<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kişisel Başarı, Kişisel Gelişim</title>
	<atom:link href="http://kisiselbasari.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://kisiselbasari.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 21 May 2012 14:30:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>4+4+4’ün uygulayıcılarına 4&#215;4’lük başarı semineri!</title>
		<link>http://kisiselbasari.com/444un-uygulayicilarina-4x4luk-basari-semineri.html</link>
		<comments>http://kisiselbasari.com/444un-uygulayicilarina-4x4luk-basari-semineri.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 May 2012 11:19:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kisiselbasari</dc:creator>
				<category><![CDATA[Başarı Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İnteraktif]]></category>
		<category><![CDATA[Her Şey Seninle Başlar]]></category>
		<category><![CDATA[MEB]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Eğitim Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Mümin Sekman]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kisiselbasari.com/?p=13657</guid>
		<description><![CDATA[4+4+4’ün uygulayıcılarına 4&#215;4’lük başarı semineri! Milli Eğitim Bakanlığı, 100 üst düzey yöneticisine başarı uzmanı Mümin Sekman’dan ‘Her şey Seninle Başlar’ semineri aldırdı. 1 milyona ulaşan baskısıyla rekor kıran ‘Her Şey Seninle Başlar’ adlı kitabın yazarı olan Sekman, MEB’in karar vericilerine ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<fb:like 
		href="http://kisiselbasari.com/444un-uygulayicilarina-4x4luk-basari-semineri.html" 
		layout="standard" 
		show_faces="true" 
		width="450" 
		
		action="like" 
		colorscheme="light" 
		style="margin-top:5px;"
		class="fb_edge_widget_with_comment fb_iframe_widget"></fb:like><p style="float: right;margin: 4px;"><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-8300871070945786";
/* 300x250, oluşturulma 17.09.2011 */
google_ad_slot = "5236825368";
google_ad_width = 300;
google_ad_height = 250;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p><div id="ilyasbat" style="font-size:13px;"><p style="text-align: left;">4<strong>+4+4’ün uygulayıcılarına 4&#215;4’lük başarı semineri!<br />
</strong></p>
<div>
<p style="text-align: left;"><a href="http://kisiselbasari.com/tag/milli-egitim-bakanligi" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Milli Eğitim Bakanlığı">Milli Eğitim Bakanlığı</a>, 100 üst düzey yöneticisine başarı uzmanı <a href="http://kisiselbasari.com/tag/mumin-sekman" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Mümin Sekman">Mümin Sekman</a>’dan ‘<a href="http://kisiselbasari.com/tag/her-sey-seninle-baslar" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with Her Şey Seninle Başlar">Her şey Seninle Başlar</a>’ semineri aldırdı.</p>
<p style="text-align: left;">1 milyona ulaşan baskısıyla rekor kıran ‘Her Şey Seninle Başlar’ adlı kitabın yazarı olan Sekman, <a href="http://kisiselbasari.com/tag/meb" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with MEB">MEB</a>’in karar vericilerine başarı hakkındaki analizlerini anlattı.</p>
<p style="text-align: left;">18 Mayıs cuma günü Ankara’da gerçekleştirilen seminere Milli Eğitim Bakanlığının müsteşar yardımcıları ve grup müdürü düzeyinde yüze yakın üst düzey yönetici katıldı.</p>
<blockquote>
<pre><span style="color: #0000ff;">HABER GALERİ</span></pre>
<p><img class="aligncenter" title="gallery link=&quot;file&quot; orderby=&quot;post_date&quot;" src="http://kisiselbasari.com/wp-includes/js/tinymce/plugins/wpgallery/img/t.gif" alt="" />
<a href='http://kisiselbasari.com/444un-uygulayicilarina-4x4luk-basari-semineri.html/1-6' title='1' title="1"><img width="150" height="150" src="http://kisiselbasari.com/wp-content/uploads/2012/05/1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="1" title="1" /></a>
<a href='http://kisiselbasari.com/444un-uygulayicilarina-4x4luk-basari-semineri.html/2-9' title='2' title="2"><img width="150" height="150" src="http://kisiselbasari.com/wp-content/uploads/2012/05/2-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="2" title="2" /></a>
<a href='http://kisiselbasari.com/444un-uygulayicilarina-4x4luk-basari-semineri.html/3-7' title='3' title="3"><img width="150" height="150" src="http://kisiselbasari.com/wp-content/uploads/2012/05/3-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="3" title="3" /></a>
</p></blockquote>
<p>Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, geliştirdiği “Zirvedekilerle Buluşmalar” adlı yeni bir projeyle kurmaylarını ve üst düzey yöneticilerini özel sektör profesyonelleri ile buluşturuyor. Bürokratik körlükleri aşmayı amaçlayan proje kapsamında Milli Eğitim Bakanlığı’nın en üst düzey yöneticileri; tanınmış uzmanlar, CEO’lar ve alanında başarılı olmuş kişilerin bilgi ve tecrübelerinden yararlanıyorlar.<br />
Mümin Sekman da bu proje kapsamında kendini geliştirme ve <a href="http://kisiselbasari.com/tag/sosyal" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with sosyal">sosyal</a> başarı konusunda iki saat süren bir konuşma yaptı.</p>
<div>
<p>‘Başarılı olmak öğrenilebilir’ diyen Mümin Sekman, “Hayatı, okul hayatı ve hayat okulu olmak üzere iki dönem halinde yaşıyoruz. Ömrümüzün üçte biri okul hayatında üçte ikisi hayat okulunda geçiyor. Okul hayatının amacı hayat okuluna hazırlamak ama genellikle hayat okulunda en çok lazım olan bilgiler, okul hayatında öğretilmeyenler. Eğitim sistemi temel başarı becerilerine daha ağırlık vermeli” dedi.</p>
<p>Sekman konuşmasında şunları söyledi:</p>
</div>
<p>-“Bir alanda zirveye çıkmak, T harfi üstünde hareket etmeye bezer, önce başarılı olmaya sonra başarılı kalmaya çalışırsınız. Başarılı olmak için ayrı, başarılı kalmak için ayrı bilgi ve beceri seti gerekiyor. Sürdürülebilir başarı gittikçe önemli hale geliyor.”</p>
<div>
<p>- “Maruz kaldığı bilgi sağanağı içinde hiçbir şeyi kaçırmamaya çalışan günümüz insanı, itfaiye hortumundan su içmeye çalışır gibi çabalarken <a href="http://kisiselbasari.com/tag/dusunce" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with düşünce">düşünce</a> duruluğunu kaybetti. Artık en kıt kaynak, dikkat, konsantrasyon ve duru <a href="http://kisiselbasari.com/tag/dusunme" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with düşünme">düşünme</a>.  Önce bilgi çağına girdik. Şimdi bilgiye ulaşma çağını yaşıyoruz. Gelecekte ise bilen değil, bilgiye nasıl ulaşabileceğini bilen de değil, bilgiyi işleyebilenler başarılı olacak. <a href="http://kisiselbasari.com/tag/dusunme" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with düşünme">Düşünme</a> becerisi kritik faktör olacak.”</p>
</div>
<p>- “ABD 1990-2000 arasını <a href="http://kisiselbasari.com/tag/beyin" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with beyin">beyin</a> on yılı ilan etti. Danimarka 1997, İsveç 1998 yılını, Avusturya 1999 yılını <a href="http://kisiselbasari.com/tag/beyin" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with beyin">beyin</a> yılı ilan etti. Türkiye’nin de bir yılı <a href="http://kisiselbasari.com/tag/beyin" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with beyin">beyin</a> yılı ilan etmesi için kampanya başlattık. <a href="http://kisiselbasari.com/tag/beyin" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with beyin">Beyin</a> gücünün resmi ve kamusal düzeyde de desteklenmesi, <a href="http://kisiselbasari.com/tag/beyin" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with beyin">beyin</a> göçüne karşı güçlü bir mücadele aracıdır. Artık ülkeler coğrafi yüzölçümleri kadar değil, vatandaşlarının beyinlerinin yüzölçümü kadar başarılı oluyor.  Japonya bu yüzden Moğolistandan daha başarılı.”</p>
<p>-“Araştırmalara göre, bir alanda mesleki başarı için gereken asgari süre 10 bin saat. Yani her insan kendi mesleki başarı noktasına en fazla 10 000 saat uzaklıktadır. Bu süreyi gösteren kronometre; aklınız, eliniz ve kalbiniz o işle ilgilenirken çalışıyor ama eliniz işte, aklınız veya kalbiniz başka yerde ise duruyor.”</p>
<div>
<p>Milli Eğitim Bakanlığı, <a href="http://kisiselbasari.com/tag/degisim" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with değişim">değişim</a> yönetimi eğitimleri kapsamında Doğan Cüceloğlu, Güler Sabancı, Bülent Eczacıbaşı,Temel Kotil gibi isimleri de davet etti.</p>
</div>
</div>
</div><p></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kisiselbasari.com/444un-uygulayicilarina-4x4luk-basari-semineri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aile Olmaya Hazır Mısınız?</title>
		<link>http://kisiselbasari.com/aile-olmaya-hazir-misiniz.html</link>
		<comments>http://kisiselbasari.com/aile-olmaya-hazir-misiniz.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 May 2012 09:14:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kisiselbasari</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[Rehberlik Servisi]]></category>
		<category><![CDATA[anne baba]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kisiselbasari.com/?p=13653</guid>
		<description><![CDATA[Çocuğun sağlıklı bir ruh haline sahip olabilmesi için nasıl bir aile olmak gerekiyor? İşte iyi aile olmanın sırları. Çocukların gelecekteki psiko-sosyal gelişimleri, içinde bulundukları aile yapısı ile doğru orantılı. Çocuğun sağlıklı bir ruh haline sahip olabilmesi için nasıl bir aile ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<fb:like 
		href="http://kisiselbasari.com/aile-olmaya-hazir-misiniz.html" 
		layout="standard" 
		show_faces="true" 
		width="450" 
		
		action="like" 
		colorscheme="light" 
		style="margin-top:5px;"
		class="fb_edge_widget_with_comment fb_iframe_widget"></fb:like><p style="float: right;margin: 4px;"><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-8300871070945786";
/* 300x250, oluşturulma 17.09.2011 */
google_ad_slot = "5236825368";
google_ad_width = 300;
google_ad_height = 250;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p><div id="ilyasbat" style="font-size:13px;"><h3><a href="http://kisiselbasari.com/wp-content/uploads/2012/05/Haber415.jpg" title="Haber415"><img class=" wp-image-13654 alignleft" title="Haber415" src="http://kisiselbasari.com/wp-content/uploads/2012/05/Haber415.jpg" alt="" width="296" height="150" /></a></h3>
<h3><strong>Çocuğun sağlıklı bir ruh haline sahip olabilmesi için nasıl bir <a href="http://kisiselbasari.com/tag/aile" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with aile">aile</a> olmak gerekiyor? İşte iyi <a href="http://kisiselbasari.com/tag/aile" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with aile">aile</a> olmanın sırları.</strong><strong></strong></h3>
<p><strong></strong>Çocukların gelecekteki psiko-<a href="http://kisiselbasari.com/tag/sosyal" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with sosyal">sosyal</a> gelişimleri, içinde bulundukları aile yapısı ile doğru orantılı. Çocuğun sağlıklı bir ruh haline sahip olabilmesi için nasıl bir aile olmak gerekiyor? Uzmanlar, anne- baba adaylarına önemli uyarılarda bulunuyor.</p>
<p>Doğacak bebek için eşlerin psikolojik olarak hazır olmalarının önemine değinen uzmanlar: “Eşler yeni gelecek aile bireyine karşı daha doğmadan sevgi dolu beklentiler içerisinde olmalıdırlar. Yani hamilelik planlanan, istenilen ve beklenilen bir hamilelik olmalıdır. Yeni bebek onlara anne veya baba olma duygusunu hissettirecek ve anne babalar bu durumdan büyük bir keyif alacaklardır” diyor.</p>
<p>Günümüz koşullarında bebeği için daha çok maddiyat anlamında endişe duyan ebeveynlerin atladığı çok önemli bir şey var. O da çocukların devamlı surette sevgiye ve ilgiye ihtiyaç duyacakları.</p>
