Hayvan Fobisi Öğrenilir mi?

0
127

İnsanların hayvanlarla olan duygusal bağı nasıl çözümlenmeli? Hayvan fobisi öğrenilir mi?

İnsanların “moda”ya uymak, yalnızlıklarından kurtulmak ya da insanlardan kaçmak için evcil hayvanlara ihtiyaç duyması ne kadar doğru? İnsanların hayvanlarla olan duygusal bağı nasıl çözümlenmeli? Hayvan fobisi öğrenilir mi? Tüm bu soruların yanıtlarını NPİSTANBUL Hastanesi Uzm. Psikologu Yıldız Burkovik ile konuştuk, anılarını paylaştık.

Eve hayvan girişine izin verilmesi ne gibi duygusal kazanımlara yol açar? İnsan psikolojsine yararı nedir?
Evde hayvan beslemek eğer ki şahıs titiz bir insan değilse huzuru getirir. Huzuru yakalamış olan insan sağlığı dolayısıyla mutluluğu da yakalar. Bir hayvana bakıyor olmak karşılıklı duygusal bir bağı sürdürebilmek insanı yeniler bir durumdur. Hatta evde bir canlı olması insanı kendine bakmaya yönlendirir. Çünkü insan kendisine bakmıyor. Kendini umursamıyor. Evinde hayvanınla ilgileniyorsun. O daha önemli bir “kişilik” halini almaya başlıyor. Bir seyahate gittiğinizde, yurt dışına çıktığınızda evdekilerden çok evdeki evcil hayvanınızı özlüyorsunuz. Bunu birlikte yaşadığınız insanlara söylediğinizde “Nasıl beni ekarte edersin? Nasıl böyle düşünürsün?” deniyor. Kedikızım’la öğrendim bu duyguları. 14 yıl yaşadı yanımda. Çok güzel bakıldı. Kendi sağlığımızdan daha çok özen gösterirdik çoğu zaman.

Bu denli sevgiyi kazandıran nedir? Var olan sevginin karşılıksız olması mı?
Karşılıksız bir sevgi olduğu için farklı bir durum. Sizden bir şey istemiyor, hayatınıza kastedecek, alışkanlıklarınızı temelinden sarsacak bir şey istemiyor. Emre amade gibiler. Dolayısıyla güven ve sıcaklığı getiriyor eve. Örneğin babam by pass ameliyatı geçirdiğinde evde kedi köpek olmasından dolayı, tüylerinin zarar verebileceğini düşündük ama biz asla hayvanımızı ekarte etmedik. Her an her dakika tüylerini taradım. Evde sıkıntı duyulan bir durum olduğunda sakinleştirici bir etkisi oluyor. Gelir babamın üstüne yatar patileriyle yavaş yavaş okşardı onu. Evin bir ferdi gibi oluyorlar. Ama bunu hayvan beslemeyen insana anlatamıyorsunuz. Bazı yönlerden bu duyguyu almadıkları için çok da güçlü olamadıklarını düşünüyorum hayata karşı. Çünkü hayvan besleyen insan daha sevgi dolu, anlayışlı ve duygusal olur. Hayvan besleyip de saldırgan olan bir insanla karşılaşmadım henüz.

Kedi köpek takıntısı olan insanların psikolojisi nedir? Nasıl bir yaşam biçimi yaratıyorlar kendilerine?
Çok fazla olan çok iyi değil aslında. İnsanlardan soyutlanıyorsa, “İnsandan dostum olmaz benim, tek dostum hayvanlardır” diyorsa o kişide psikolojik problemler var demektir bu. Ya çok fazla hayal kırıklığı yaşanmıştır ya da çok zarara uğramıştır. Birkaç kişiden duyulan zarardan dolayı “Bütün insanlar kötüdür” diyerek bir genelleme içine düşüyorlar. Ve sonrasında çoğalmaya başlıyor hayvanlar. Bir tane aldınız mı dayanamıyorsunuz bir ikincisi geliyor. Sokakta görüyorsunuz ayağı sakat, gözleri görmüyor dayanamıyor alıyorsunuz. Bir anda bazen de durdurulamayan bir hal alıyor hayvan sevgisi. Alkol almak, yemek yemek gibi bir alışkanlık. Sosyal yaşantısını etkiler bir hal almışsa bu çok sağlıklı bir durum kesinlikle değildir.

