Gelişim ve etkili çalışma adına bir bülten

1
289
Gelişim ve etkili çalışma adına bir bülten
Gelişim ve etkili çalışma adına bir bülten

DERVİŞ KAŞIKLARI

Bir gün sormuşlar ermişlerden birine.”Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?”

“Bakin göstereyim” demiş ermiş. Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra  hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar. Ermiş “Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz” diye bir de şart koymuş. “Peki”  demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.

Bunun üzerine “Şimdi…” demiş ermiş. “Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe.” Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa.
“Buyurun” deyince her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karsısındaki kardeşine uzatarak içmişler çorbalarını. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan. “İste” demiş ermiş.
“Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse o aç kalacaktır. Ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır.

hedef

HEDEFİNİZ VAR MI?

Hepimizin hayalleri vardır? Yapmak istediklerimiz, olmak istediklerimiz? Kimimiz mesleki anlamda bir yerlere gelmek ister, kimimiz mülk edinmek ister, kimimiz dünyanın en tatlı karşı cinsiyle evlenmek ister, kimimiz LGS’de, kimimiz ÖSS‘de başarılı olmak ister. Bu isteklerin sınırı yoktur. Saydığımız şeylerin hepsi birer hayaldir başlangıçta. Bir çoğumuzda da hayal olarak yaşar gider.

İnsan ömrünün sonuna kadar ulaşmak istedikleriyle, ulaşamayıp fırsatı kaçırdıkları arasında bocalar durur çoğu zaman. Yaşlı insanlarla konuştuğumuzda duyarız genellikle: “keşke öyle yapmasaydım, keşke şunu söylemeseydim” diye. Ama artık iş işten geçmiştir, yapacak bir şey kalmamıştır. İşte sevgili dostlar bir kısmımız için yapacak bir şey kalmamıştır. Bir kısmımız için hala yapacak şeyler vardır, bir kısmımız içinse daha, yapacak çok şey vardır. Birinci grupta saydığım insanlar için artık yapacak bir şey kalmadığına göre hayatımızdaki keşkeleri bırakalım artık. Bu saatten sonra ardından koşarak trene yetişemezsiniz. Şunu yapmak en akıllıcasıdır bence, bundan sonra ne yapabilirim, yaşadığım tecrübelerden nasıl yaralanır ve ders çıkartabilirim. Şimdi zaman tecrübelerden yararlanma ve sonrakilerle paylaşma zamanıdır.

Yapacak şeyleri olanlar ise treni kaçıranlardan biraz daha şanslıdırlar. Çünkü az da olsa yapacak bir şeyler vardır daha. Çok akılcı davranmak gerekmektedir. Eğer çok kısa bir sürede uygun kararı veremezlerse zor durumda kalabilirler. İyi düşünmek gerekecektir. Ya zamanı geldiğinde uygun kararı verecekler ve sonuçlarına katlanacaklar ya da karar vermeyecekler ve yine sonuçlarına katlanacaklar ve tekrar bir fırsat için bekleyecekler. Şüphesiz bu çok zor bir iştir. İşte bundan dolayıdır ki çevremizdeki insanlara yapabilecek şeyler varken yapın diyoruz.

Birde yapacak çok şeyi olanlar vardır ki asıl üzerinde durmak istediğim kişilerde bunlar. Hayallerinin peşine düşüp gerçekleştirmek için uğraşanlar vardır ya işte bu insanlar hayallerini hedef haline getirmişlerdir. Bu hedeflere ulaşmak için çalışırlar. Çok akılcı davranmak zorundadırlar. Çünkü hedeflerine her gün biraz daha yaklaşmaları gerekmektedir. Dünleriyle bu günleri aynı olduğunda kendilerini zararda bilirler. Bu insanlar işe plan yapmakla başlarlar. Planlarında net adımları vardır. Hangi zamanda ne yapacakları bellidir. Engellerle karşılaştığında telaşlanmazlar. Sorunun nereden kaynaklandığını bulmaya çalışır ve çözüm için uğraşırlar. Yaptığı hatalardan ders çıkarmaya çalışırlar. Hedefleri için attığı adımların sonucunu hemen görmeyebilir. Sabırla bekler. Tam bir motivasyona sahiptir. İşte bu insanlar başarıyı hak eden insanlardır.

Bir çoğumuz duymuşuzdur -yazarını şu an hatırlamıyorum- “Hayal Hırsızı” adlı öyküyü. Hayallerini kompozisyonda dile getiren gezgin bir at terbiyecisinin oğlunun yaşadıklarını ve bu hayalleri gerçekçi bulmayarak kompozisyonu değiştirmesini isteyen öğretmenin tavrını ve çocuğun cevabını. Ne diyordu çocuk “siz verdiğiniz notu değiştirmeyin, bende hayallerimi” . Sonrada çocuğun, imkansız gibi görünen hayallerini gerçekleştirmesi. Gerek öğretmen gerekse öğrenci olarak bu öyküden çıkarmamız gereken bir çok sonuç var.