<p>Uzmanlar, daha anne-baba olmadan bu durumun farkında olunması gerektiğini vurguluyor ve ekliyor: ”Özellikle bebek daha gebelik döneminde annenin kendini mutlu ve huzurlu hissetmesi, yeni doğacak bebek için heyecanlanması ve bu konuda kendini rahat hissetmesi önemlidir. Elbette ki, bunun sağlanmasında babanın anneye olan psikolojik desteği ve yardımı, ek olarak diğer çevredeki bireylerin annenin bu durumunu onaylaması ve ona yardımcı olması annenin psikolojik rahatlığının sağlanması açısından gereklidir.”</p>
<h4><strong>BABA ADAYININ HAZIRLIĞI</strong></h4>
<p>Gebeliğe sadece anne adayının değil baba adayının da hazır olması gerekiyor. Gebelik süresince eşinde oluşacak fiziksel ve ruhsal değişiklikler hakkında baba adayının bilgi sahibi oluşu çiftleri bu sürece hazır hale getiriyor. Gebelik döneminde anne adayı kendini çirkin hissedebilir, her şeye daha fazla alınır, insanlar arası ilişkilerde daha hassastır, ağlamaları başlamıştır. Bu duruma karşı baba adayı hazırlıklı olmalı, gebenin bu hassas dönemini göz ardı etmemelidir.</p>
<h4><strong>AİLE BÜYÜKLERİNİN HAZIRLIĞI</strong></h4>
<p>Aile büyükleri (büyükbaba ve büyükanneler) bebeğin doğumu sonrasında fazlaca destek olsalar bile bebeğin anneye ve babaya ait olduğunu unutmamalılar. Bazı aile büyükleri bebeği benimseyerek kendi beklenti ve ilgileri doğrultusunda yetiştirmek isterler. Oysaki bebek belli bir süre sonrasında gözlem aşamasına geldiğinde çevreden aldığı uyaranlara göre, öğrendiklerine göre kimlik özelliklerini oluşturur.</p>
<p>Aile büyüklerinin olması gerekenden fazla müdahalesi çocuğu “Otorite kim?” ikilemine sürükleyebilir. Otorite ev içerisinde anne ya da babadan birisi olarak kabul edilir. Fakat aile büyüklerinin var olan bu müdahalelerinden ötürü otorite boşluğu oluşabilir ve ilerleyen dönemlerde çocukta bazı davranım bozuklukları meydana gelebilir.</p>
</div><p></p>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kisiselbasari.com/aile-olmaya-hazir-misiniz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Değişim Cesaret İster</title>
		<link>http://kisiselbasari.com/degisim-cesaret-ister.html</link>
		<comments>http://kisiselbasari.com/degisim-cesaret-ister.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 May 2012 08:38:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ismailuguz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Geliştiren Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[cesaret]]></category>
		<category><![CDATA[değişim]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[hayat dersi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kisiselbasari.com/?p=13649</guid>
		<description><![CDATA[Değişim kolay değil. Üstelik kişiliğinizi değiştirmek çok daha zor. Ancak yaşadığınız olayları anlamlandırmanızda sizi dar boğaza sürükleyebilen özelliklerinizle başa çıkmanın yolları da var&#8230; EGOLARI YENEBİLMEK CESARET İSTER Değişim kolay değil. Hayata gelme nedenlerimizi gerçekleştirme fırsatını fark edebilmek de&#8230; Önce duyguların ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<fb:like 
		href="http://kisiselbasari.com/degisim-cesaret-ister.html" 
		layout="standard" 
		show_faces="true" 
		width="450" 
		
		action="like" 
		colorscheme="light" 
		style="margin-top:5px;"
		class="fb_edge_widget_with_comment fb_iframe_widget"></fb:like><div id="ilyasbat" style="font-size:13px;"><p><a href="http://kisiselbasari.com/wp-content/uploads/2012/05/degisim.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-13650" src="http://kisiselbasari.com/wp-content/uploads/2012/05/degisim-209x300.jpg" alt="" width="209" height="300" /></a></p>
<p><a href="http://kisiselbasari.com/tag/degisim" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with değişim">Değişim</a> kolay değil. Üstelik kişiliğinizi değiştirmek çok daha zor. Ancak yaşadığınız olayları anlamlandırmanızda sizi dar boğaza sürükleyebilen özelliklerinizle başa çıkmanın yolları da var&#8230;</p>
<p>EGOLARI YENEBİLMEK <a href="http://kisiselbasari.com/tag/cesaret" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with cesaret">CESARET</a> İSTER</p>
<p>Değişim kolay değil. Hayata gelme nedenlerimizi gerçekleştirme fırsatını fark edebilmek de&#8230; Önce duyguların vermek istediği hayat dersini çalışmak lazım</p>
<p>Kala Ambrose’un yazdığı muhteşem bir kitap okudum. Adı Hayatınızı Değiştirecek 9 <a href="http://kisiselbasari.com/tag/hayat-dersi" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with hayat dersi">Hayat Dersi</a> (9 Life Altering Lessons). Pek çok kişiyle olumsuz duyguları sevgiye dönüştürmek üzere çalıştım. Ama bir kör nokta vardı ki, orada kimseye yardımcı olamıyordum. İşte bu kitapta aradığım cevabı buldum. Kitapta bir örnek vermiş. Genç bir delikanlı, günün birinde güzel bir kıza âşık olur. Kızın yanına gider ve konuşmaya başlar. Ona kur yapacaktır. Ancak genç kız, laf arasında başka bir delikanlıya âşık olduğunu, çünkü onun pahalı, güzel bir spor arabası olduğunu söyler. Delikanlının buradaki ilk tepkisi öfkedir. Kime? Öncelikle spor arabası olan genç adama&#8230; Çünkü kendisinden üstün konumdadır. Bir de genç kıza sinirlenebilir, çünkü erkekleri sahip oldukları para ya da arabalarla değerlendiriyordur. Bu durumda delikanlı iki şekilde tepki verebilir. İlk senaryoda, kendini işe ve para kazanmaya adar. Artık hayatı boyunca çok para kazanma hırsıyla yanıp tutuşacaktır. Hep arzu ettiği spor arabayı aldıktan sonra gerçekten kadınların ilgisini kazanmayı başarır. Ama bu kez kadınların kendisini gerçekten sevdiklerine bir türlü ikna olamaz. Artık spor araba, kendisinden daha değerli hale gelmiştir. Bu delikanlı, spor arabaya bağımlılık geliştirmiştir.</p>
<p>ŞİKAYET, ÇÖZÜM DEĞİL<br />
İkinci senaryoda, genç adam para kazanmak için bile uğraşmaz. Sadece hayatın ne kadar acımasız ve adaletsiz olduğuyla ilgilidir. Sürekli şikayet eder. Kendisi gibi hayattan şikayetçi olan, kendini kurban gibi gören pek çok insanla görüşür. Hayatına sadece kendinden daha aşağıda gördüğü kadınları çekecektir. Ya da çok daha iyi para kazanan bir kadını çekecek, ama onu da baskılayıp aşağılamaya çalışacaktır. Bu kez kurban olma haline, çaresizlik duygusuna bağımlıdır. Her iki durumda da kendi değerini ya da gücünü, kendisinden dışarıda bir şeye teslim etmiş olur. Acı çeker. Bu acıdan kurtulmanın en iyi yolu, o acıyı yaşayıp bitirmektir aslında. Ama kitapta bahsedilen çok önemli bir detay var. Asıl buna çok dikkat etmemiz gerekiyor. Acı çekeceğimiz bir durum yaşıyorsak, kendimizi bu acıya teslim ettiğimizde, duygunun bize vermek istediği mesajı alamamışsak, o karanlık bir tünel gibi bizi içine daha çok çekebilir. İşte o zaman düşüncelerimiz de olumsuz hale gelir. Negatif bir sarmalın pençesine düşebilir, hatta depresyona kadar gidebiliriz. Ya da acıdan kaçmak için bunu zihnimizle rasyonalize eder, hislerimizi bastırırız. Ama biliyor musunuz, böyle olumsuz hisleri bastırmak, çok büyük bir efor gerektirir. Hayatınıza güzel olayları çekmek için yeterince hayat enerjiniz kalmaz. Çok yorucudur. Pek çoğumuz, acıyı bastırmaya meyilliyiz.</p>
<p>DUYGULARIN MESAJINA KULAK VERİN<br />
Bir de üçüncü yol var. O duyguyu yaşatan olayı enine boyuna incelemek. Duygunuzun size vermeye çalıştığı mesajı algılamak. Sizin değişmenizi gerektiren bir şey varsa, bunu değiştirmek üzere adım atmanız. Bu, çok boyutlu ele almanız gereken bir analizdir. Neredeyse bilinçaltınızın Allah ile bağına kadar bulup incelemeniz ve kendinizdeki değişiklikleri yapmanız gerekir. Ama sonuç harika oluyor. Bu kez aynı acının içinden geçiyorsunuz. Sadece iki saat ya da iki gün sürebilir. Bu oldukça insaflı bir süredir. Tıpkı karanlık bir tünelin içinden geçercesine, bir elinizi yaradana verip ona teslim olarak tünelden geçtiğinizde, her şey düzeliyor. Hatta muhteşem bir coşku ve uçuş hali yaşanıyor. Sanki spiritüel olimpiyat oyunları varmış da yarışmayı birincilikle bitirmişsiniz gibi bir his bu. Kitapta anlatılan konu çok ilginç. Benim başıma geldiği için çok iyi biliyorum. Tam da acı çekme faslına geldiğimde egom devreye girerdi benim. Allah ile teslimiyet içinde yürürken, kısa bile olsa acı çekmek istemediğimden, egom konuşmaya başlar, sanki kimliğimi kaybediyormuş hissine kapılırdım. Ya da hayata gelme sebebimi gerçekleştirme fırsatını asla yakalayamayacakmışım gibi endişeye kapılırdım. Meğer pek çok kişinin takıldığı duvar burasıymış. Herkes burada bir adım ileri gitmekten korkup vazgeçermiş. Ve yeni baştan aynı bağımlılığa dönmeye çalışırmış. Egomuz sıfırlanamaz. O zaman bedende yaşayamayız. Ama en azından bazen onun sesini kısıp, bilinmeyene doğru yürüyebiliriz. Bu bizim için daha hayırlı olacaktır. Ama duygumuzun bize vermek istediği hayat dersini, enine boyuna çalışmak kaydıyla&#8230; Demek ki insanoğluna egosunu yenmek için gerekli olan tek şey, teslimiyet ve cesaretmiş. Bağımlılıklarımızdan kurtulmak ve gücümüzü kendi elimize almak dileğiyle</p>
</div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kisiselbasari.com/degisim-cesaret-ister.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aşırı Koruyucu Ana Baba Tutumu</title>
		<link>http://kisiselbasari.com/asiri-koruyucu-ana-baba-tutumu.html</link>
		<comments>http://kisiselbasari.com/asiri-koruyucu-ana-baba-tutumu.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 May 2012 07:53:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kisiselbasari</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çocuk Psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[anne baba]]></category>
		<category><![CDATA[karar vermek]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenme]]></category>
		<category><![CDATA[okula uyum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kisiselbasari.com/?p=13643</guid>
		<description><![CDATA[Anne babanın çocuğu aşırı koruması, çocuğa gerektiğinden fazla kontrol ve özen göstermesi anlamına gelir. Bunun sonucu çocuk diğer kimselere aşırı bağımlı, kendine güveni olmayan, duygusal kırıklıkları olan bir kişi olabilir. Çocuğun yaşamı boyunca sürebilen bu bağımlılık, psiko-sosyal olgunluğu olumsuz açıdan etkiler ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<fb:like 
		href="http://kisiselbasari.com/asiri-koruyucu-ana-baba-tutumu.html" 
		layout="standard" 
		show_faces="true" 
		width="450" 
		
		action="like" 
		colorscheme="light" 
		style="margin-top:5px;"
		class="fb_edge_widget_with_comment fb_iframe_widget"></fb:like><div id="ilyasbat" style="font-size:13px;"><p><strong><a href="http://kisiselbasari.com/wp-content/uploads/2012/05/156270_323654334371455_291148780955344_767189_1608390601_n.jpg" title="156270_323654334371455_291148780955344_767189_1608390601_n"><img class="aligncenter size-full wp-image-13644" title="156270_323654334371455_291148780955344_767189_1608390601_n" src="http://kisiselbasari.com/wp-content/uploads/2012/05/156270_323654334371455_291148780955344_767189_1608390601_n.jpg" alt="" width="433" height="432" /></a>Anne babanın</strong> çocuğu aşırı koruması, çocuğa gerektiğinden fazla kontrol ve özen göstermesi anlamına gelir. Bunun sonucu çocuk diğer kimselere aşırı bağımlı, kendine güveni olmayan, duygusal kırıklıkları olan bir kişi olabilir. Çocuğun yaşamı boyunca sürebilen bu bağımlılık, psiko-<a href="http://kisiselbasari.com/tag/sosyal" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with sosyal">sosyal</a> olgunluğu olumsuz açıdan etkiler ve çocuğun kendi kendine yetmesine olanak vermez. Ana babanın aşırı koruyuculuğu çocuğun okul başarısını ve okula uyumunu da etkiler.</p>
