Erteleme Hastalığının Nedenleri ve Tedavisi

0
283
Ertelemek öğrenciliğin en büyük parçalarından biri. Sonuçta üniversite kütüphaneleri boşluğa bakmaktan, güzel kızları kesmekten, akşam nerede içileceği ile ilgili plan yapıp müzik dinlemekten başka ne işe yarıyor ki?
Ki bu erteleme işi çok da yeni bir sorun değil. Düşünsenize Hamlet’in bile harekete geçmesi ne kadar çok zamanını almıştı.
Tabii Hamlet 21. yüzyılda yaşasa hayatı çok daha zor olurdu. Her şeyin üstüne bir de tüm sıkıntılarını Twitter ve Facebook’tan arkadaşları ile paylaşmaya zaman ayırmak zorunda kalırdı…
TS Eliot, Hamlet’in sanatsal bir başarısızlık örneği olduğunu söylemişti.
O Danimarka prensinin yaşadıklarının ve hislerinin birbiriyle oransız olduğunu ve izleyicilerin onunla empati kurmayı başaramadıklarını söylemişti.
Ben buna katılmıyorum.
Bence Hamlet yüzyıllardır dünyanın en ünlü oyunlarından biri çünkü – öğrenci olsun ya da olmasın – herkes karar verememenin, harekete geçememenin ve bir şeyleri ertelemek için mazeretler uydurmanın nasıl bir his olduğunu çok iyi biliyor.
Calgary Üniversitesi’den Prof. Piers Steel konuyla ilgili derinlemesine bir araştırma yapmış ve insanların yüzde 95’inin yapmaları gereken can sıkıcı ve zorlayıcı şeyleri ertelemenin bir yolunu bulduğunu ortaya çıkartmış.
Chicago’daki DePaul Üniversitesi’nden Prof. Joseph Ferrari’nin araştırmaları ise toplumun yüzde 20’sinin kronik bir biçimde her şeyi ertelediğini ortaya koymuş.
Ortaya çıkan rakamlar oldukça ürkütücü. Ve erteleme hastalığına tutulmuş olanlar her şeyi zamanında yapmayı başaranlardan daha az sağlıklı, daha az zengin ve tabii ki daha az mutlu.
En kötüsü ise bütün bu ertelemelere kendimizi ikna etmek için uydurduğumuz o küçük yalanlar.
Mesela, bir işi son dakikada zaman baskısı altındayken daha iyi yaptığını söyleyenler; yalan söylüyorlar. İnsanlar son dakikada aceleyle yaptıkları bir iş sırasında doğal olarak daha çok hata yapıyorlar.
Erteleme bazı toplumlarda daha kolay kabul görüyor. Ancak İngiltere gibi hızlı hareketin saygı gördüğü kültürlerde erteleme hastalığına tutulmuş biri olarak başarılı olmak çok daha zor.
Karar alması günler, hatta aylar alanlar toplumda dinazor olarak damgalanıyorlar.
Tabii böyle konuştuğuma bakmayın, ben de kronik bir erteleme bağımlısıyım.
Asla bankadan gelen mektupları geldikleri anda açmam, konu başlığında önemli yazan e-postaları okumam biraz zaman alır, dört yıldır vergi iadesi formu doldurmadım ve bir gazeteci olsam da teslim tarihi gelmeden bi yazıyı yazmaya asla başlamam.
Otostopçunun Galaksi Rehberi’nin yazarı Douglas Adams’ın bir sözü benim teslim tarihleri konusundaki hislerimi çok iyi açıklıyor: ”Teslim tarihlerini çok seviyorum, geçip gittiklerinde çıkardıkları o ‘puff’ sesini de.”
Ama tabii o “puff” sesini sevmeyenler de var. Her işini zamanında yapan, dakik sorumluluk sahibi tipler asla erteleme hastalığına tutulmuş olanların yaşadıkları zorlukları anlayamazlar. Gözyaşları dökülür, yalanlar söylenir hatta bazen işler kaybedilir ancak bu kronik hastalığa tutulmuş olanlar değişmeyi bir türlü başaramaz.

Travmalara bağlı olabilir

Ancak artık bir çok bilimadamı bu sorunu çözmek için var gücüyle çalışıyor.

Piers Steel insanların özünde ertelemeye yatkın olduklarını ancak yapmaları gereken işleri parçalara ayırıp o küçük parçaları düzenli olarak yaparlarsa sorun yaşamayacaklarını söylüyor.
Tabii söylemesi kolay.
Önerilen ikinci yöntem ise çok daha etkili. Güvendiğiniz bir arkadaşınıza 50 lira verin ve söz konusu işi tamamlayana kadar paranızı size geri vermemesini rica edin.
Benim için ise işe yarayan iki yöntem oldu. İlki işi başkasına yaptırmak.
Vergi iadelerimi idare etmesi için yeni mezun biriyle anlaştım ve tüm sorunlarım çözüldüğünde artık çok daha mutlu biriydim.
İkinci yöntemi ise psikanalist Susie Orbach ile birlikte çalışıp erteleme hastalığımın ergenliğimde yaşadığım tramvalara bağlı olduğunu anlayınca geliştirdim.
25 yıldır bir yetişkin olmayı reddediyordum. Bunun için de yetişkinlikle birlikte gelen sorumluluklarımı yerine getirmeye yanaşmıyordum.
Kısacası ergenliğimin uykulu, uyuşuk, ödev yapmaya yanaşmayan günlerinden bir adım bile ilerleyememiştim.
Psikanaliz sırasında bunu fark edince bir anda iki çocuğumun olduğunu ve artık birşeylerden kaçamayacağımı anladım.
Bu sayede de erteleme hastalığından biraz da olsa kurtulmuş oldum.

 

Rowan Pelling / Yazar ve yayıncı / BBC TÜRKÇE