Hızlı Okuma Dersi – 1 : OKUMAK

0
904

1. OKUMA

Okuma, yazılı iletişimleri duyu organlarımız yoluyla algılayarak, algıladıklarımızı, anlamlandırma ve yorumlama amacı ile zihnin duyu organları ile ortaklaşa yaptığı bir etkinliktir. Okuma işi vücudumuzdaki birden fazla merkezin bir araya gelerek oluşturduğu bir verimdir.

Kitap, insanların bilgi birikimlerini ve kültürlerini artıran, dili kullanma yeteneğini geliştiren önemli araçlardan birisidir. Hayatta her şeyi yaşayarak öğrenemeyiz; ancak yaşanmış ya da yaşanması muhtemel şeyleri okuyarak bir şeyler öğrenebilir, kelime hazinemizi zenginleştirebiliriz. Okumak, düşünceyi besleyen, geliştiren çabuklaştıran ana kaynaklardan birisidir. Okumak aynı zamanda anlama gücümüzü ve güzel konuşma yeteneğimizi kuvvetlendirir.

Okumanın gerçekleşebilmesi için öncelikle bir metne ihtiyaç vardır. Metin göz yardımı ile okunur ve insan zihninde bir imaj oluşur.

1.1. Okumanın Toplumsal Önemi

Öğrenme işleminde okumanın önemi oldukça büyüktür. Yazılı metinler sayesinde insanlar her ortamda ve her mekânda bilgi edinme imkânı bulur. Okuma ile dünyaya bakış ufkumuz gelişir. Kültürlü bir insan olmanın en etkin bir yolu da okumaktır. Okuma seviyesi toplumların gelişmişlik düzeyini belirler.

Kendimizi öncelikle toplumun bireyi olarak iyi yetiştirebilmek için çok kitap okumalıyız . Bir toplumda okuyanların sayısı ne kadar çoksa o toplumun uygarlık düzeyi o kadar yüksek olur. Okuma faaliyeti ile gündelik hayatımızda sürekli karşı karşıyayız. Evde okulda, iş yerinde hep bir şeyler okuruz. Artık bilgi çağında yaşıyoruz. Bilim adamlarının, gerek sosyal bilimler, gerek eğitim bilimleri gerekse fen bilimlerinde yaptıkları çalışmalar sayesinde her geçen gün baş döndürücü yeni buluşlarla tanışmaktayız. Bu bilgilere ulaşmak ve çağa ayak uydurabilmek için çok okumak zorundayız. Türk toplumu olarak daha çok gelişebilmek ve uygar toplumlar düzeyine çıkabilmek için hiç durmadan, ara vermeden okumalıyız.

1.2. Okuma Türleri

1.2.1. Sessiz Okuma

Sessiz okuma sadece gözle okumadır. Okuma işleminde “seslendirme uzaklığı” ve “göz uzaklığı” olmak üzere iki kavram bulunmaktadır. Ses uzaklığı, okuma sırasında bir solukta seslendirilen harf mesafesi; göz uzaklığı ise, okuma esnasında gözlerimizin bir duruşta görebildiği kelimeler topluluğudur. Göz uzaklığı her zaman ses uzaklığından daha geniş bir alanı kapsar. İyi bir okuyucu, göz uzaklığı ile ses uzaklığı arasındaki mesafeyi en iyi ayarlayabilen okuyucudur. Sessiz okumada, daha geniş bir alan okunur. Sessiz okumada dikkat sesli okumadaki gibi ayrıntılara dağılmaz. Dikkat, sadece okunan yazıya yoğunlaştığı için, hızlı okumanın yanında anlama düzeyi yüksekliği açısından daha verimli sonuç alınır. Araştırmacılar, sessiz okumanın sesli okumaya oranla daha verici olduğunu savunurlar.

Sessiz okuma kısaca, iyi bir okuyucu için hız ve anlamada üstünlük sağlamaktadır. Sessiz okumada, seslendirme organlarına dikkat yoğunlaştırılmadığı için daha az yorgunlukla daha etkili okunur.

1.2.2. Sesli Okuma

Sesli okumada okuma işlemi daha dolambaçlı yollardan gerçekleştiği için yani dudak-dil- ses telleri- kulak- göz- beyin de işin içerisine girdiği için dikkat daha fazla yöne kayar. Sesli okumada, dikkat ve zaman kaybı yüzünden okuma daha yavaş olur. Bu esnada da anlama kaybı olur.