<p>Bebekleştirme aşırı korumacı yaklaşımın tipik özelliğidir. 8-9 yaşlarına geldiği halde yemeğini annesinin yedirmesini bekleyen, 11-12 yaşlarında ana-babasıyla aynı yatağı paylaşan, hatta annesi tarafından yıkanan çocuk örneklerimiz vardır. Böyle bir ortamda annenin çocukla iç içe geçmiş beraberliği, çocukta bir anne bağımlılığının oluşumuna neden olabilir.</p>
<p>Büyümesine izin verilmeyen bu aşırı koruyucu ortamda, çocuğun “toplumsal gelişimi” engellenmiş olur. Bu da onun arkadaş ilişkilerini olumsuz etkileyebilir ve arkadaşları tarafından dışlanmasına neden olabilir. Gözlemlerimiz aşırı korumacı annenin evliliğinde bulamadığı doyumu, çocuklarıyla olan ilişkilerinde aramakta olduğunu göstermektedir. Bu gereksiz ve sağlıksız özverinin faturası, ilerideki yıllarda annenin yüksek beklenti içine girmesiyle, yine çocuğa kesilmektedir.</p>
<p>Annenin <strong>aşırı koruyuculuğu</strong> birkaç şekilde gelişmektedir. Annenin ilk çocuklarının ölümü veya uzun zaman hiç çocuklarının olmaması bu nedenlerden biridir. Diğer bir neden annenin kendi çocukluğundaki etmenlerdir. Annenin sevgi ve sıcaklıktan yoksun bir ailede büyümüş olması, böylece kendi çocukluklarında yoksun kaldıkları şeyleri vermek isterken aşırı davranmaları buna neden olmaktadır. Yine annenin evlilik yaşamında çok az yer alan kocalarının olması, böylece baba ile anne arasında birlikte paylaşılan sosyal <a href="http://kisiselbasari.com/tag/yasam" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with yaşam">yaşam</a> azlığı diğer bir etkendir.</p>
<p><strong>Aşırı korunan çocuklar</strong> fazlaca bağımlı olur ve her şeylerini anneden istemeye yönelirler, kendi başına karar vermekten aciz, sormadan, danışmadan bir şey yapmayan, girişim yeteneklerinden yoksun olurlar. El becerilerini geliştiremedikleri için beceriksiz, sakar dolayısıyla güvensiz olurlar. İstediklerini ağlayarak ister, verilmezse verilene kadar ağlar, mızmızlanır veya aşırı dediğim dedik, inatçı olmaya yönelirler. Kendini korumayı öğrenemediği için savunmasız, çabuk uyum gösteren, utangaç, çekingen bir kimlik geliştirmeye yönelirler. Veya, aşırı otoriter, etrafını kullanan, sorumsuz ve şımarık kişilikler yetiştirebilirler. Aşırı korunan çocukların ruhsal gelişmeleri de engellenmiş olduğundan, büyüdüklerinde çocuksu, her şeyi bekleyen, talep eden olmazsa aşırı kızıp sinirlenen kişilikler geliştirebilirler.</p>
<p>Koruyucu anneler, çocuklarının her ihtiyaçlarını kendileri yerine getirirler. Beş yaşındaki çocuklarına yemek yedirir, okula giden çocuğunun çantasını taşır ve ödevlerini yapar. Sokakta koşmalarına, başka çocuklarla oynamalarına izin vermezler.</p>
<p>Çocuğu için her şeyi yapan ama ondan hiçbir talepte bulunmayan anne-baba, çocuğun <a href="http://kisiselbasari.com/tag/ogrenme" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with öğrenme">öğrenme</a> ve bağımsız olma konusundaki muhteşem kapasitesine inandığını gösteren hiçbir mesaj iletmemiş olur. Koruma, çocukları sakatlar, onları bağımlı ve çaresiz kılar. Bu çocuklar, sevildiklerini hissediyor olabilirler, ama kendilerini hiçbir konuda yeterli hissetmeyeceklerdir. Özenli ve sevgi dolu anne-babalar bazen çocuklarına aşırı ilgi gösterebiliyor. <strong>Eğer anne iseniz, aşağıdakine benzer durumlarda aşırıya kaçıyor olabilirsiniz:</strong></p>
<ul>
<li>Çocuğunuzun tabağındaki her şeyi yemesi konusunda ısrarcısınız.</li>
<li>Çocuğunuzun hareketlerini başına gelebilecek fiziksel zararlardan korumak için engelliyorsunuz.</li>
<li>Gecede dört-beş kez okul öncesi çağındaki çocuğunun üstünü örtmek için kalkıyorsunuz.</li>
<li>Ayrı bir yatağı olmasına karşın, çocuğunuzun sizin yatağınızda sizinle birlikte uyumasına izin veriyorsunuz.</li>
<li>Okul öncesi ya da ilkokul çağındaki çocuğunuzun yanınızdan ayrılmasına hiç izin vermiyorsunuz.</li>
<li>Çocuğunuza başkası tarafından bakılmasına izin vermiyorsunuz.</li>
<li>Çocuğunuza hiçbir ev işi sorumluluğu vermiyorsunuz.</li>
<li>Düzenli olarak çocuğunuzun ev ödevini yapıyorsunuz.</li>
<li>Çocuğunuzun sizin seçtiğiniz dışındaki arkadaşlarıyla dışarı çıkmasına izin vermiyorsunuz.</li>
</ul>
<p><strong>Aşırı korumacılık</strong> toplumumuzda “iyi” ebeveynlikle eşdeğer tutulmaktadır. “Aman koşma düşersin!…Üzerine hırkanı giy üşürsün!” türünden ikazlar çocuğun kendi algılarına güvenini sarsar. Düşmekten korkmayı öğrenir, <a href="http://kisiselbasari.com/tag/dusunce" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with düşünce">düşünce</a> nasıl kalkacağını bilemez, üşümenin daha ne demek olduğunu kestiremeden fazlaca giydirilir ve ilk rüzgarda hastalanır. Yemek konusunda yapılan zorlamalar, anneyle çocuk arsında bir güç kavgasının başlamasına neden olur. Oysa yemek yedirmek ve çocuğun her istenileni yemesini sağlamak ille de iyi ebeveynlik demek değildir.</p>
<p>Annenin bu denli ‘fazla’ var olması, çocuğun sağlıklı gelişimini engeller. Çünkü anne kendini çocuğunun hayatında çok fazla var etmektedir. Çocuğun özerk <a href="http://kisiselbasari.com/tag/dusunme" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with düşünme">düşünme</a>, gelişme, hata yapma, hatalarından öğrenme, sorumluluk alma gibi geliştirici birebir yaşam fırsatlarına <a href="http://kisiselbasari.com/tag/engel" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with engel">engel</a> olmaktadır. Anneliği tam zamanlı bir iş ve özellikle de mükemmel yapılması gereken bir iş olarak algılayan bu anlayış, gerek çocuğun gerekse annenin sağlıklı gelişimine önemli bir engeldir. Çocuğun ruhsal ve fiziksel beceri gelişimini engellediği gibi, özerk düşünce ve özgüven geliştirmesine de <a href="http://kisiselbasari.com/tag/engel" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with engel">engel</a> olur. Anne ise birkaç yıl içerisinde kendini tükenmiş, yorgun, yılgın ve çocuğuna içerlemiş, kızgın hissedebilir.</p>
<p><strong>Sonuç olarak aşırı koruma:</strong></p>
<p>1).Çocuğun kişiliğini geliştirmez; bağımlı, talepkar, ürkek, inatçı, istediğini tutturan, mantıksız kavgalar çıkaran, çabuk mutsuz olan bir çocuk ve ileride benzer niteliklere sahip bir yetişkin olur.</p>
<p>2).Anne/babayı ebeveyn rolünün dışına çıkarmaz; birer yetişkin olarak yaşayabilecekleri günlük hayatlarına karı/koca ve kadın/erkek ilişkilerine engel olur. Çocuk odaklı bir yaşamda, anne/baba kendi insanca öz ihtiyaçlarına sağlıklı bir şekilde sahip çıkamazlar.</p>
</div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kisiselbasari.com/asiri-koruyucu-ana-baba-tutumu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Karşınızdaki kişinin yalan söylediğini nasıl anlarsınız</title>
		<link>http://kisiselbasari.com/karsinizdaki-kisinin-yalan-soyledigini-nasil-anlarsiniz.html</link>
		<comments>http://kisiselbasari.com/karsinizdaki-kisinin-yalan-soyledigini-nasil-anlarsiniz.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 08:03:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kisiselbasari</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beden Dili]]></category>
		<category><![CDATA[İletişim]]></category>
		<category><![CDATA[Kişisel Gelişim]]></category>
		<category><![CDATA[dudaklar]]></category>
		<category><![CDATA[Empati]]></category>
		<category><![CDATA[engel]]></category>
		<category><![CDATA[gülümse]]></category>
		<category><![CDATA[yalan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kisiselbasari.com/?p=13637</guid>
		<description><![CDATA[“Yalan avcısı” Doktordan tüyolar: Anlık yüz ifadesi yalanı ele veriyor&#8230; Çok hızlı ve yoğun yüz ifadelerinden insanların yalan söylediklerini anlamak mümkün mü? Amerikalı Psikiyatrist Paul Ekman’a göre bu mümkün. &#62;&#62; Televizyonlarda gösterilen “Lie to Me” dizisinin bilimsel danışmanı da olan ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<fb:like 
		href="http://kisiselbasari.com/karsinizdaki-kisinin-yalan-soyledigini-nasil-anlarsiniz.html" 
		layout="standard" 
		show_faces="true" 
		width="450" 
		
		action="like" 
		colorscheme="light" 
		style="margin-top:5px;"
		class="fb_edge_widget_with_comment fb_iframe_widget"></fb:like><div id="ilyasbat" style="font-size:13px;"><p><strong><a href="http://kisiselbasari.com/wp-content/uploads/2012/05/syf044akt201215_copy_d.png" title="syf044akt201215_copy_d"><img class="alignleft size-medium wp-image-13639" title="syf044akt201215_copy_d" src="http://kisiselbasari.com/wp-content/uploads/2012/05/syf044akt201215_copy_d-240x300.png" alt="" width="240" height="300" /></a>“<a href="http://kisiselbasari.com/tag/yalan" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with yalan">Yalan</a> avcısı” Doktordan tüyolar: Anlık yüz ifadesi yalanı ele veriyor&#8230;</strong></p>
<p><strong>Çok hızlı ve yoğun yüz ifadelerinden insanların yalan söylediklerini anlamak mümkün mü? Amerikalı Psikiyatrist Paul Ekman’a göre bu mümkün. &gt;&gt; Televizyonlarda gösterilen “Lie to Me” dizisinin bilimsel danışmanı da olan “yalan avcısı” Dr. Ekman, “Yalan Söylediğimi Nasıl Anladın?” isimli kitabında yalanı anlayabilmenin ipuçlarına uzanıyor ve tüyolar veriyor.</strong></p>
<p>Araştırmacı psikolog Dr. Paul Ekman, 40 yıldır psikiyatrik hastalarla görüşmeler yapmaktadır. Ancak en önemli sorunlarından biri onların ne zaman yalan söylediklerini bilmektir. Ekman “İnsanların yalan ya da doğru söylediklerinden kesin emin olmanın bir yolu var mıdır?” sorusunun cevabının peşindedir. Hastalarla görüşmelerini 12 dakikalık filmlere kaydeden Ekman bir gün bir hastası yalan söylediğini açıklayınca bunu ifadelerinden nasıl anlayacağını kontrol etmek için filmin ilgili bölümünü incelemeye başlar. Önce filmi yeniden seyreder ama bir şey fark etmez. Sonra ağır çekimde tekrar tekrar seyreder. Filmi kare kare incelemeye alınca sonunda sadece iki kare kadar süren bir zaman diliminde hastasının normalden çok kuvvetli ve yoğun bir ızdırap ifadesi gösterdiğini fark eder. Filmi normal halde seyrederken bunu fark etmemiş olması doğaldır çünkü tüm bu ifadeler sadece saniyenin onda birinden daha az bir zamanda belirip kaybolmaktadır. Bu anlık yüz ifadesini dikkate alan Dr. Ekman görüşme boyunca aynı ifadenin üç defa daha tekrarlandığını fark eder. Sonunda hastasının yalan söylediği anı tespit eder ve bunu anlamasını sağlayan mikro ifadeleri yani heyecanla karışık çok hızlı ve yoğun ifadeleri keşfeder.</p>
<p><strong>Mikro ifadeler yalanı ele veriyor</strong></p>
<p>Ekman çalıştığı Columbia Üniversitesi’nde 40 yıl boyunca sürdürdüğü araştırmalarının sonunda bulgularını bir kitapta toplar ve özet olarak “mikro ifadeler” olarak nitelendirdiği çok hızlı ve yoğun yüz ifadelerinden insanların yalan söylediklerinin anlaşılabildiği gibi diğer duygularının da anlaşılabildiğini ileri sürer. Paul Ekman’ın bu kitabı şu günlerde Okuyanus Kitabevi tarafından “Yalan Söylediğimi Nereden Anladın?” adıyla ülkemizde de yayımlandı. Kişiler arası iletişimde yalan, duyguların ifadesi ve psikolojisi konuları üzerine çalışmalar yürüten Kaliforniya Üniversitesi Psikiyatri Bölümü öğretim üyeliği yapan Paul Ekman kitabında çok kısa süren yüz ifadelerinden karşımızdaki insanın duygularını okumanın yollarını öğretiyor.</p>
<p><strong>Dr. Erkman&#8217;a göre insanlar neden yalan söyler?</strong></p>
<p>• İnsanlar en çok yakalanma korkusu, cezalandırılma sebebiyle yalan söylüyor</p>
<p>• Birilerini herhangi bir zarardan kurtarma isteği de en çok başvurulan ikinci yalan sebebi.</p>
<p>• Seri şekilde söylenen yalanlarda etken olan diğer korkularsa özgürlüğünü, işini, parasını, ilişkisini, itibarını hatta hayatını kaybetme korkusu.</p>
<p>• Diğerlerinin sevgi ve sempatisini kazanmak da bir başka yalan söyleme sebebi.</p>
