Hep ´daha´sını istemek acı veriyor

0
166

Hep daha fazla çalışma, daha fazla tüketme, daha çok para kazanma ve harcama… Bütün bunlardan kedinizi alamıyorsanız, ’derin mutsuzluğunuz’ daha devam edecek demektir.

Affluenza, tüketim kültürü eleştirmenleri tarafından ortaya atılan bir terim. ‘Mutsuzluk virüsü’ ya da ‘daha fazla’ sendromu henüz klinik anlamda psikolojik bir rahatsızlık olarak tanımlanmıyor. Ancak uzun vadede pek çok sorunu beraberinde getireceği ve insanlardaki derin mutsuzluk duygusunu artıracağı yorumları yapılıyor.

“Eviniz, arabanız, iyi bir işiniz, çocuklarınız ve paranız var, sağlığınız da yerinde… Yani sahip olmak istediğiniz birçok şeye sahipken neden hala kendinizi mutsuz hissediyorsunuz? Hayatınızda eksik olan şey ne, nedir sizi mutlu edecek olan?” Psikologlar bu soruların neden olduğu duygu durumunu açıklamak için ‘Affluenza’ terimini kullanıyor, yani mutsuzluk virüsü…

Refah (affluence) ve grip (influenza) kelimelerinin birleşiminden oluşan ‘Affluenza’, acı veren, sosyal olarak bulaşıcı olan ve daha fazlasını ısrarla istemeye sebep olan israf, kaygı, borç ve fazla çalışma sorunu olarak tanımlanıyor. HEP ‘DAHA FAZLASI’NI İSTEMEK PANİK ATAĞI TETİKLER

Psikolog Ferahim Yeşilyurt, günlük yaşamda sürekli daha iyisini yapma, daha çok para kazanma ve daha fazla harcama temeli üzerinden süregelen yoğun koşuşturmanın, var olan stresi katlayarak, panik atak başta olmak üzere kaygı bozukluklarını arttırdığını söylüyor. Sürekli daha iyisini yapma zorunluluğu duyan insanların bir türlü gevşeyemediğini belirten Yeşilyurt, “Bu sorun, Amerika’da 1997 yılında yapılan belgesel ile daha geniş bir kesimin ilgisini çekti. Belgeselin yapımcısı olan John De Graaf’ın ‘Affluenza’ adında bir de kitabı var” diyor.

Yeşilyurt, “Neden bir şeye sahip olduktan sonra hemen yenisinin peşinden koşuyoruz? Neden mutluluğu sadece ev, araba, para, eş, çocuk, kariyer gibi şeylere sahip olmayla bağdaştırıp bunlara sahip olamadığımız zaman kendimizi eksik ve mutsuz hissediyoruz? Neden zamanımızın çoğunu, hayatımızda bir şeylerin eksik olduğu düşüncesiyle boğuşarak geçiriyoruz?”sorularının açılımını şöyle yapıyor: “Amerikalılar, bu soruların yanıtlarını aradılar ve tüm bu durumları anlatmak için de ‘Affluenza’ terimini kullandılar. Affluenza’nın en önemli etkisi; stresi ve kaygıları artırarak insanları ruhsal yönden yıpratmasıdır. Bu hastalığı, ’Hayatta en önemli şey paraya sahip olmaktır. Ona sahip olmak için her şey yapılabilir’ şeklinde özetlemek mümkündür.”

ÇOCUKLAR NEDEN MUTSUZ? “Anne babalar çocuklarına daha çok oyuncak alarak onları daha fazla mutlu etmeyi düşünüyorlar. Ancak bu denklemin doğru olmadığını görüyoruz” diyen Yeşilyurt, mutsuzluk virüsünün çocukları nasıl etkilediğini ise şöyle anlatıyor:

“Evlerinde normal bir oyuncak mağazası kadar oyuncak bulunan çocukların bile aslında oyuncakların değerini bilmediğini, hoşnut olmadığını görüyoruz. Her şeyi satın alma düşüncesi ilerleyen yaşlarda tehlikeli boyutlara ulaşıyor. Gençler arasında bazı şeylerin satın alınamayacağını öğrenmek çok güç oluyor. Örneğin çocukken her istediği yapılan biri, genç olduğunda arkadaşlarını da satın almaya çalışıyor. Bunu başaramadığında ise çok büyük hayal kırıklığı ve şiddetli tepkiler verebiliyor. Bu nedenle küçük yaşlardan itibaren çocuklara her istediklerini alamayacağınızı öğretmek durumundasınız. TATMİNSİZ YETİŞKİNLERİN SAYISI ARTIYOR

Çocuklar televizyonda izledikleri programların etkisiyle gelecekte çok büyük, hatta şato gibi evlerde yaşayacaklarını, lüks arabalara, büyük paralara sahip olacaklarını hayal ederek büyüyorlar. Durum bu olduğu için, gelecekte mutsuz ve tatminsiz yetişkin sayısının artacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.” AFFLUENZA’DAN KURTULMAK MÜMKÜN MÜ?

Affluenza’dan kurtulmak çok da kolay değil. Bunun için üç aşamalı bir süreç yaşamak gerektiğini belirten Psikolog Ferahim Yeşilyurt, mutsuzluk virüsünden yakayı kurtarmak için neler yapılabileceğini ise şöyle sıralıyor: “İnsanlar sürekli olarak birbirlerinin sahip oldukları ve olmadıkları üzerine değerlendirmeler yapıyor. Son 30 yılda çocuk, genç, kadın, erkek kim olursa olsun herkes başarıyı sahip olduklarıyla ölçmeye başladı. Çevreye ayak uydurma adına akıntıya kapılıp gitmek daha kolay. Ancak affluenza ile mücadele etmek istiyorsanız akıntıya karşı kürek çekmek durumundasınız. Bu, daha fazla enerji ve emek gerektiren bir durum. Diğer taraftan başlangıçta zorlansanız bile bir süre sonra daha mutlu ve daha tatminkâr olacaksınız. Hem bu durumdan yüzde 100 kurtulmak zorunda da değilsiniz. Zaten amaç da bu değil.

ÖNCE DURUMUN FARKINA VARIN Bunun için ilk adım olarak, durumun farkına varma aşamasını yaşamalısınız. Neden mutsuz ve tatminsiz hissettiğinizi anladıktan sonra neler yaşadığınızı fark edeceksiniz. İkinci aşama, koşullanmayı azaltma aşaması. Sürekli olarak yeni bir şeyler almak konusunda koşullanıyoruz. Bu etkileri azaltarak daha sık kendinize şöyle sorular sorun: ‘Ben gerçekten bunu istiyor muyum, yoksa yapmak gerektiğine mi koşullandırılıyorum, daha büyük bir evimin ya da daha lüks bir arabamın olmasını gerçekten istiyor muyum, daha büyük içecek, daha büyük porsiyon yiyecek istiyor muyum, eve girer girmez televizyon açılmak zorunda mı? gibi…

FARKLI OLMAK KÖTÜ DEĞİLDİR Üçüncü ve son aşama ise başkalarından farklı olmanın kötü olmadığını görme aşamasıdır. Akşamları evde 5 saat televizyon izlemek zorunda değilsiniz. Kendinize kalan sürede yeni hobiler edinebilir, spor yapabilir, sevdiklerinizle güzel vakitler geçirebilirsiniz.”