Ben merkezci, egoları çok yüksek insanlar hayvan besleyebilir mi? Nasıl bir hayvan tercih edebilirler?
Kendi egosunu düşünen insanlar çok fazla hayvan besleyemez. Ancak şöyle olabilir; kişi benim hayvanım, benim kadar güzel, benim kadar değerli, benim kadar özel niteliğini taşıyan bir hayvanı bulursa olur. Çok alışılmadık olmalıdır beslenecek hayvan. Ancak o tarz yakalandığında hayvanın kendisini yansıttığını düşünür. Gazetelerde, dergilerde görürsünüz hayvanları sahiplerine benzer. Tabi bu bir genellemeye sebep olamaz. Bu niyetle var olan bir süreçtir.

Korkuların öğrenilebilir ya da öğretilebilir olması söz konusu mu?
Küçüklükten itibaren hayvanlarla haşır neşir olmuş çocuklar vardır, ellerinde sümüklüböcek ya da solucanla gezerler. Bir sakınca görmezler. Aksine bazı insanlar da yumuşak şeylere dokunamazlar. O yüzden kediyi, tavşanı sevemezler. En basiti şeftaliyi tutamazlar. Konu tüylü şeylere dokunamamaktır, düşünürken bile kendini kötü hisseder kişi. Dişlerini gıcırdatır, rahatsızlık duyar. Bunlara sebep ya alışkanlık ya da aileden gelen öğrenilmiş davranışlardır. Bir yerde okumuştum Napolyon bir savaşa girecektir. Çocukluktan gelen kedi korkusu vardır Napolyon’un. Çocukken bakıcısı yanından ayrıldığı süre içinde bahçede oynarken kedi elini tırmalar. Orada korku yerleşir. Napolyon’un bu korkusunu öğrenen rakip “Ben bu savaşı alırım” der. Çünkü bu ince tarafı biliyordur. Çuvallara kedileri koydurur ve bırakır ortaya. Kati suretle savaşamaz kişi orada ve o savaşı kaybeder.

Bu denli yoğun korku çocukta ne şekilde yerleşir? Nasıl var olur?
Küçük bir çocuğa “aman oğlum yapma, dikkat et ısırır” telkinleri korkuya neden olabilir. Bazen de yoğun korku çocuğun gördüğü beden dilinden kaynaklanabilir. Vücut hareketleri devreye girer, “Ben korkmuyorum canım” derken vücut gelişmeye başlar. Uzaktan kediyi gördüğü anda kaçınmaya çalışır, yolunu değiştirir. Çoğu çekiştirir ama çocuk görür köpeği kediyi seslenir ama sevdirilmez. Ya da çocuklar sokakta oynarken kedi-köpek geçerken kadının bir tanesi masanın, sandalyenin üstüne çıkmış avazı çıktığı kadar bağırıyor. Bu davranışı gören çocuk ne düşünür? Ya alay eder ya da kocaman kadın korkuyorsa benim de korkmam gerekir, demek ki bir şey var diye düşünür.

Ailede hayvan korkusu yaşamayan, fobinin olmadığı bir ortamda büyütülen çocukta korkuya rastlamanın nedeni ne olabilir?
Çünkü televizyonda ya da sinemadaki küçük fragmanlar böylesi bir etki yaratır. Kuşlar filmi, arıların saldırısına uğramış birinin hikayesi… Kedi fareyi yiyor. Çocuk orda onu izlemiyor direk ama araya bir tanıtım fragman giriyor. Beyin gördüğünü alır ve anında yerleşir. Orada bitti demektir.

