En enteresan 7 psikolojik çalışma…

0
834

Psikoloji dünyası hayli ilgimi çektiğinden, bu konuyla ilgili bir listeyle karşınızdayım efenim. Hep geyik, hep light’lık olmaz ya, biraz da ciddileşelim, değil mi ama?

İnsanların davranış biçimlerini, nedenlerini, niçinlerini anlamaya çalışan bu haşin psikolojik çalışmalar, etik nedeniyle sert eleştirilere maruz kalsalar da, alemin niye döt olduğunu anlamamızda bize yardımcı oluyorlar. Buyrun bakalım…

7. Pavlov ve köpeği (Classic conditioning)


Efenim, listemize psikolojiyle ilgilenmeyen bi insanın bile bildiği bir klasikle başlayalım, sizi de konuya ısındıralım! Ve huzurlarınızda, klasik şartlanma adı verilen olayı araştıran en meşhur çalışma…

Ivan Petrovich Pavlov isimli Rus psikoloğumuz diyor ki,”hmmm… köpekler mama görünce tükürük salgılamaya başlıyorlar, bi dakka ben bunu bi şeediim. Da!” Sonra da şöyle bir şey yapıyor, köpeğe her mama verdiğinde yanında bir de zil çalıyor. Bir süre sonra köpekler mama verilmese de zil sesi duyduklarında tükürük salgılamaya başlıyorlar. Yani, köpeklerimiz zil ve mama bağlantısına şartlanmış oluyorlar. Pavlov da bu çalışma sonrasında Nobel’e şartlanıyor tabii.

Pavlov’un meşhur köpeklerinden biri…

Yani nedir? Birine bir şey öğretmek isterseniz, zili çalınız.

6. Roger Sperry ve bölünmüş beyinler (The split brain experiments)


Roger Sperry isimli nöropsikoloğumuz sağ ve sol beynin fonksiyonlarını anlamaya veriyor kendini ve kedi, köpek ve bilumum hayvandan sonra insanlarla çalışmalara koyuluyor.

Hemen atlamayın, insanları mı kesti diye. Yok artık! Zaten kesilmişi vardı, onu kullandı bittabi.

Zira o yıllarda (1960′lar); iki beyin arasındaki iletişimi sağlayan corpus callossum isimli sinir hattının fazla titreşmesine bağlı bir hastalık olan epilepsi (sara) hastalığının tedavisinde bu hattın ameliyatla kesilmesi yoluna gidiliyordu. Günlük hayat içinde, her iki beyin de aynı anda devreye girdiğinden, hastalar bu bölgenin eksikliğini pek de hissetmiyorlardı. Ahan da Sperry, işte bu bölünmüş beyinli hastaları deneylerinde kullandı.

Sperry’nin naptığına geçmeden önce, beyin hakkında bir parantez verelim. Beynin sağ tarafı, vücudun solunu, sol tarafı ise vücudun sağını yönetir. Ayrıca, sol beyin dil, analiz ve matematiksel becerileri sağlar. Sağ beyin ise uzay ve mekanı anlama, yön, sezi gibi daha soyut kabiliyetlere sahiptir.

Bu parantezden sonra gelelim Sperry’nin enteresan deneyine… Sperry beynin bir tarafının yönettiği duyulara bir uyarıcı sunarak, beynin diğer tarafının yönettiği sorular sordu. Mesela sağ gözün önüne bir resim koyup, bunun ne olduğunu sorduğunda denek kolaylıkla cevap verebilirken, resim sola konduğunda denek objenin adını söylemiyordu. Gibi.

Karışık bir deney, en basitçe anlatmaya çalıştım. İşin özü, bu çalışmalar sayesinde iki beynin fonksiyonları daha net bir şekilde ortaya çıktı. Ayrıyeten, Sperry Nobel kazandı tabii.

5. Jane Elliott ve mavi göz, kahverengi göz (Diversity Study)


Psikolog değil de bir ana okulu öğretmeni olan Jane Elliott, çocukların ırkçılık hakkındaki soruları üzerine, zencilerin nasıl hissettiğini anlamak ister misiniz diye sordu, çocuklar evet deyince de bu çalışmayı geliştirdi. Tabii o zamanlar sınıfta pek zenci yoktu takdir edersiniz ki… Yine 1960′lar zira olay.

Neyse efendim, o cuma günü, sınıfı mavi gözlüler ve kahverengiler olarak ikiye ayırdı ve onlara kahverengilerin, daha üstün, daha akıllı olduğunu, genlerinin daha sağlam olduğunu söyledi. Hatta kendisi de kahverengilere ekstra haklar tanıdı, mavilere ise hiç ilgi göstermedi.

