Geleceğin Kitap Kurtları İçin Kitap Okuma Rehberi

0
1000

Son dönemde büyük bir ivme gösteren, çeşitliliği ve niceliği artan çocuk yayıncılığıyla ilgili bir dosya hazırlamak için nisandan iyi zamanlama olur mu? Hem her gün e-posta kutumuza bir yenisi düşen çocuk kitaplarından bir seçki hazırladık, hem de gelmiş geçmiş en iyi çocuk kitaplarına ‘kişisel’ bir bakışla yer verdik.

Elif Tanrıyar, kitap kurtlarının ilk adımlarını anlattı yazısında.

Ebru Akkaş Kuseyri ise yetişkinlerin her zaman yönelttiği “Bizim çocuk ne okusun?” sorusuna cevap veren bir rehber hazırladı. Geleceğin kitap kurtlarının bayramı kutlu olsun.

Bizim çocuk ne okusun?

Okul öncesi dönem kitaplarında resim ön planda oluyor. 3-6 yaş arası, gerçekle düşün ayırt edilemediği bir dönem; 6-9 yaş arası, masalların ilginç geldiği bir aralık, 9 yaşından sonra da macera önem kazanıyor.

Çocuk edebiyatı ve çocuk kitapları ile uğraşmanın en keyifli yanlarından biri sık sık “Bizim çocuk ne okusun?” sorusuna muhatap olmak olsa gerek. Soruya soruyla yanıt verip, “Peki, çocuk kaç yaşında?” ile devam eden bu diyalog, çocuğun yaşına göre şekilleniyor.
Kendileri sürekli okur olmasa da anne ve babalar çocukları okusun istiyor. Çocuğa okuma sevdasını aşılamaya çalışan kişi aracılığıyla -ki her zaman anne ve baba olmak zorunda değil- kurulmaya başlar çocuğun kitapla ilişkisi. Okuma yazma bilmediği dönemlerde anlatıcısı ona resimli kitaplar okumalı. Okul öncesi kitapları sadece çocuklara değil, onu defalarca okuyacak olan büyüklere de hitap etmelidir. Zira okuyucu metinden ne kadar keyif alırsa, dinleyen de kitabın tadına o kadar varır.

Okur hakları

Kitaplarla başlayan bu ilişkinin okuma yazma öğrenildiği dönemlerde sekteye uğraması ise evrensel bir gerçek, sadece bize özgü değil. Polisiye ve çocuk kitapları yazarı olan Fransız Daniel Pennac, bir deneme kitabı olan “Roman Gibi”de bu konuda şöyle diyor:
“Eğer denildiği gibi oğlum, kızım, gençler okumayı sevmiyorlarsa -ve fiil doğrudur, gerçek bir sevda yarasıdır söz konusu olan- ne televizyonu ne modernliği ne de okulu suçlamak gerek. Veya istersek bunların hepsini yapalım ama önce kendimize şu soruyu soralım: Kendimizin hem masalcı hem de kitap rolünü oynadığımız o günlerin o ideal okuyucusuna ne yaptık?”
Bunun ardından da Pennac, çocuklara pedagojik işkence malzemesi olarak kullanılmaması kaydıyla on maddelik okur haklarını sıralıyor.bookweek

BU HAKLAR ŞÖYLE:

– OKUMAMA HAKKI
– SAYFA ATLAMA HAKKI
– BIR KITABI BITIRMEME HAKKI
– TEKRAR OKUMA HAKKI
– CANININ ISTEDIĞINI OKUMA HAKKI
– “BOVARIZM” (KENDINI KITAP KAHRAMANI YERINE KOYMA)HAKKI
– CANININ ISTEDIĞI YERDE OKUMA HAKKI
– ÇÖPLENME HAKKI
– YÜKSEK SESLE OKUMA HAKKI
– SUSMA HAKKI

Çocukların da bir hayli ilgisini çeken bu haklar, okumayı sevmeye dair çok şey söylüyor aslında. Sevilmeyen bir kitabı okumak kadar eziyet verici bir şey olmasa gerek. Bu noktada çocuk kitaplarının niteliği devreye giriyor. Zira nicelik olarak eski yıllarla kıyaslanamayacak bir çeşitlilik söz konusu. Hem çeviri hem de yerli üretim olarak… Seçilen kitaplar çocuğun ilgi alanı, merakları ve durumuna göre de değişiklik gösteriyor.

