Hayatın İçinde Diksiyon Önemli Midir?

0
1856

Diksiyon sanatının öneminin düşünmeyenler pek çoktur. Halk karşısında söz söylemek zorunda olan bazı kimseler, güçlüklerle hatta başarısızlıklarla karşılaştıkları halde, diksiyona önem verip öğrenmeye çalışmazlar.

Bazı kimselerde de yanlış bir düşünüşle diksiyon sanatına çalışmayı bir özenti veya bir fazlalık sayarlar. Düşüncelerini de şöyle savunurlar: “En iyi hatipler bile, ses ve söyleniş hatası yapmazlar mı? Mademki halkı kendilerine hayran bırakarak başarı kanıyorlar. Öyleyse… Sonra profesörler, hatipler, yargıçlar, avukatlar radyoda televizyonda gürül gürül konuşuyorlar. Bunlar hep diksiyon dersi mi almışlar? Bütün konuşanlara diksiyon dersi verilmiş mi? O halde diksiyona çalışmaya ne lüzum var?”

Böyle söyleyenlerin bir bakıma hakları vardır. Çünkü onlar başkalarının konuşurken yaptıkları yanlışları, ancak diksiyon derslerine başladıktan sonra ayırt edebilirler. Onlar bu doğru yolu diksiyon öğretmeni gösterebilir.

Birçok aktör ve aktristin diksiyonu da acınacak durumdadır. Onlar bu konuda bilgisiz oldukları için oynadıkları eserin anlamını seyirciye duyuramazlar ve işin kolay tarafına kaçarak bayağılığa düşerler. Böylece yazarın vermek istediği anlamı alt üst ederler.

Tarih bize, Demosthenes ile Çiçeron´un söz sanatının güçlüklerini yenebilmek için ne kadar büyük bir çaba harcadıklarını anlatmaktadır. Günümüz hatiplerinin çoğu kusurlarına hiç aldırmadan sadece bağırıp çağırmakla etki uyandıracaklarını umuyor, kendilerine çok güveniyorlar.

Diksiyon, mahkemelerde, meclis kürsüsünde konuşan, kısacası söz sanatını meslek edinmiş kimselere de büyük yararlar sağlar.

Bununla beraber denilebilir ki, hemen hemen herkes bir toplulukta konuşmak ihtiyacını duyar.
Bu bakımdan, diksiyon alıştırmaları herkes için yararlıdır. Hele herkese toplulukta söz söyleme fırsatını veren zamanımızda, bu çok gereklidir. Bildiklerini başkalarına da öğretmeyi bir ödev sayarak bu zevkli işi üzerine almış olan her insan, bunları başkalarına anlatırken de zevkle dinletmesini bilmelidir.

Düşünen insanlar düşündüklerini başkalarına anlatmak gereğini duyarlar. Üniversiteler, okullar onun için konferans sayılarını çoğaltmaya çalışırlar.

İyi söz söylemek için diksiyon çalışmalıdır. Toplum içinde yaşadığımıza göre başkalarına düşündüklerimizi, duyduklarımızı iyi, doğru ve ilgi çekecek bir şekilde anlatmak için diksiyon öğrenmemiz gereklidir.

İyi okumak için de diksiyon çalışmak gerekir. Yüksek sesle kitap okumak, aile toplantılarında yararlı, hoş saatler geçirmek için güzel bir yoldur. Böylece romancılar, hikayeciler, tiyatro yazarları ve ozanlar evinizde dile gelirler.

İyi söz söylemek için diksiyon çalışmalıdır.
İyi söz söylemek için diksiyon çalışmalıdır.

Bu tarz, zamanla genişletilebilir. Büyük bir dinleyici kitlesine de eserler okunabilir. Buna (Halk karşısında okuma) derler.

Böyle bir isteği gerçekleştirebilmek pek güç değildir. Bir salonda dinleyicilerin görebilecekleri şekilde karşılarına rastlayan biraz yüksekçe bir yer yeterlidir. Bu salon, bir okulda veya resmi bir dairede olabilir. Okunacak esere göre kişiler seçilir. Önce çalışmalar yapılır. Özellikle ses tonları üzerinde titizlikle durulur. Yine ses tonlarıyla karakterler çizilir. Eser okunurken, dekor, kostüm ve aksesuar kullanılmaz. Bütün iş, yalnız söze kalır. Kişiler çoğunlukla ayakta, bazı özel durumlarda da, oturarak rollerini okurlar. Bu suretle, göz oyalayan araçlar bulunmadan saf tiyatro zevki verilmiş olur.

Yalnız okuyanlar metnin zevkle dinlenmesini elde edemezlerse monoton bir okuyuş dinleyenleri sıkar. Çünkü bir makine sesi gibi gır gır sürüp giden, aynı tonu tekrarlayan sesler, dinleme zevki olan herkesi usandırır.

Zaten bir eseri hiç ara vermeden okumak da doğru değildir. Belirli zamanlarda ara vermek çok yerinde bir davranıştır. Böylece de bir çok eser gölgeden ışığa çıkmış olur.

(Halk karşısında okuma) dinleyenler kadar okuyanlar için de bir zevk kaynağıdır. Okunanı dinlemek zekayı uyandırmakta, görmekten daha iyi etki yapar.

Yalnız duygu ve anlatımı ses tonlarıyla belirtmek gerekir. Her okuma yazma bilenin diksiyon sanatını bilemeyeceği bir gerçektir.

Böyle bir okumada okuyanlar eser dışı tuluat yapabilirler mi? Hayır. Bazı tiyatro heveslileri yeteneklerine güvenerek tuluat yapmaya da başvururlar. Ama böyle yapmakla anlayışlı bir dinleyiciyi memnun etmek şöyle dursun, tersine nefret uyandırır. Çünkü bir yazarın düşüne taşına yazıp hazırladığı bir metni bozmaya, ona akıllarına estiği gibi söz eklemeye hiç bir oyuncunun hakkı yoktur.