Kısa bir süre sonra fikre alışan çocuklar, oldukları şeyi kabullenmiş ve ona göre yaşamaya başlamışlardı bile. Kahverengiler dominant, kendini beğenmiş ve baskıcı özellikler gösterirken, normalde gayet kendine güvenli çocuklar olan maviler arasında kendine güvensizlik ve yetersizlik hisleri başladı, utangaç ve ezik bir hale büründüler.

Pazartesi günü ise Elliott, rolleri tersine çevirdi ve mavi gözlülerin üstün olduğunu söyledi. Maviler de kahverengilere baskı yapmakla birlikte, dozu çok daha azdı.

Buradan da ırkçılığın öğrenilen bir şey olduğu, ayrımcılığa maruz kalanların ayrımcılık yapmakta daha temkinli olduğu gibi sonuçlar çıktı.

İşte böyle Ceyn ablamız da, nerden nereye…

4. Charles K. Hofling ve Hastane Deneyi

Bu sefer bir hastanedeyiz… Konumuz ise itaat.

Efenim seçilen hemşirelerimiz tanımadıkları bir takım doktorlardan bir telefon alıyorlar. Şöyle diyor doktor: “dolapta bilmemne diye bi ilaç var, ondan 20 mg. hastalara tatbik et.” İlaç tabii ki uydurma bi ilaç, muhtemelen su falan ama şişesinde günlük maksimum dozun 10 mg. olduğu açıkça yazıyor ve üstelik de ilaç hastanenin onaylanmış ilaçlar listesinde yok.


Ne oluyor? 22 hemşireden 21′i hastaya bu ilacı overdoz olarak veriyor. Hem de tanımadıkları doktorlardan emir almaları yasak olmasına, ilacın onaylı olmamasına ve güvenli dozun 2 katı olmasına rağmen.

Oysa ki Hofling’in bu çalışmaya başlamadan önce hemşirele
r arasında yaptığı ankette, bu soru sorulduğunda katılan hemşirelerin hepsi “yoo yooo, asla verilmez böyle bir durumda ilaç” demişlerdi.

Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?

İşte size sorgulamanın, inisyatif almanın ve hayatta koyun olmamanın önemi… Hmmm hmm hmmm.

3. Rosenhan ve psikiyatri (Validity of psychiatric diagnosis)


Pek meşhur ve bence hayli psikopat bir deney efenim…

Sene 1972… Hepsi de gayet aklı başında insanlar olan Rosenhan’ın 8 denek arkadaşı, “biz deliyiz” diyerek çeşitli akıl hastanelerine gidiyorlar. Garip garip anlaşılmaz sesler duyuyoruz diyorlar sadece. Ve hastaneler 7sine şizofreni, 1ine manik depresif tanısını koyarak bunları kabul ediyor. Hastanede kaldıkları 5- 20 gün içinde pek bir şey yapmıyorlar, öyle duruyorlar. Lakin hastene personeli bunların hasta olmadıklarını anlamıyor.Hatta enteresan detaylar var, bunların sürekli not alması falan da hastalık belirtisi olarak görülüyor. İlaç tedavisine falan maruz kalıyorlar, tabii ki bizim uyanık deneklerimiz ilaçları dil altına atıp, asla yutmuyor. Öte yandan orada bulunan “deli”lerin çoğu bunların sahte olduğuna uyanıyor. Enteresan değil mi?

Sonra efenim “remisyona girdi bunların hastalığı” diyerek bunlar taburcu ediliyor. Rosenhan, sert eleştirilere maruz kalıyor. Ama bana sorarsanız kendisi ve 8 arkadaşı “amma kafaladık bunları da ha” diye çok eğlenmiş olmalılar.

Sonuç mu ne? Psikiyatrik teşhislerin geçerliliği tartışmaya açılmış oluyor, etiketlemenin sakıncaları ortaya çıkıyor.

2. Philip Zimbardo ve The Stanford Prison Experiment


Allllaaaah…. Psikopat ötesi bir çalışma ilen karşınızdayım efenim. Ağzıma layık.

Bazılarınızın meşhur “Das Experiment” filminden hatırlayacağı bu deney, benim insanların aslen kötü olduğuna ilişkin tezimi desteklerken verdiğim bir örnektir efenim.

Sivas katliamı, Irak’taki amerikan askerlerinin çuval olayı, köpeği uçurumdan atan asker, genç kızı taşla öldüren kalabalık, Lord of The Flies, küçükken sahip olduğumuz acımasızlık, The Beach… bana sorarsanız hepsinin altındaki güdü, bu çalışma ile açıklanabilir.

