Doğum Anıları, Doğum Travması ve Anksiyete 1

0
443

Freud´un anksiyete semptomatolojisinin doğum travması ile ilişkisi olabileceği hakkındaki değerli düşüncelerini ileri sürdüğünden bu yana psiko-analitik teoride bazı kafa karışıklıkları olagelmiştir. Doğum anılarının bireysel mi yoksa ırksal mı olduğu, doğumun normal olup olamayacağı, veya travmanın doğumun içsel bir parçası mı olduğu yoksa bir durumdan duruma değiştiği ve şansa bağlı olarak mı ortaya çıktığı konuları açık değildir. Ayrıca, ego psikolojisi açısından travmanın doğası tam olarak nedir? Dolayısıyla, araştırılmak üzere bekleyen birçok konu vardır ve belki aşağıdaki düşünceler derlemesi yeni düşüncelerin canlandırılmasında yararlı olacaktır.

Bu noktada Freud´dan nasıl alıntılama yapmak gerektiğini bilmek zordur. Freud´un hakkını vermek için onun anksiyete ve doğum travması arasındaki ilişki üzerine görüşlerindeki değişimleri takip eden ayrı bir makale yazılması gerekecektir. Bu mükemmel bir çalışma olurdu ve zaten oldukça iyi bir şekilde Greenacre tarafından yapılmıştır. 2 Her halükarda, benim burada Freud´un görüşlerinin hakkını vermeye çalışmam gerekli değildir. Makalemin ana kısmını yazdığımdan bu yana Freud´un konuya ilişkin göndermelerinin bir çoğunu tekrar okuduğumda, ileri sürdüğüm her şeyi onun yazdıklarında bir yerlerde bulabileceğimi görüyorum. Belki alıntılamamın en iyi olacağı cümle şunları söylediği cümle olacaktır: “Eğer anksiyete, bir ayrılık sembolü olarak, bir ayrılığın olduğu daha sonraki her durumda tekrarlanacak olsaydı bu çok tatminkar olacaktı, ancak, ne yazık ki, bu bağlantıdan yararlanmamız şu gerçekten dolayı engellenmektedir: doğum öznel açıdan anneden bir ayrılık olarak yaşantılanmamaktadır, çünkü fetus, tamamen narsissistik bir canlı olması itibariyle, bir nesne olarak varoluşunun hiçbir şekilde farkında değildir.” Yine, doğumu sütten kesilme ile karşılaştırarak, Freud şunu söylemektedir: “anneyi özleme travmatik durumu doğum travmatik durumundan önemli bir noktada farklılaşır. Doğumda hiçbir nesne bulunmamıştır ve dolayısıyla hiçbir nesne özlenemez. Anksiyete gerçekleşmiş olan tek tepkidir, (Freud, 1926).

Beni ilgilendiren tamda bu fetus ve doğumu gerçekleşen çocuk, bu “tamamen narsissistik canlı” konusudur. Orada gerçekten ne olduğunu bilmek istiyorum. Freud´un, konunun anlaşılması açısından çok önemli nitelikte olan bazı verilerin elinde bulunmaması gerçeğinden dolayı nihai bir sonuca varmadan konunun etrafında dolaşarak değerlendirmeler yaptığını düşünmekten hoşlanıyorum. Dolayısıyla, Freud´un görüşlerini değerlendirirken, şimdi yaşıyor olsaydı ve psiko-analitik sahada faal olsaydı, bebeklere ilişkin yeni anlayışımızdaki gelişmeleri de göz önünde bulundurarak, alandaki bir bilim çalışanı olarak, o ne yapardı, sürekli bunu hatırlamaya çalışmamız gerekir. Gerçekten temel nokta şudur ki, Freud bir bilim çalışanı olarak, yalnızca sezgisel bir düşünür olarak değil, doğum travmasının önemine inanmıştır. Doğum yaşantısının bebek için önemli olduğuna, bireyin duygusal gelişiminde herhangi bir anlamı olabileceğine, ve bu yaşantının hafıza izlerinin kalıcı olabileceğine ve yetişkinde bile sorunların ortaya çıkmasına yol açabileceğine inanan doktorlar bulmak çok nadiren olmaktadır. Freud´u tanımış olanlar, ki ben onlardan biri değilim, onun doğum travmasının önemine ilişkin daha sonraki inancı hakkında bilgi sahibi olabilirler. Grup Psikolojisi ´nde Freud şöyle demektedir: “Böylece, doğarak, bir tamamen kendine-yeten narsissizmden değişmiş bir dışsal dünya algılamasına ve nesnelerin keşfinin başlangıçlarına adım atmış oluruz”. Sonra şöyle devam eder: “… ve bununla, yeni duruma uzun süre tahammül edemememiz ve bu durumdan düzenli aralarla uykumuzda daha önceki uyaran yokluğu ve nesneden kaçınma durumumuza geri dönmemiz olguları ilişkilendirilir”. Ne var ki, burada, Freud, yeni bir konu açmaktadır ve ben uykunun rahim-içi varoluşla basit bir ilişkisi olduğuna kesin olarak emin değilim. Bu konu ayrı bir tartışmayı gerektirmektedir.

Freud´un, her bireyin tarihinde, bireyin hayatı boyunca anksiyetenin taşıyacağı örüntüyü belirleyen, doğum yaşantısı hafıza izlerinin bulunduğuna inandığını düşünmüştüm. Ancak, Greenacre, Freud´un, anksiyeteyi, doğumla, bir tür kollektif bilinçdışı teorisini kullanarak; anksiyeteyi, doğumla, bir arketipsel yaşantı olarak bağlantılandırdığını düşünüyor görünmektedir. (Burada Jungien ifadeleri uygun oldukları için kasıtlı olarak kullanıyorum.) Fakat, Freud, yazdıkları veya yazmadıkları ne olursa olsun, eğer aşağıdaki hikaye doğruysa, doğum kişisel yaşantısının birey için de önemli olduğu görüşündeydi: Sezeryan yöntemi ile doğmuş olan bir bebek haberini duyduğunda, nihayetinde bu bireyde anksiyete örüntüsünü etkilediği tespit edilebilecek olan bu olguyu hatırlamanın ilginç olacağını belirtmiştir. Söylemek istediklerimin büyük bir kısmı Greenacre (1945) tarafından söylenmiş durumdadır. Greenacre şöyle yazmaktadır:

“Özet olarak, doğumun genel etkisinin şu olduğu görünmektedir: yarattığı aşırı duyumsal uyarılmayla, rahimde o zamana kadar mevcut olan daha rahat fetal olgunlaşma süreci tipine göre farklı bir itici narsissistik dürtü üreterek veya tesis ederek fetal narsissizmi organize etmek ve dönüştürmek. Genel olarak, özel uyarılma alanlarına göre belirli beden kısımlarına ilişkin agressif-libidinizasyonun örüntülendirilmesi (patterning) söz konusudur. Spesifik olarak, doğum şunları yapar: serebrumu gelişimini artıracak derecede uyarır, ki böylece serebrum beden etkinliklerinin etkili düzeyde kontrolünü almaya hemen başlayabilsin; anksiyete örüntüsünün organizasyonuna katkıda bulunur, böylece bebeğin savunmasını artırır; ve bebeğin genetiksel olarak belirlenmiş anksiyete ve libidinal örüntülerinin üstüne yerleşen eşsiz bireysel izler bırakır.” Konunun incelenmesi gerekmektedir. Greenacre´nin iki makalesi (1941) bugüne kadar gösterebildiğimden çok daha fazla dikkati gerektirmektedir. Bu iki makalenin ilkinin özetinde Greenacre şöyle demektedir: “Genetiksel olarak belirlenmiş olan ansiyete yanıtı (response) muhtemelen kendini ilk önce refleks düzeyinde organizmanın hemen-tetiklenebilir yanıtsallığıyla ortaya koyar; bu, rahim-içi hayatta bulunan, daha sonra doğumda anksiyete tepkisine (reaction) organize olabilen bir dizi ayrı veya birbirine gevşek şekilde bağlanmış reflekste açık şekilde görülür”, ve saire. Bu satırlardan, Greenacre´nin, anksiyetenin doğum travması ile ilişkisi probleminin, bebek davranışı üzerine yapılmakta olan çalışmaların ışığında, yeniden-inşasını istemekte olduğu görülebilir.