Fobilerin iyileştirilmesi için ne yapılabilir? Nasıl bir yöntem izlenir?
Özgül fobi dediğimiz tek bir korkuya dayalı bir fobi ise onun üzerinden çalışılır. Önce korkunun nerede kazanıldığı araştırılır. Ardından konunun giderilmesi için en basit yöntemden başlanır. Kimi hasta korkunun kaynağını telaffuz ederken, hatta yazarken bile gerilir. Bu durumda işe korkulan objenin adı yazdırılarak başlanır. Eğer o tarz değil ise korkulanın fotoğraflarını çektiririz. Korku ile karşı karşıya getiririm. İlk başta uzaktan. Sonra çekilen çeşitli kedi resimleri evin her tarafına asılır. Küçük, büyük, kocaman fotoğraflar. İçeri girdiği anda ürküntü, tedirginlik olacaktır belki birkaç gün ama sonra sonra duyarsızlaşmaya başlayacaktır. Bu “Sistematik Duyarsızlaştırma” dediğimiz tekniğin bir parçasıdır. Daha sonrasında hayvana derece derece yaklaşıma başlanır. Büyük ya da bebek bir hayvana yaklaştırılmaz. Daha munis olanlarından başlanır. İran kedileri vardır çok hareketli değildir. O tarz bir kedi/hayvan ile başlanır işe. Amaç kişiyi hayvana alıştırmaktır. Ve konuşularak “Bak tehlikeli değil” diye alıştırmakla olur. Kelebekten çok fazla korkan vardır enteresan ki. Ama en yoğun korku örümcek korkusudur.

EFT nedir? Nasıl bir tekniğe sahiptir?
Kısaca EFT “Enerji Terapisi Tekniği” olarak tanımlanır. Vücutta bulunan akopres noktalarına (akapunktur noktaları) parmakla vurularak yapılan bir tekniktir ve orda öğrenilen ‘Evet ben bundan korkuyorum ama yine de ben kendimi daha sağlıklı ve huzurlu hissediyorum, kötü hissetmiyorum” diyerek telkinde bulunulur. “Yanaştırma Sistemi” ile de bu yaptırılır aynı şekil-de sistematik olarak duyarsızlaştırma ile beraber çözümlenir. Karma tekniklere başvurulabilir.

Hastalarınız arasında hayatını etkileyen fobiye son verdikten sonra fobisi olduğu hayvanı besleyen oldu mu?
Kedi fobisi olan bir hastam vardı. Ciddi manada kediden korkardı. Tedavi sürecinden sonra evinde kedi beslemeye başladı ve gayet mutlular. Temizlik ve düzün takıntısı olan kişiler evlerinin kontrollerinden çıkacağı düşüncesiyle sevdikleri halde hayvan beslemezler, çünkü besleyemezler.

Psikolojik problemli hastalarda ya da Alzheimer olan hastalarda hayvan destekli tedavi uygulanıyor mu?
Genelde otistiklerde ya da düşük zekalılarda kullanılabiliyor. Kişinin evinde Alzhemier olmadan önce de kedisi ya da köpeği varsa hastalandıktan sonra onun varlığını yadsımıyor. Çünkü alışkın olduğu bir şey dolanıyor ortalarda. İleri derecede olduğu zaman Alzheimer hastası zaten kimseyi tanıyamıyor. Ve her şeyden huzursuz oluyor.

Ama bütün rahatsızlıklar için hayvan beslemek yararlı bir durum. Ne olursa olsun hayvan size pozitif bir duygu veriyor. İster balık olsun ister papağan olsun. Burada da en önemli şey alerjik bir etkisinin olmaması. Her şey iyiye giderken alerjinin verdiği rahatsızlık kötüye gidişe neden olmamalı.

Çocuklara hayvan sevgisi aşılamak için neler yapılabilir? Aile büyükleri evdeki hayvana olumsuz yaklaştıklarında bu durum ne gibi etkenlere sebebiyet verir?
Çocuklara da hayvan beslemenin güzelliğini anlatmak lazım. Heyecanla eve bir hayvan alınıyor. Aslında bir hayvan eve girdiği zaman artık hayvan olma özelliğini kaybediyor ve aileden biri oluyor. Hayvan size alışıyor. Besleyemediklerinden veya ilgilenemediklerinden dolayı fikirleri değişiyor ve onu sokağa terk ediyorlar. Peki sonra ne oluyor? Eğer çocuk böyle bir davranışla karşılaşıyor ve kendini o hayvanla özdeşleştiriyorsa neden benim sevdiğim bir şey atılıyor, demek ki hayvanlar atılabiliyor diye düşünüyor. Ve bu durumun bir gün kendi başına gelebileceği düşüncesine varıyor, annem ve babam beni de sokağa atarsa diye belli yaş dönemindeki çocuklarda korku oluşuyor. Bu sebeple çocuklu ailelerde kararlar alınırken en başta doğru düşünülmesi gerekiyor.