1.2.3. Yüksek Sesle Şiir Okuma (İnşat)

Şiir özel bir tür olduğu için okuma esnasında da daha titiz olunması gerekmektedir. Şiir, duygularımızı hayallerimizi hislerimizi yansıttığı için ses tonu bu duyarlıklara göre ayarlanmalıdır. Duygusal şiirler alçak ve yavaş bir okuyuşla, dinî, millî ve manevî şiirler daha yüksek ses tonu ile okunmalıdır.

Şiir okumada ses tonu, vurgu tonlama oldukça önemlidir. Her şiirin yüksek sesle ve bağırarak okunması yanlıştır. Her şiir kendi duygu ve içeriğine göre okunmalıdır.

1.3. Okuma Yöntemleri

1.3.1. Göz Gezdirme

Günlük hayatımızda, gazete dergi, magazin okumalarından tutalım da iş ve okul hayatımızdaki okumalarımızda göz gezdirerek okumanın önemi oldukça büyüktür. Çoğumuz okuma yaparken farkında olmadan bu yöntemi uygularız. Göz gezdirmede her şey okunmaz, sadece paragrafın metnin temel düşüncesini alabilmek için okunması gereken yerler okunur. Göz gezdiriri okumalarımızda seçici olmak gereklidir. Paragrafın ilk ve son cümlelerine, değişik yazı sitili ile yazılmış yerlere, önemli düşüncelerin habercisi sözcüklere dikkat edilmelidir. Göz gezdirme; zaman kazanma, aklı uyarma, okunacak yazıları kısa sürede tanıma bakımından oldukça önemli olmasına karşın bu okumalarda yanlışlıklara düşmemek için daha titiz olunmalıdır.

Okunan konunun genel olarak anlaşılabilmesi için, kitaba baştan sona göz atılması gerekir. Başlık, içindekiler, alt başlıklar dikkatlice okunarak aralarındaki anlam ilişkileri kavranmaya çalışılmalıdır. Ön söz, giriş, sön söz, eğer varsa özetler dikkatlice okunulmalıdır. Böylece kitapla ilgili önemli unsurlar ve kitabın neyi anlattığı kafamızda yer edecektir.

1.3.2. Tarama

Bir metni ya da kitabı taramak, sadece bir konu ile ilgili bir malzemeyi ya da bilgiyi arayıp bulmak anlamına gelmektedir. Herhangi bir kitap ya da derginin içeriğini incelemek bir tarama işlemidir. Aradığımız bilgiye ulaşabilmek için önce kitabın bize gerekli olup olmadığını anlamaya çalışırız. Bunun için de öncelikle kitabın içindekiler bölümüne bir göz attıktan sonra içindeki ayrıntıları daha net görebilmek için ön söz giriş ve sonuç bölümlerine dikkatlice bakarız. Eğer var ise özet bölümleri de bize bu konuda oldukça faydalı olacaktır.

Taramanın en önemli özelliği okuyucuya zaman kazandırmaktır. Bu işlem dikkati ve zihni bir noktada topladığı için yararlı bir seçenektir.

1.3.3. Dikkatli Okuma

Dikkatli okuma konusunda öncelikle kendimizi tanımamız gereklidir. İlgi alanımıza giren beğenimizi kazanan okumalarda dikkatimiz daha yoğundur. Bu demek değildir ki, hayatımız boyunca sadece bu tür yazıları okuyacağız. Önemli olan hoşlandığımız, düşünce yapımızla çelişen yazılarda ön yargısız okumalar yapmamızdır.

Okunacak yazılarda dikkati uzun süre yoğunlaştırabilmek için ön yargısız olarak okumak gerekir. Ön okuma ile okunacak yazıyı tanıyıp, zihni yazıya yönlendirerek, bellekteki konu ile ilgili bilgileri harekete geçirmek, mümkün olduğu kadar konu ile ilgili merak noktası oluşturup uyarılmış bir akılla ve dikkatle okumaya başlamak gerekir. Yavaş okuma, her zaman dikkat dağılmasının önemli bir unsurudur. Bu yüzden okuma hızımızın dikkat ile birleştirilerek artırılması aynı zamanda algılamamızı da kolaylaştıracaktır. Okumalarda dikkatin önemi oldukça büyüktür. Dikkat sayesinde hem okuyacağımız metin oranı hem de anlayıp kavrayabileceğimiz oran artacaktır.