<p>Ekman’a göre duygular, ne yapmamız gerektiği konusunda düşünmemize gerek olmadan bizleri önemli olaylara karşı hazırlıklı kılıyor. Nelerden korkacağımız, keyif alacağımız ya da nelere kızacağımız genellikle bizlere öğretilmiş oluyor. Bir duygu başladığında duygu sinyalleri neredeyse anında devreye giriyor. Duygusallaştığımızda görünüşümüz, ses tonumuz ya da nasıl bir eyleme geçeceğimizi seçemiyoruz. Ancak sonrasında pişmanlık duyabileceğimiz duygusal davranışlarımızı yumuşatmak, ifadelerimizi dizginleyerek zapt etmek, eylemlerimiz veya sözlerimize ket vurmak ya da bunları ıslah etmek mümkün. Ancak Ekman’ın yıllar süren gözlem ve araştırmalarının en önemli meyvesini insanların yalan söylerlerken farkına bile varmadan takındıkları ve göz açıp kapayıncaya kadar geçen kısa bir sürede yüzlerine akseden kısa ifadeler oluşturuyor.</p>
<p>Saniyenin beşte birinden 25’te birine kadar bir hız aralığında gözlemlenebilen hızlı yüz mimiklerini mikro ifade olarak isimlendiren Ekman, bunları aslında kişinin gerçek duyguları ile ilgili “sözsüz sızıntılar” olarak nitelendiriyor. Araştırmalarını sürdürdükçe mikro ifadelerin şayet aranan şey biliniyorsa yavaşlatılmış filmler olmadan da fark edilebileceğini öğreniyor. Zamanla kısa bir eğitimle yalanlarla beraber bastırılmış ya da baskılanmış duyguları da gösteren mikro ifadeleri tespit etmenin mümkün olduğunu gösteriyor. Kasten gizlenmiş ve bastırılmış duygular üzerinde <a href="http://kisiselbasari.com/tag/arastirmalar" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with araştırmalar">araştırmalar</a> yapan Ekman’a göre son 20 yılda yaptıkları <a href="http://kisiselbasari.com/tag/arastirmalar" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with araştırmalar">araştırmalar</a> mikro ifadelerin kasti bir gizleme durumunda olduğu gibi duygunun bastırılmış olup kişinin ne hissettiğini bilmediği durumlarda da ortaya çıkabileceğini gösteriyor. Ancak pek çok insan bir görüşme sırasında ortaya çıkan ve sözler, ses tonlamaları, el kol hareketleri ile dikkat çekme yarışında olan mikro ifadelerin farkına varamıyor. Bunların gözden kaçırılmasının nedenlerinden birini Ekman “karşımızdaki kişiyle konuşurken onun mikro ifadelerini takip etmek yerine, bir sonrasında ne diyeceğine odaklanmamız” olarak gösteriyor.</p>
<p><strong>Gizlenen duygu, kılıf ve maskeler</strong></p>
<p>Ekman’a göre kişinin o anda nasıl hissettiği ile ilgili yalanlar genel olarak şu iki bileşenden birini içeriyor: Gizlenen duygu ve uydurma bir kılıf ya da maske. Maskelerinse iki görülme nedeni var. İlk olarak bir duyguyu gizlemek istiyorsak bunu boş ve duygusuz bir yüzle değil, başka bir ifadeyle gizlememiz çok daha kolay. Ayrıca yalan söylemeyi gerektiren durum çoğunlukla yalan söylemekten daha fazlasını yani uydurma bir duygu kılıfını (ıstırap ya da neşe gibi) gerektirir. Ekman’ın ifadesiyle en fazla görülen kılıf ya da maskeyi “gülümseme” oluşturuyor. Bu maskelerin nasıl anlaşılabileceğine dair bazı teknikleri de veriyor yalan avcısı Ekman. Örneğin yüz ifadeleri yapmacık tavırları birkaç yönden ele verebiliyor. Bunlardan biri ise asimetri. Yapma ifadeler anlık samimi ifadelere kıyasla daha asimetrik oluyorlar. Pek çok insanın kendi isteğiyle gerçekleştiremediği duygulara dayalı normalde istemsiz olarak gerçekleştirdiği kas hareketlerinin yokluğu ifadenin samimi değil yapmacık olduğunu gösteriyor. Örneğin gülümsemede, gözü yörüngede tutan dış kasın hareketinin yokluğu yapmacık gülümsemeyi samimisinden ayırt ediyor.</p>
<p><strong>Diğer duygular da anlaşılabiliyor</strong></p>
<p><strong>Kızgınlığın en iyi belirtisi <a href="http://kisiselbasari.com/tag/dudaklar" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with dudaklar">dudaklar</a></strong></p>
<p>• Kızgınlık hissi baskı, gerilim ve harareti içerir. Bu esnada kalp atışı ve solunum hızlanır, kan basıncı artar ve yüz kızarır. • Kızgın bir kişi konuşmuyorsa üst dişleri alttakilere doğru sıkıca bastırma ve çeneyi öne doğru itme eğilimi görülür.</p>
<p>• Kızgınlık esnasında dudakların kırmızı sınırı daralır ve dudak incelir. Bu <a href="http://kisiselbasari.com/tag/engel" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with engel">engel</a> olunması çok zor bir harekettir ve başka bir belirti olmadığı zaman kızgınlığı ele verir.</p>
<p>• Kızgınlık sırasında dudaklar inceldiğinden, dudakları ince olan birine suratsız, soğuk ve düşmanca diye yanlış tepkiler verebiliriz.</p>
<p><em>Aktüel/Birol Biçer-Şule Kaya</em></p>
<blockquote><p>Kaynak: caferuj</p></blockquote>
</div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kisiselbasari.com/karsinizdaki-kisinin-yalan-soyledigini-nasil-anlarsiniz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Stres İş Verimini Olumsuz Etkiliyor!</title>
		<link>http://kisiselbasari.com/stres-is-verimini-olumsuz-etkiliyor.html</link>
		<comments>http://kisiselbasari.com/stres-is-verimini-olumsuz-etkiliyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 May 2012 07:57:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kisiselbasari</dc:creator>
				<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[İş Stresi]]></category>
		<category><![CDATA[araştırmalar]]></category>
		<category><![CDATA[motive]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[tehlike]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kisiselbasari.com/?p=13633</guid>
		<description><![CDATA[Milli Prodüktivite Merkezi (MPM) tarafından yapılan araştırma sonucuna göre, stresin iş verimini büyük oranda düşürdüğü ortaya çıktı. Araştırmayla ilgili bilgi veren MPM uzmanları, modern toplumda ortaya çıkan stresin, kişinin yaşamını alt üst ettiğini ve gündelik hayatı olumsuz etkileyen stresle ilgili ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<fb:like 
		href="http://kisiselbasari.com/stres-is-verimini-olumsuz-etkiliyor.html" 
		layout="standard" 
		show_faces="true" 
		width="450" 
		
		action="like" 
		colorscheme="light" 
		style="margin-top:5px;"
		class="fb_edge_widget_with_comment fb_iframe_widget"></fb:like><div id="ilyasbat" style="font-size:13px;"><p><a href="http://kisiselbasari.com/wp-content/uploads/2012/05/525395517137.jpg" title="525395517137"><img class="aligncenter size-full wp-image-13634" title="525395517137" src="http://kisiselbasari.com/wp-content/uploads/2012/05/525395517137.jpg" alt="" width="492" height="308" /></a>Milli Prodüktivite Merkezi (MPM) tarafından yapılan araştırma sonucuna göre, stresin iş verimini büyük oranda düşürdüğü ortaya çıktı. Araştırmayla ilgili bilgi veren MPM uzmanları, modern toplumda ortaya çıkan stresin, kişinin yaşamını alt üst ettiğini ve gündelik hayatı olumsuz etkileyen stresle ilgili her geçen gün farklı bir gerçek ortaya çıktığını ifade ettiler.</p>
<p>İşe gitmede isteksizlikle başlayan stresin etkilerinin, ilerleyen safhalarda iş hastalıklarının artması, işle ilgili yetersizlik duygusu, kararlarda isabetsizlik ve sinirliliğe yol açtığını vurgulayan uzmanlar, kontrol altına alınmayan stresin kişiyi işten ayrılmaya kadar götürdüğünü kaydetti.</p>
<p><strong>İş hayatında verimi düşürüyor</strong></p>
<p>İnsanın <a href="http://kisiselbasari.com/tag/aile" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with aile">aile</a> hayatını ve kişisel sağlığını olumsuz etkileyen stresin oldukça sinsi ve tehlikeli olduğunun altını çizen uzmanlar, bu rahatsızlığın her geçen gün daha büyük sorunlara neden olduğuna dikkat çekti. Stresin üstesinden gelinmediği takdirde hayatın her alanında büyük sorunlara yol açtığını dile getiren uzmanlar, &#8220;Yapılan <a href="http://kisiselbasari.com/tag/arastirmalar" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with araştırmalar">araştırmalar</a>, stresin, iş hayatında verim düşüklüğü, işe gitmede isteksizlik, iş hastalıklarının artması, iş ile ilgili yetersizlik duygusu, kararlarda isabetsizlik, sinirlilik gibi birçok olumsuzluğa yol açtığını ortaya koyuyor. Kişinin işten ayrılmasına bile neden olabiliyor&#8221; tespitinde bulundu.</p>
<p><strong>Kontrol edildiğinde başarıyı kamçılıyor</strong></p>
<p>Kurum büyüdükçe ve karmaşıklaştıkça, <a href="http://kisiselbasari.com/tag/stres" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with stres">stres</a> kaynaklarının da arttığını, bunun sonucunda da stresli kişilerin, diğer çalışanları ve kurumu da olumsuz yönde etkilediğini kaydeden uzmanlar, &#8220;Kişinin kendisini ve çevresini olumsuz etkilememesi için stresini sınırlaması gerekir. Kontrol edilebilen bir <a href="http://kisiselbasari.com/tag/stres" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with stres">stres</a> kişinin başarısını kamçılayabilir. <a href="http://kisiselbasari.com/tag/stres" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with stres">Stres</a>, normal düzeyde görünmesi halinde, bireyi uyaran, <a href="http://kisiselbasari.com/tag/motive" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with motive">motive</a> eden bir unsur olabilir. Herhangi bir işte iyi bir sonuç elde etmek için, belli bir heyecan düzeyine gereksinim bulunmaktadır. Bu düzey aşıldığında işte başarı azalmakta, endişeli, yorgun ve yanılmaya daha yatkın olunmaktadır&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<blockquote><p>Kaynak: Aktuelpsikoloji</p></blockquote>
</div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kisiselbasari.com/stres-is-verimini-olumsuz-etkiliyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anlat Kendini, Mutlu Et Kendini</title>
		<link>http://kisiselbasari.com/anlat-kendini-mutlu-et-kendini.html</link>
		<comments>http://kisiselbasari.com/anlat-kendini-mutlu-et-kendini.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 May 2012 08:44:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ismailuguz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilimsel Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[mutlu olma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kisiselbasari.com/?p=13629</guid>
		<description><![CDATA[Mutlu olmanın binbir yolundan biri daha keşfedildi. Bilim adamları tarafından yapılan araştırmaya göre kendinden ya da yaşadığı bir olaydan bahsetmek insan beyninde mutluluk algısının oluşmasına yol açıyor&#8230; BANA BİRAZ KENDİNDEN BAHSET Kendinden bahsetmenin kişilere mutlu ettiği belirlendi. ABD&#8217;deki Harvard Üniversitesi&#8217;nden ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<fb:like 
		href="http://kisiselbasari.com/anlat-kendini-mutlu-et-kendini.html" 
		layout="standard" 
		show_faces="true" 
		width="450" 
		
		action="like" 
		colorscheme="light" 
		style="margin-top:5px;"
		class="fb_edge_widget_with_comment fb_iframe_widget"></fb:like><div id="ilyasbat" style="font-size:13px;"><p><a href="http://kisiselbasari.com/wp-content/uploads/2012/05/mutlu.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-13630" src="http://kisiselbasari.com/wp-content/uploads/2012/05/mutlu-300x190.jpg" alt="" width="300" height="190" /></a></p>
<p>Mutlu olmanın binbir yolundan biri daha keşfedildi. Bilim adamları tarafından yapılan araştırmaya göre kendinden ya da yaşadığı bir olaydan bahsetmek insan beyninde mutluluk algısının oluşmasına yol açıyor&#8230;</p>
<p>BANA BİRAZ KENDİNDEN BAHSET</p>
<p>Kendinden bahsetmenin kişilere mutlu ettiği belirlendi.</p>
<p>ABD&#8217;deki Harvard Üniversitesi&#8217;nden bilimadamlarının yaptığı araştırma, gündelik hayatta ya da internet ortamında kendinden bahsetmenin beynin mutluluk ve coşku veren dopamin kimyasalını salgılamasını sağladığını gösterdi.</p>
<p>Bilimadamları, kendinden ya da yaşadığı bir olaydan bahsederken kişilerin beyninde seks sırasında ya da yemek yerken alınan hazzın benzerinin duyulabildiğini belirtti.</p>