Sözgelimi okul öncesi dönem kitaplarında resim ön planda oluyor. Çocukların ilgisi yaş büyüdükçe resimden metne doğru kayıyor. 3-6 yaş arası gerçekle düşün ayırt edilemediği bir dönem; 6-9 yaş arası cin, peri gibi öğelerin öne çıktığı, masalların ilginç geldiği bir aralık, 9 yaşından sonra da macera önem kazanıyor.

Bunların bir formül olmadığını, her çocuğa göre değiştiğini unutmamak gerekir. Çocuğun eğilimleri ve bağımsız birey olduğu gerçeği ile doğru orantılı kitaplara ulaşmak elbette mümkün.

Kitap ortadan kalkmaz

Yazıda adını andığımız Daniel Pennac’ın televizyon ve internetin okumayı olumsuz yönde etkilediği görüşüne dair yaptığı yorum dikkat çekici.

Pennac şöyle diyor: “Yeni bir teknoloji çıktığında hemen ona karşı çıkmak gerektiğine inanmıyorum. Her zaman verdiğim bir örnek vardır: O ilk tren kırlardan geçtiğinde ineklerin bir daha süt vermeyeceğini söylemişlerdi, inekler hâlâ süt vermeye devam ediyor. Aynı şekilde televizyon ortaya çıktığında ‘çocuklar okumayacak’ dendi. Bu çok aptalca, çünkü içinde hem kütüphane hem de televizyon olan yığınla ev var, bunlar bir arada bulunuyor. Aynı şekilde internetin de kitabı ortadan kaldıracağı söyleniyor. Açıkçası ben buna inanmıyorum.”
Çocukları ve okuma eğilimlerini iyi değerlendirmeyi başaran Daniel Pennac, çocuklar kadar çocuklarına okumayı sevdirmek isteyen ebeveynin de okuması gereken bir yazar. “Roman Gibi” (Metis Yayınları, 1998) ve “Okul Sıkıntısı” (Can Yayınları, 2011) daha önce yazarı okumamış olanlar için iyi bir başlangıç olabilir. Ayrıca çocuk edebiyatı sahasında önemli çalışmaları olan, çocuk ve gençlik edebiyatı sempozyumları düzenleyen Prof. Dr. Sedat Sever’in “Çocuk ve Edebiyat” (Tudem, 2008) kitabı konuya ilgi duyan herkese yol gösterir bir nitelikte. Yaş gruplarına göre kitap önerilerini de içeren çalışma, çocuklarına nitelikli kitap ulaştırmak isteyenlerin işlerini kolaylaştırabilir. Her çocuğun seveceği bir kitap mutlaka vardır.

EBRU AKKAŞ KUSEYRİ

YAŞ GRUPLARINA GÖRE KITAP SEÇENEKLERI

0-3 YAŞ

DOKUNARAK, DINLEYEREK ÖĞRENMEYE ÇALIŞAN BU YAŞ ARALIĞINDAKI ÇOCUKLARIN DIL GELIŞIMI HIZLIDIR. RESIMLERIN AĞIRLIKTA OLDUĞU BU KITAPLARIN KOLAY YIRTILMAYACAK VE ÇOCUKLARI YARALAMAYACAK MALZEMEDEN YAPILMASI ÖNEMLIDIR. AYRICA BU KITAPLARIN TANIDIK VE PARLAK RENKLI OLMASI KADAR, KISA CÜMLELI AZ METINLERDEN OLUŞMASI DA ÖNEMLIDIR. TEKIL, ÇOĞUL GIBI KAVRAMLARI FARK EDECEĞI, “NEREDE?” SORUSUNA “İÇINDE, DIŞINDA” GIBI YANITLAR VEREBILECEĞI KITAPLARLA OYNARKEN ÖĞRENEBILIR.

