Çok zengin ama cimri bir adam, bir bilgenin yanına gidip nasihat almak istedi. Bilge onu pencereye götürüp sordu:

‘Pencereye baktığında ne görüyorsun? ‘

‘Yoldan gelip geçen insanlar görüyorum. Bir de yolun kenarına oturmuş, dilenen fakir bir adam var.’

Bilge, başka bir odaya gidip elinde büyük bir aynayla döndü ve sordu:

‘Peki, bu aynaya baktığında ne görüyorsun? ‘

‘Kendimi.’

‘Yani artık başkalarını görmüyorsun! Farkında mısın, pencere camı da ayna da aynı maddeden, yani camdan yapılmışlar. Ama aynanın camının üstüne incecik bir gümüş tabakası kaplandığı için ona baktığında kendinden başkasını göremiyorsun. İşte insan kalbi de cam gibi şeffaftır, başkalarını görmemize engel değil vesile olur. Onlara merhamet besleriz o zaman.

Ama ne zaman ki altın, gümüş gibi dünya süsleriyle kalbimizi kaplarsak, o zaman sadece kendimizi görürüz. Kalbimizden de merhamet çekilip alınır. Yapman gereken, kalbini temizlemek. Altınları ve gümüşleri cebinde taşımak, kalbinde değil. O zaman bencillikten kurtulup başkalarına merhamet beslemeye başlarsın.’

Kalbimizi ilk anki saflık ve şeffaflıkta tutmak, onunla başka kalplere yol almak& Korunmaya muhtaçtır kalp; işgallere açık, oyalanmaya meyyal, ayartılmaya hazır& Kalbi korumak, en güç sorumluluğudur insanoğlunun.

En küçük bir leke, farkına varılmazsa kısa sürede kalbi boydan boya ele geçirir. Kalpteki önem vermediğimiz bir iz, az sonra yüzlerce iz bırakır peşinde. Günden güne, anbean kararır kalbin aydınlık çehresi. O nedenle, kalbini sık sık yoklamalıdır insan.

Kaygıların, kinin, öfkenin, bencilliğin kalbe ektiği tohumlar filiz vermeden sökülüp atılmalıdır oradan.