Daha klinik ve psiko-analitik çalışma ile daha ilişkili olan ikinci makalede, Greenacre, erken bebeklik tarihçeleri ile daha sonra terapi süresinde ortaya çıkarılan malzemeyi ilişkilendirmekten kazanılacak katkıya dikkat çekmektedir. Özetinde şöyle demektedir: “Bu vakaların gözden geçirilmesinin bizi bebeklerle daha çok gözlem ihtiyacına geri götürdüğü açıktır; ki, bu çalışma, bana psiko-analiz için en zengin malzemelerin kaynağı olarak görünmektedir.” Ne var ki, bunu kabul edeceğini bekliyorum, elimizde özellikle bulunan yöntemin dışında, yani, yetişkinlerin ve çocukların psiko-analizi, daha önemli bir doğum travmasını inceleme yöntemi bulunmamaktadır. “Diğer yöntemler de önemlidir ve bunlar özellikle doğumda, doğum öncesinde ve hemen doğum sonrasında bebeklerin gözlemine dayalı çalışmaları, ve ayrıca yalnızca nöroloji uzmanlarınca yürütülebilen inceleme türlerini içermektedir.” Dr Grantly Dick Read´in çalışmasına (1942) dikkat çekmek istiyorum. Dr Read, doğum sürecini ebelik bakış açısından görmektedir ve uygulamadaki başarısının büyük bölümü, doğum süreçlerinin fiziksel yönüne ilişkin bilgisine anneye güven vermenin önemine ilişkin bir inancı eklemesine bağlıdır. Annedeki korkunun, ki bunun doğum esnasında annenin işlevini çok ciddi şekilde bozduğunu düşünmektedir, önlenmesini veya aşılmasını amaçlamaktadır. Psiko-analize ve psiko-analitik teoriyi yakınlık hissetmektedir. Dr Read, bir bireyin psikolojisinin doğum-öncesi dönemde ve doğum zamanında incelenebilecek bir şey olduğuna ve bu erken tarihteki yaşantıların önemli olduğuna inanmaya oldukça isteklidir. Bu konuda, onun, birçok doğum uzmanından ve çocuk doktorundan daha ileride olduğunu düşünüyorum.

Bu makalede ileri sürdüğüm kişisel görüş analitik çalışmaya dayanmaktadır. 3 Düşüncelerim üç grupta yer almaktadır. İlk belirtmek isteğim nokta, bir analizde çeşitli tiplerde malzemenin göründüğüdür. Bunlara doğum travması tipindeki malzemeyi eklediğimde tedavilerin yalnızca doğum malzemesine dayanılarak yapılabileceğini iddia etmiyorum. Analist, doğum materyali dahil , her tipten malzemenin ortaya çıkışını beklemeye hazır olmalıdır.

Analist gerçekten de tüm türlerde çevresel faktörleri beklemelidir. Örneğin, analist, rahim-içi yaşantıya ait çevre tipini ve doğum yaşantısına ait çevre tipini tanımalı ve değerlendirmelidir; benzer şekilde şunları da tanımalı ve değerlendirmelidir: yeni-doğan bebekle ilişkili olarak annenin adanma kapasitesi, bebek küçük bir çocuk olmaya doğru gelişirken anne-baba ekibinin ortak sorumluluk alma kapasitesi; ve sosyal ortamın, annelik adanmışlığı ve anne-baba işbirliğine gerekli rollerini oynamaları iznini verme kapasitesi, ve nihayetinde, sosyal ortamın, bireyin bu sosyal ortamın yaratılması ve idaresinde kendi rolünü oynamasını sağlayacak şekilde bu işlevleri sürdürme ve kapsamını genişletme kapasitesi.

Başka bir deyişle, bir orantı duygusu korunmadıkça doğum travmasına ilişkin hiçbir gözden geçirme değerli olamaz. Yine de, herhangi bir konu hakkındaki bir tartışmada, geçici olarak tartışılmakta olan konunun önemini olduğundan daha yüksek düzeyde ele alıyor görünmekten korkmamak gerekli. 4 Belirtmek istediğim ikinci nokta şudur: Başka analistlerle benzer şekilde, analitik ve diğer çalışmalarımda, kişisel doğum yaşantısının önemli olduğu ve hafıza malzemesi olarak korunduğu yönünde kanıt olduğunu bulmaktayım. Genel olarak, psikotik durumlarda, daha normal durumlarda bilinçliliğe açık olmayan bu içeriklerin hatırlandığı kabul edilmektedir. İkinci noktayı ifade ederken “doğum travması” yerine “doğum yaşantısı” kelimelerini kullanmış olduğumu fark edeceksiniz, buna birazdan geri döneceğim; fakat önce, belirgin bir şekilde defektli bir erkek çocuğunun -defekti beyin limitasyonundan değildi ve muhtemelen erken psikoza bağlı ikincil bir durumdu- analizinde geçen bir hadiseyi anlatmak istiyorum.

O dönemde beş yaşında olan bu çocuk, analizinin bir veya iki ayını, onun yaklaşımlarını hiçbir şey talep etmeden kabul etme ve annesinin yapamadığı şekilde onun ihtiyaçlarına aktif bir şekilde uyum sağlama yeteneğimi test ederek geçirdi. Tekrar tekrar bana yaklaştı ve benden uzaklaştı ve benim onu kabul etme yeteneğimi test etti. Sonunda gelip dizime oturdu. Bu dönemin tamamında hiçbir konuşma olmadı. Benimle ilişkisinin daha ileri bir düzeye gelişmesi aşağıdaki beklenmedik şekli aldı. Paltomun içinde giriyor, baş aşağı dönüyor ve bacaklarımın arasında yere doğru kayıyordu; bunu defalarca tekrarladı.

Benim ihtiyaç duyduğu anne olarak kullanılabileceğime ilişkin kararını takiben ortaya çıkan bu işlemi kapsamlı bir şekilde tamamladıktan sonra, yerden kalkıp bal istiyordu. Ben bal (sonraları savaş yıllarında bulunması daha kolay olan balık yağı ve arpa) getiriyordum ve balın 200 gram kadarını kaşıkla çıkarıyor ve derhal büyük bir keyifle yiyiyordu. Bunlar, aşırı tükürük çıkarmanın eşlik ettiği olağandışı bir oral etkinlik safhasının başlangıç döneminde oluyordu. En ilk olarak, seanslar öncesinde kapıyı açmam için beni beklerken tükürüğüyle kapı eşiğinde küçük bir havuz yapıyordu. Bunun öncesinde oral arzuları, sadece, duvarlarda görülen ve çok korktuğu sanrılanmış nesneler olarak ortaya çıkıyordu (bunlara Kafer´ler diyordu). Bu sanrılanmış böcekleri kaybedebilmesini sağlamış olan yorum şuydu: bunlar onun kendi ağzı idi. Daha sonraki safhada, kendisi bir Kafer oldu ve sonrasında da yukarıda anlattığım, beni aktif bir şekilde uyum sağlayan bir anne olarak test ettiği analiz safhasını başlattı. Bu yaşantıdan sonra, doğum hafıza izlerinin kalıcı olabileceğine inanmaya hazırdım. Elbette, oyundaki ile aynı şey birçok analizde de ortaya çıktı ve normal çocukların oyunları ve kişinin bir çocuk olarak kendi oyunları gibi başka bir çok durumda da görüldü.

Aşağıdaki vaka da doğum yaşantısının incelenmesine ilişkin yaklaşımda yardımcı olan belirli özellikleri sunmaktadır: Bayan H. bir hemşiredir (50 yaşında). St Bartholomew Hastanesi´nde aile doktoru olarak çalıştığım ve psiko-analiz üzerine yalnızca bir veya iki kitap okumuş olduğum dönemde, yaklaşık 25 yaşındayken benden tedavi görmüştü. Bu hastanın, daha öncesinde ve sonrasında hiç karşılaşmadığım bir derecede olan kabızlık sorunu dahil, çok şiddetli bir nevrozu vardı. Önceki yıllarda steno daktilo yazıcısı olarak çalışmıştı fakat benden yardım aldıktan sonra bir hastane hemşiresi oldu. Daha sonra psikotik çocukların bakımı alanında uzmanlaştı. Bir regresyon durumunda olan çocukların ihtiyaçlarına ilişkin olarak az görülen sezgisel bir anlayışa sahipti.

Bu hastanın, duyguların-açığa-vurulması (cathartic) niteliğindeki tedavisinde, hasta uzanıyor ve uyuyordu, ve sonra aniden bir kabusla uyanıyordu. Ben, akut anksiyete atağı esnasında bağırdığı kelimeleri defalarca tekrarlayarak ona uyanmasında yardım ediyordum. Bu şekilde, uyandığında, onu anksiyete durumu ile temas halinde tutabiliyor ve onun çok hadiseli erken çocukluğundan çok çeşitli travmatik olayları hatırlamasını sağlayabiliyordum. Doğumuna ilişkin yeniden-inşası (reconstruction) hakkında ne yapacağımı asla bilemedim. Doğum anıları, tüm gelişim aşamalarından ve yetişkinin değilse de adolesanın düzeyinden türetildiği açık olan olağanüstü eklemelerle ortaya çıktı. Yine de müthiş yoğunluğuyla etkisi bana gerçek olarak geldi. Anı olarak betimlenen ayrıntılara inanmasam da eşlik eden duygulanıma inanmaya hazır olarak buldum kendimi.