Şimdi efenim olay şu. Zimbardo, kendine olasılık ile 24 üniversite öğrencisi seçiyor. Stanford University’deki sahte hapishane ortamında, bunlar yazı-tura ile gardiyan veya mahkum olarak çalışmaya katılıyorlar. Ve hepsine, altını çiziyorum hepsine, istedikleri zaman deneyi bırakabilecekleri belirtiliyor.

Neyse sonraa deney başlıyor. Mahkum olarak belirlenenler bir akşam vakti apar topar evlerinden alınıyor ve hapisaneye getiriliyor. Üst baş arama, parmak izi gibi detaylar da gerçekçiliği artırmak için atlanmıyor tabii… Gardiyanlara “siz hapishaneyi çekip çevireceksiniz” deniyor. Mahkum ve gardiyanlara gerçekçi kostümler giydiriliyor.Ve olaylar gelişiyor.

Gardiyanlar çekip çevirmenin ötesinde, fıttırıyor adeta… Nerdeyse üçte biri sadist eğilimler göstermeye başlıyor. Mahkumlar ayaklanıyor. Bunun üzerine gardiyanlar mesaiye kalıp ayaklanmayı bastırıyor. İşkence, aşağılama, cinsel taciz gibi olaylar baş gösteriyor. Hatta mahkumlar arasında açlık grevi yapan bile var.



Enteresan olan ise şu: Hiçbir denek, deneyi bırakmayı teklif etmiyor. “Benim koğuşumu değiştirin, gardiyanla anlaşamıyorum” gibi talepler var, ama siterim böyle deneyi, gidiyom lan ben diyen yok. Gardiyanlar ise zaten hayatlarından memnun. Zimbardo’nun kız arkadaşı gelip de olayın çığırından çıktığını görünce, “napıyonuz lan” diyor ve deney erken (tüm bu olaylar sadece 6 gün sürüyor) bitiriliyor. Gardiyanlar buna baya bozuk atıyor mesela. Zimbardo’nun da deney sırasında, kendini kaptırdığı ve kontrolden çıktığı da biliniyor. Sonradan evlendiği kız arkadaşından alla razı olsun herhalde, planladıkları gibi 2 hafta sürseydi herhalde, toplu katliam olurdu.

Ne diyelim? iktidar, rolleri benimseme vs… vs… Çok garip, çok.

1. Stanley Milgram ve The Milgram Experiment

Ahan da bir numeromuz. Tüyleri diken diken edecek bir deney daha.

Efenim, deneğe diyorlar ki: “biriniz öğretmen, biriniz öğrenci olacaksınız ve biz öğrenme ve hafıza konusunda bir araştırma yapacaz.” Külliyen yalan. esasen öğrenci dedikleri daha önceden ayarlanmış bir oyuncu ve araştırmanın konusu bambaşka bi şey. Yani olayda tek denek var, öğretmen. Sankim kura çekermiş gibi yapıp, öğretmen rolünü bizim keko deneğe kakalıyorlar tabii ve olay başlıyor.

Öğrenci ve öğretmen iki ayrı odaya alınıyor. Birbirlerini göremeseler de birbirlerini duyabiliyorlar. Deneyci de öğretmenle birlikte odada oturuyor.

Öğretmene öğrenciye ezberletmesi için bir takım kelimeler veriliyor ve tabii bir de cihaz! Deniyor ki: “Bu cihaz elektrik şoku verir, her yanlış söylediği kelime için öğrenciye şok verebilirsin. 15 Volt’luk aralıklarla artıyor, bak şu tehlike sınırı, şu da son ölümcül 450 Volt’luk doz.”

Tabii bu da külliyen yalan, aslında şok mok verilmiyor.

Neyse efenim, bunlar başlıyor. Dozlar arttıkça içeriden acıyla, canhıraş bağırma sesleri geliyor, hatta bir noktada öğrenci/oyuncu yalvarıyor: “Lütfen, lütfen, kalp hastasıyım.” diye. Ve bu noktadan sonra sesi tamamen kesiliyor
. Öldü mü kaldı mı belli değilmiş gibi.

Sonuç? Deneye katılanların tam %65′i final doza ulaşıyor. Geri kalanların hepsi tehlike sınırına ulaşıyor. Sadece bir denek bunun üzerine çıkmayı inatla reddediyor.Sadece 1. yazıyla bir.

Evet, denekler, deneyi bırakmak istediklerini, rahatsız olduklarını falan söylüyorlar ama “devam etmeniz gerek” emri geliyor. Bunun üzerine onlar da devam ediyorlar. Ve bırakmak istemelerine rağmen, sadece bir kişi karşı çıkıyor. 50′ye yakın denek arasından 1.

İtaat, güç, çevreye uyum isteği… Tehlikeli şeyler bunlar.