<p>Araştırmaya katılanlara bazı sorulara yanıt vermeleri için az, bir konu hakkındaki görüşlerini anlatmaları ya da kendilerinden bahsetmeleri içinse daha az miktarda para önerildi.</p>
<p>Katılımcılar kendilerinden bahsetmek ve fikirlerini belirtmek için para almaktan kaçındı.</p>
<p>Kadın ve erkeklerin konuşmalarıın yüzde 30-40&#8242;ında başkalarına kişisel deneyimlerinden bahsettiğini belirten bilimadamları, <a href="http://kisiselbasari.com/tag/sosyal" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with sosyal">sosyal</a> paylaşım sitelerinde ise bu oranın yüzde 80&#8242;e yakın olduğunu vurguladı.</p>
<p>Araştırma Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi&#8217;nin dergisinde yayımlandı.</p>
</div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kisiselbasari.com/anlat-kendini-mutlu-et-kendini.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Öfke Sizi Kontrol Etmeden Siz onu Kontrol Edin</title>
		<link>http://kisiselbasari.com/ofke-sizi-kontrol-etmeden-siz-onu-kontrol-edin.html</link>
		<comments>http://kisiselbasari.com/ofke-sizi-kontrol-etmeden-siz-onu-kontrol-edin.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 May 2012 12:55:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kisiselbasari</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Stres ve Kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[araştırmalar]]></category>
		<category><![CDATA[düşünme]]></category>
		<category><![CDATA[öfke]]></category>
		<category><![CDATA[öfke kontrolü]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kisiselbasari.com/?p=13626</guid>
		<description><![CDATA[Öfke sizi kontrol etmeden, siz onu kontrol edin! İşte 7 maddede öfke kontrolü. Öfkenizi dizginlemek istediğiniz zaman yapmanız gereken ilk şey öfke ile şiddeti birbirinden ayırt etmektir. Öfke bir duygu, şiddet ise eylemdir. Oysa pek çok kişi bu ikisinin aynı ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<fb:like 
		href="http://kisiselbasari.com/ofke-sizi-kontrol-etmeden-siz-onu-kontrol-edin.html" 
		layout="standard" 
		show_faces="true" 
		width="450" 
		
		action="like" 
		colorscheme="light" 
		style="margin-top:5px;"
		class="fb_edge_widget_with_comment fb_iframe_widget"></fb:like><div id="ilyasbat" style="font-size:13px;"><h3><a href="http://kisiselbasari.com/wp-content/uploads/2012/05/ofke7.jpg" title="ofke7"><img class=" wp-image-13627 alignleft" title="ofke7" src="http://kisiselbasari.com/wp-content/uploads/2012/05/ofke7.jpg" alt="" width="296" height="150" /></a></h3>
<h3><a href="http://kisiselbasari.com/tag/ofke" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with öfke">Öfke</a> sizi kontrol etmeden, siz onu kontrol edin! İşte 7 maddede <a href="http://kisiselbasari.com/tag/ofke-kontrolu" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with öfke kontrolü">öfke kontrolü</a>.</h3>
<p>Öfkenizi dizginlemek istediğiniz zaman yapmanız gereken ilk şey öfke ile şiddeti birbirinden ayırt etmektir. Öfke bir duygu, şiddet ise eylemdir. Oysa pek çok kişi bu ikisinin aynı şey olduğunu sanıyor. Bunun için en birinci önlem özdenetiminizi güçlendirmektir.</p>
<p>Öfke kontrolü, kendisini ifade etme konusunda sıkıntı yaşayan her toplumda olduğu gibi ülkemizde de pek çok sorunun ana kaynağıdır. Eleştiri kültürünün gelişmediği, yüzleşme cesaretinden yoksun insanların yaşadığı toplumlarda, tartışma ve ortak görüş oluşturma çabalarının yerini azarlama ve suçlama alışkanlığı alır. Güney Florida Üniversitesi’nden öfke konusunda uzman psikolog Dr. Charles Spielberger’e göre öfke, genellikle dışa vurulamayan gerçek duyguların birikimi sonucu ortaya çıkan bir patlamadır. Spielberger bu yaklaşımın bir salgın gibi en küçük <a href="http://kisiselbasari.com/tag/sosyal" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with sosyal">sosyal</a> birimden, ülke geneline yayılabileceğine dikkat çekiyor. Bunun en tipik örneğini ülkemizde görüyoruz.</p>
<p>Bugüne dek eleştirmedik, “fırçalamadık” ulusal kurum bırakmayan ülke yöneticileri, şimdi işi uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarına kadar vardırdılar. Doğal olarak halkımız da iletişim yoluyla kolayca çözümlenebilecek olan sorunlarını, özdenetim yoksunluğu nedeniyle öfke ve ona eşlik eden şiddetle çözmeye çalışıyor.</p>
<h4>NORMAL VE SAĞLIKLI BİR DUYGU</h4>
<p>Oysa öfke, aslında tamamen normal, sağlıklı, insani bir duygudur. Ancak kontrolden çıktığı zaman yıkıcı olur, bireyin ve toplumun <a href="http://kisiselbasari.com/tag/yasam" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with yaşam">yaşam</a> kalitesini bozar. Öfkeli bir insan, ne zaman patlayacağı belli olmayan güçlü bir duygunun esiridir.</p>
<p>Öfke, hafif bir sinirlilik hali ile şiddetli öfke nöbetleri arasında, yoğunluğu değişen duygusal bir durumdur. Spielberger’e göre diğer duygularda olduğu gibi öfkeye de fizyolojik ve biyolojik değişiklikler eşlik eder. Öfkelendiğiniz zaman kalp atımınız ve tansiyonunuz yükselir; adrenalin ve noradrenalin gibi enerji hormonlarınız patlama yapar.</p>
<p>Öfke dış kaynaklı olacağı gibi içsel de olabilir. Belirli bir insana veya olaya öfkelenebildiğiniz gibi sizi kaygılandıran özel sorunlarınıza karşı da öfke duyabilirsiniz. Kaldı ki sadece o andaki değil, eskiden başınızdan geçmiş travmatik bir olay da sizde öfke duygusu uyandırabilir.</p>
<h4>ÖFKENİN İFADE EDİLİŞ ŞEKİLLERİ</h4>
<p>Öfkenin doğal dışavurumu şiddetli bir tepki şeklindedir. Öfke, aslında tehditlere karşı doğal bir uyum tepkisidir. Saldırıya uğradığımız zaman mücadele etmemizi ve kendimizi savunmamızı sağlayan güçlü, çoğunlukla saldırgan bir duygudur. Dolayısıyla hayatta kalmamız için yaşamsal bir önemi vardır. Diğer taraftan bizleri sinirlendiren, kızdıran herkese ve her şeye fiziksel olarak saldıramayız: Yasalar, sosyal normlar ve sağduyu fren vazifesi görür.</p>
<p>İfade edilmeyen öfke başka sorunlara gebedir. Pasif-agresif davranışlar (öfkeli kişi kızdığı insanla yüzleşmek yerine, dolaylı yollardan acısını çıkartır) gibi hastalıklı tepkilere yol açabilir. Veya sürekli alaycı ve düşmanca duygularla beslenen kişilik bozukluklarına yol açar. Devamlı olarak yanındakileri aşağılayan, eleştiren, alaycı yorumlar yapanlar genellikle öfkelerini yapıcı bir şekilde ifade etmeyi öğrenememiş insanlardır. Bu tür insanların sağlıklı ve uzun süreli ilişkiler kurabildiğini de söyleyemeyiz.</p>
<h4>BAZI İNSANLAR NİÇİN DAHA ÖFKELİ?</h4>
<p>Colorado Eyalet Üniversitesi’nden psikolog Dr. Jerry Deffenbacher, bazı insanların ortalama bir insana göre daha çabuk öfkeye kapıldıklarını ve öfkelerini daha yoğun yaşadıklarını belirtiyor. Deffenbacher ayrıca öfkelerini sesli olarak dışa vurmadıkları halde kronik olarak sinirli olarak tanımlanan kişilerin bu gruba girdiğine işaret ediyor. Diğer taraftan aslında öfkelendikleri halde, bir köşeye çekilip, somurtmayı tercih edebilen insanlar da var.</p>
<p>Çabucak öfkelenen insanların çoğunun, psikologların tanımı ile, engellenmeye karşı toleransları düşük olur. Başka bir deyişle, bu insanlar yapmak istediklerinin engellenmesine, set çekilmesine ve sorunlarla karşılaşmaya tahammül edemezler. Dahası haksızlığa uğradıklarını düşündükleri için öfkeleri daha da büyür. Örneğin küçük bir hatadan dolayı eleştirildiklerinde karşılarındakini şaşırtacak kadar büyük bir tepki gösterirler.</p>
<p>Bu insanların bu kadar büyük bir öfkeye kapılmalarının nedenleri genetik veya fizyolojik kökenli olabilir. Bazı çocukların doğuştan daha sinirli, daha alıngan ve daha öfkeli oldukları yönünde bulgular söz konusu. Bir diğer neden de sosyokültürel kaynaklıdır. Öfke genellikle olumsuz bir duygu olarak algılandığı için kaygı, depresyon veya diğer duygular gibi açıkça ifade edilmesi doğru karşılanmaz; kaldı ki küçük yaşta bu duygunun kontrol altında tutulmasının daha doğru olduğu öğretilir. Sonuç olarak çocuk, öfkesi ile nasıl başa çıkacağını öğrenemez.</p>
<p>Bu konudaki <a href="http://kisiselbasari.com/tag/arastirmalar" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with araştırmalar">araştırmalar</a> ayrıca <a href="http://kisiselbasari.com/tag/aile" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with aile">aile</a> yapısının da bu konudaki önemini gösteriyor. Çok çabuk öfkelenen insanların şiddet içeren, sevgisiz, kaotik, duygusal iletişimin çok zayıf olduğu ailelerden geldiği düşünülüyor.</p>
<h4>SALDIRGANLIĞI FRENLEMEK İÇİN</h4>
<p>Öfkelenmek ve diğer insanlardan rahatsızlık duymak her insanın gün içinde bir çok kereler yaşadığı duygulardır, ancak kimse toplu taşıma araçlarında kendisini sıkıştırdığı için veya işyerinde eleştirildiği için öfkelendiği kişiyi dövmeye veya öldürmeye kalkışmaz. Buna <a href="http://kisiselbasari.com/tag/engel" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with engel">engel</a> olan özdenetimdir. Son araştırmalar özdenetimin egzersiz ile zayıflatılabileceğini veya güçlendirilebileceğini gösteriyor.</p>
<p>Kriminologlar ve sosyologlar uzun zamandır özdenetimi zayıf olan insanların fırsat buldukları anda suç işleyebileceklerine dikkat çekiyor. “Bu bir dürtü” diye konuşan Güney Galler Üniversitesi’nden psikolog Thomas F. Denson, “Son yaptığımız çalışmalar özdenetim ve saldırganlık arasında çok sıkı bağlar olduğunu gösteriyor diyor.</p>
<p>Kentucky Üniversitesi’nden C.Nathan DeWall ve Northwestern Üniversitesi’nden Eli J. Finkel, insanlarda özdenetimi azaltan deneyler gerçekleştirdiler. Birinde, deneklerin önüne koydukları tabağın içindeki kurabiyeleri yememelerini tembih ettiler. Bir süre kendilerini frenleyen deneklerin, daha saldırgan bir tavır ile kurabiyelere saldırdıklarını tespit ettiler. Deneklerin özdenetimleri bu şekilde zayıflatıldıktan sonra, çevreden gelen herhangi olumsuz bir geribildirim karşısında daha saldırgan bir tepki verdikleri izlendi.</p>
<h4>ÖZDENETİM GÜÇLENDİRİLEBİLİYOR</h4>
<p>Diğer taraftan piyano egzersizleri gibi özdenetimin de egzersiz yoluyla güçlendirilebileceği fikri kabul görmeye başlandı. Denson, deneylerinden birinde, deneklerinden genel olarak başat olmayan ellerini iki hafta boyunca daha sık kullanmalarını istedi. Başka bir deyişle sağ ellerini kullanan deneklere sol ellerini kullanmalarını söyleyen Denson, “Deneklere mouse kullanmak, kahve karıştırmak, kapı açmak gibi sorun yaratmayacak işlerde sol ellerini kullandırdık. Böylece başat ellerini kullanma alışkanlıklarından vazgeçmek için özdenetimlerini güçlendirmek zorunda kaldılar” diye konuşuyor. İki hafta sonra özdenetimleri az da olsa güçlenen deneklerin saldırganlık dürtülerini daha iyi kontrol ettikleri görüldü. Bir diğer deneyde ise aynı denekler başka bir öğrencinin hakaretlerine -hafif ölçekte- maruz bırakıldılar. Özdenetimlerini güçlendiren deneklerin hakaretlere çok fazla tepki vermediği izlendi.</p>
<h4>ÖFKE KONTROL YÖNTEMLERİ</h4>
<p>Amerikan <a href="http://kisiselbasari.com/tag/psikoloji-2" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with psikoloji">Psikoloji</a> Derneği’nden Dr. Spielberger, öfkeyi neyin tetiklediğini araştırıp bu tetikleyicilerin tekrar sizi etkilememesi için stratejiler geliştirilmesini öneriyor: Spielberger, herkesin günlük yaşamında uygulayabileceği bu basit stratejileri şöyle özetliyor:</p>
<h4>1) RAHATLAMA VE FARKINDALIK OLUŞTURMA</h4>
<p>Derin bir soluk ve rahatlatan bir görüntü gibi basit rahatlama araçları öfke duygusunu yatıştırabilir. Uzakdoğu felsefelerinde geniş bir yer tutan rahatlama teknikleri oldukça yararlıdır. Ancak ikili ilişkilerde her iki tarafın da bu konuda eğitilmesinde fayda vardır. Bu hedefe yönelik atılacak basit adımlar şöyledir:</p>