Yakın bir süreden beri, bu hasta, analizden geçen bir psikotik vaka (otistik) olan yedi yaşındaki küçük bir kızın bakımını yapmaktaydı. Bayan H. aniden hastalanmış ve kimseye haber veremeden, çocuğu tedaviye götürmek ve gün içinde ona bakmak olan işine gelememişti. Onu ziyarete gittim ve onun için yeni bir tür olmayan ancak daha önceleri hiç bu kadar akut bir hal almamış olan bir hastalıktan daha yeni iyileşmeye başlar halde buldum. Aniden, “kararma” dediği bir durumdan dolayı yatmak zorunda kalmıştı. Kaskatı bir şekilde uzanmış ve yan tarafına sağına doğru sımsıkı kıvrılmış, hiçbir şey yapamaz ve bilinçsizliğe olabildiğince yakın bir haldeydi. Çağrılan doktor, bedensel açıdan hiçbir sorun bulamadığını söyledi. Bu durumdayken hiçbir şey yiyememişti. Yavaş yavaş bilincini kazandı ve daha dostane bir yere aktarılmasına izin verdi, ve bir hafta veya on günlük bir süreden sonra tekrar ayağa kalkabildi. Bu hemşire hangi vakanın bakımını üstlendiyse beni o vaka ile ilgili ayrıntılardan sık sık haberdar eder; fakat yaşadığı bu son durum öncesinde, yirmi yıl önceki onu tedavi ettiğim zamandan bu yana, bana asla bir kez olsun bile kendisi hakkında bir şey sormamıştır. Bu son durumda ise işine dönmeden önce bana geldi, oturdu ve şöyle dedi: “Bu kararma nedir? Ne ile ilgilidir?” Hiçbir fikrim yoktu, ve ona da bunu söyledim. Sonra konuşmaya devam etti, ve yavaş yavaş fark ettim ki terapötik bir seans yapmayı beklemiyor olmasına karşın yine de bilinçdışından bana kararma durumunu açıklayabilmemi mümkün kılacak malzemeyi veriyordu.

Bu yedi yaşındaki küçük kızla birlikte yaşamakta olduğunu ve sorumluluğunda olan psikotik çocuklarla her zaman olduğu gibi bu çocukla aşırı düzeyde yakın bir özdeşleşmeye girdiğini anladım. Bana, çocuğun durumunu anlamak için, onu giderek daha çok taklit ettiğini, elini koyma şeklini, onun belli bir şekilde veya başka bir şekilde yürümesini, ve çocuğun yaptığını gördüğü her şeyi “çocuğun zihin ve beden durumunu hissetmek için” yaptığını söyledi. O dönemde de, küçük kız akut bir anksiyete durumundan geçmektedir ve Metro´da yolculuk etmeye ilişkin büyük bir korku geliştirmiştir. Bir süredir Bayan H. küçük kızı Metro´ya götürmeye ve orada dikkatini başka şeylere çekerek ona yaşantı aracılığıyla Metro´nun beklediği kadar kötü olmadığını göstermeye çalışmaktadır. Bu türdeki bir çok materyal aniden bana Bayan H.´ya kendisinin küçük kızla birlikte doğum yaşantısını tekrar-yaşadığını söylemem gerektiğini gösterdi. Burada histerik bir yeniden-inşa söz konusu değildi. Aslında, fiziksel olan bir şeyin yeniden-yaşantılanması zorunluluğu söz konusuydu -bu, onun durumunda bir nefes kesilmesi (asphyxiation) duygusunu da içermişti. Bu çizgideki yorum son derecede dramatik bir etki yaptı. Bayan H. daha iyi hissetti, ne olup bittiğini anladığını hissetti, ve güven içinde işine geri döndü. Doktoru bana şunu söyledi: “Bir şekilde Bayan H. hastalığından bu yana daha iyi görünüyor”. Bu olaydan sonra küçük kızla olan çalışmasını aynı iyi düzeyde ve küçük kızda belirleyici bir önemi olan anksiyeteye ilişkin daha nesnel bir anlayışla sürdürdü.

Histerik hastalar rol yapmakta oldukları hissini verirler, fakat biz histerik görünümlerde gerçek duygulanımın (affect) gösterildiğini ve saklandığını onların bilebileceğinden daha iyi biliriz. Bir çok çocuk analizinde doğum oyunu önemlidir. Bu tip oyunda malzeme hastanın, doğumla ilgili olarak hikayelerden ve doğrudan bilgi ve gözlemlerden öğrendiklerinden türetilmiş olabilir. Bizim aldığımız duygu ise çocuğun bedeninin doğmuş olduğunu biliyor olmasıdır.

“Doğum travması” yerine “doğum yaşantısı” kelimelerini kullanmış olmam konusuna dönüyorum. Bu bizi belirtmek istediğim üçüncü noktaya götürür. Freud´un işaret ettiği konular, doğum yaşantısı ile doğum travmasını birbirinden ayırdığı zaman çok daha anlaşılabilir hale gelir. Greenacre bunu vurgulamaktadır. Muhtemelen doğum yaşantısı o kadar yumuşak olabilir ki göreceli olarak az bir önem taşıyabilir. Benim şu andaki görüşüm budur. Öte yandan, belirli bir sınırdan fazla normaldışı doğum yaşantısı oldukça çok önemlidir.

Normal bir doğum yaşantısı geçirilmişse, doğum malzemesinin analize dikkati üzerine çekecek şekilde gelmesi pek muhtemel olmayacaktır. Bu malzeme orada bulunacaktır fakat eğer analist doğum açısından düşünmeye eğilim göstermezse hastanın konuyu bu açıdan gündeme getirmesi pek söz konusu değildir. Hem hastanın hem analistin ulaşmaya çalıştıkları anksiyete için daha ivedi ve uygun bağlamlar bulunacaktır. Ancak, doğum yaşantısı travmatik olduğunda, belirli bir örüntüsü vardır. Bu örüntü her biri uygun zamanda kendi içinde yorumlanması ve ele alınması gerekecek olan çeşitli ayrıntılarla ortaya çıkar.

Ne var ki, bu doğum travması açısından yorumlamanın hızlı bir şekilde kapsamlı ve kalıcı bir rahatlamayı üretmeyeceğini vurgulamak isterim. Durum şudur ki, doğum travması gerçek olduğu için buna kör kalmak acı bir şeydir, ve belirli vakalarda ve belirli noktalarda analizin doğum malzemesini muhakkak tüm diğer malzemeler arasındaki bir malzeme olarak kabul etmesi gerekmektedir. Doğum yaşantısını üç ayrı kategoride yer alır şekilde belirtmek yararlı olacaktır. İlki, sınırlı derecede önemli olan değerli bir olumlu yaşantı olarak normal, bir başka deyişle, sağlıklı bir doğum yaşantısıdır; bu doğal bir yaşam tarzına ilişkin bir örüntü sağlar. Bu anlamdaki bir yaşam tarzı daha sonraki çeşitli türlerdeki normal yaşantılarla güçlendirilebilir, ve böylece doğum yaşantısı güvenin (confidence), süreklilik duygusunun (sense of sequence), stabilitenin, ve güvenliğin (security), vs. gelişimi açısından olumlu olan bir dizi faktörün biri haline gelir.

İkinci kategoride, daha sonraki çeşitli travmatik çevresel faktörlerle karışan ve bunları güçlendiren ve bunlar tarafından güçlendirilen, yaygın olarak görülen daha çok travmatik nitelikteki doğum yaşantısı gelir. Travmatik doğum yaşantısının aşırı hal almasını üçüncü bir kategori veya dereceyi oluşturan daha ileri bir aşama olarak ele alıyorum.

Anksiyetede olup bitenlerin doğum travması tarafından belirlendiğini düşünmenin benim için zor olduğu görülecektir; çünkü, bu doğal bir şekilde doğmuş bireyin hiçbir anksiyetesi olmadığı veya anksiyeteli olduğunu göstermek için hiçbir yolu olmadığı anlamına gelecektir. Bu saçma olacaktır. Bu noktada “anksiyöz” kelimesi hakkında bir tartışma açmak istiyorum. Doğumda anksiyeteli olan bir bebek düşünemiyorum; çünkü, bu erken dönemde bastırma veya bastırılmış bilinçdışı yoktur. Eğer anksiyete korku veya tepkisel irritabilite gibi yalın bir şey anlamına gelirse, bir sorun yoktur. Bana öyle görünüyor ki, “anksiyöz” kelimesi, bir birey ne kaçabildiği ne de anlayabildiği fiziksel yaşantının (heyecan, kızgınlık, korku, veya başka herhangi biri olsun) tesirinde kaldığında uygun olabilir; başka bir deyişle, olup bitenlerin nedeninin büyük oranda farkında-olmaması (unaware) durumunda. Farkında-olmama kelimesi ile bastırılmış bilinçdışına göndermede bulunuyorum. Hareket halindeki yaşantıya ilişkin olarak daha bilinçli olabilse artık anksiyeteli olmayacaktır, fakat bunun yerine heyecanlı, korkmuş, kızgın, vs. olacaktır.

Freud, Haz İlkesinin Ötesinde ´de şunu yazar: ” Angst , tehlikenin ne olduğu bilinmese bile, tehlike beklentisi ve buna hazırlık benzeri belirli bir durumu belirtir.” Fakat, burada, Freud, benim söylemeye çalıştığımı ifade eder görünmemektedir; yani, bireyin, anksiyete kelimesinin yararlı olacak şekilde uygulanabilmesinden önce, bastırma kapasitesine sahip olacağı belli bir derecede olgunluğa erişmiş olması gerektiğini. Anksiyete ile doğum travması arasındaki ilişki hakkındaki teorinin, doğum öncesinde, esnasında, ve sonrasında bebeğin psikolojisi üzerine çalışmalar devam ederken askıda tutulması gerektiğini istememe yol açan düşüncelere bir örnektir bu. Dolayısıyla, şu andaki tezim, normal doğum yaşantılarının iyi olduğu ve ego gücünü ve stabilitesini artıracağı şeklindedir.