1.3.4. Esnek Okuma

Okunacak yazının türüne göre okuma hızını ayarlama becerisine “okuma işleminde esneklik yeteneği” denilmektedir.

Esnek okumayı daha rahat anlayabilmek için kendimize üç ayrı çizelge hazırlayalım. Çizelgenin birincisinde “bilimsel okuma” ikincisinde “roman hikâye Okuma”, çizelgemizin üçüncüsüne “gazete dergi okuma” ölçümlerimizi yazalım ve her birinde başlangıç ve gelişme seyrimizi izleyelim. Böylelikle ne tür yazıyı hangi hızla okuyacağımıza daha sağlıklı karar verip öğrenebiliriz.

Ön okuma ile yazıyı tanıyıp, okuma amacımızı belirleyip aklı uyardıktan sonra o okumaya karşı uygulamamız gereken okuma hızı ile o okumayı yapmamız gerekir.

1.3.5. Hızlı Okuma

Kitap okumanın gereğini bilen bir insan için, hızlı okumanın da neden gerekli olduğu bellidir. Çünkü kitap okuyan bir insan, sürekli bir şeyler öğrenme ve kendini geliştirmenin peşindedir. O, sürekli ve hızlı bir şekilde gerekli bilgilere ulaşmak ve kendini geliştirmek ister. Günümüz dünyasında bilim ve tekniğin hızla gelişmesi, insanların işlerini kolaylaştırıyor gibi görünse de çağımızın değişen şartları insanın üzerindeki yükü, yükün niteliğini değiştirerek artırmaktadır. Bundan dolayı da insan, az zamanda çok iş başarmak zorunda kalmaktadır.

Okunması gereken yazıların çokluğu, zamanın azlığı insanları daha hızlı okuyabilmek için bilimsel araştırmalar yapmaya itmiştir. Okuma hızı, bilimsel yöntemle artırılabilir çünkü okuma hızı üzerinde çalışma yapılırsa elde edilecek bir beceridir. Hızlı okuma, sonradan kazanılan davranışlar arasında yer alır. Hızlı okuma kişilerin çabukluk, kavrama ve belleme yeteneklerini geliştirerek, daha önceki okuma süresine kıyasla, dakikada okudukları kelime sayısını ve anlama düzeylerini artırmaları demektir.

1.3.6. Seçerek Okuma

Bilim ve teknolojinin baş döndürücü bir şekilde ilerlediği günümüzde her geçen gün birçok yeni eser yayınlanmaktadır.

Okunması gereken kitapların sayısı gün geçtikçe artmakta buna karşılık insanların günümüzde okumaya ayırdıkları süre azalmaktadır. Bazı insanların çok boş zamanının olmasına karşın birçok insanın günlük rutin işlerinden artan zamanın sınırlı olduğu bilinen bir gerçektir. Tüm bunlarla birlikte çağdaş bir insan, çağının gündeminden kopmamak, iş ya da eğitim hayatında daha başarılı olmak, kelime hazinesini zenginleştirip düşünce ufkunu geliştirebilmek için hayatında okumaya zaman ayırmak zorundadır.

Okunması gereken kitapların çok, buna karşın okunmaya ayrılacak sürenin az olması seçmeli okuma tekniğini gerekli hâle getirmiştir Seçmeli okumada amaç, çok kısa bir sürede yazarın bize aktarmak istediği düşüncenin özünü yakalamaktır. Seçmeli okumada her kelime her cümle ve her paragraf okunmaz. Özellikle ihtiyaç duyulan düşüncelerin bulunduğu bölümler okunur.

Seçmeli okuma, daha az kelime okuyarak, ayrıntıların tamamına girmeden yazarın düşünce bütünlüğünü yakalama imkânı verir. Seçmeli okumada zihin, adeta bir radar gibi sayfaların arasında dolaşarak gerekli olan bilgileri hızla toplar.

Seçmeli okumada akıl önden ilerler, gözler ise arkadan onu izler. Bu durumda pasif okuma alışkanlığından aktif okuma alışkanlığına geçilmiş olur.

1.4. Etkin Okuma

Etkin okuma çabukluk, kavrama ve öğrenme unsurlarını taşır. Bu üç unsur arsında sağlam bir bağ kurabilmek etkin okumanın temelini oluşturmaktadır. Etkin okumanın amacı anlama ve öğrenmedir.

