Hatayı Başkasında Değil Beynimizde Aramalıyız

0
194

BİLİM ve araştırma aşkı hiç bitmeyen insanlardan biri Prof. Dr. Turan İtil. 90 yaşına merdiven dayayan nöropskiyatr İtil’in kariyerindeki başarıları alt alta sıralamak bile kolay değilken onda yorgunluk emaresine rastlamak zor. Hala hasta bakıyor, araştırmalar yapıyor, yeni girişimlerde bulunuyor. Neredeyse hayatının 50 yılını beyin ve beyinde oluşan hastalıkları inceleyerek geçiren İtil’e göre beyin, önemi tıp dünyasınca bile yeterince kavranamamış bir organ.

İtil’in kariyerini kısaca özetlemeyi deneyelim ve sözü ona bırakalım: İstanbul Lisesi’nden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdi. 1954’te Almanya Tübingen Üniversitesi’nde nöro-psikiyatri uzmanı oldu. 1955-1962 yılları arasında Erlangen Üniversitesi’nde bilimsel araştırma uzmanı olarak çalıştı. 1962’de Almanya’da yabancılara verilmeyen Habilitasyon sınavına girme hakkı ilk kez kendisine verildi ve İtil, nöropsikiyatri doçenti oldu. 1963’te ABD’deki Missouri Üniversitesine davet edildi. 1975’e kadar burada bilimsel araştırmalarını sürdürdükten sonra New York Üniversitesi’nde çalışmaya başladı. 36 yıldır aynı üniversitenin kadrosunda yer alan İtil, 7 kitap yazdı, 13 ilaç keşfetti. Bilgisayarlı EEG cihazını geliştirdi. 13 ilaç keşfedip patent aldı. 25’ten fazla ülkede 100’ün üzerinde beyin fonksiyon laboratuarı kurdu.

Öldürmediği için varlığını unutuyoruz

BEYİN tıp dünyası içinde bile vücudun bir organı olarak unutuluyor. Ben tıp mensubu olduğum halde beynin doktorlar tarafından unutulduğunun ancak 30 sene önce farkına vardım. 1980’lerde biraz komplike bir fıtık ameliyatı olmam gerekti. New York’ta üniversitemizin cerrahi kliniğine yatırıldım ve ameliyat öncesinde tetkike tabi tutuldum. Vücudumdaki bütün organlara bakıldı ama beyinle ilgili hiçbir test yapılmadı. Beyin unutuluyor çünkü genel olarak beyin hastalıkları insanları öldürmüyor. Mesela depresyon, şizofreni, alzheimer, parkinson gibi hastalıklar doğrudan ölümle sona eren hastalıklar değil. Ameliyatlarda veya kazalarda beynin büyük bir kısmı hasara uğrasa dahi insanlar ölmüyor. Yine çok önemli olarak beyin vücudun organlarını ve en önemli vücut fonksiyonlarını idare eden bir merkez. Fakat bu merkezin birçok çalışması şuur haricindedir veya önemi pek anlaşılmaz. Mesela karar verebilme, planlama ,organize edebilme, hatırlayabilme, olayları hissedebilme kabiliyetleri. Bunların en iyi bir şekilde yapılabilmeleri için sağlıklı bir beyne ihtiyacımız olduğunu kaçımız düşünür? Hangimiz yanlış karar vermemizi, ya da bir işi batırmamızı beynimizin sağlıklı olmamasına bağlarız.”