Şimdi, hasta ile doğum travması hakkında konuşmanın ana konudan ayrı bir konuya kaymaya yol açmasının son derece muhtemel bir şey olduğunu özellikle açık hale getirerek, doğum travmasının analitik ortama geliş yoluna dikkat çekmek istiyorum. Analitik ortamdaki süre içinde derin bir şekilde regresyona girmemiş ve analitik seanslar arasındaki zamanlarda klinik açıdan hasta olmayan bir hastanın durumunda doğum travması hattında bir yorumun değerini şüpheli bulurum.

Psiko-analitik tekniğimizdeki zorluklardan biri herhangi bir anda aktarım ilişkisinde bir hastanın kaç yaşında olduğunu bilmektir. Bazı analizlerde hasta çoğu zaman kendi yaşındadır, ve çocukluk durumları hakkında ihtiyaç duyulan her şeye bir yetişkin tarzıyla ifade edilmiş anılar ve fantaziler aracılığıyla ulaşılabilir. Bu tür analizlerde yararlı bir doğum travması yorumunun mümkün olmayacağını düşünüyorum; veya doğum malzemesi, tüm düzeylerde yorumlanabilecek olan rüyalarda görünecektir. Ancak, gerekiyorsa bir analizin daha derinlere inmesine izin verilebilir, ve hastanın bir analitik seansta bazen bir bebek olması için çok hasta olması gerekmez. Böyle bir zamanda, analistin, hastadan, ne olup bittiğini hemen sözcüklerle betimlemesi istemeden anlaması gereken oldukça çok malzeme vardır. Oyuncaklarıyla oynayan bir çocuğun davranışından daha bebeksi (infantile) bir şeye göndermede bulunuyorum. Analistin tercihlerine ve hastanın tanısına bağlı olarak, hasta ile bu açılardan çalışmanın akıllıca veya akılsızca olmasında değişlikler olacaktır. Açık hale getirmeye çalıştığım şey, eğer doğum yaşantıları analitik ortama geliyorsa hastanın aşırı bebeksi bir durumda olduğuna ilişkin başka bir çok kanıt da muhakkak bulunacağıdır.

DOĞUM YAŞANTISI Freud´un işaret ettiği gibi, doğum yaşantısının annenin bedeninden ayrılmaya ilişkin herhangi bir türde farkındalıkla hiçbir ilişkisi olmadığı anlaşılacaktır. Doğmamış olana ilişkin belirli bir zihinsel durum önermesinde bulunabiliriz. Eğer bebek egosunun kişisel gelişimi fiziksel yönüyle olduğu gibi heyecansal (emotional) yönüyle de bir karıştırıcı tesire maruz kalmamışsa (undisturbed) işlerin iyi gittiğini söyleyebileceğimizi düşünüyorum. Muhakkak ki, doğumdan önce bir duygusal gelişim başlangıcı vardır, ve doğumdan önce heyecansal gelişimde yanlış ve sağlıksız ilerleme kapasitesi bulunması muhtemeldir; sağlıkta belirli bir derecedeki çevresel karıştırıcı tesirler değerli uyaranlardır, fakat belirli bir dereceden sonra bu karıştırıcı tesirler bir tepki (reaction) ortaya çıkarmalarından dolayı yararsızdırlar. Gelişimin bu çok erken aşamasında kimlik kaybı (loss of identity) olmaksızın bir tepki olması için yeterli ego gücü bulunmamaktadır.

Erken dönemdeki bebeğin durumuna ilişkin oldukça derinlikli bir anlayıştan gelen bu kavrayışın ortaya konulmasındaki katkısından dolayı bir hastaya teşekkür borçluyum. Bu hastanın, bedensel katılığı göze çarpan ve doğumdan sonra, çocuğu, yere düşürürüm korkusuyla, sürekli sıkı bir şekilde tutmaya devam etmiş olan bir depresyona girmiş annesi vardı. Bu nedenden dolayı betimlemeler baskı (pressure) açısından yapılmaktadır. Hastayla birlikte, daha sonra bu analizde hayati derecede önemli olduğu anlaşılmış olan aşağıdaki ifadenin üzerinde çalıştık. Buna ilişkin olarak ulaşılan anlayış yaşadığı zorlukların en temeline kadar kavranmasını sağladı ve duygusal gelişiminde tekrar ilerlemeye başlamak için gerekli olan regresyonun derinliğini yeterince doğru bir şekilde betimledi. Bu hasta şunu söyledi: “Başlangıçta birey bir hava kabarcığı gibidir. Eğer dışarıdan gelen baskı aktif bir şekilde içeride baskıya uyum sağlarsa, önemli olan şey hava kabarcığıdır, yani, bebeğin benliği (self). Ama, eğer, çevresel baskı hava kabarcığının içindeki baskıdan daha büyükse veya daha azsa, o zaman önemli olan hava kabarcığı değil çevredir. Hava kabarcığı dışarıdaki baskıya uyum sağlar.” Bunun anlaşılmasıyla birlikte hasta ilk kez, analizde, rahat ve gergin-olmayan (relaxed) bir anne, bir başka deyişle, canlı, uyanık, ve bebeğine adanmışlık niteliği aracılığıyla aktif uyum sağlama çabası harcamaya hazır bir anne tarafından tutulduğunu hissetti.

Doğum öncesinde, özellikle de doğumda bir gecikme yaşanıyorsa, bebek çok kolay bir şekilde tekrar tekrar belirli yaşantıları tecrübe edebilir. Bu yaşantılarda, bu aşamada, vurgu benlik üstünde olmaktan çok çevre üstündedir. Doğmamış bebeğin, doğum zamanı yaklaştıkça, çevre ile bu türden bir etkileşime giderek daha çok yakalanması muhtemeldir. Böylece, doğal süreç içinde, doğum yaşantısı zaten bebek tarafından bilinen bir şeyin abartılı bir örneğidir . Bu noktada, doğum esnasında, bebek bir tepki verendir (reactor) ve önemli olan şey çevredir; ve daha sonra doğumun ardından, taşıyabileceği farklı anlamlarıyla, önemli olan şeyin bebek olduğu bir ilişkiler durumuna dönüş vardır. Sağlıkta, bebek doğumdan önce belirli bir çevresel etkiye (environmental impingement) hazırlanır, ve zaten, tepki gösterme durumundan tepki gösterme zorunda olmama durumuna, ki bu benliğin olmaya (to be) başlayabileceği tek durumdur, doğal bir geri dönüş yaşantısını tecrübe etmiştir.

Normal doğum süreci hakkında belirtebileceğim mümkün en yalın ifade budur. Normal doğum süreci, geçici bir tepki ve dolayısıyla kimlik kaybı safhasıdır; kişisel “devam halinde olma” (going along) durumuna müdahaleye temel bir örnektir; bebeğin süre giden kişisel süreç bağını koparacak kadar güçlü değildir veya uzun sürmez ve de bebek buna zaten buna hazırlanmıştır. Şu noktada, solumaya (breathing) başlamanın esasen travmatik olduğu yönünde bir düşüncem olmadığı tespit edilecektir. Normal doğum önemsiz olması nedeniyle travmasızdır. Doğum yaşındaki bir bebek uzun süreli çevresel etkiye hazır değildir.

Doğum travması yaşantısının psikolojik açıdan travmatik olması tam da doğum travması yaşantısının bebek için önemli olmasından dolayıdır. Bireyin kişisel “devam halinde olma” hali uzun süreli etkilere (prolonged impingements) verilen tepkilerle (reactions) kesintiye uğrar. Doğum travması önemli olduğunda etkinin ve tepkinin her bir ayrıntısı hastanın hafızasına sanki kazınır; bu kazınma, hastalar daha sonraki yaşamlarında yer alan travmatik yaşantıları (bazen abreaksiyon veya hipnoz ile başarıyla geri getirilen türde yaşantılar) tekrar yaşadıklarında görmeye alıştığımız bir şekilde olur.

En önemli şeyin tepki gösterme ihtiyacı ile temsil edilen travma olduğu belirtilebilir. İnsan gelişiminin bu aşamasında tepki gösterme geçici bir kimlik kaybı anlamına gelir. Bu aşırı bir güvensizlik duygusu (sense of insecurity) verir ve benliğin sürekliliğinin kaybına (loss of continuity of self) ilişkin daha başka örneklerin yaşanacağı beklentisinin, ve hatta, kişisel yaşamın başarılabilirliğine ilişkin bir doğumla gelen (congenital) (ama kalıtımla alınmamış) ümitsizliğin temelini oluşturabilir. Beyin hallerindeki değişimlere veya anneye verilen anastetiklere bağlı olarak tekrarlayan bilinçsizlik (burada kelime fiziksel anlamda kullanılmıştır) safhalarının önemli olması pek muhtemel değildir. Hasta bu durumda bir veya daha çok kez bilinçsiz hale geldiğine ilişkin açık bir görüntü verdiğinde, yeniden-eyleme dökülen (re-enacted), muhtemelen, baskı gibi çevresel etkilere uzun süreli tepki safhalarının tekrar tekrar yaşanmasına bağlı olarak, benliğin süreklilik bağının kopmasıdır.