<p>- Diyaframdan derin bir soluk alın; göğüsten alınan soluk sizi rahatlatmaz. Soluğunuzun karından geldiğini hayal edin.</p>
<p>- “Rahatla”, “aldırma” gibi, yavaşça, sakinleştirici ve yatıştırıcı sözcükleri tekrarlayın. Bu arada derin soluklar almaya devam edin.</p>
<p>- Hayal gücünüzü kullanın; sizi rahatlatan bir deneyiminizi anımsayın.</p>
<p>- Yoga gibi <a href="http://kisiselbasari.com/tag/stres" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with stres">stres</a> içermeyen egzersizler, kaslarınızı gevşetir ve sizi yatıştırır. Bu teknikleri gün boyu tekrarlayın. Bunlar stresli ortamlarda otomatik olarak uygulayacak hale gelsin.</p>
<h4>2) BİLİŞSEL YAPILANDIRMA</h4>
<p>Bu strateji yalın olarak <a href="http://kisiselbasari.com/tag/dusunme" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with düşünme">düşünme</a> şeklini değiştirmek anlamına gelir. Öfkeli insanlar küfür ederler, içlerinden geçen duyguları yansıtan kaba sözcükler kullanırlar. İnsanlar öfkeli olduğu zaman düşünceler abartılır ve dramatik bir hal alır. Bu duyguların yerini daha rasyonel duyguların alması için gayret sarf edin. Örneğin, “Eyvah! Her şey mahvoldu”, “felaket” “rezalet” gibi yorumlarda bulunmak yerine “Bu durum beni bunalıma sürüklüyor; beni altüst ediyor. Ancak bu dünyanın sonu değil. Öfkelenerek ben bu durumdan çıkamam” diyerek kendinize telkinde bulunun.</p>
<p>Ayrıca kendinizle veya yabancılarla konuşurken “asla” veya “daima” gibi sözcükleri dikkatli kullanın. “Sen zaten benim söylediklerimi daima kulak arkası ediyorsun”, “Bu aptal makine hiçbir zaman çalışmaz” gibi yorumlardan kaçının. Çünkü bunlar doğru olmadıkları gibi sorunun çözümüne katkı sağlamazlar. Kaldı ki bu sözcüklerin muhatabı olan kişi kendisini aşağılanmış veya dışlanmış gibi hissedeceği için yardım edeceği varsa bile etmez.</p>
<p>Burada unutmamanız gereken en önemli şey, öfkenin çözüm üretmeyeceği ve kendinizi rahatlatmayacağıdır (tam tersi kendinizi daha kötü hissetmenize yol açar).</p>
<p>Mantık öfkeyi yener, çünkü öfke, haklı bir tepki olduğunuza inandığınız durumlarda bile, çok kısa bir süre içinde mantık dışına çıkar. Olabildiğince mantıklı olmaya çalışın. Öfkeli insanlar adalet, övgü beklerler; işlerin kendi istedikleri gibi yürümesini arzu ederler. Bunlar olmadığı zaman büyük bir hayal kırıklığı yaşarlar. Ve bu hayal kırıklığı giderek öfkeye dönüşür. Bilişsel yapılanmanın bir parçası olarak, öfkeyle baş etmenin ilk adımlarından biri öfkeli olduğunuzun farkında olmaktır. Öfkenin ilk işaretlerini tespit edebilirseniz, ileri aşamalara geçmeden kendinizi frenleyebilirsiniz. Düzenli olarak vücudunuzda fiziksel belirtilerin bulunup bulunmadığını -Dişlerinizi veya yumruklarınızı sıkıyor musunuz? Midenize kramplar giriyor mu? Yutkunma zorluğu çekiyor musunuz? Dudaklarınızı ısırıyor, kaşınmadığı halde sürekli olarak aynı bölgeyi kaşıyor musunuz?- kontrol edin. Herkes sinirlendiği veya öfkelendiği zaman ne gibi belirtiler sergilediğini keşfedebilir.</p>
<p>Öfkenizin gerçek nedenini keşfetmeye çalışın. Pek çok insan acı veren veya korku uyandıran duyguları öfke maskesinin ardında gizler. Umutsuz, korkak, çaresiz, suçlu, yitik, terk edilmiş gibi hissetmektense, öfke ile salgılanan adrenalinden kaynaklanan güçlülük hissi insanlara daha iyi gelebilir.</p>
<h4>3) SORUN YARATMAYIN; SORUN ÇÖZÜN</h4>
<p>Bazen öfke ve bunalım, hayatımızda kaçamadığımız bazı sorunlardan kaynaklanıyor olabilir. Öfke nöbetlerinin tümü yanlış hedefe yöneltilmiş olmayabilir; sorunlar karşısında gösterilen son derece sağlıklı, doğal tepkiler olabilir. Her sorunun bir çözümü olduğu yönündeki yanlış yönlendirmenin sonucunda çözümsüz durumlarda bunalıma girebilirsiniz.</p>
<p>Bu gibi çözümsüz durumlarda çözüme odaklanmak yerine, sorun ile nasıl baş edeceğimiz ve en az zararı görecek şekilde nasıl bir strateji belirlememiz gerektiğine odaklanmalıyız. Böylece sorun çözülmemiş olsa bile daha sabırlı olmayı öğrenebilirsiniz.</p>
<h4>4) SOĞUKKANLI VE SAKİN BİR İLETİŞİM KURUN</h4>
<p>Öfkeli insanlar hemen sonuca odaklanıp, eyleme geçme eğilimindedir. Ne var ki bu sonuçların bazıları doğru olmayabilir. Çok ateşli bir tartışmanın içindeyseniz, önce sakin olmaya çalışıp tepkilerinizi denetim altına alın. Aklınıza gelen ilk şeyi dile getirmeyin. Diğerlerinin söylediklerini dikkatlice dinleyip öyle cevap verin.</p>
<p>Eleştiri karşısında savunmaya geçmeniz normaldir. Ancak savunma saldırı haline dönüşmemeli. Önce muhatabınızın eleştirilerini açıklamasına izin verin, hatta sorular sorun, ancak öfkenizin tartışmayı rayından çıkartmasına izin vermeyin. Sakin kaldığınız sürece iletişim daha yapıcı bir yola girecektir.</p>
<h4>5) MİZAHA YER VERİN</h4>
<p>“Aptalca espriler” öfkeyi pek çok açıdan yatıştırır. Öncelikle daha dengeli bir perspektif kazanmanıza yol açar. Örneğin birlikte çalıştığınız kişiye öfkelendiniz. Onu tek hücreli bir yaşam formu olarak düşünebilirsiniz. Espri yapmak, stresli bir ortamdaki gerginliği azaltabilir. Dr. Deffenbacher, esprili bir yaklaşım sergilerken de, alaycı olmamaya, kırıcı espriler yapmamaya gayret edilmesi gerektiğini söylüyor. Deffenbacher, kendisini aşırı ciddiye alan insanların her koşulda haklı olduklarına inandıklarını ve bu nedenle planlarının bozulmasına tahammül edemediklerini belirtiyor. Öfke ciddi bir duygudur, ancak öfkeye eşlik eden duygular, sonradan düşünüldüğünde sizi güldürecek kadar gayri ciddi olabilir.</p>
<h4>6) ÇEVRENİZİ DEĞİŞTİRİN</h4>
<p>Bazı durumlarda insanları içinde bulunduğu ortam öfkelendirebilir. Sırtınıza yüklenen sorunlar ve sorumluluklar sizde kapana kıstırılmış duygusu uyandırabilir.</p>
<p>Bu gibi durumlarda kendinize mola verin. Stres yüklü anlarda, kişisel kaçış planları yapın. Örneğin işten eve dönen bir anne, “Evde yangın çıkmadıkça kimse benimle 15 dakika konuşmasın” diyerek kendisine soluk alacak bir zaman yaratabilir. Bu 15 dakikanın sonunda çocuklarının taleplerini daha büyük bir sabırla karşılık verebilir.</p>
<h4>7) KENDİNİZİ RAHATLATMANIN DİĞER YOLLARI</h4>
<p>Zamanlama: Tartışmaların kavgaya dönüşmeyeceği zamanlarda tartışmaya girin. Özellikle yorgun olduğunuz zamanlarda tartışmalardan uzak durun.</p>
<p>Göz ardı etme: Çocuğunuzun odasının dağınıklığı sizi öfkelendiriyorsa kapısını kapatın. Sizi kızdıran olaylardan ve nesnelerden uzak durun. “Çocuğum nasılsa bir gün odasını toplar ve ben de sinirlenmem” diye düşünmeyin. Hedefiniz bu olmamalı; hedefiniz sükûnetinizi korumak olmalı.</p>
<p>Alternatifler oluşturmak: İşe gidip gelirken trafikten rahatsız oluyorsanız farklı yolları deneyin. Kısaca sizi öfkelendirmeyecek yeni seçenekler yaratın.</p>
<h6><strong> CUMHURİYET BİLİM TEKNİK EKİ</strong></h6>
</div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kisiselbasari.com/ofke-sizi-kontrol-etmeden-siz-onu-kontrol-edin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hafıza ve Öğrenme</title>
		<link>http://kisiselbasari.com/hafiza-ve-ogrenme.html</link>
		<comments>http://kisiselbasari.com/hafiza-ve-ogrenme.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 May 2012 12:48:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kisiselbasari</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilimsel Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Bellek]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[düşünme]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kisiselbasari.com/?p=13623</guid>
		<description><![CDATA[İnsan, bilinen canlı türleri arasında en gelişmiş beyne sahiptir. İşte hafıza ve öğrenme. Konuşabilme özelliği bile tek başına insan beyninin ne kadar gelişmiş olduğunun kanıtıdır. Orantısal olarak vücudun küçük bir bölümünü kaplasa da, toplam enerjinin beşte biri beyin tarafından kullanılır. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<fb:like 
		href="http://kisiselbasari.com/hafiza-ve-ogrenme.html" 
		layout="standard" 
		show_faces="true" 
		width="450" 
		
		action="like" 
		colorscheme="light" 
		style="margin-top:5px;"
		class="fb_edge_widget_with_comment fb_iframe_widget"></fb:like><div id="ilyasbat" style="font-size:13px;"><h3><a href="http://kisiselbasari.com/wp-content/uploads/2012/05/Haber47.jpg" title="Haber47"><img class=" wp-image-13624 alignleft" title="Haber47" src="http://kisiselbasari.com/wp-content/uploads/2012/05/Haber47.jpg" alt="" width="296" height="150" /></a></h3>
<h3><strong>İnsan, bilinen canlı türleri arasında en gelişmiş beyne sahiptir. İşte <a href="http://kisiselbasari.com/tag/hafiza" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with hafıza">hafıza</a> ve <a href="http://kisiselbasari.com/tag/ogrenme" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with öğrenme">öğrenme</a>.</strong></h3>
<p>Konuşabilme özelliği bile tek başına insan beyninin ne kadar gelişmiş olduğunun kanıtıdır. Orantısal olarak vücudun küçük bir bölümünü kaplasa da, toplam enerjinin beşte biri <a href="http://kisiselbasari.com/tag/beyin" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with beyin">beyin</a> tarafından kullanılır. Hafızası en güçlü olan ve en fazla öğrenme yetisine sahip olan canlı insandır. Öğrenme ve hafıza konusunda ilk bilimsel deneyler 1885 yılında Hermann Ebbinghaus, birkaç yıl sonra da Ivan Pavlov ve Edgar Thorndike tarafından yapılmıştır.</p>
<p>Pierre Paul Broca adlı bir bilim insanı 1863 yılında, beynin belli bir bölgesindeki hücre kaybının konuşma işlevinin kaybına yol açtığını gösterdi. Şiddetli epilepsi (sara) nöbetleri geçiren bir hastada, tedavi amacıyla beynin orta bölgesindeki bir bölgenin çıkarılması, hafıza ve öğrenme konusunda yeni bir çığır açtı.</p>
<p>Beynin iç kısmındaki, hipokampus denilen bölgesi çıkartılan hastanın epilepsi nöbetleri geçti ve <a href="http://kisiselbasari.com/tag/dusunme" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with düşünme">düşünme</a> (entelektüel) yetisinde belirgin bir değişiklik gözlenmedi. Buna karşın hasta kahvaltıda ne yediğini dahi hatırlayamıyor, hastanede yolunu bulamıyordu. Uzun yıllardır tanıdığı doktorunu, geçmişte olan olayları hatırlıyor ancak yakın zamanda olanları kesinlikle hatırlamıyordu.</p>
<p>Ek olarak bu hasta, yeni şeyler öğrenemiyor ancak daha önce öğrendiklerini uygulamakta zorluk çekmiyordu. Bu tecrübe bilim insanlarına hafızanın merkezi ve türleri hakkında önemli ipuçları verdi. Hafıza, kısa süreli ve uzun süreli olmak üzere ikiye ayrılır. Kısa dönem hafıza, bilgilerin birkaç saniye ile birkaç dakika kadar bellekte tutulmasıdır.</p>
<p>Çalışma hafızası olarak da adlandırılan bu hafıza anlık işleri yapmak için kullanılır. Biraz sonra çevireceğimiz yeni bir telefon numarasını veya bir kere göreceğimiz bir kişinin ismini kısa bir süre aklımızda tutmak için bu hafızayı kullanırız. Kısa süreli hafızadaki bilgiler, onlara ihtiyacımız kalmadığında kaybolur, yani unutulur.</p>
<p>Uzun dönem hafizaysa, bilgilerin birkaç ay veya ömür boyu bellekte tutulmasına denir. Hafıza, açık hafıza (dekleratif) ve kapalı hafıza (dekleratif olmayan) olarak da sınıflandırılır. Kişiler, varlıklar ve olaylarla ilgili bildiklerimiz açık hafızada depolanır. Derste öğrenilen bilgilerin, eşyaların, isimlerin hatırlanması açık hafızanın görevidir.</p>
<p>Bu bilgileri istediğimizde bilinçli olarak bellekten çıkarıp kullanabiliriz. Kısaca, açık hafıza tamamen kontrolümüz altında olan bilgilerden oluşur. Açık hafıza da kendi içinde, anısal ve olgusal olmak üzere ikiye ayrılır. Anısal hafıza daha önce yaşanmış olayların hatırlanmasını sağlar.</p>