Fiziksel egzersiz yapın erken emekli olmayın

“İNTERNETTE uzun zaman geçirmek insan sağlığı için korkunç bir zarar. Bu tür sosyalleşmenin yüz yüze gerçek manadaki sosyalleşmeyle kıyaslaması bile yapılamaz. Yürüyüş bandında yürümekle dışarıda açık havada yürümek arasında da buna benzer bir fark var. Şöyle ki bir kere sokakta yürürken kaldırımlar, iniş çıkışlar, düşmeme çabası ve diğer dış etkenler beyninizi de çalıştırmanızı sağlıyor. Eğer yaşlılığınızda beyninizi korumak istiyorsanız şunlar çok önemli: Fiziksel egzersiz, sosyal kalma, beyin egzersizleri.. Emekli olduktan sonra da eğer seviyorsanız mesleğinizi mutlaka yapın. Mesleki ilgi beyni sağlıklı tutar. Türkiye’ye geldikten sonra hiçbir şey yapmayacaktım. Ama yine çalışmadan duramadım. Hasta görmeyi seviyorum ama her hastayı değil. Hayatımın 20 senesinde tedavi edilemeyen şizofrenlerle uğraştım. ABD hükümeti tonla para verdi bu çalışmaları yapmam için. Sonraki 20 sene de alzheimerlılarla uğraştım. İçlerinden birini bile tedavi edince inanılmaz bir haz alıyorum. Şimdi de tedavisi zor hastaları kabul ediyorum. Haftada üç-dört kez spora gidiyorum. Birkaç genç uzmanla birlikte bir beyin rehabilitasyon merkezi açmayı planlıyorum.”

Genç nüfus yaşlanacak ve alzheimer çok artacak

“ABD’DEKİ projelerimiz devam ediyor. Benim çalışma alanlarım depresyon, alzheimer ve şizofreni. Bu hastalıklarda gelişmeler çok yavaş ilerliyor ve son dönemlerde de eskiye nazaran azaldı. Hastalığa yol açan genlerin tespit edilmesi tedavi umutlarını artırıyor tabii. Fakat semptomları azaltan yöntemler bulunsa da tedavi eden metotlar henüz yok. Psikiyatrik hastalıkların en büyük özelliği kati teşhis ve tedavilerinin olmaması. Örneğin depresyonun ne zaman nasıl başladığını kesin olarak bilemiyorsunuz, sadece tahminlerle ilerliyorsunuz. Alzheimer hastalığının yeni şekli -ki eskiden yaşlılık bunaması denirdi- giderek artıyor. Çünkü insanlar daha uzun yaşıyor. Yaşlandıkça da hastalık daha çok görülüyor. 80 yaşını geçmiş her iki kişiden biri alzheimer. Bu Türkiye için çok önemli. Zira bizdeki genç nüfus yaşlandığında ortaya büyük bir salgın gibi binlerce alzheimer hastası çıkacak.”

Saça, tırnağa gösterdiğimiz özeni bile göstermiyoruz

“TIrnaklarInIza, saçlarınıza yılda kaç kez bakım yaptırıyorsunuz? Bugüne kadar beyninize kaç kere baktırdınız? Diyelim evlisiniz, eşinizden ayrılmak üzeresiniz. “Bu iş neden böyle oldu?” diye beyninizi tetkik ettirir misiniz? Beynimiz hali hazırda büyük bir tabu. Kavga ediyoruz, neden? Benim fikrim senin fikrinden daha önemli dediğimiz için. Egomuzu tatmin etmeye çalışıyoruz. Bir şeyi okuyup öğrenmek, öğrendiğinizi hatırlayabilmek, hatırladığınız şeyin makul ya da makul olmadığına karar vermek, bunun kullanılabilir olduğuna karar vermek…. Düşünün eşiniz eve geç geldi. O sırada kısacık zaman diliminde beyniniz binlerce şey hatırlayıp ona göre tepki veriyor. Beyninizde ufacık bir bozukluk olursa bütün sosyal yaşamınızı etkiler. Bunun için kişi sağlıklıyken veya hastalık riski yokken kontrol etmek ve kişinin normlarını tespit etmek çok önemli. Beyin check up’ını bu yüzden mutlaka yaptırmak lazım. Kişisel, duygusal davranışlarımızın birçoğu genetik olarak programlanmış olmasına rağmen bu alanlarda olan bozukluklar modern psikolojik ve davranış bilimi sayesinde yönlendirilebilir ve disipline edilebilir. Ancak bunların büyük hatalar yapılmadan bilimsel olarak tetkik ve tesbit edilmesi lazım.”

Kaynak: ESRA CENGİZ / Star Gazetesi