Gerçek doğum anısının tipik özellikleri arasında yer alanlardan biri, kişiyi çaresiz bırakacak şekilde, dışsal bir şeyin tutan tesirinde olma duygusudur. Bebeğin, annenin kavrayıp tuttuğunu hissettiğini söylemediğimi fark edeceksiniz. Böyle söylemek, bu aşamadaki bir bebek açısından konuşmak olmayacaktır. İşaret ettiğim nokta şudur: Dışsal etkiler bebeğin bu etkilere uyum sağlamasını gerektirirler; doğum yaşında ise bebek çevrenin aktif uyumuna gereksinim duyar. Bebek etkiye tepki verme zorunluluğuna sınırlı bir süre için dayanabilir. Burada, loğusalıkta, bebeğin ne yaşadığı ile annenin ne yaşadığı arasında çok açık bir ilişki vardır. Doğum esnasında, sağlıkta, annenin kendini bebeğin aynı andaki yaşantısıyla neredeyse bire bir karşılaştırılabilecek bir sürece bırakabilmesi gerekeceği bir nokta gelir. 5 Bu çaresizlik duygusuna, ne zaman sona ereceğine ilişkin hiçbir bilgiye sahip olunmayan bir şey tecrübe ediyor olmanın dayanılmaz doğası eşlik eder. Bir savaş tutsağı, yaşantısının en kötü yönünün tutsaklığın ne zaman sona ereceğini hiç bilmemek olduğunu söyleyebilir; bu, üç yıllık bir tutsaklığı yirmi yıllık bir cezadan daha ağır hale getirir. Esasen müzikte formun bu kadar önemli olmasının nedeni budur. Form sayesinde son başlangıçtan itibaren görüntü alanındadır. Şu söylenebilir ki, uzun süren bir doğumda doğum sürecinin ancak belirli sınırlı bir zaman süreceği bilgisi bebeğe aktarılabilseydi birçok bebeğe yardım edilebilirdi. Fakat, bebek bizim dilimizi anlayamaz; dahası, bebeğin kullanabileceği bir öncesi durumu, kıyaslama için bir ölçüsü yoktur. Doğum-yaşındaki bebek tepki üreten etkilere ilişkin sınırlı bir bilgiye sahiptir; bundan dolayı, olağan doğum süreci, bebek tarafından, zaten daha önce olmuş olana ilişkin yeni bir örnek olarak kabul edilebilir. Ancak, zor bir doğum, tepki üreten herhangi bir doğum-öncesi etki yaşantısının çok ötesine geçer.

Analizinde, tekrar tekrar yeniden-yaşanmasından (relived) dolayı, doğum sürecini izlemek için özellikle iyi bir fırsat bulunan bir hastanın durumunda, etki tipine uygun tepkilerde görünen her bir ego çekirdeğini tespit etmem mümkün olabildi. Birkaçından bahsetmek gerekirse: idrar-sistemi çekirdeği, mide/gaz çekirdeği, anal çekirdek, dışkısal çekirdek, deri çekirdeği, tükürük çekirdeği, alın çekirdeği, soluma çekirdeği, vs. Belki de, bu değerlendirmeler, her bir ego çekirdeğinin nasıl aşırı güçlü olduğunu bilirken olgunlaşmamış bireyin zayıf egosunu betimlemekte yaşadığımız zorluğa ilişkin ışık tutacaktır. Zayıf olan, tüm ego organizasyonunun entegrasyonudur. Şimdiki bağlamda, aşırı derecede olgunlaşmamış ego organizasyonuna sahipken, bir bebek, önemli olmakta ısrar eden bir çevre ile başa çıkma durumunda kaldığında ne olup bittiği hakkında söylenebilecek oldukça çok şey vardır. Doğal olmayan bir türde soyut düşünmeyi (abstract thinking) içeren yanlış bir entegrasyon olabilir. Yine burada iki seçenek vardır: bir durumda, erken ilerlemiş bir zihinsel (intellectual) gelişim; diğer bir durumda, zihinsel gelişimde başarısızlık vardır. Bu iki ucun arasındaki hiçbir şey işe yaramaz. Bu zihinsel gelişim bir baş ağrısıdır; çünkü, bireyin tarihinde çok erken bir aşamadan türetilmiştir, böylece de bedenin işlevleriyle ve duygularla ve içgüdülerle ve tüm egonun duyumlarıyla patolojik bir şekilde ilişkisizdir. 6

Burada, tepki göstermeye zorlanarak durumu bozulan bebeğin bir “olma” (being) durumundan çıkmaya doğru durumunun bozulduğu gözlenebilir. Bu “olma” durumu yalnızca belirli koşullarda sağlanır. Bir bebek tepki gösterirken “olma” durumunda bulunmamaktadır. Etki eden çevre bebek tarafından henüz kişisel saldırganlığın bir yansıtması (projection) olarak hissedilemez; çünkü, bunun herhangi bir anlam taşıyacağı aşamaya henüz varılmamıştır. Benim görüşüme göre, şiddetli bir doğum travması (psikolojik nitelikte olan) doğumla gelen ama kalıtımla alınmamış bir paranoya olarak adlandıracağım bir duruma neden olabilir. Kliniğimde bir çok bebeğe ilişkin gözlemler bana şiddetli bir paranoid temelin hemen doğumdan sonra bulunabileceği izlenimini vermektedir. Ne söylemek istediğimi, bir hastanın (kadın, yaş 28, tanı: paranoid özellikler taşıyan şizofreni) Rank´ın Doğum Travması kitabını okuduktan sonra buna tepki olarak gördüğü bir rüyayı vermekten daha iyi bir şekilde örneklendiremem. Bu hasta rüyasında bir çakıl yığını altında olduğunu görmüştü. Bütün beden yüzeyi hayal edilemeyecek derecede aşırı duyarlıydı. Derisi yanmıştı; bu, derisinin aşırı duyarlı ve yaralanmaya açık olduğunu onun belirtme yolu olarak göründü ona. Baştan aşağı yanmıştı. Eğer biri gelirse ve ona herhangi bir şey yaparsa, hem fiziksel hem zihinsel acının dayanılması mümkün olmayacak düzeyde olacağını biliyordu. İnsanların gelip çakılları üstünden alacağı, ona onu iyileştirmek için bir şeyler yapacağı tehlikesini biliyordu, ve durum dayanılmazdı. Bu dayanılmaz duyguların intihar girişimindeki duygularla karşılaştırılabilir olduğunu vurguladı. “Artık hiçbir şeye daha fazla tahammül edemiyorsunuz. Bu artık bir bedene sahip olmanın korkunçluğu, ve taşıyabileceğinden fazlası yüklenmiş bir zihnin korkunçluğu. Ne varsa her şey, işin tamamlanmışlığı, bunu bu kadar imkansız hale getiren şey. Keşke insanlar beni kendi halime bırakabilseydi. Keşke insanlar bana zarar vermeyi sürdürmeseydi.” Ancak, rüyada olan, birisinin gelmesi ve o içindeyken çakılların üzerine yağ dökmesiydi. Yağ aralardan sızdı ve onun derisine ulaştı ve onu sardı. Sonra, üç hafta boyunca hiçbir müdahale olmaksızın öyle bırakıldı; bu sürenin sonunda çakıllar o acı yaşamadan kaldırılabildi, ve kaldırıldığında derisi neredeyse tamamen iyileşmişti. Ancak, göğüslerinin arasında, yağın ulaşmadığı üçgen bir alanda, içinden küçük bir penis veya bir sicim gibi bir şey gelen küçük bir ağrılı parça vardı. Buna dikkat edilmesi gerekiyordu, ve elbette hafiften bir acı veriyordu ama bu oldukça dayanılabilir seviyedeydi. Tek kelimeyle bir önemi yoktu, birisi onu çekiverdi.

Burada, hasta bir histerik değil fakat bir psikotik olduğu için, Bayan H. adlı hastanın rüyalarında olduğundan çok daha az incelikli bir örtme vardır. Bundan dolayı gerçek duygulanım açıktır. Hastayı anlayan ve üzerine yağ döken kişi bendim, yani analistti; rüya da benim onun durumunu ele alışım aracılığıyla kazanılmış bir güven düzeyine işaret ediyordu. Ancak, rüyanın kendisi bir etkiye ilişkin (Rank´ın kitabını okuma) bir tepkidir ve analiz geçici bir süre aksamıştır.