3-5 YAŞ

BU YAŞ ARALIĞINDAKI ÇOCUKLAR DAHA ÇOK OLAYLARIN NEDENLERI ILE ILGILENIR, SORULARINA YANIT BULMAK ISTER. BU YÜZDEN ILGI ALANLARI OLDUKÇA GENIŞTIR. UYAKLI DIZELER DUYMAK VE SÖYLEMEKTEN HOŞLANIRLAR. KISA MASALLAR, BILDIKLERI, KARŞILAŞTIKLARI DURUMLARDAN BAHSEDEN KONULAR VE AYRINTILI RESIMLERI OLAN KITAPLAR BU YAŞTAKI ÇOCUKLARIN ILGISINI ÇEKER.

5-6 YAŞ

ÇOCUKLAR, KENDILERINI TANIMAYA VE IFADE ETMEYE ÇALIŞTIKLARI BU DÖNEMDE YENI ŞEYLER DE DENEMEK ISTER. HARFLERE ILGI GÖSTERMEYE BAŞLAR. BILMEDIKLERI KELIMELERIN AZ OLDUĞU, YENI BILGILER VEREN, SAĞLAM METIN VE GÖRSELE SAHIP KITAPLAR ILGILERINI ÇEKER.

6-8 YAŞ

OKUMA-YAZMAYI ÖĞRENDIKLERI BU ÇAĞDA FAZLA UZUN OLMAYAN, KOLAY OKUNABILIR HARFLERLE BASILMIŞ METINLER OKUMAYA BAŞLAYABILIRLER. METINLERIN RESIMLERLE DESTEKLENMESI OKUMANIN ÇEKICILIĞINI ARTIRAN ÖĞELERDEN BIRIDIR. OKUMA ALIŞKANLIĞI KAZANABILECEKLERI BIR DÖNEM OLDUĞU IÇIN KITAP SEÇIMI ÇOK ÖNEMLIDIR. İLGI ALANLARINDAKI KONULARDA SAĞLAM KURGULU KITAPLAR TERCIH EDILEBILIR.

8-12 YAŞ

ARTIK KENDI ILGI ALANLARINA YÖNELIK MACERA KITAPLARI, BILGI VE BECERI KAZANABILECEKLERI KITAPLARA YÖNELEBILIRLER. MESAJ KAYGISI TAŞIMAYAN, SÖYLENILMEK ISTENENIN GÖSTERMECI DEĞIL DE SEZDIRMECI METOTLA AKTARILDIĞI KITAPLARA ÖNEM VERILMELIDIR.kidbooks1

Çocukluğun kahramanları

“Ayşegül” dizisinden “Kaşağı”ya, “Moby Dick”ten
“Afacan Beşler”e; bir kitap kurdunun kaleminden, onu büyüten, yetişkinliğe taşıyan kitaplar üzerine…

Bu bir kitap kurdunun itirafıdır… Aslında her şey “Ayşegül” (Gilbert Delahaye-Marcel Marlier) dizisiyle tanıştığım 2-3 yaşlarımda başladı. Fazla iştahı olmayan bir çocuk olduğum için annemin beni “Ayşegül” kitaplarıyla meşgul ederek yemek yedirme çabaları, benim bir daha bırakmamak üzere ilk kitabımı elime almama neden oldu. “Ayşegül” serisinden, onun renkli resimlerinden ve o sırada kendim okuyamasam da bana okuyanlardan dinlediğim hikayelerinden büyülenmiştim.

Burada eklemeden geçemeyeceğim, “Ayşegül” serisi yıllar sonra Yapı Kredi Yayınları tarafından orijinal halleriyle yeniden basılmaya başlandı. Ve evet, doğru tahmin edebileceğiniz gibi ben hâlâ onları okuyorum!

Daha ilkokula başlamadan bir şeyler okumaya başlamamın müsebbibi de, okumayı bir an önce söküp sevimsiz Cin Ali’lerden kurtulup, sevgili “Ayşegül”lerimi okuyabilmem için beni motive edenler de yine hep onlar oldu.

Hazine adası Sander

Evet, artık okuyabiliyordum. Çok mutluydum ama “Ayşegül”ler de yetmez olmuştu elbet. Tam o sıralarda, pek çok İstanbullu kitapseverin de büyük bir sevgi ve nostaljiyle bugün de anımsayacağı Osmanbey’deki Sander Kitabevi’yle tanıştım. Sander, o yılların sanırım en büyük kitapçısıydı ve alt katı da benim gibi kitap kurdu olan tüm çocuklar için bir hazine adası şeklinde, tamamen çocuk kitaplarına ayrılmıştı.