Sonuç olarak hayallerinizi sadece düşünüyor ve ulaşmak için çaba harcamıyorsanız adı üstünde bu bir hayaldir ve hep öyle kalacaktır. Ancak hayallerinizi gerçekleştirmek için çaba gösteriyorsanız, hayalleriniz hedef olmuştur artık ve hedeflere nasıl ulaşılacağı da bellidir: Plan, uygulama, kararlılık ve sabır.

Sahi hayaliniz, pardon hedefiniz var mı?

ÇALIŞMA ORTAMIetkili-verimli-ders-calisma-02

Başarısız öğrencilerle konuştuğumuzda, karşımıza çıkan önemli sorunlardan birisinin uygun çalışma ortamının bulunmaması durumu olduğunu görüyoruz. Kiminin uygun bir odası var, ancak yanlış düzenlenmiş; kiminin ise ne yazık ki böyle bir imkanı hiç yok. Acaba ders çalışma ortamı nasıl olmalı?

İlk önce odada bulunmaması gereken unsurlardan bahsedelim. Ne yazık ki günümüzde gençlerin dört temel bağımlılığı var (teknolojik bağımlılıktan söz ediyorum). Bunlar: Televizyon, bilgisayar, müzik seti ve telefon. Eğer şu an bu makinelere bağımlı olarak hayatınızı sürdürüyorsanız ve bu saydığım makineler çalışma temponuzu olumsuz etkiliyorsa, hiç vakit kaybetmeden odanızdaki bu araç-gereçleri yok edin! Çalışacağınız ortamda bu makinelerin size sağlayacağı çok fayda yok (Tabi ki çeşitli ders CD’lerinden yararlanarak ders çalışanlar hariç). Boş zamanlarınızı değerlendirme amaçlı olarak bu teknoloji harikalarından yararlanabilirsiniz. Ama dediğim gibi çalışmanızı engelliyorsa, mümkünse odanızdan hatta evinizden uzak tutun. Sınavdan sonra yeniden haşir-neşir olabilirsiniz.

Gelelim müzikle ders çalışma alışkanlığı olanlara. Araştırmalar göstermiştir ki insan beyni, bilinç düzeyinde birçok uyarıcıyı birlikte algılayamaz. Dolayısıyla müzik dinlerken ders çalışabildiğini zanneden arkadaşlar aslında sadece müzik dinliyorlar, ancak farkında değiller ya da algılama düzeyleri ve zeka seviyeleri bilinen türden değil (!). Müzik dinlemeyin demiyorum, ama ders çalışırken en azından bu yanlışa düşmeyin.

Zaman hırsızlarından olan ve devamlı kendisiyle ilgilenilmesini bekleyen küçük yumurcakları da unutmamak gerekiyor.Küçük kardeşi olanların ebeveynlerine çok iş düşüyor. Bu bızdıkların size bulaşmamalarını (!) sağlamak zorundalar. Onları, vereceğiniz rüşvetlerle (çikolata gibi) kısa süreli de olsa bertaraf edebilirsiniz, ancak bu da zamanla onların size karşı kullanabilecekleri bir koz (!) haline dönüşebilir. O nedenle dikkatli olmak durumundasınız.

Eğer imkanınız varsa kendinize ait bir çalışma odanız olsun. Bu oda gürültüden uzak, doğrudan güneş ışığı alabilecek bir konumda olmalı. Kesinlikle ayak üzerinde olan, gelen-gidenin uğradığı bir transit oda (!) bu iş için uygun değil. Peki, özel odası olmayan öğrenciler ne yapacak? Bu arkadaşlar kendileri için uygun bir çalışma köşesi oluşturmalılar.

Çalışacağınız masa, cam kenarında olmamalı. Çünkü böyle bir durumda sesle, görüntüyle, ısı ve ışıkla doğrudan muhatap olacağınızdan, hem bedensel hem de zihinsel olarak kendinizi rahat hissedemezsiniz. Cam kenarını mekan olarak tutan öğrenciler, oturdukları caddenin veya mahallenin çok gezenleri, muhtelif sebze ve meyve fiyatları, o caddedeki insanların sahip oldukları araba markaları üzerinde yeterli seviyede bilgi edineceklerdir (!), ancak ne yazık ki sınavda bu tür özel sorular karşılarına çıkmayacak. O nedenle çalışma masasının cam kenarında olmamasına dikkat edin.