Kafa . Sıradan doğumda bebeğin kafası ileri noktadır ve annenin yumuşak kısımlarının genişletilmesi işini yapar. Bunun hatırlandığı birçok yol vardır. “Reptasyon” kelimesi ile betimlenebilecek bir ilerleme tarzı önemli olarak korunmuş olabilir. Bu kelime, Casteret tarafından yazılmış Mağaralarım adlı bir kitapta vardır. Yazar, derin mağara araştırmalarında boşluklardan nasıl geçtiğini betimlemektedir. Reptasyonla ilgili nokta, ne kolların ne de ellerin herhangi bir şekilde kullanımının olmamasıdır. Aslında, niçin herhangi bir ileriye doğru hareket olduğunu yazar açıkça bilmemektedir. Öyle varsayıyorum ki, normal bir doğumun hafıza izinde bir çaresizlik duygusu bulunmayacaktır. Bebek, bir fetusun yapabileceğini bildiğimiz yüzme hareketlerinin ve reptasyon kelimesi altında göndermede bulunduğum hareketlerin ileri doğru hareketi ürettiğini hissedecektir. Gerçek doğum, normal bir durumda, bebek tarafından, az-çok doğru bir zamanlamaya bağlı olarak kişisel çabanın başarılı bir sonucu olarak kolayca hissedilebilir. Olguların, doğum sürecinin kendisinde, esasen , bebeğin çaresiz hissettiği bir durum bulunduğu teorisini haklı çıkardığına inanmıyorum. Fakat, büyük sıklıkla, doğumda gecikme, tam bu duyguyu, çaresizliği veya sonsuz gecikme duygusunu üretmektedir.

Kafanın etrafında sıkma olduğu bir zamanda çok kolayca bir gecikme olabilir, ve benim nihai görüşüm odur ki, kafanın etrafında bir bant olarak açıkça betimlenen tipte kafa ağrısı bazen somatik şekilde hatırlanan doğum duyumlarının doğrudan bir türevidir. Analitik çalışmada, kafanın etrafındaki bu bantın, tahmin edilebilir bir sonu olmayan çevresel bir etkiye yakalanmış olma yaşantısı ile ilişkili olduğu bulunabilir. Sesler, kafaya akın eden kan, üst tarafta bir tıkanıklık duygusu, ve “sanki kan akıp gidiyor da bir şeyin kuvveti tükeniyor” duygusu gibi pek belirgin olarak şekillenmemiş her türden duyumların bulunduğunu tasavvur etmek mümkündür. Psikosomatik alanda bu ve diğer yaygın olarak görülen kafa-semptomları, kafanın üst tarafından bir boşalımı içeren psikotik hezeyanlarla ilişkilidir; benliğin, kafanın üst tarafından kaçıp gitmeyeceğine güvence sağladığı için önemli olan miğferler veya başlıklar gördüm. Kafa derisini yüzmenin birincil bir önemi vardır; sadece bir kastrasyon yer-değiştirmesi değildir. Bedenin kendini ileri doğru sürdüğü doğum sürecinde kişiliğin ileri uzatılması durumuyla önemli kökensel ilişkileri olabilecek olan boynuz veya boynuzlu hayvan temasına ilişkin tüm varyasyonlar bununla bağlantılıdır. Burada anneye önce kafa olmak üzere tekrar-girme (re-entry) fantazisi için bir temel vardır. Bir analitik tecrübede bu açık bir şekilde ortaya çıkarıldı. İkizlerin ikincisi olan hastanın doğumu beklenmedik olmuş ve doğumdan sonra uzunca bir süre ilgilenilmeden bırakılmıştır. Analizde, hastanın ikileminin, bilinen ilişkiyi korumak mı yoksa kendini sunan dışsal nesnesi olmayan ayrı bir varlık haline gelmek mi olduğu bir dönem vardı. Önceki seçenek yanlış bir nesne ilişkisi sağlıyordu, ve o dönemde analizde, el annenin bedenini temsil ediyor olarak eli alına koyma zorlantısıyla temsil edilmişti. Bu, hastanın önce kafası olmak üzere kadının içine girdiği bir tür yanlış eşcinsellikle kolayca bağlantılı hale geldi. Kollar belirgin bir şekilde kullanışsızdı bu durumda. Bana getirdiği ilk rüyasında, kollar kullanılmadan cinsel ilişki kurmaya çalışıyordu ve önce dirsekleri sonra da bilekleri ile sınırlanmış romatoid artrit geliştirmişti; böylelikle de temel bir kullanımı olmayan kollar neredeyse tamamen ortadan kaldırılmıştı. Söylemek gereksiz, aynı kompleksin parçası olarak oral erotizm ciddi şekilde ketlenmişti, ve tüm dişlerini çoktan çektirmişti.

Psiko-analitik çalışmada bütün bedenin erkek genitali ile özdeşleştirilmesi sık sık görünür. Bedenin, kollar olmaksızın ve oral veya başka herhangi bir erotizm olmaksızın (yüzmede veya reptasyon hareketlerinde kullanılan kaslar hariç), bir bütün olarak rol aldığı doğum yaşantısında buna bir temel bulunabileceği unutulmamalıdır. Beden yalnızca daralmış bir çevre içinden ilerler.

Göğüs . Önem sırasında kafa ile ilgili yaşantılardan sonraki yaşantılar göğüs ile ilgili olanlardır. Betimlememin bu kısmı üç ayrı kısma bölünebilir: ilk olarak, göğüs çevresinde çeşitli seviyelerde bulunan gerçek sıkıştırıcı bantların hafızası. Bu sıkıştırmalar arzu edilebilir, ve bununla özellikle belirli perversiyonlarda, ama ayrıca giyinmenin günlük ayrıntılarında karşılaşırız. Göğüs etrafında bir sıkıştırma gibi bir şeyin güçlü hafıza izini taşıyan bireyin, doğum hafıza izlerine dayalı olan bir sıkıştırmanın hezeyanından mustarip olmaya devam etmek yerine bilinen ve kontrol altında olan bir sıkıştırma hissedeceği söylenebilir. Bu betimlemenin ikinci kısmı işlev açısındandır. Travmatik doğum sürecinde göğüs genişlemesinin sınırlanmasına ilişkin hafıza izinin çok güçlü olabileceğini buldum. Ve bununla ilgili önemli bir nokta, tepkisel göğüs etkinliği ile gerçek kızgınlık göğüs etkinliği arasındaki zıtlıktır. Doğum sürecinde, anne dokularının inşasına tepki olarak bebek (eğer alınabilecek bir hava varsa) bir nefes alma (inspiratory) hareketi olacak bir hareket yapmalıdır. Doğumdan sonra, eğer her şey yolunda giderse, ağlama, nefes verme (expiration) ile canlılığın ifadesini sağlar. Bu, fiziksel işlev açısından, tepki verme ve sadece “olma”ya devam hali arasındaki farkın bir örneğidir. Gecikme veya istisnai bir zorluk olduğunda normal ağlamaya geçiş yeterince kesin değildir ve birey her zaman kızgınlık ve bunun ifadesi hakkında bazı zihinsel karışıklıklarla kalır. Tepkisel kızgınlık ego kurulumunda (establishment) zedelenmeye neden olur. Diğer yandan, ağlama biçiminde, kızgınlık en başından ego-sintonik olabilir: açık amacı olan dışa-atıcı bir işlev, tepkisel olmadan kişinin kendi yolunu yaşaması.

Göğüs ve doğum hakkındaki üçüncü şey bir şeyin eksik olduğuna ilişkin yalın bir duygudur; bu eksiklik eğer soluma (breathing) serbest bırakılabilse giderilebilecek bir eksikliktir. Çok gecikmeli bir doğum ve belirgin bir nefes kesilmesi (asphyxiation) olan plasenta pravya tarihçeli bir vakada, hasta henüz altı yaşındayken sürekli bir “oksijen eksikliği” duygusundan şikayet etmişti. Bundan önce de hava bir şeyleri eksik içeriyor gibi gelmişti, ve oksijeni duyduğunda bunun getirdiği düşünceyi hemen kullanmıştı. Bu duygu çok önemli bir semptom olarak devam etti. Benim görüşüme göre, soluma rahatsızlıklarının çeşitli köklerinin ve soluma engellenmelerini içeren perversiyonların izini araştırırken doğum sürecindeki gerçek soluma zorluğu yaşantısı unutulmamalıdır. Nefesi kesilmesi (to be suffocated) arzusu aşırı güçlü olabilir ve eyleme döküldüğünde hiçbir intihar niyeti olmayan birçok kişinin öldüğü bir masturbasyon fantazisi olarak ortaya çıkar. Bu, yaygın olarak cinayet diye adlandırılan ters çevrilmiş intiharda bulunur. Rollerin değiştirilmesiyle, aktif nefes kesilmesi (active suffocating) sapkın (perverted) bir nezaket olabilir: aktif kişinin, pasif kişi nefesi kesilmesini (to be suffocated) özlüyor olmalı diye hissetmesi. Sağlıklı tutkulu cinsel ilişkide, başka her şeyin bulunduğu gibi, bütün bunlardan da bir şeyler bulunur.