Hayvanlar kendi sahiplerine benziyor ve onun psikolojisini alıyorlar mı?
Elbette, zaman içerisinde siz ona, o da size benziyor. Bu birbirinizi tanımakla oluşan bir süreç. Giderek birbirinizin psikolojisini algılamaya başlıyorsunuz. Örneğin, kedim ağladığım zamanlarda gelir elleriyle yüzümü okşar, mırıl mırıl sesler çıkararak bendeki hüznü farkettiğini hissettirir. Keyifli anlarımda da hemen bu olumlu elektriği algılayıp daha neşeli bir hale geliyor. Müzik zevkleriniz bile zamanla özdeşleşiyor. O an evde ilahi tarzı bir müzik çalıyorsa sizinle birlikte aynı hissiyatla değişik sesler çıkararak müziğe eşlik ediyor.

Hayvanların yitirilmesi döneminde ne hissediliyor? Kaybı nasıl karşılıyor insan?
Hatırlıyorum, küçükken teyzemin vefatında evde herkes ağlıyor, aşağıdaki daireden de bağırış çağırışlar geliyor. O zaman bizim kedimiz hiç yok. Bizde de ağlamalar var ama aşağıdaki herkes çığlık çığlığa. Sonra öğrendik ki kedileri ölmüş. Çocukları falan da yoktu. Tamamiyle sahiplenmişler, hıçkıra hıçkıra ağlıyorlar. Bir tuhafımıza gitmişti o dönemlerde. Teyzemin ölümüne bu kadar tepki vermedik. O kadar ağlamak olur mu bir hayvan için diye şaşırmıştım. Ama ondan sonra öğrendim ki gerçekten çocuğunuz gibi oluyor. Hele ki bir de çocuğu olmayan insanlar, daha çok çocuk sevgisiyle yaklaşıyorlar hayvana. Benim oğlum, benim kızım… Geldiğinde oturuyor, sarılıyor, mırıldanıyor, senin yanında yatıyor. İnsanın istediği şey, işte bu. İnsanı terslemeyip, git demeyen bir hayvan yani. Hayvanların en zarar verici kısımları ölümlerinde yaşattığı duygular aslında. 14 yıl boyunca beraber yaşadığım o güzelim kedimi birgün ansızın yitirdim. Vücudumdan bir parçamı kaybetmiş gibi ağır bir travmayla ağlıyordum. Düşünsenize ben bir psikologum ve hastanede beni bekleyen hastalarım var. Bu ruh haliyle sabah hastalarımla görüşüyorum. İnsanlarla konuşuyorum. Bana nasılsınız dedikleri anda ağlamaya başlıyordum. O gün akşama kadar hasta bir ruh haliyle çözüm üretmeye uğraşıp durdum. Hemen bitmiyor tabi bu travmatik durum.Her zaman yattığı polar bir battaniye içinde bahçeye gömmüştük kedimi. Uzun süre soğuk havalarda tedirgin oldum. Yağmur yağıyor, üşüyecek orada şimdi diyorsunuz içinizden ama, ne kadar mantıksız bir şey aslında…

Kedilerin değişik karakteristik özellikleri var. Bunların en başında da sahiplenme duygularının az olduğu düşünülür. Çoğu insan için bu böyledir sizce de bu doğru mu?
Kişilikleri olduğu için kendi bildiklerini yapıyorlar ama sanılanın aksine sahiplerine de çok fazla uyumlu oluyorlar. Eve de bağımlı oluyorlar ama genelde sahiplerine bağlanıyorlar. Sahiplerini benimsiyorlar. İlk kedim 2 yaşında trafik kazasında öldü. Sabah çıkarıyordum dışarı, akşamları alıyordum. Bir erkek kediydi. Doğal hayatını sürdürsün istedik. Öyle enteresan bir hayvandı ki, burnu tıkanırdı kimi zaman ikimiz yan-yana oturur havluyla başımızı örter buğu septil yapardık. Hiç kıpırdamazdı. Çok ilginç, o kadar rahat bir şekilde otururdu ki inanılmaz. Teo’ydu adı. Sonra insan ismi koymayın demişlerdi bana. İnsan ismi koyunca ömrü uzun olmuyormuş güya. Tabi bir gerçekliği yok bunun.

E-PSİKİYATRİ