Doğru Öfke Yararlı

0
384

ofke

Öfke en insanca, en yaygın, en kontrolsüz duygulardan biridir. Doğru öfkenin yararlı olduğunu biliyor muydunuz?

Ama doğru insana, doğru ölçüde, doğru zamanda, doğru amaçla, doğru şekilde öfkelenmek o kadar kolay değildir. Bundan 2000 yıl önce Aristoteles Retorik isimli yapıtında öfkeyle ilgili böyle yazıyordu. Eskiden yıkıcı bir duygu olarak değerlendirilen öfkenin doğru yönetildiğinde yapıcı olabileceği artık biliniyor. Yapıcı öfke:

* Ömrü uzatır

* Sosyal ilişkileri geliştirir

*Liderlerin kitlelerin gözünde güvenilirliğini artırır

*Sorunları gün yüzüne çıkarır

*Ortak bir tehdide karşı toplumları harekete geçirir

*Demokrasinin sağlıklı işlemesine yol açar

Öfke günümüzde çoğunlukla yıkıcı bir duygu olarak algılanır. “Öfkeyle kalkan zararla oturur” veya “Keskin sirke küpüne zarar” atasözlerindeki gibi, öfke yanlış kullanıldığında ilişkileri darmadağın eden, iş hayatında başarısızlığa davetiye çıkaran bir duygudur. Ancak “Öfke baldan tatlıdır” atasözü de baskılanmayan ve dışa vurulan öfkenin insanı ne kadar rahatlattığını ifade eder.

Gerçekten de son yıllarda öfke yönetimi popüler bir ilgi alanı haline geldi; bu konuda yüzlerce kitap yazıldı; yaşam koçu denilen yeni bir meslek erbabı türedi. Bu uzmanlar insanlara öfkelerini nasıl kontrol edeceklerini veya aşırı düzeye ulaşmadan duygularını nasıl dizginleyeceklerini öğretmek için yeni yeni taktikler ve yöntemler icat ettiler.

ÖFKE, KONTROLÜ ELE GEÇİRMEMELİ

Ama artık öfkenin o kadar da kötü bir şey olmadığı anlaşılıyor. Hatta bazı koşullarda-kişisel ilişkilerde, iş görüşmelerinde, siyasi tartışmalarda, sosyal eylem gruplarında- öfke yarar sağlayabilir.

“Öfke, sahibini rahatsız ve huzursuz edici, tatsız bir deneyim olduğu sürece olumsuz bir duygu olarak değerlendirilir” diye konuşan Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesi’nden psikolog Brett Ford, “Fakat öfke duymak hedeflerimize ulaşmamızı kolaylaştırır, uzun vadede daha mutlu ve daha sağlıklı olmamızı sağlar. Öfkenin olumlu yönlerinden yararlanabilmenin sırrı ise ne zaman, nerede, niçin ve nasıl öfkelenmemiz gerektiğini bilmektir. Bunun için öfkenin kontrolü ele geçirmesine izin vermeyerek, stratejik olarak öfkeyi nasıl kullanacağımızı öğrenmemiz gerekir” diyor.

Filozoflar, öfkenin nedenleri üzerinde uzun süredir kafa yoruyor. Genel olarak öfke, kışkırtma karşısında insanın sergilediği duygusal tepki olarak tanımlanır. İşyerinde aşağılanmak veya küçümsenmek, çocuğunuza yöneltilen bir hakaret, patronunuzun aleyhinizde aldığı bir karar öfke duygusunu tetikleyen kışkırtıcılardır. Öfkeye çoğunlukla fiziksel değişiklikler eşlik eder; kalp atışında hızlanma ve adrenalin hormonunun düzeyinde yükselme gibi… Kışkırtıcılara karşı gösterdiğimiz tepki kişiden kişiye değişir; ne kadar öfkelendiğimiz ve bu duyguyu nasıl ifade ettiğimiz her insanda farklıdır.