Doğu´nun çeşitli dinlerinin mistik uygulamalarında bulunabilecek bir ihtiyaç olan soluma olmaksızın devam edebilme ihtiyacının incelenmesi, bireyin doğumunun beden-hafızası göz önünde bulundurulmadan tam olarak gerçekleşemez. Elbette, mistiğin soluma gerekliliğini inkarında yer alan başka eşit derecede önemli şeyler de vardır; özellikle, mistiğin içsel gerçeklik ile dışsal gerçeklik arasındaki farkı inkar girişimi. Sonuçlar

En başlangıçta kişisel yaşam yolunu korumak için birey asgari bir düzeyde tepki üreten çevresel etkilere ihtiyaç duyar. Aslında tüm bireyler yeni bir doğum aramaktadırlar; bu yeni doğumda da yaşam çizgilerinin, kişisel varoluşun sürekliliği duyumunun bir kaybı olmaksızın tecrübe edilebilecek olandan fazla miktarda tepki gösterme tarafından bozulmamasını aramaktadırlar. Bireyin ruhsal (mental) sağlığının temelleri, bebeğine adanmış olduğu için aktif bir uyum sağlayabilen anne tarafından belirlenir. Bu, annede, temel bir gergin-olmama (relaxation) durumunun ve yine annenin bebeğiyle özdeşleşme kapasitesi sonucu olarak birey bebeğin yaşam yoluna ilişkin bir anlayışın bulunduğunu varsayar. Anne ile bebek arasındaki bu ilişki bebek doğmadan önce başlar ve bazı durumlarda doğum süreci ve sonrasında devam eder. Benim görüşüme göre, doğum travması, bebeğin olma halinin devamındaki (going on being) süreklilikteki kırılmadır, ve bu kırılma önemli düzeyde olduğunda, etkilerin duyumsanma ve ayrıca bebeğin bunlara tepki şekillerinin ayrıntıları, bu tecrübelerin ardından, ego gelişimine aleyhte nitelikte olan önemli faktörler haline gelir. Dolayısıyla, vakaların çoğunda, doğum travması hafif derecede önemlidir ve tekrar-doğuma (rebirth) yönelik genel ısrarlı isteği (urge) büyük bir oranda belirlemektedir. Bazı vakalarda bu aleyhte faktör o kadar büyüktür ki, bireyin, daha sonraki dışsal faktörler çok iyi olsa bile, duygusal gelişiminde doğal bir ilerleme kaydetmeye ilişkin hiçbir şansı (analiz sürecinde tekrar-doğum haricinde) yoktur.

Anksiyetenin kökenine ilişkin teorik nokta ele alındığında, anksiyete gibi evrensel bir olguyu doğumun özel bir durumu olan travmatik doğumla bağlantılı hale getirmek yanlış bir adım olacaktır. Öte yandan, anksiyeteyi normal doğum yaşantısı ile ilişkili hale getirmeye girişmek mantıklı olacaktır; fakat, bu makalede, anksiyete ile normal travmatik-olmayan doğum arasında yakın bir ilişki olduğunu söyleyebilmemiz için bebeğin bakış açısından normal doğum yaşantısı hakkında henüz yeterince bilgi sahibi olunmadığı ileri sürülmektedir. Bana öyle görünüyor ki, travmatik doğum yaşantısı, daha sonraki anksiyete örüntüsünü belirlemekten çok, daha sonraki perseküsyon örüntüsünü belirlemektedir.

ÖZET Doğum travmasının incelenmesi kendi içinde önemli bir incelemedir.

Doğum travması dahil bebek psikolojisinin anlaşılmasına ilişkin ipuçları regresyonun öne çıktığı psiko-analitik yaşantılar aracılığıyla gelmelidir. Bu, sezgisel anlayışın ve hatta bebeklerin ve erken aşamalarında bebek-anne ilişkisinin nesnel şekilde incelenmesinin üstünde bir öncelik taşır. Bir analizde doğum malzemesi önemli bir şekilde ortaya çıktığında hasta muhakkak aşırı bir bebeksi (infantile) durumda olduğuna ilişkin başka işaretler gösteriyordur. Bir çocuk, doğum sembolizmini içeren oyunlar oynuyor olabilir, ve benzer şekilde, bir yetişkin, sık sık, bilinçli olarak ve bilinçdışı olarak doğumla ilişkili fantazi bildirir. Bu, doğum yaşantısından türetilmiş hafıza izlerinin eyleme dökülmesi ile aynı şey değildir ; eyleme dökme, doğum travmasının incelenmesi için malzeme sağlamaktadır. Sembolleri kullanan fantaziyi atlayarak, bu kadar erken bebeksi olguları yeniden-yaşama eğilimini gösterenler psikotik hastalardır.

Travmatik-olmayan bir normal doğum yaşantısı önermesinde bulunmuştum. Bunu kanıtlamam mümkün olmadı. Yine de, düşüncelerimi açıklığa kavuşturmak için bir normal doğum yaşantısının varlığını farzetmiş ve travmatik doğumun iki derecesi olduğunu kurgulamıştım: biri, yaygın olarak yaşanan ve daha sonraki iyi idare ile sonuçları büyük oranda ortadan kaldırılan doğum; diğeri de, en dikkatli bakımla bile üstesinden gelinmesi zor olan ve birey üzerinde kalıcı etki bırakan tamamen travmatik doğum.

Eğer bu varsayımlar haklı bulunulurlarsa bunları takip edecek belirli teorik düşünceler ortaya çıkacaktır. Anksiyete evrensel bir olgu olduğu için doğumun özel bir durumu olan travmatik doğumla doğrudan ilişkilendirilemez.

Anksiyetenin görünümleriyle doğum travmasının ayrıntıları arasında klinik açıdan bir ilişki olduğu yönündeki iyi bilinen gerçeğe yönelik ipucu belki doğum travmasının daha sonraki perseküsyon örüntüsünü belirlemesi olabilir; bu şekilde, doğum travması dolaylı yöntemle belirli durumlarda anksiyetenin kendini görünür kılma yolunu belirlemektedir. Bu teorinin bir yan ürünü, bunun, oldukça yaygın olan ve kalıtımla olmasa da doğumla gelen paranoyaya bir bakış yolu sağlamasıdır. Belirtmekte olduğum nokta, Greenacre´nin iki makalesinin başlıklarında ve aynı zamanda içeriğinde yer almaktadır. Greenacre, anksiyeteye yatkınlık (predisposition) hakkında yazar. Ancak, tam olarak, travmatik doğum yaşantısının beklenilen perseküsyon örüntüsü nü belirlediğini ifade etmez. İleri sürülen görüş, travmatik bir doğum yaşantısının, paranoid bir eğilimin (disposition) hem varlığını hem de örüntüsünü belirleyebileceğidir. Başka bir deyişle, eğer Melanie Klein´ın paranoid anksiyete teorisi kabul edilirse -buna göre, analiz sürecindeki iyileşme (relief) ancak iyi nesneye yönelik oral sadismin ve ambivalansın hasta tarafından tamamen kabulüyle gelir-, paranoid tarihçenin doğumdan itibaren başladığı ve oldukça yaygın olan vakalar hakkında ne düşünüleceğinin göz önünde bulundurulması gerekir. Psiko-analitik çalışmaya dayalı olan benim önerim şudur: Tarihçenin doğuma kadar geri gittiği belirli vakalarda perseküsyon düşüncelerine o kadar güçlü bir yatkınlık (ve aynı zamanda perseküsyon için önceden belirlenmiş bir örüntü) vardır ki muhtemelen böyle bir vakada paranoya oral sadizm neticesinde ortaya çıkmamaktadır. Başka bir deyişle, benim görüşüme göre, oral sadizmin tüm kapsamıyla ele alınması hattını takip eden paranoya analizinin tam bir çözüm getirmediği belirli latent paranoya vakaları vardır; çünkü, ek olarak, analitik ortamda travmatik doğum yaşantısının yeniden yaşanmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Bir çevresel faktörün yerinin değiştirilmesi gerekmektedir.

Açık bir şekilde anlaşılmakta mıyım? Hiçbir paranoya vakası, hastanın sadece doğum travmasını yeniden-yaşaması sağlanarak analiz edilemez. Belirli bir yüzdedeki paranoid vakalarda, doğumun travmatik olduğu ve bebek üzerinde temel “olma”ya yönelik bir beklenilen müdahale (expected interference) şeklinde bir örüntü bıraktığı yönünde bir ek gerçeğin bulunduğunu ileri sürüyorum yalnızca. Muhtemelen daha çok tecrübeyle bu vakalar diğer paranoid vakalardan hem klinik görüntülerine göre hem de çok dikkatli tarihçe alımı yardımıyla ayıklanabilirler. Başka bir yönden, doğum travması ile psikosomatik bozukluklar arasında (özellikle belirli baş ağrıları ve çeşitli türlerde solunum rahatsızlıkları) bir bağ buluyorum. Bu durumda, doğum travmasının hipokondri örüntüsünü etkileyebileceği söylenebilir.