Yaşım üst kattaki ‘büyük’ kitaplarına terfi edemeden Sander Kitabevi kapanıverdi maalesef. Ama bu süre içinde beni piyasadaki birbirinden güzel çocuk kitaplarıyla tanıştırmayı da başardı. Sander’e yapılan her yolculuk büyülüydü benim için. Sayfaları açıldıkça üç boyutlu olan kitaplar ise kuşkusuz en büyülü olanlarıydı. “Çizmeli Kedi”yi ve “Sindirella”yı ilk olarak bu kitaplardan okudum örneğin. Renkli resimli masal kitaplarında ise “Hansel ve Gretel” ile “Kırmızı Başlıklı Kız”ı keşfettim.

Ama asıl büyük keşfim, Altın Kitaplar’ın parlak gömlekli, ciltli Çocuk Klasikleri serisi olmuştu. Bir doğum günümde bana hediye edilen “Küçük Balerin” kitabını o kadar sevmiştim ki, gece uyurken yastığımın altına saklamış, bitirir bitirmez de yayınevinin diğer kitaplarıyla tanışmak için yine kitapevine koşturmuştum. “Küçük Balerin”in izi yıllarca silinmedi, yıllar sonra bale ve klasik müziğe ilgi duymamı da hep o kitap sağladı aslında.

Jules Verne’in “Seksen Günde Devrialem”i ile “Denizler Altında 20 Bin Fersah”ı, Bernard de Saint Pierre’in “Küçük Lord”u, Mark Twain’in “Çalınan Taç”ı, Robert Louis Stevenson’ın “Kaçırılan Çocuk”u ve adını burada sayamayacağım pek çoğu daha, yine hep bu dizi sayesinde tanıştığım dünya klasikleri oldu. Beni dünyanın bilmediğim yerlerine taşıdılar.Paper-cut-of-children-play-on-book

Umudu öğretmek

Bu arada “Pinokyo”, “Küçük Deniz Kızı” gibi klasiklerle, bir dudağı yerde bir dudağı gökte devlerin yer aldığı Anadolu masalları da eksik kalmadı elbet o yıllarda. Keloğlan ve Nasreddin Hoca hikayeleri beni ilk kez mizahla, Jules Verne’in “Ay’a Seyahat” gibi romanları ise ilk kez bilimkurguyla tanıştırdı o dönem.

Dünya Klasikleri demişken, Milliyet Çocuk dergisinin o dönem verdiği çizgi roman formatındaki çocuk klasikleri de inanılmaz bir hazineydi. Charles Dickens’tan “İki Şehrin Hikayesi” ile “David Copperfield”, Herman Melville’den “Moby Dick”, Howard Pyle’dan “Robin Hood” gibi pek çok çocuk klasiğinin yanı sıra çok sayıda dünya klasiğinin basitleştirilmiş halini de hep bu çizgi romanlar sayesinde yalayıp yutmuştum.

Tabii Türk edebiyatı da ayrı bir yer tutuyordu. Ömer Seyfettin’in “Kaşağı”sını hep hafif bir ürpermeyle okur, ama tekrar bakmaya da tuhaf bir şekilde karşı koyamaz; “Pembe İncili Kaftan”da ise sürekli olarak o ünlü ‘incili kaftan’ı gözümün önüne getirmeye çalışırdım.
Gülten Dayıoğlu’nun ise bambaşka bir yeri vardı benim için. “Fadiş” hem köy yaşamıyla tanıştırıp hem de duygusal yapısıyla hüzünlendirirken, iyimser tonuyla da farkında olmadan umudu hiç kaybetmemeyi öğretmişti bana. “Dünya Çocukların Olsa”yı okuduğumda çok etkilenmiş, “Gerçekten de dünya çocukların olsa neler olurdu” diye uzun süre kafa yormuştum.

Evet, ben farkında değildim ama o kitaplar yavaş yavaş beni eğitiyor, hayal dünyamın tahmin bile edemeyeceğim boyutlarda gelişmesini sağlıyordu.