1.4.1. Tanımı

Etkin okuma az zamanda daha çok ve kalıcı bilgi edinmemiz, bu bilgileri özümlememiz, senelerce belleğimizde saklayıp, yeri gelince kolayca çağrışım yaptırıp uygulamaya koyabilmemizdir.

1.4.2. Etkin Okumanın Unsurları

Etkin okumanın ana unsurlarını çabukluk, kavrama ve belleme oluşturmaktadır. Bunlar okumada hızlı olmamızı kavrama ve hafızaya alma sürecinin azalmasını ve kolaylaşmasını sağlamaktadır.

>         Amaç saptama

Kişi okuduğu bir metinle ilgili olarak okumaya başlamadan önce kendi kendisine “Bu metni niçin okuyorum?” diye sormalı ve bu okuduğu şeyin kendisi için gerekli olduğuna inanmalıdır.

Bu kişiyi motive edeceği gibi eğitim süresince edindiği bilgileri özümsemesine de yardımcı olacaktır. Eğer yaptığımız okumalarda amacımız belli olur ise okumamız ve anlamamız daha da kolaylaşacaktır.

>         Konsantrasyon

Okuma işleminin başarısı açısından okuyucunun okuma esnasındaki konsantrasyonu oldukça önemlidir. Okuma esnasında zihindeki başka şeyler, sıkıntı ya da düşünceler bir yana bırakılmalı dikkat sadece okunan kitap, dergi ya da yazı her ne ise ona odaklanmalıdır. Okuduğumuz metne konsantrasyonumuzu sağlayamazsak başarılı ve etkin bir okuma gerçekleştirebilmemiz mümkün olamayacaktır. Zihnin sadece okunan metne odaklanması sadece onunla ilgilenmesi okumaya konsantre olduğumuzu gösterir.

  • Ortam hazırlama

Her süreçte olduğu gibi, okuma ortamının hazırlanmasında da bazı faktörlerin olumlu ya da olumsuz etkileri vardır. Algılamada etkili olan ergonomik etmenler; renk, görsel konfor, ısısal konfor, işitsel konfor (sessiz ortam), ortamsal bütünlük, doku ve form, ile boyutsal algı etkinliğidir. Diğer etmenler; ışık düzenleme, dik oturma ve gözleri dinlendirmedir.

Okumaya başlamadan önce zihinde başka düşünceler ve problemler olmamasına dikkat edilmelidir. Okumaya başlamadan önce dik oturulmalı, okunacak kitaba ya da metne olabildiğince dik açı ile bakılmaya çalışılmalıdır. Işık düzeni okuma ortamına uygun bir şekilde düzenlenmelidir. Okuma ortamı oldukça sessiz olmalıdır.

1.5. Okumanın Amaçları

Okumanın amaçları kişiden kişiye değişebilmektedir. Kimileri bir şeyler öğrenebilmek için okurken kimileri de eğlenmek ya da hoşça vakit geçirmek için okur. Okuma zevki kazanmış insanlar daha hassas daha duyarlı insanlardır. Bir şeylerden haberdar olmak, gündemi takip etmek kendini yetiştirmek ve bilgili olmak için okuyanlar da vardır. Her yaşa ve konuma göre ya da ihtiyaca göre okumanın amaçları değişebilir.

1.5.1. Öğrenme

Yaşadığımız bilgi çağında gün geçtikçe daha fazla bilgi öğrenmeye ihtiyaç duymaktayız. Daha fazla bilgiye ulaşmanın yollarından birisi de çok okumaktır. Ne kadar çok okursak o kadar çok şey kazanır ve o kadar çok şey öğreniriz.

Her şeyi yaşayarak öğrenmemiz mümkün olamayacağına göre yaşanmış ya da yaşanması muhtemel şeyleri okumak, öğrenmemize birçok katkı sağlayacaktır. Göremeyeceğimiz yerleri kitap sayesinde görebilir, tanıyamayacağımız kişileri kitaplar sayesinde tanıyabilir, ufkumuzu geliştirebilir ve bakış açımızı genişletebiliriz.