ÖFKE KORKUDAN DAHA İYİ

Kuşkusuz sık sık öfkelenenler ve öfkelerini kontrolsüz bir şekilde ifade edenler, kendilerine büyük zarar verir. Bunun sağlık üzerindeki etkileri tartışmaya açık olsa bile, ilişkiler üzerindeki etkisi nettir. İngiliz Öfke Yönetimi Birliği yöneticisi Mike Fisher bu konuda şöyle konuşuyor: “Bu kişiler çocuklarını, eşlerini, patronlarını ve akrabalarını korkutmuşlardır. Bu gibi insanlar, azımsanmayacak kadar fazladır. Bunların çoğunlukla arkadaşları yoktur; aile bireyleri kendilerini terk etmiştir; teselliyi de genellikle bağımlılıklarında ve alışkanlıklarında ararlar.” Sokak kapışmalarından ayaklanmalara, herkes öfkenin yıkıcılığını kabul ediyor.

Diğer taraftan yavaş yavaş öfkenin yararlı olduğunu kabul edenlerin sayısı artıyor. Bu doğrultuda en etkili araştırma 11 Eylül’ü hemen izleyen günlerde Harvard Üniversitesi’nden Jennifer Lerner tarafından yapıldı. Lerner saldırıdan 9 gün sonra 1.000 Amerikalı yetişkin ve ergenin duygu ve davranış biçimlerini araştırdı. İzleyen yıllarda aynı kişilere yine aynı soruları sordu. Sonuçta terörizme öfke duyan kişilerin, terörizmden korkan kişilere oranla gelecekle ilgili daha iyimser görüşlere sahip olduğu ortaya çıktı. Çalışmaya katılan erkeklerin kadınlardan daha öfkeli olmaları ve geleceğe kadınlardan daha olumlu bakmaları, araştırmanın bir diğer ilginç sonucuydu (Psychological Science, vol 14, p 144).

ÖFKE BİRLEŞTİRİCİ

Laboratuvarda yürütülen bir başka çalışmada Lerner, stresli bir ortama maruz bırakılarak korku yerine öfke duymaları sağlanan deneklerin biyolojik tepkilerinin – tansiyon ve stres hormonu düzeyi vb- daha düşük düzeyde seyrettiğini ortaya çıkarmış (Biological Psychiatry, vol 61, p 253). Lerner bu durumu şöyle açıklıyor: “Sizi çok öfkelendiren bir ortamda, eğer haklı olduğunuzdan eminseniz öfkenizi dışa vurmanız kötü bir şey değildir.”

Lerner’in 11 Eylül araştırması, ayrıca ortak bir tehdide karşı ortak eylem oluşturma konusunda öfkenin ne denli önemli bir rol oynadığını ortaya çıkarıyor. Bu sonuçları İngiltere’de Stirling Üniversitesi’nden Andrew Livingstone daha derinlemesine araştırdı. Livingstone’un ekibi ortak bir özelliği olan insan gruplarını ve hiçbir konuda benzerlik taşımayan, gelişigüzel grupları inceledi. Ortak özelliğe yönelik bir tehdit söz konusu olduğunda bu özelliği paylaşan insanlarda en baskın duygunun öfke olduğu ve bu öfkenin insanları birleştirici bir rol oynadığı ve toplu eyleme geçmelerini sağladığı görüldü.

Ford bu sonuçları şöyle değerlendiriyor: “Doğası gereği öfke, insanlara enerji veren bir duygudur. Öfke duymak insanları ödül arayışına sürükler” (Psychological Science, vol 21, p 1098). Eğer istenilen ödül daha iyi yaşam koşulları ise öfke bu amacın elde edilmesinde çok büyük bir rol oynar.

“Mahatma Gandi’nin pasif direnişi, dizginlenmiş öfkeye en güzel örnektir” diye konuşan Fisher, “Aynı şekilde Nelson Mandela ve Malcolm X olağanüstü liderlerdi.

Bu kişileri üstün kılan öfkeyi can yakmak için değil, acıyı gidermek için kullanmalarıdır” diyor.