Bu hayal gücü genişlemesi, yaşamımda en somut olarak Enid Blyton’ın nefis “Gizli Yediler” ve “Afacan Beşler” serilerini okumamla meyvesini çok geçmeden verdi! Her bölümünü büyük bir iştahla okuduğum ve günümüzün dedektiflik serilerinden hiç de aşağı kalmayan derecede zevk veren bu kitaplarda, bir grup çocuğun bir tür dernek kurmaları ve bu derneğin de maceradan maceraya atılıp, gizemli olayları çözmeleri anlatılıyordu. Bu öykülere kendimi öylesine kaptırmıştım ki, hemen mahalledeki arkadaşlarımla benzer bir dernek kurmaya karar verdim. Dernek kuruldu, büyük bir ciddiyetle toplantılar yapıldı, ancak çevrede maalesef çözülecek pek bir gizem bulunamadı. Olsun, ne gam! Ben o gizemleri kendi hayal gücümde yaratıp, çözmüşçesine zevk alıyordum zaten!

Frances Hodgson Burnett’in “Gizli Bahçesi”ni okuduktan sonra da öylesine büyülenmiştim ki, pencereden düşmek pahasına sarkıp arka bahçeyi günlerce kısık gözlerle taradım. Tabii ki bir şey göremedim! Ama hayal gücüm çalışmaya başlamış, sıradan bir arka bahçeden çoktan gizemli bir dünya yaratmıştı bile.

Küçük kızın dileği

O zamanlar farkında değildim pek, ama Eleanor H. Porter’in “Pollyanna”sıyla birlikte, bir anlamda ilk ‘kişisel gelişim’ kitabımı da okumuş oluyordum. Pollyanna’nın her koşulda iyimser kalmak üstüne kurulu felsefesi bugün biraz ‘aşırı saflıkla’ bir tutulsa da, bence değer yargıları yeni gelişmekte olan bir çocuk için hâlâ vazgeçilmez bir kitap niteliği taşır. Kimbilir belki de tüm çocuklar Pollyanna okumuş olsa, bugün çok daha güzel bir dünyada yaşayabilirdik!

Çocuklukla genç kızlık arasındaki o belirsiz zamanlarda tanıştığım Louisa May Alcott’ın “Küçük Kadınlar”ı ve özellikle de romandaki ‘yazar’ olmaya sevdalı Jo karakteri ise bir yandan bir genç kızla, diğer bir yandan da bir diğer kitap kurduyla empati kurmama yardımcı oluyor; kitaplar, ben hiç fark etmeden ruhumu eğitmeyi sürdürüyordu.

Burada sayamadığım daha pek çok kitap var kuşkusuz; Can Çocuk’tan “Pıtırcık’ın Serüvenleri” örneğin ya da “Çocuk Kalbi” (Edmondo de Amicis), “Pal Sokağı Çocukları” (Ferenc Molnar), “Tarzan” (Edgar Rice Burroughs) ve tabii ki unutulmaz “Küçük Prens” (Antoine de Saint-Exupery)…

Bütün bu kitaplar, onların unutulmaz kahramanları ve perde arkasındaki yazarlar beni çocukluktan yetişkinliğe taşırken, gerçek anlamda öğretmenlerim oldu. Çocukluğun unutulmaz yaz tatillerinde bir ağaç altında, uzun ikindi vakitlerinde serin arka odalarda, okul dönüşü sıcak çay eşliğinde kış akşamlarında ya da sevgili “Ayşegül”ün unutulmaz bir bölümüne ithafen yaz tatilleri dönüşünde okulların açılmasının beklendiği o ara vakitlerde, kitaplar hep en iyi arkadaşım oldu.

Ve şimdi o küçük kitap kurdu büyüdü, masallardan tanıştığı peri kızına gönderdiği dileği yerine geldi. “Keşke ilerde işim kitap okumak olsa!” demişti o çocuk. Kitapların peri kızı o dileği yerine getirdi. O küçük kız artık yaşamını kitap okuyarak kazanıyor ve çocukluğunun tüm kahramanlarına da teşekkür ediyor.

ELIF TANRIYAR