Gezi Parkı Olayları:Bu Neyin Psikolojisi?

1
154

gezi parkı psikolojisi

Yaklaşık 20 gün önce başlayan gezi parkı olayları normal vatandaştan tutun psikoloji uzmanlarına kadar bir çok kişinin hayatında ciddi gerginlillere neden oldu. Sağduyu kelimesini bir hiç yapan bu süreç neyin psikolojisi? HT Sağlık’tan Fatme Belgin sürecin psikolojik boyutunu araştırdı. İşte ayrıntılar…

Birkaç gündür vicdanları titreten pek çok görüntüye tanık oluyoruz. Sağduyu kelimesi bir paçavra gibi fırlatıldı! “Nasıl bu hale geldik?” sorusunu artık kimse duymak istemiyor. Ancak “Bu neyin psikolojisi?” İşte bu soruya bilimsel bir yanıt gerekiyor. Akil insan, Prof. Erol Göka, ‘Türklerin Psikolojisi’ kitabında cevabı tek kelimeyle veriyor: Sosyopati!

Yaklaşık yirmi gün önce Taksim Gezi Parkı’ndan başlayan hareketin nedenini ve nasıl bir yol aldığını okuyabildiğimiz kadar okuyor, izleyebildiğimiz kadar izliyoruz. Gidişata ilgili görüşler ortaya atılıyor, herkes bir şeyler söylüyor. Bunlardan biri de geçtiğimiz günlerde beyanat veren akil insan heyetindeki isimlerden olan Psikiyatrist Prof. Dr. Erol Göka’ydı.

Prof. Göka şöyle demişti: “Hükümet, uzlaşma mesajlarını sürdürürse, eylemler marjinalleşir. Hükümet tavrını sertleştirir, müdahaleler aynı sertlikte sürerse, olaylar da farklı boyutlara yönelebilir. Herkes özenli davranmalı.”

taksim-gezi-parki-haberleri5Bugün geldiğimiz nokta ortada…

Peki, tanık olduğumuz, vicdanları titreten bu görüntülerin sebebi ne?

Sağduyu kelimesinin bir paçavra gibi fırlatılmasına neden olan ne?

Bu nasıl bir psikoloji?

Neyin psikolojisi?

Bu soruların yanıtını yine Psikiyatrist Prof. Erol Göka’dan öğreniyoruz. Göka, bundan beş sene önce yayımladığı Türklerin Psikolojisi* isimli kitabında şunları anlatıyor:

“Vicdansız bir kişilik profilinin en karakteristik özellikleri ‘antisosyal kişilik bozukluğu’, ‘sosyopat’, ‘psikopat’ gibi adlar verdiğimiz marazi kişilik yapısında kendini gösterir. Bu insanlar, adeta doğuştan suça eğilimli, her türlü toplumsal düzen ihlaline, ahmaksızlığa teşnedirler.

Bilimsel araştırmalar bu kişilik bozukluluğunun büyük ihtimalle ailesel bir geçiş gösterdiğini; her toplulukta bu tür insanların belli bir oranda bulunduğunu ortaya koyuyor.

Bu nedenle denilebilir ki, her türlü toplumsal düzenin, ahlak sisteminin ve hatta devletin varlık nedenlerinin başında sosyopatinin dizginlenmesi gelmektedir.

Her ne kadar genetik-biyolojik faktörler sosyopatinin gelişmesinde önemli bir rol oynasa da, insanın varlık yapısı gereği, yaşadığı toplumun özellikleri de onun bireysel psikolojisine yansır.

Her kültürün, özellikle her siyasi kültürün en önemli misyonlarından birisi de, sosyopatinin entegrasyonudur. Eğer bir toplum sosyopatiyi entegre edebilme konusunda etkili ve başarılıysa, o toplumun barış ve huzur içinde yaşama şansı artacaktır.

Öyle tedbirler alınmalı, öyle bir yaşam tarzı oluşturulmalıdır ki, sosyopati dizginlenebilsin, sessiz yığınların hakları sosyopatiye karşı korunarak güvence altına alınabilsin. Anayasaların ve hukukun temelinde tüm diğer etkenlerin yanı sıra asıl bu kaygı vardır. Yoksa toplum, kendi iradesiyle ve yaşam kültürüyle bir hukuk oluşturamayacak, meydan vicdansız sosyopatlara terk edilmiş olacaktır.

Kültürler, özellikle siyasi kültürler, sosyopatiyi entegre etmede genellikle onların daha önce tanımlamadığımız bir başka asli niteliklerinden yararlanırlar. Sosyopatlar, ortalama insanla kıyaslanmayacak ölçüde risk alma eğilimi gösterirler. Onların bu niteliği, çok cesur ve atak tavırlar olarak da değerlendirilebilir. Eğer cesur ve atak, risk alan tutumlarını toplum yararına kullanmaya zorlandıkları bir kültürel baskı meydana getirilirse, bu zalimlerden gerçek kahramanlar çıkabilir.

Eğer toplumun sosyopatiyi entegre edebilme yeteneği uzun bir zaman dilimine yayılacak kadar etkili olabilirse, barış ve huzur içinde yaşama şansı artacaktır.

Toplum sosyopatiyi entegre edebilecek yetenekten yoksunsa veya bu yeteneği çeşitli nedenlerle yitirmişse, sosyopati tüm berbat özellikleriyle hemen kendisini gösteriverir.

Sessiz ve mağdur halk yığınları karşısında, sayıları okyanusta damla misali kalsa da sosyopatlar baskın çıkar. Toplum kendisini hukuk tanımayan bu insanların insafına terk eder, yasal düzenlemeler sözde kalır, zorbalık, rüşvet ve yolsuzluk vaka-i adiyeden (sıradan olay) görülür.

En kötüsü bunlar, toplumun yeni ‘değerleri’ olarak tüm insanların psikolojilerine yerleşmeye başlar.

Her toplum olağan ve stabil bir sosyal yaşamı başarabilmek için sosyopatiyi dizginlemek zorundadır.”

* Türklerin Psikolojisi, Timaş Yayınları, 2008. (s: 203-206)

Hazırlayan: Fatma Belgin