TOPLUMSAL VE SİYASİ ARENADA ÖFKE

İngiltere’deki St. Andrews Üniversitesi’nden Nicole Tausch ise öfkeyi, geniş kitleleri ilgilendiren haksızlıklara karşı toplumları harekete geçiren bir güç olarak değerlendiriyor. Tausch ve ekibi, öfkenin oynadığı pozitif rolün şu olaylarda net bir şekilde görüldüğünü açıklıyor: Almanya’da yüksekokul harçlarına karşı ayaklanan öğrenci boykotlarında, Hindistan’da eşitsizliğe başkaldıran Müslümanların gösterilerinde, İngiliz hükümetinin “terörle savaş” bahanesiyle uyguladığı aşırı baskıya karşı çıkan Müslüman İngilizlerin direnişinde… Tausch, bu gerçek olaylarda da görüldüğü üzere öfkenin, özellikle insanları barışçıl gösteriler düzenlemeye iten pozitif bir güç olduğunu ileri sürüyor, zira öfkelerini dile getirirken şiddete başvurmayan göstericiler, karşı tarafı geri adım atmaya ve sorunlarına çözüm üretmeye daha kolay ikna edeceklerini bilir (Journal of Personality and Social Psychology, vol 101, p 129).

Tausch’a göre siyasi açıdan da öfke, insanların kendilerini siyasi sisteme hâlâ bağlı olduklarını ve siyasi sistem tarafından temsil edildiklerini hissettiren bir duygu. Bunu şöyle açıklıyor: “Protesto eylemlerinde görüldüğü gibi öfkenin ifadesi, sisteme karşı yöneltilmiş bir tehdit olarak değil, sağlıklı bir demokrasinin işareti olarak değerlendirilmelidir”.

KİŞİSEL ÇIKARLARA HİZMET EDEN ÖFKE

Öfke daha toplumsal ülküler gibi yüksek bir amaca hizmet edebiliyorsa, kişisel çıkarlarımıza da hizmet edebilir. Mesleki açıdan öfkenin kişisel yarar sağladığına ilişkin çok sayıda örnek vardır. Ancak bu noktada öfkenin nasıl ifade edildiği ve kime yöneltildiği çok önemlidir.

İşyerinde, patronların genel sorunları değil, kişileri hedef aldığı durumlarda öfkeli patlamalar fayda sağlayabilir (Human Relations, vol 64, p 201). Öyle ki ileriyi görme yeteneğine sahip bazı yöneticiler, öfkeyi teşvik ederler, çünkü bazı koşullarda -beyin fırtınası toplantılarında olduğu gibi- öfkeli insanların problem çözümünde daha yaratıcı olduklarını düşünürler (Journal of Experimental Social Psychology, vol 47, p 1107).

CİNSİYETE GÖRE ÖFKE

Siyasette ve iş hayatında bir sorun karşısında üzülen değil, öfkelenen bir liderin popülaritesinin arttığını ve daha kolay yükseldiğini gösteren pek çok örnek vardır (Journal of Personality and Social Psychology, vol 80, 9 86). Ne var ki bu noktada liderlerin cinsiyeti çok önemli bir rol oynuyor. Bir araştırmada, kadın ve erkek çalışanların öfkeli bir kadın meslektaşlarına -CEO veya stajyer, fark etmiyor- sıcak bakmadıkları, kadının yükselmeyi hak etmediğini düşündükleri ortaya çıktı. Bir kadının öfke dahil duygusal tepkileri, genellikle kişilik özelliği olarak görülürken (“Çok sinirli bir kadın”), erkeğin haklı bir tepki verdiği düşünülüyor. Yale Üniversitesi’nden Victoria Brescoli, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın, aşırı öfkeli olduğu gerekçesiyle sıklıkla eleştirildiğini belirtiyor.

KÜLTÜRLERE GÖRE ÖFKE

Çok sayıda bilimsel çalışma, iş görüşmelerinde öfkeli tarafın daha kârlı çıktığını gösteriyor. Fakat 2010 yılında Fransa’daki INSEAD isimli iş idaresi yüksek okulundan Hajo Adam, bu konunun kültürlere göre farklılık gösterdiğini keşfetti. Dünyanın dört bir yanında sürdürülen eğitim programlarında, INSEAD’ye katılanların öfkeli insanlara nasıl tepki verdiği araştırıldı. Bu çalışmada Japonların ticari görüşmelerde öfkeli tarafa taviz vermediği, hatta olumsuz tepki verdiği anlaşıldı.