<p>Örneğin “geçen hafta buraya gelmiştim, gölde balık avlamıştım” gibi bilgiler anısal hafızanın içeriğidir. Olgusal hafızaysa “Türkiye’nin başkenti Ankara’dır, bir yıl 365 gündür” gibi olguların hatırlanmasından sorumludur. Kapalı hafıza bilinçli olarak geri çağırmadığımız ancak ihtiyaç üzerine otomatik olarak ortaya çıkan bilgileri kapsar. Araba kullanırken vites değiştirmek, evimizin yolunu bulmak gibi sürekli yaptığımız işlerde, kapalı hafıza devreye girer.</p>
<p>Bu bilgileri bellekten çekmek için düşünmeyiz, bunlar gerektiği zaman otomatik olarak bilinç düzeyine çıkar. Kapalı hafıza temel olarak alışkanlık (habituasyon), hassaslaşma (sensitizasyon) ve şartlanma şeklinde oluşur. Alışkanlık sürekli tekrar eden bir uyarana karşı canlının verdiği yanıtın giderek azalmasıdır. Bir köpeğe değişik bir ses dinletildiğinde ilk önce belirli bir tepki verir. Aynı ses, iyi veya kötü başka bir uyaranla birleştirilmeden sürekli dinletildiğinde, köpek artık bu sese tepki vermez. Beyin, bu sesin yararsız veya zararsız, kısaca anlamsız olduğunu öğrenmiştir.</p>
<p>Hassaslaşma ise bu mekanizmanın tam tersi yönde işler. Ani ve yüksek tonda bir sesle uyarılan ve korkan köpek, daha sonra daha düşük şiddette de olsa benzer bir ses duyduğunda korkar ve tepki verir. Yani köpek uyarana karşı daha duyarlı hale gelmiştir. “Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer” sözünün temelindeki mekanizma hassaslaşmadır. Şartlanma da öğrenmenin diğer bir yoludur ve ilk olarak Dr. Pavlov’un deneylerinde gösterilmiştir. Bu deneylerde Pavlov, et gördükleri her seferM köpeklerin tükürük salgısının arttığını gözlemlemişti. Bunu üzerine her seferinde, et vermeden kısa bir süre önce zil çalmıştır. Bir süre sonra et vermeden zil çalan Pavlov, köpeklerin tükürük salgısının zil sesinden sonra arttığını gözlemlemiştir. Bu temel mekanizmalarla oluşan kapalı hafıza, canlıları tehlikelerden koruyan, temel işlerini yapmasını ve hatta hayatta kalmasını sağlayan önemli bir güçtür.</p>
<p>Beynin Hafıza Bölgeleri Şiddetli epilepsi nöbetleri geçiren bir hastaya 1957 yılında yapılan bir ameliyatla beyninin iç-orta kısmındaki bir bölge çıkarıldı. Ameliyat sonrası hasta epilepsi nöbetleri geçirmedi, ancak yakın zamanda yaptıklarını, örneğin biraz önce ne yediğini hatırlayamıyordu.</p>
<p>Hasta, geçmişte öğrendiklerini, eski tanıdıklarını hatırlayabiliyor fakat yeni bir şey öğrenemiyordu. Dr. Scoville ve Dr. Milner’in bu gözlemi, beynin iç-orta kısmında yer alan hipokampus bölgesinin, yeni bilgilerin işlemden geçirilip kalıcı hafızaya aktarılmasında kilit rol oynadığını gösterdi. Konum hücrelerinin keşfi, hipokampusun hafızadaki yerini vurgulayan önemli bir başka buluş oldu. Hayvan hipokampusundaki bu hücreler, sadece hayvan tanıdık bir yere geldiğinde elektrokimyasal sinyal gönderir. Komşu hücrelerle birlikte çalışan bu bölge, hayvanların yollarını, barınaklarını ve gıda bulmalarını sağlar.</p>
<p>Daha sonraki yıllarda yapılan hayvan deneyleri ve çeşitli görüntüleme teknikleri (örneğin magnetik rezonans) sayesinde beynin öğrenme ve hafızadan sorumlu bölgeleri büyük ölçüde belirlendi. Beynin dış kabuğu tarafından algılanan bilgiler ilk olarak hipokampus komşuluğundaki bölümlere gönderilir. Beynin iç-orta kısmında bulunan bu bölgelerde meydana gelen hasarlarda kişinin nesne tanıma hafızasında kayıplar olur. Daha sonra buradaki bilgiler hipokampusa gönderilir. Sağ hipokampustaki hasar yön bulma hafızasına, sol hipokampustaki hasarsa kelimeler, nesneler ve insanlarla ilgili hafızaya zarar verir. Ancak her iki durumda da kısa süreli hafıza etkilenir, uzun süreli hafızaya zarar gelmez. Bu nedenle, hipokampusun uzun süreli hafızanın ilk basamaklarında görev aldığı düşünülmektedir.</p>
<p>Hipokampusta değerlendirilen bilgiler eğer uzun süreli hafızada saklanacaksa, beynin dış kabuğuna, yani kortekse gönderilir. Beynin dış kabuğunda ön tarafta yer alan düşünceden sorumlu bölgeyle, yan ve arka taraflarda bulunan işitme ve görme alanları hafızayla yakın ilişkili bölgelerdir.</p>
<p>Algılanan bilgiler bazı basamaklardan geçerek açık hafızaya atılır. İlk basamak olan kodlamada, değişik duyu organlarınca algılanan bilgiler beynin kullanabileceği bir şekle dönüştürülür. Beynin dış bölümlerinde (korteks) yapılan bu işlemden sonra pekiştirme denilen ikinci basamakta, bilgiler hipokampus ve etrafındaki bölgelerde uzun süreli saklanabilecek şekle dönüştürülür. Kalıcı şekle dönüştürülen bilgiler depolanmak ve gerektiğinde geri çağrılmak üzere sürekli saklanacakları kısımlara, yani kortekse gönderilir. Kapalı hafızanın saklandığı bölgeler biraz daha farklıdır. Örneğin korkunun öğrenilmesi beynin amigdala bölgesinde olur. Beyin sapı ve beyincik bölgelerinde meydana gelen hasarlar, göz kırpma refleksi gibi bazı şartlanmış hareketlerin yapılmasını engeller.</p>
<p>Duygusal hafızanın merkezi amigdaladır. Hipokampusun ön tarafında yer alan amigdala, duygusal uyaranlarla hafıza arasındaki bağlantıları sağlayarak kalıcı hafızanın güçlenmesine önemli katkıda bulunur. Duygusal uyaranlarla ilişkilendirilen bilgiler çok daha kalıcı olarak depolanır.</p>
<p>Öğrenme ve hafıza beynin sadece belirli bir bölgesiyle sınırlı değildir, hipokampus ve çevresindeki alanların beynin değişik bölgeleriyle etkileşmesine ve çok sayıda mekanizmanın çalışmasına bağlıdır. Hafıza ve Öğrenmenin Hücresel Mekanizmaları Sinir hücresi gövde, kuyruk ve sinir ucu olmak üzere üç temel bölümden oluşur.</p>
<p>Sinir hücreleri birbirleriyle sinaps denilen ve hücreler arası köprü vazifesi gören bağlantılar sayesinde haberleşir. Her sinir gövdesi, ortalama 1000 sinir hücresinden uzanan sinir uçlarıyla bağlantı halindedir. Hücre gövdesi uyarıldığında oluşan elektrokimyasal sinyaller, akson sayesinde sinir ucuna hızla iletilir. Elektrokimyasal sinyal sinir ucuna geldiğinde, buradaki mesajcı (nörotransmitör) moleküller sinir ucundan bağlantı boşluğuna yani sinaps aralığına salgılanır. Sinaps boşluğuna geçen moleküller diğer hücrenin uyarılmasına yol açar. Bu sayede bir hücrede oluşan sinyal adeta dalga şeklinde diğer hücrelere yayılır. Hücreler arasındaki sinyal iletim gücü ve yönü hücreler arası bağlantı sayısına, mesajcı moleküllerin miktarına, türüne, salgılanma hızına ve bu moleküllerin diğer hücreye yapışma sayısına göre değişir. Bu unsurlar temelde genetik olarak belirlenmiş olsa da zaman içerisinde önemli değişiklikler gösterir.</p>
<p>Beyne ulaşan uyaranlara ve vücudun ihtiyaçlarına göre, beyin sinirler arasındaki bağlantı sayısını, salgıladığı mesajcı molekül miktarını veya türünü değiştirmek suretiyle sinyal iletim gücünü ayarlar. Beyinde sürekli devam eden bu değişime, esneklik anlamına gelen “plastisite” denir. Beyin plastisitesi, öğrenme ve hafızanın temel mekanizmasını oluşturur. Yeni bilgiler öğrenirken beyindeki sinir hücrelerinin sayısı artmaz, ancak bağlantı sayısı ve sinyal ileti gücü değişir. Bağlantı sayısı ve gücü, o sinirlerin uyarılma sıklığıyla orantılıdır.</p>
<p>Sürekli uyarılan sinirler arasındaki bağlantılar artarken, kullanılmayan bağlantılar zayıflayarak kopar. Son yıllarda yapılan çalışmalar, öğrenme sürecinin insan uyurken dahi devam ettiğini göstermiştir.</p>
<p>Uyanıkken beynin algıladığı yeni bilgiler sonucunda oluşan sinirler arası bağlantılar, uyurken daha da güçlenir. Sinir hücrelerinin uyarılması, hücrelerde bazı genlerin açığa çıkmasına, yeni mesajcı RNA’ların ve proteinlerin yapımına yol açar. Hücrede meydana gelen bu değişimler, bağlantı gücünü bazen çok kısa süre (1-2 saniye veya dakika), bazen de uzun süre (aylar veya yıllar) etkiler. Sinirler arasındaki bağlantıların kalıcı hale gelmesi uzun süreli hafızadaki en önemli etkendir. Kısa süreli hafızadaysa hücrelerde kalıcı yapısal değişiklikler değil, geçici işlevsel değişiklikler olur.</p>
<p>En temel değişimler mesajcı moleküllerin salgılanmasında ve hücrelere kalsiyum (Ca2+) girişinde olur. Kısa süreli hafızada değişimler geçicidir, hücreler arası bağlantılar zayıftır ve hücre kısa bir süre sonra eski konumuna döner. Bir kere çevireceğimiz telefon numarasını veya bir kere göreceğimiz bir kişinin adını hatırlamak için kısa süreli hafızamızı kullanırız. Bir daha kullanılmadığı taktirde kısa sürede bu bilgiler unutulur.</p>
<p>Ancak kısa süreli hafızadaki bilgiler belirli bir süre tekrarlanırsa uzun süreli hafızaya atılır. Kısa süreli hafıza için oluşturulan zayıf hücre bağlantıları güçlenerek kalıcı hale gelir. Bazı genlerin açığa çıkması, yeni proteinlerin yapımı, sinaps sayısının artması gibi hücresel değişiklikler uzun süreli hafızada belirginleşir ve kalıcı hale gelir. Sinir yolunun sürekli uyarılması yapısal değişikliklere yol açmanın yanı sıra hücresel bağlantıların etkileşimindeki verimliliği de artırır. Yani, aynı sinir hücresi bir diğerini artık daha kuvvetli bir şekilde uyarmaya başlar (LTPlongterm potentiation). Sinir hücresinin ucunda, bağlantı yüzeyinde açığa çıkan N-metil-Daspartat (NMDA) algılayıcıları, sinyal iletim gücünün önemli düzeyde artmasını sağlar. Ek olarak, sinir hücrelerinde bazı proteinlerin yapımını tetikleyen CREB genlerinin açığa çıkması da sinyal iletim gücünü artırır. Uzun dönemde sinyal gücünde meydana gelen ve LTP denilen bu artış, hafızanın kalıcı olmasındaki en önemli etkendir.</p>
<h4><strong>MESAJCI MOLEKÜLLER VE HAFIZA</strong></h4>
<p>Mesajcı moleküller, sinir hücrelerinde oluşan elektrokimyasal sinyallerin diğer hücrelere iletilmesini sağlar. Mesajcılar sinir uçlarında üretilir ve depolanır. Sinir hücresi uyarıldığında, hücreler arası bağlantı boşluğuna, yani sinaps aralığına bir veya birden çok mesajcı yollanır. Her mesajcının bağlandığı ayrı bir algılayıcı ve ilettiği ayrı bir mesaj vardır. Mesajcıların çoğu, tek bir amino asitten veya 8-30 amino asitin birleşmesinden oluşan protein yapısındaki moleküllerdir.</p>
<p>Glutamat, glisin, aspartat ve GABAamino asit olan mesajcılardır. Mesajcı moleküllerin bazıları uyarıcı, bazıları ise baskılayıcı etki gösterir. Asetilkolin, noradrenalin, serotonin, histamin, glutamat ve aspartat uyarıcı, dopamin, GABA ve glisin ise baskılayıcı mesajcılardır. Glutamat öğrenme ve hafızayla ilişkili olan önemli bir mesajcıdır. Bu molekül, sinapslarda oluşan uyarının giderek daha fazla güçlenmesini sağlar. Yani sinirde oluşan her sinyal diğer siniri, giderek artan şiddette uyarmaya başlar. Sinir ileti gücünde uzun süreli artma (LTP) hafızanın kalıcı olmasını sağlar.</p>
<p>Morfin benzeri etkiye sahip olan enkefalinö ve dinorfin, hipokampusu baskılayan mesajcılardır. Hipokampusta sinir ileti gücünün artmasını engelleyerek bilginin uzun süreli hafızaya atılmasını önler. Bu mesajcılar, stresli olaylarla başa çıkmada hayli yararlıdır. Nosiseptin ve galanin öğrenme ve hafızada etkili olan diğer mesajcılardır. Nosiseptin öğrenmeyi ve duygusal hafızayı artıran bir moleküldür. Galanin, bazı sinyal ileti yollarını tıkayarak hipokampusu baskılar. Öğrenme ve hafızayı olumsuz etkileyen galanin, Alzhemier hastalığıyla da yakından ilişkilidir.</p>
<h4><strong>HAFIZAYI GÜÇLENDİRMEK</strong></h4>
<p><strong></strong>Algıladığımız bilgilerin depolanması hafızanın görevidir. İnsan beyni yeni öğrendiği bilgiyi çok kısa süreyle kullanacaksa kısa süreli hafızaya atar. Bir süre sonra kullanılmayan bilgiler silinir. Eğer tüm bilgiler kalıcı olarak depolansaydı beynin iş yükü gereksiz yere artmış olurdu. Beyne giren bilgiler daha sonra kullanılacaksa uzun süreli hafızaya atılır. Kişiye gerekli olan bilgilerin uzun süre akılda kalması, yani iyi bir ezber ve hafıza gücü hepimizin sahip olmak istediği bir özelliktir. Uzun süreli hafızanın güçlendirilmesi için bazı şartların sağlanması gerekir. Öğrenilmek istenilen konunun sürekli düşünülmesi, yani üzerinde kafa yorulması ve bilginin sürekli kullanılması kalıcı hafızaya aktarılmasında önemli unsurlardan biridir. Kişinin öğrendiği konuya ilgisinin olması, konudan zevk alması ve daha önce o konu hakkında bir miktar bilgi sahibi olması, bilginin kalıcı hafızaya daha kolay atılmasını sağlar.</p>