Şu noktada olumlu bir nokta belirtilebilir. Freud, rahim-içi yaşamla rahim-dışı yaşam arasında bir süreklilik görür. Freud´un, analitik çalışmasından gelen bu sezgisel görüşü ne kadar destekleyebildiğini bilmediğimizi zannediyorum. Bir vakanın çok yakından ve ayrıntılı gözleminde, memnuniyet içinde şunu görme imkanını elde ettim: hasta, belirli çok özellikli koşullar altında, benliğin rahim-içi duruma regrese bir parçasını analitik görüşmeye getirebildi. Böyle bir vakada, rahim-dışı varoluştan rahim-içi varoluşa ve tekrar rahim-dışı varoluşa gidiş gelişler bireyin doğumuna ait olan yaşantıları içerir, ve bu, genellikle daha önemli olan ve daha sık rastlanan, faztazi içinde annenin bedeninin içine ve dışına, ve de hastanın içsel dünyasının içine ve dışına hareketten ayrı olarak görülmelidir. Rahme düşüşten itibaren beden ve psişenin, ilk başta birleşik ve derece derece birbirlerinden ayırt edilebilir hale gelerek, birlikte geliştiği kesinlikle varsayılabilir. Muhakkak ki, doğumdan önce psişe için (somadan ayrı olarak) bir kişisel devam-halinde olma (going-along), bir yaşantılama sürekliliği bulunduğu söylenebilir. Benliğin başlangıçları olarak adlandırılabilecek olan bu süreklilik, etkiye tepki safhaları tarafından belirli aralarla kesintiye uğratılır. Benlik, etkiye tepkinin sürekliliği bozduğu (disturbs) sınırlı safhaların anılarını içermeye başlar. Doğum zamanında bebek bu tür safhalara hazırlanmış durumdadır, ve benim ileri sürdüğüm nokta odur ki, travmatik-olmayan doğumda doğumun taşıdığı etkiye tepki fetusun zaten hazırlanmış olduğunu aşmaz.

Genellikle, yeni bir yaşantı olan solumanın (breathing) travmatik olması gerektiği farz edilir. Daha muhtemelen, travmatik faktörü ortaya çıkaran, solumanın başlamasından çok, uzamış doğumla bağlantılı olarak solumada gecikmedir. Psiko-analitik tecrübem, solumanın başlamasının önemli olduğu görüşünün tüm vakalarda doğru olması gereken bir şey olmadığını düşündürüyor bana. Bana öyle görünüyor ki, zihnin (intellect) psişeden ayrı bir şey olarak çalışmaya başlaması, dayanılmaz tepki safhaları sınır-çizgisi ile ilişkili olarak ortaya çıkar. Sanki, zihin, bir tepki verilmiş olması gereken etkileri bir araya toplar, bunları en ince ayrıntı ve sırası ile tutar, ve bu yolla varolmaya-devam-etme (continuing-to-exist) durumunun geri gelmesine kadar psişeyi korur. Daha fazla travmatik bir durumda, zihin aşırı derecede gelişir ve hatta psişeden daha önemli hale gelebilir, ve doğumun ardından zihin, hala psişeyi koruma amacına bağlı olarak, perseküsyonları toplama ve tutma çerçevesinde perseküsyon beklemeye ve hatta perseküsyonları karşılaşmaya dışarılara gitmeye devam edebilir. Bu savunmanın değeri birey en sonunda analize geldiğinde görünür; çünkü, analitik ortamda, dikkatlice toplanmış birincil perseküsyonların hatırlanabilir olduklarını buluruz. Sonra da, en nihayet, hasta bunları unutma gücünü bulur.

Bunun, paranoyada dağınık perseküsyonların genel klinik görüntüdeki şekilde entegre ve organize hale gelmelerinin yolunu açıklayabileceği yönündeki gözlemi için Dr Margaret Little´a teşekkür borçluyum. Organize etme psişenin savunulmasına yönelik olarak bireyin zihni tarafından yapılmıştır, ve bu nedenle dağınık perseküsyonların organizasyonunun kendisi kuvvetli bir şekilde savunulur. Bunun tabii bir sonucu şudur: Bazı vakalarda öyle bir perseküsyon karışıklığı vardır ki, zihin, sıralamayı bağlamakta ve tutmakta başarısız olur, ve bu durumda güçlendirilmiş (enhanced) zihin yerine, baştaki normal beyin dokusu gelişimine karşın klinik açıdan açıkça görülen mental bir defekt bulunur. 7

Bu konuyu, yaygın olarak rastlanan psikosomatik semptomatolojide görülen, doğum travmasına ait fiziksel duyumların bir betimi ile geliştirmek mümkün olabilirdi. Ancak, önemli olan şey şudur: bir hasta için örüntü dikkatlice kurulmuştur , ve psiko-analitik çalışma süresinde gerçekleşebilecek yeniden-yaşamada (reliving) zaman açısından kesin bir sıralama muhafaza edilmiştir. Bu türden bir vakanın ele alındığı herhangi bir analizde, duyumlarla ve bunların sıralanmasıyla, bu belirli hastaya ait oldukları ölçüde tanışık hale gelinir.

Bununla bağlantılı olarak, uygulamaya ilişkin önemli bir nokta, belli bir anda bir tek şeyin ele alınabileceği ve iki veya daha fazla faktörün karışıklık doğuracağı konusuna nasıl yaklaşıldığıdır. Psiko-analitik tekniğin ana ilkelerinden biri hastanın belli bir anda bir tek şeyi ele alabileceği bir ortam sağlanmasıdır. Analitik çalışmamızda, hastanın, herhangi belirli bir seans saatinde yorum için veya yeniden-yaşamak için getirdiği bir tek şeyin ne olduğunu görmeye çalışmamızdan daha önemli hiçbir şey yoktur. İyi bir analist yorumlarını ve edimlerini tam olarak hasta tarafından sunulan ayrıntılara göre sınırlar. Analistin, anladığını hissettiği neyse onu yorumlaması, kendi ihtiyaçlarına göre davranması, ve bu şekilde hastanın belli bir anda bir tek şeyi ele alarak başa çıkma girişimini bozması kötü uygulamadır. Öyle görünüyor ki, daha çok geçmişe gidildikçe bu daha doğru hale geliyor. Olgunlaşmamış psişenin doğum zamanındaki entegrasyonu bir yaşantıyla, eğer çok uzun sürmezse, etkiye bir tepki ile bile, güçlendirilebilir. Ancak, iki etki iki tepki gerektirir ve bunlar psişeyi yarıya böler. Betimlediğim ego çabası, mental etkinlik aracılığıyla etkiyi bir kenarda sıkıştırıp tutma girişimidir; böylece, bunlara yönelik tepkiler için, belli bir anda bir tepki olmak üzere ve psişe bir kesintiye uğramaksızın olacak şekilde izin verilebilir. Eğer hasta, etkilerin çoklu hale geldikleri ve başa çıkılamaz oldukları dönemin ardına geçebilmek için, duygusal gelişiminde tam olarak gitme ihtiyacını hissettiği yere doğru, regresyonla bağımlılığa doğru, takip edilebilirse psiko-analitik çalışmada tüm bunlar açıkça gösterilebilir. Son olarak, şunu tekrarlıyorum: sadece doğum travmasının analizi ile tedavi diye bir şey yoktur. Bu erken aşamalara ulaşmak için analistin hastaya olağan psiko-analitik anlayışın bütün alanlarına ilişkin olarak yetkinliğini göstermiş olması gerekir. Dahası, hasta tamamen bağımlı hale geldiğinde ve tekrar geri dönüş yoluna girdiğinde, analist, depressif pozisyona, genital önceliğe doğru derece derece gelişime, ve kişiler-arası ilişkilerin dinamiklerine ve aynı zamanda bağımlılığın içinden bağımsızlığı elde etmeye yönelik ısrarlı isteğe ilişkin olarak çok emin bir anlayışa gereklilik duyacaktır.

Notlar 1 18 Mayıs 1949´da British Psycho-Analytical Society´de okunan makale.

2 Bu makaleyi yazdıktan ve okuduktan sonra Greenacre´nin çalışmasını fark ettiğimde -Greenacre´nin çalışmalarının büyük bölümü benim makalemin tarihinden önce yayınlanmış ve ulaşılabilir durumda olmasına karşın- bu bölümün yeniden yazılması (1954) gerekmiştir. 3 Şimdi diğer yazarların çalışmalarını bıraktığım ve kendi kelimelerimle kendi pozisyonumu ifade etmeye yönelik bir girişimde bulunduğum gözlenecektir. Kendi görüşümü ifade ettikten sonra söylediklerimin daha önce başkaları tarafından söylendiğini gördüğümde bu beni yalnızca çok mutlu eder. Çoğu defa söylenilenler daha iyi söylenmiştir, ama benim için daha iyi değil.

4 Örneğin, bu Topluluk için herhangi bir konuda bir makale yazdığımda neredeyse her zaman kendimi bu konu hakkında rüyalar görüyor bulurum. 5 Artık, annedeki bu özel duyarlılık durumunu “Birincil annelik düşüncesi (preoccupation)” olarak adlandırıyorum, 1957. (Bölüm XXIV´e bakınız.)

6 “Zihin ve Psişe-Soma ile İlişkisi”nde daha ileri geliştirilen düşünce, Bölüm XIX. 7 Bölüm XIX´a bakınız.

[1949]
D.W. Winnicott
buy doxycycline
viagra sample pack