Gelelim ışık durumuna. Bilirsiniz ki televizyonlarda önemli bir görevi yerine getirenler de ışıkçılardır. Onlar çekimin en güzel şekilde ekranlara ulaşması için stüdyodaki spotların ne şekilde yerleştirileceği konusunda yoğun çaba harcarlar. Sizin de bir ışıkçı gibi çalışma odanızın ışık düzenini ayarlamanız gerekiyor. Işık kaynağının yeri üzerinde çok fazla oynama şansınız olmadığı için (Sabit ışık kaynaklarını göz önüne aldığımızda) genellikle taşınabilir nitelikte olan masanın yerinde değişiklik yaparak bu problemi halledebilirsiniz. Odanızdaki ışık kaynağı (ampul, floresan vb.) kesinlikle gözlerinizi yormayacak, dikkatinizi dağıtmayacak bir güçte olmalı. Işığın gözünüze doğrudan gelmemesine ve gölgenizin çalışma masanızın üzerine düşmemesine özen gösterin. Unutmayın ki gözleriniz, hayatınızın bundan sonraki dönemlerinde de sizin için gerekli. Göz bozukluğu olan öğrenciler beni daha iyi anlayacaklardır. (Her ne kadar günümüzde gözlük bir karizma aksesuarı olarak kullanılsa da…)

Odanızın ısı durumu, verimli ders çalışmaya müsait olmalı. Esneme katsayınızı artıran veya titreme periyodunuzu hızlandıran oda sıcaklığı, dikkatinizi bedensel problemlerinize yönlendireceğinden çalışacağınız konu üzerinde yoğunlaşmanız imkansız hale gelir. Çalışma masanızı, sıcaklıktan doğrudan etkilenebileceğiniz yerlere (kaloriferin, sobanın yanı vb.) koymayın. Bu konuda bir diğer tavsiyem de, odayı ısıtmak için katalitik türü ısıtıcılara rağbet etmemeniz. Çünkü bu tür ısıtıcılar, odadaki oksijeni kullandıkları için beynin verimli çalışmasını engeller. Beynin en temel gıdasının oksijen olduğunu düşünürseniz, bunun ne kadar doğru olduğunu daha kolay algılarsınız.

Ders çalışırken kullanacağınız materyaller (kitaplar, testler, kalem-kağıt , su vb.) yanı başınızda bulunmalı. Çalışmaya başladıktan sonra diğer odaları dolaşarak bu malzemeleri toplamaya başlarsanız, hem zaman kaybı olur hem de çalışma ciddiyeti bozulur. O nedenle eğer mümkünse masanızın yanında bir kütüphanenizin olmasında büyük fayda var.

Bir de oturacağınız sandalyelerin ne şekilde olacağı konusu var. Masanın boyuna uygun, sizi bedenen yormayacak (Çünkü ÖSS’ye hazırlanırken hayatınızın yaklaşık %20′si bu nesnenin üzerinde oturarak geçecek) nitelikte sandalyeleri tercih ediniz. Bazı uyanık öğrenciler rahatına çok düşkün olduğundan koltuk türü, uyumaya da elverişli (çok fonksiyonlu!!!) malzemelere yönelebilirler. Bu öğrencileri uyarmış olayım.

Bazı öğrenciler odalarını görsel malzemelerle zenginleştiriyor. Muhtelif boyda ve ebatta posterler ve afişlerleduvarlarını süslüyor. Buralara, ulaşmak istediği, hedeflediği, sevdiği kişi veya nesnelerin resimlerini asıyor. Bu öğrencilere söyleyeceğim şey, bu sene ki hedeflerine uygun afişlerle odalarını süslemeleri. Örneğin kazanmak istenilen üniversitenin fotoğrafları bunun için çok ideal (tabii ki ders çalışırken hayallere dalmanıza sebep olacaksa, bu tür afişlerden de uzak durmanızda fayda var). Elinizden geldiğince odanızı sade tutmaya çalışın. Ne kadar çok uyarıcı olursa, dikkatinizin dağılma riski o kadar yüksek olacaktır.

Burada yazılanlar belki çok ayrıntı olarak gelmiş olabilir. Ancak zaten bu işin iskeleti belli. Çalışmak, çalışmak, çalışmak. Farkında olmadığımız birçok ayrıntı hayatımızda önemli değişikliklere zemin hazırlayabilir. Zaten çoğu öğrenci başarılı olmak için gerekli olan ana unsurları yerine getiriyor. Fark, ayrıntılarda karşımıza çıkmakta.

  • İbrahim Külekci

    Çok güzel bir anlatım olmuş teşekkürler.