<p>Yeni bilgiyi öğrenmeye hazır olmak, dikkatini vermek yani konuya yoğunlaşmak, bilginin hafızaya atılmasında temel şartlardır. Öğrenme, mümkün olduğunca dinlenmiş durumda yapılmalıdır. Aşırı <a href="http://kisiselbasari.com/tag/stres" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with stres">stres</a>, yorgunluk, uykusuzluk ve dengesiz beslenme öğrenmeyi olumsuz etkileyen unsurlardır. Konular, basitten karmaşığa doğru hiyerarşik bir sıraya konularak öğrenilmelidir.</p>
<p>Kolay konular önce, daha zor ve karmaşık konularsa sonra öğrenmelidir. Öğrenilen unsurların kendi içinde belirli bir sıraya koyulması, gruplandırılması, ilişkilendirilmesi ve çeşitli çağrışımların kullanılması öğrenmeyi kolaylaştıran tekniklerdir. Örneğin bir telefon numarasını ezberlerken o numarayı çağrıştıracak doğum tarihimiz, evimizin kapı numarası gibi başka bilgilerden yararlanabiliriz. Yeni öğrenilen bir bilgiyi daha önce okumuş, görmüş ve yaşamış olduğumuz olaylarla veya tanıdığınız insanlarla ilişkilendirmek de ezberlemeyi kolaylaştırır.</p>
<p>Öğrenme sırasında farklı konuların benzerliği hafızayı etkiler. İlk öğrenilen konuyla sonradan öğrenilen konu arasındaki benzerlik ne kadar çok ise, unutma da o kadar çoktur.</p>
<p>Bu nedenle birbirinden farklı olsa da birbirine benzer konuları aynı anda öğrenmek sakıncalıdır. Öğrenilen iki farklı konu arasındaki zaman çok kısa veya çok uzunsa da unutma riski artar. İlk öğrenilen konunun sadece iyi bilinmesi yeterli değildir, o bilginin kalıcı hafızaya atılması için mükemmel öğrenene kadar çalışmaya devam edilmesi gereklidir. Öğrenmenin sonucunda bir kazanım olacağının bilinmesi de, bilginin hafızaya atılmasında son derece önemlidir. Düzenli spor, dengeli beslenme ve olaylara olumlu bakış açısı öğrenmeyi kolaylaştıran ve hafızayı güçlendiren diğer unsurlardır.</p>
<h6><strong>BİLİM TEKNOLOJİ MAYIS SAYISI</strong></h6>
</div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kisiselbasari.com/hafiza-ve-ogrenme.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Meslek Nasıl Seçilir?</title>
		<link>http://kisiselbasari.com/meslek-nasil-secilir.html</link>
		<comments>http://kisiselbasari.com/meslek-nasil-secilir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 May 2012 04:55:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ismailuguz</dc:creator>
				<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<category><![CDATA[Kariyer Rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[Meslek Seçimi]]></category>
		<category><![CDATA[Rehberlik Servisi]]></category>
		<category><![CDATA[kariyer]]></category>
		<category><![CDATA[meslek seçimi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kisiselbasari.com/?p=13617</guid>
		<description><![CDATA[Anne babanız, kardeşleriniz, büyükleriniz, eş dost ahbap, öğretmenleriniz, arkadaşlarınız, yakın uzak çevreniz, üniversiteler, gazeteler, kitaplar, web siteleri, uzman olanlar olmayanlar, bilgili bilgisiz kimseler&#8230; Hepsinin bu konuda size diyecekleri, önerileri var. Kimi haklı, kimi haksız, kimi doğru, kimi değil&#8230; İsteseniz de ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<fb:like 
		href="http://kisiselbasari.com/meslek-nasil-secilir.html" 
		layout="standard" 
		show_faces="true" 
		width="450" 
		
		action="like" 
		colorscheme="light" 
		style="margin-top:5px;"
		class="fb_edge_widget_with_comment fb_iframe_widget"></fb:like><div id="ilyasbat" style="font-size:13px;"><h2><a href="http://kisiselbasari.com/wp-content/uploads/2012/05/MESLEK1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-13621" src="http://kisiselbasari.com/wp-content/uploads/2012/05/MESLEK1-272x300.jpg" alt="" width="272" height="300" /></a></h2>
<p>Anne babanız, kardeşleriniz, büyükleriniz, eş dost ahbap, öğretmenleriniz, arkadaşlarınız, yakın uzak çevreniz, üniversiteler, gazeteler, kitaplar, web siteleri, uzman olanlar olmayanlar, bilgili bilgisiz kimseler&#8230; Hepsinin bu konuda size diyecekleri, önerileri var. Kimi haklı, kimi haksız, kimi doğru, kimi değil&#8230;</p>
<p>İsteseniz de istemeseniz de dinliyorsunuz hepsini, okuyorsunuz. Hepsinden bir şeyler aklınızda kalıyor. Kafanız karışık, çok karışık&#8230;<br />
Şimdiden özür dilerim, bu yazı da size doğru cevabı vermeyecek!</p>
<p>Çünkü doğru cevabı siz ve sadece siz verebilirsiniz. Bu yazı size ancak doğru seçimi yapmanız için birkaç teknik sunacak. Düşüncelerinizi derleyip toparlamanıza yardım edecek. Ben bilginin kullanılabilir olduğu takdirde işe yaradığına inanırım.</p>
<p><strong>1.</strong> <strong>YER</strong></p>
<p>Öğrenciliğinizi:</p>
<ul>
<li>Nasıl bir çevrede? Hangi şehirde? Nasıl bir kampusta? Şehir merkezinde mi? Yurtta mı, evde mi kalarak geçirmek istiyorsunuz? Bu konularda bir zorunluluğunuz var mı?</li>
<li>Kalacak yerin hazır olduğu bir şehir var mı?</li>
<li>Mevsim, hava durumu önemli mi?</li>
<li>Alerjik sorununuz var mı?</li>
<li>Yüksekokul veya üniversitede okumak sizin için ne ifade eder? Statü, prestij, askerlik, kişisel tatmin, hedeflere uyum konularını ayrı ayrı değerlendirin.</li>
</ul>
<p><strong>2.YETENEKLERİM *</strong></p>
<p>Sizden yedi ayrı hikaye yazmanızı rica ediyorum. Okulda, evde, <a href="http://kisiselbasari.com/tag/sosyal" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with sosyal">sosyal</a> hayatta, sporda, <a href="http://kisiselbasari.com/tag/aile" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with aile">aile</a> içinde, arkadaşlarla, hobilerinizi yaparken aklınıza gelen bir olayı, hikayeyi düşünün. Bu hikayeler sizin eğlendiğiniz, macera ya da heyecan yaşadığınız, bir gelişim gösterdiğiniz ya da başarı elde ettiğiniz durumu anlatmalı. İki, üç paragrafı geçmesin.</p>
<p>Bu hikayelerde kullandığınız yetenekleri derinlemesine analiz edin.</p>
<ul>
<li>Fiziksel Beceriler: Elleriniz, vücudunuzu kullandığınız, cisimlerle, doğa ile ilgili beceriler</li>
<li>Mental Beceriler: Zekanızı kullandığınız, data/bilgi, fikir ve konularla ilgili beceriler</li>
<li>İletişim Becerileri: İnsan ilişkilerinde kullandığınız, insanların veya hayvanların ihtiyaç ya da sorunlarına yardım veya hizmet ederken kullandığız beceriler</li>
</ul>
<p>Becerileri listeledikten sonra en çok kullandığınızdan başlayarak sıralayın. İlk üç sırada olanlar sizin için doğru meslek hakkında ipuçlarıdır.</p>
<p><strong>3.FİNANSAL BOYUT</strong></p>
<ul type="disc">
<li>Devlet Üniversitesi:</li>
<li>Özel Üniversite: Burslu, Burssuz</li>
</ul>
<p><strong>4.İNSANLARIN ŞU İHTİYAÇLARINI KARŞILAMAKTAN HOŞLANIRIM*:  </strong></p>
<p>Aşağıdaki cümlelerin önüne yukarıda yazılan başlığı ekleyin ve seçtiklerinizi kendinize olabildiğinizce samimi ve dürüst olarak tamamlayın. Bu cümleler de sizin doğru meslek seçmenize yardımcı olacaktır.</p>
<ul type="disc">
<li>KIYAFET: İnsanların kendilerine uygun ve yakışan kıyafet bulmalarına seçmelerine ÇÜNKÜ</li>
<li>YİYECEK: İnsanların sağlıklı ve dengeli beslenmeleri ÇÜNKÜ</li>
<li>EMLAK: İnsanların uygun ve düzgün ev, apartman, işyeri ve arazi bulmalarına ÇÜNKÜ</li>
<li>DİL: İnsanların okuma, yazma, yeni bir dil öğrenmelerine ÇÜNKÜ</li>
<li>İNSAN İLİŞKİLERİ ve HİZMET: İnsanların yapamadıkları, yapmaya zamanları olmadığı, yapmak istemedikleri şeyleri onlar için yapmak ÇÜNKÜ</li>
<li>FİNANS: İnsanların bütçelerini, muhasebe ve vergilerini, finansal planlamalarını, para yönetimini ÇÜNKÜ</li>
<li>PERAKENDE: İnsanların bir şeyler satın almalarına ÇÜNKÜ</li>
<li>OTOMOTİV: İnsanların ulaşımlarına ÇÜNKÜ</li>
<li>HUKUKİ İŞLER: İnsanların yaptıkları veya onlara yapılanların hukuki boyutları ÇÜNKÜ</li>
<li>ÇOCUK GELİŞİMİ: İnsanların çocuklarını yetiştirirken bebeklikten gençliğe davranışsal bozukluklar dahil karşılaştıkları sorunlara yardım etmek ÇÜNKÜ</li>
<li>FITNESS: İnsanların sağlıklı bir bedene sahip olmaları için fiziksel terapi, egzersiz, diyet ÇÜNKÜ</li>
<li>SAĞLIK HİZMETLERİ: İnsanlara tedavi edici, hastalık önleyici ilaç sağlamak ÇÜNKÜ</li>
<li>ALTERNATİF TIP, HOLİSTİK SAĞLIK: İnsanlara farklı yöntemlerle yaralarına, dertlerine, rahatsızlıklarına çare bulmak ÇÜNKÜ</li>
<li>TIP: İnsanların hastalıklarını teşhis ve tedavi etmek, operasyon yapmak ÇÜNKÜ</li>
<li>MENTAL SAĞLIK: İnsanların duygusal ve mental rahatsızlıklarında, <a href="http://kisiselbasari.com/tag/stres" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with stres">stres</a>, depresyon, uykusuzluk durumlarında, mental hastalıklarında yardımcı ÇÜNKÜ</li>
<li>KİŞİSEL GELİŞİM, REHBERLİK: İnsanların hayat dengeleri, zaman planlama, aile ilişkileri veya hayatta karşılaşabilecekleri çeşitli krizlerde yardımcı olmak ÇÜNKÜ</li>
<li>EĞİTİM: İnsanların okulda, işte veya iş dışında birşeyler hakkında öğrenmelerine yardımcı olmak ÇÜNKÜ</li>
<li>EĞLENCE: İnsanları güldürerek, yaratıcılıkla, zekayla veya estetik güzellikle eğlenmesini sağlamak ÇÜNKÜ</li>
<li>HAYVANLAR / BİTKİLER: Hayvanlar ve/veya bitkilerle uğraşmak, onlara bakıp, büyütmek, sağlıklı olmalarına yardımcı olmak ÇÜNKÜ</li>
<li>DİĞER:</li>
</ul>
<p><strong>5.İLGİ ALANLARIM</strong></p>
<p>Hobilerinizi listeleyin, hangisini yapmaktan daha çok zevk alıyorsunuz, neden? Hobiniz yoksa hangi hobilere sahip olmak isterdiniz, nelere ilgi duyuyorsunuz, düşünün. Bunlar gelip geçici hevesler mi yoksa gerçekten hayat biçiminizin bir parçası mı? Mesleğe dönüşebilir mi? Bunun üstüne <a href="http://kisiselbasari.com/tag/kariyer" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with kariyer">kariyer</a> inşa edilebilir mi? Çok farklı alanda bir bölüm veya meslek seçecekseniz, bu durumda bu hobilerinize devam edebilecek misiniz? Yoksa feda etmek zorunda mı kalacaksınız? Buna değecek mi?</p>
<p><strong>6.BENİ İFADE EDEN DEĞERLER</strong></p>
<p>Değerler sizin hayattaki duruşunuzu belirler, size kimlik kazandırır. Değerlerimizle uyumlu durum ve ortamlar kendimiz olabilmemize fırsat verir. Değerlere birkaç örnek: <em>Adalet, alçakgönüllülük, <a href="http://kisiselbasari.com/tag/cesaret" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with cesaret">cesaret</a>, aidiyet, denge, dürüstlük, barış, gelişim, başarı, bilgelik, özgürlük, istikrar, maddi bağımsızlık, sağlık, açık görüşlülük, iffet, sadakat, sabır, maceraperestlik, aile (değerler listesi için: www.karamikozbek.com)</em></p>
<p><strong>7.BENİM İÇİN İDEAL ÇALIŞMA KOŞULLARI</strong></p>
<p>Ofis ortamı, memuriyet, iş güvencesi, macera, seyahat, çalışma saatleri, tayinler, çeşitlilik, risk, yetki, sorumluluk, yoğunluk, takım çalışması, solo çalışma&#8230; Hangisi size yakın, hangisi uzak?</p>
<p><strong>8.MADDİ ve MANEVİ BEKLENTİM</strong></p>
<p>Tek bir soru:  Size ne kadar yeter?</p>
<p>Biliyorum <a href="http://kisiselbasari.com/tag/meslek-secimi" class="st_tag internal_tag" rel="tag" title="Posts tagged with meslek seçimi">meslek seçimi</a>, lisede ya da üniversitede bölüm kararı! Zor bir karar&#8230; Sanki hayatınızın en büyük kararı gibi omuzlarınızda ağır bir yük gibi gelebilir size. Biraz haklısınız, biraz da değil. Ünivesite hayatınızın en son ve en güzel öğrencilik yılları. Bunu sakın unutmayın.</p>
<p>Babam da bana yıllar önce “Unutma kızım, bir daha 18 yaşını yaşamayacaksın” demişti. Siz de unutmayın lütfen. Anı yaşamak gerek bazen ama ben de babamın sözüne bir cümle eklemeliyim: Anı yaşamak; azı mutsuzluk, çoğu sorumsuzluk.</p>
<p>Monster/Sunay Karamık Özbek</p>
</div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kisiselbasari.com/meslek-nasil-secilir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

