Anne babaların en çok yakındığı durum çocuklarının bir hedefi olmamasıdır. Bu yazımızda öğretmen ve anne babaların çocukların hedef kazandırmak ve motive etmek için yapmaları gerekenlere değinilmiştir.

Bu yazıda bahsedeceğimiz ve çoğu ebeveynin sıklıkla düştüğü hatayı birkaç kelimeyle özetleyebilmek güç. Kısaca açıklamak gerekirse çocuğunuzla evde beraberken onları eğlendirmeniz gerektirdiği düşüncesi. Çocuğunuzla evde yalnızken iş yapabilmenin ne kadar zor olduğunu siz de bilirsiniz, bu yazıda yapmaya çalışacağımız şey ise bunun nedenini keşfedip evdeki dengeleri düzene sokmak üzere bir yöntem bulmak.

Günümüz ebeveynlerinin geçmişteki ebeveynlerle en büyük farklarından biri şimdiki ebeveynlerin çocuklarıyla oynamanın ya da onları eğlendirmenin bir ebeveyn olarak başlıca sorumluluklarından biri olduğunu düşünmeleri. Evet, bu problemi ortaya koymanın basitçe bir yolu ve demek istediğimiz tabiî ki de çocuklarınızla oyun oynamamanız gerektiği değil. Ama birçok ebeveyn “Anne! Baba! Çok sıkıldım! Hadi benimle oyun oyna!” gibi isteklere fazlasıyla zaman ayırmakta. Çocuklarımızla oyun oynamadığımız zaman bile zamanımızı neden onlarla oyun oynamadığımızı açıklamakla geçiriyoruz. İki şekilde de ebeveynler işlerini zamanında halledemiyor.

Bu yazının ana konusu evde zamanınızı nasıl daha iyi değerlendirebileceğiniz ya da günlük işlerinizi nasıl düzenleyebileceğiniz değil. Bu daha çok çocuklarımızın hareketlerinin hayatlarımızı yönetmesine izin verdiğimizde onlara nasıl mesajlar verdiğimize dair felsefi bir yaklaşım.

Geçmişteki aile ilişkilerinde ebeveynler çocuklarının gün içerisinde yapabilecek bir şey bulması için hiçbir şekilde zaman harcamaya ihtiyaç duymazlardı. Ebeveynlerin gün içerisinde yapmaları gereken birçok iş vardı ama aynı şekilde çocuklar da eve katkıda bulunmak için iş yapıyorlardı. Bu basitçe bir hayatta kalma meselesiydi. Bu bakış açısında çok önemli iki mesaj var: “Bir, hayatın hepimizden bir takım beklentileri vardır. Bu beklentilere itiraz etmek ve bunlar hakkında mızmızlanmak hiçbirimizin lüksü değildir. İki, hepimiz bir zincirin önemli bir parçasıyız, kendimizden olduğu kadar başkalarının iyiliğinden de sorumluyuz.”

Buna “amaç duygusu” diyebiliriz. Ve bence bu duygu sağlıklı ve mutlu bir hayat sürmek için (aynı zamanda sağlıklı ve mutlu bir toplum için) gereken en önemli iki noktadan biri (diğeri de “ait olma duygusu”).

Bir çocuk, anne ve babasından ayrılmakta zorlanıyorsa ya da davranış problemleri gösteriyorsa bazen bu probleme yeni bir açıdan bakmak gerekebilir. Çocuğun sinirli, mutsuz, üzgün, sıkılmış ruh hallerinin üzerine giderek tek tek bunları çözmeye çalışmaktansa çocuğa yeni bir yön kazandırmak daha etkili bir çözüm yolu olabiliyor. Örneğin çocuğa bir görev vererek ona güvenmek, katkıda bulunmasını sağlamak ona sınıfta bulunması için bir amaç duygusu vermek. Bu etkili bir yöntemdir çünkü hepimiz birileri bize güvenip bel bağladığında hem kendimizi daha iyi hisseder hem de daha iyi bir iş çıkartırız.2

Şimdi anlatacağım olayda bunun gerçek hayatta karşımıza çıkabilecek bir örneği. Sınıfımdaki öğrencilerden biri bir gün bir kadınla birlikte asansörde kalmış. Bu öğrencim kapalı yerlerde çok rahat edemeyen biri ve asansör durduğunda paniklemeye başlamış ve kalp atışlarının arttığını hissetmiş. Tam rahatlamak için asansördeki diğer kadından yardım isteyeceği sırada yanındaki kadın hızlı hızlı nefes alıp vermeye başlamış ve öğrencime dönerek: “ Benim klostrofobim var hemen buradan çıkmam gerek!” demiş. Bir anda arkadaşım kendi paniğini unutarak kontrolü eline almış ve asansör tamir edilene kadar karşısındaki kadınla konuşarak kadının panik atağını kontrol altında tutabilmesine yardımcı olmuş. Ne yaptığını ve kendi korkularının hiç farkına varmadığını ise ancak kendi evine döndüğü zaman fark etmiş.

Ailemiz, arkadaşlarımız, içinde bulunduğumuz toplum gibi başka insanlar bize ihtiyaç duyduğu zaman bize verilen görevde hızla yükseliriz. Eski zamanlarda yaşayan çocuklar; ineklerin sütünü sağmanın, odun kesmenin, onlara evin içinde verilen işleri yapmanın ya da en basitinden anne babalarının ayaklarının altında dolaşmamalarının yemek yiyebilmek, sıcak kalabilmek ve bir şeylere sahip olabilmek için gerekli olduğunu kolaylıkla anlayabiliyorlardı. Ve bunlarla beraber, en sonunda bir amaca sahip olmak, ailenin katkı sağlayan bireylerinden biri olmak, çocukların kendilerine olan güvenlerini ve kendilerine verdikleri değeri arttırarak gününüz çocuklarında olmayan bu özelliklere sahip olmalarını sağlıyordu.

Çocuklarımıza bir amaca sahip olma duygusunu hissettirecek görevler vermeye başlamadan önce hayatlarımızı incelemeye alıp yarattığımız yaşam biçimini iyice gözden geçirmemiz gereklidir. Yemeğimizin kapımıza kadar geldiği, günün her saatinde internetten alışveriş yapabildiğimiz, marketten aldığımız sebzelerin bile yıkanmış ve doğranmış olarak bize sunulduğu günümüz dünyasında, çocuğunuz için ailesine ve toplumuna katkıda bulunabileceği işler yaratmak oldukça zordur. Ama bu zorluk çocuğunuzun sonunda kazanacağı amaca sahip olma duygusu ve kendine güven nedeniyle çekmeye değer bir zorluktur.