarından ölüm riskini yaklaşık yaklaşık 70 artırmaktadır. Akut koroner hastalığı olanlarda ise kalpten ölüm riski 2.5-3.5 misli artırmaktadır. Bu da depresyon ve anksiyete bozukluklarının doğru tanınması ve tedavi edilmesi konusunun sadece o hastalıklara özgü belirtiler açısından değil, riski artırabileceği diğer tıbbi hastalıklar ve onlara bağlı mortalite ve morbidite riski açısından önem kazanmaktadır.”

BİRLİKTE GÖRÜLDÜĞÜ HASTALIKLAR

Dilbaz, anksiyete bozukluklarının en sık; depresyon, madde kullanımı ve bağımlılığı, yeme bozuklukları, diğer anksiyete bozuklukları, tıbbi hastalıklar, migren ve diğer başağrıları, kanser, kalp hastalıkları, hipertansiyon, tiroid hastalıkları ile birlikte görüldüğünü söyledi.

Başhekim Yardımcısı Dilbaz, madde bağımlılığına sahip hastaların birçoğunda hem hastalığın yıkıcı etkisine, hem de tedaviye dirence katkıda bulunan birçok eştanının (eşlik eden) olduğunu belirterek, “Son 12 ay içinde depresyon tanısı alan hastalarda depresyona en sık eşlik eden psikiyatrik durumun yüzde 57’lik bir oranla anksiyete bozuklukları olduğu bildirilmiştir” dedi.

Dilbaz, major depresyona yüksek düzeyde anksiyetenin eşlik ettiği hastalarda depresif hastalığın ciddiyeti ve işlevsellikteki bozulmanın, hastalığın kronikleşmesi ve intihar riski artışı gösterdiğini kaydetti. Dilbaz, 8 aylık bir izlem çalışmasında birinci basamakta yaygın anksiyete bozukluğu (YAB) ya da panik bozukluk öyküsü olan depresif hastaların epizodlarının daha az iyileştiğinin saptandığını kaydetti.

Dilbaz, major depresif bozukluğu olan hastaların 1 yıl süre ile takip edildiklerinde beraberinde anksiyete bozukluğu olanlarda halen depresyonları devam edenlerin oranının yüzde 82 olduğunu ve bu grubun anksiyete bozukluğu olmayanlara kıyasla 12 aylık süreçte işlevsel olmadıkları günler daha fazla olduğunu belirtti.

Başhekim Yardımcısı Dilbaz, “Bir durumun veya hastalığın toplumsal sağlık açısından önemli olduğundan söz edilebilmesi için görülme sıklığının fazla olması; ciddi sağlık ve işlevsellikte bozulmaya yol açması; önlenemezse veya yeterli tedavi edilemezse sayıca artış göstermesi ve etkili tedavi ve önleme müdahalelerinin olması gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığında anksiyete bozuklukları ve depresyonun önemli bir toplumsal sağlık sorunu olduğu sonucuna varılabilir” diye konuştu.

Dilbaz, ruhsal hastalıkların önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu ve toplumda sosyal, tıbbi, ekonomik alanda ele alınması gerektiğini dile getirdi.