1990’lı yıllarda Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesi’nde laboratuvar ortamında yürütülen bir çalışmada, Adam’ın ekibi, Avrupa kökenli Amerikalıların öfkesini açıkça gösteren tarafa daha fazla ayrıcalık tanımaya yatkın olduğunu, ancak Asyalıların ve Asya kökenli Amerikalıların öfkelilere ayrıcalık vermeye pek de yanaşmadıklarını ortaya çıkardı (Psychological Science, vol 21, p 882). Adam bu sonucu her kültürde öfkenin farklı algılanmasına bağlıyor.

AİLE ORTAMINDA ÖFKE

Akıllıca kullanıldığında öfkenin iş ve sosyal yaşamda işe yaradığı görülüyor. Peki aile yaşamında öfke nasıl algılanıyor? Sağduyu, insanların sevdiklerine ve en yakınlarına şefkatle yaklaşmaları ve öfkelerini dışa vurmamaları gerektiğini söylüyor.

Bu gerçekten doğru mu? Washington DC’deki Maryland Üniversitesi Halk Sağlığı Bölümü’nden emeritus profesör Ernest Harburg’a göre değil. Harburg, bir insanın eşiyle kavga etmesinin sağlıklı olduğunu düşünüyor. Harbug’un ekibi, eşiyle yaptığı tartışmalarda öfkesini dışa vurmayan insanların, öfkesini gösteren ve tartışmayı bir sonuca bağlayan kişilere göre daha erken öldüğünü ortaya çıkardı. Ayrıca otuz yıldır sürdürdüğü bir çalışmasında, öfkenin baskılanmasının tansiyonu yükselttiğini ve bunun da uzun vadede ömrü kısalttığını ortaya koyan Harburg, “Dinler ve felsefi görüşler tarafından aşılandığı gibi, öfkenin her zaman bastırılması gerektiği fikri, bence hiç sağlıklı değil” diye konuşuyor.

Fisher ise bu bağlamda saygının önemine değiniyor: “Öfke sırasında saygıyı yitirmemek çok önemli. Aslında öfkeli insan şunu demek ister: ‘Sana karşı şu an öfkeliyim. Senin bana kulak vermeni ve beni ciddiye almanı istiyorum. Beni dikkate alman ve bana öncelik tanıman gerekiyor.”

ÖFKEYE MARUZ KALANIN TEPKİSİ DE ÖNEMLİ

Aristoteles’in söylediği gibi insanların öfkelerini kontrol altına alması o kadar kolay değil. Kaldı ki kendi öfkenizi kontrol etmeniz yeterli değil. Diğerlerinin öfkesi karşısında nasıl bir tepki göstermemiz gerektiği de aynı derecede önemli. Sizin tavrınız, karşınızdakinin öfkesini daha da şiddetlendiriyorsa -hatta öfkesini ciddiye almayıp, küçümsüyorsanız-sonuçlar çok vahim olabilir. Herkesin bu konuda kişisel bir kuyruk acısı vardır, fakat siyasi bağlamda bunun sonuçları büyük felaketlere yol açabilir. Tausch ve ekibinin çalışmalarının ortaya koyduğu gibi, siyasi bir grubun öfke duyduğu kişi ya da kurumlar , bu öfkeyi ciddiye almayıp gerekli değişiklikleri hayata geçirmez ise söz konusu grup, sistem dışı yöntemlere -kısaca şiddete ve teröre desteğe- başvurabilir.

Tausch, bu bulgulara dayanarak öfkenin göz ardı edilmemesi ve ciddiye alınması gerektiğine dikkat çekiyor. Öfke, Tausch’a göre yıkıcı davranışları tetikleyen bir duygu olarak değil, sosyal ilişkileri geliştiren, sorunların gün yüzüne çıkmasını sağlayan bir duygu olarak ele alınmalıdır.

E-PSİKİYATRİ