1.5.2. Eğlenme

Çok okuyarak deneyim kazanırsak, zihindeki bilgi yapıları çeşitlenir ve esnekleşir, elimize aldığımız kitabı kolay anlarız. Söylenenleri ve okunanları kolayca yorumlamayı anlamayı daha önce edindiğimiz bilgilere dayanarak sağlarız. Okuma ilk başlarda insanı sıksa bile, yavaş yavaş anlamaya çalışırsak okuma şevkimiz artar, okurken zevk alırız. Anlama zevki okumanın anahtarıdır. Anladıkça, okudukça okuma deneyimi artar. Sözcük dağarcığımız ve ufkumuz genişler. Yaptığımız iş, bize zevk vermeye başladığı anda başarıya ulaşmış demektir.

Zaman zaman eğlenmek ve boş zamanlarımızı değerlendirmek amacı ile de okuruz. Böylelikle hem güzel vakit geçirerek eğlenir hem de zamanımızı daha iyi değerlendirmiş oluruz.

1.5.3. Vakit Geçirme

Kitap; öğrenme, eğlenme gibi unsurların yanı sıra iyi bir vakit geçirme aracıdır da. Günümüzde televizyon ve bilgisayar her ne kadar insan hayatının büyük bir bölümünü kaplasa da insanlar kitap okumaya zaman ayırmalıdır. İyi bir okuyucu kitap okurken zamanın nasıl geçtiğini anlamaz yaşadıklarından ve öğrendiklerinden zevk alır. İnsanların kitap okumaya vakit ayırmaları demek kendileri için bir şeyler yapmaları demektir. Nasıl ki yemek yeme, uyuma, giyinme bir ihtiyaç ise, kitap okumak da bir ihtiyaçtır.

UYGULAMA FAALİYETİ

 

OKUMA

 

1. Aşağıdaki metni önce sesli daha sonra ise sessiz okuyunuz. İki okuma esnasında da okuma ölçümlerinizi yapınız. İki okuma arasındaki süre farkını değerlendiriniz.

KAĞNI

 

Bir tarla meselesi yüzünden Savrukların Hüseyin, Arkbaşı’ndan Sarı Mehmet’i vurdu. Otuz evli köy birbirine girdi. Şaşırdılar. Herkes korku içinde candarmaların gelmesini bekliyordu. Halbuki karakol buraya altı saat uzakta idi; köyden kimse cinayetin haberini götürmedikçe on beş gün bile uğramazlardı. Bu köylünün en geç geldi; ondan sonra köyün ihtiyarları kahvede Hüseyin’in babası Mevlût Ağa’nın etrafına toplandılar. Sarı Mehmet’in bir tek ihtiyar anasından gayri kimsesi yoktu. Onu karşılarına aldılar; davacı olmaması için kendisine nasihat etmeye başladılar. İmam:

 

“Ülen kocakarı” diyordu. “Dava edersen ne kazanacaksın? Kim gider de Mevlût Ağa’nın oğlu adam vurdu diye şahitlik eder? Etse bile sen ayda bir iki defa kasabaya gidip her seferde dört beş gününü gâvur edersen tarlanı kim eker, işine kim bakar? Kasaba iki günlük yol, gidersin, şahitlerin gelmedi, haftaya uğra derler, mahkemen talik olur. Sen gününü şaşırıp gidemezsin, candarma seni alır götürür, gayrı kendin istesen bile yakanı sıyıramazsın, evin barkın yıkılır. İşte bir kazadır oldu. Cenabı Hak böyle istemiş, Allah’ın emrine mahkeme ile mi karşı koyacaksın? Ne yapsan oğlun geri gelmez. Gel bu işi kapatalım. Sarı Mehmet’in sana bir faydası yoku ki; düğünde seyranda gezer, sattığın iki şinik ekinin parasını başkalarına yedirirdi. Bak Mevlût Ağa bundan sonra seni hep kollayacağını söylüyor. Ne dersin?”

 

Bütün bu sözleri oturduğu yerde başını sallayarak dinleyen ve çapaklı, ağlamaktan kızarmış gözlerini, budaklı bir dala benzeyen iri mafsallı, çatak derili elleriyle silen kocakarı, imam lafını bitirdikten sonra da hep aynı şekilde sallanmakta devam ediyordu. Bir demet kuru ot gibi başındaki yamalı ve kirli örtünün altından fırlayan kınası solmuş kır saçlarını yüzünden ve ıslak yanaklarından çekti. Anlaşılmaz şeyler mırıldandı.

 

Sabahattin Ali

 

2. Aşağıdaki şiiri sınıfta arkadaşlarınızın önünde yüksek sesle okuyunuz:

BAYRAK

Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü…

Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,

Işık ışık, dalga dalga bayrağım!

Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.

 

Sana benim gözümle bakmayanın Mezarını kazacağım Seni selamlamadan uçan kuşun Yuvasını bozacağım…

 

Dalgalandığın yerde ne korku ne keder. Gölgende bana da bana da yer ver! Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar: Yurda ay-yıldızının ışığı yeter.

 

Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün Kızıllığında ısındık; Dağlardan çöllere düşürdüğü gün Gölge sığındık.

 

Ey şimdi süzgün, rüzgârda dalgalı; Barışın güvercini, savaşın kartalı. Yüksek yerlerde açan çiçeğim; Senin altında doğdum Senin dibinde öleceğim.

 

Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim;

Yeryüzünde yer beğen:

Nereye dikilmek istersen

Söyle, seni oraya dikeyim.

Arif Nihat Asya

 

3.Aşağıdaki metni etkin bir okumayla okuyarak anlamaya çalışınız:

EVE DÜŞEN YILDIRIM

 

Her zamankinden ağır adımlarla Ahmet Şükrü Efendi bahçe kapısından içeri girince, iki oğlunu avluda buldu. Geldiğini anlar anlamaz ayağa kalkmış, kendisini bekliyorlardı. Yaşlı adam biraz kısık, âdetâ sürüklenen bir sesle,

 

—Merhaba çocuklar! Treni kaçırdım da otobüsle geldim, dedi. Kaşları çatık, gözleri düşünceli rengi biraz soluktu. Yüzü belki on yaş ihtiyarlamıştı.

 

Gelini Şayeste, büyük oğlu Namık’ın karısı, koşa koşa evden geldi. Elinden bastonunu, başından kasketini aldı, ceketini çıkarıp içerden getirdiği hırkayı giymesine yardım etti. Üstünde yeme örtüsü ve yemek takımları bulunan tahta masa dayanmış, iki oğlu hep ayakta duruyordu. Bastonu, kasket ve ceketi götürmek üzere giderken, Şayeste kapının önünden sordu:

—Efendibaba, yemeği getireyim mi?

—Getir bakalım.

Ahmet Şükrü Efendi sofranın başındaki yerine oturduktan sonra cevap vermişti. Ve bu cevabı o kadar hevessiz ve neş’esizdi ki, bir şeye pek fazla sıkıldığını anlayarak ötekiler merak ettiler. Esasen birkaç gündür de hâlinde bir acaiplik sezmişlerdi. Solunda oturan küçük oğlu Sait -uzun boylu, gür siyah saçlı ve kestane rengi gözlü, yirmi yirmi bir yaşlarında bir genç- ağabeysi Namık’a gözleriyle, “Nesi var? Neden böyle meraklı görünüyor?” gibi bir işaret etti. Artık otuzuna geldiği ve altı senedir evli bulunduğu hâlde, Namık da babasının karşısında kardeşi kadar sessiz, çekingendi. Onun suâline aynı ihtirâz içinde, “Ne bileyim? Nasıl sorayım?” mânâsını ifade eden bir işaretle mukabele etti. Şayeste mutfak kapısından çorba kâsesi ile görününce, Şükrü Efendi havluyu boynuna sardı.

Çorbayı hiç konuşmadan ve kaşıktan ağızlarına çekerken galiba dördü de biraz gürültü ederek içtiler. Sonra Şayeste masanın ucunda ve kaynatasının karşısındaki yerinden kalktı, büyük kâse ile tabakları götürdü. Bir dakika sonra, bol etli patlıcan doldurulmuş bir sahanla mutfaktan geldi.

Ahmet Şükrü Efendi tabağını sahanın önüne sürüp çatalını uzatmışken, birdenbire vazgeçti. Cebinden bir mektup çıkararak büyük oğluna uzattı.

_ Bunu hızla oku. Şayeste ile Sait de duysunlar, dedi.

Namık mektubu aldı. Babasının emri mucibince, yüksek sesle ve ilk mektepte kıraat dersi yapan bir çocuk kadar dikkatli ve renksiz bir okuyuşla okudu. Kâğıtta şöyle deniyordu:

 

“Muhterem ağabeyim Şükrü Bey,

 

Bu mektup size İstanbul’da bir hastane köşesinden, Cerrahpaşa’nın bir koğuşundan gönderiliyor. Yazan adam bir deri bir kemik kalan ellerinin son kuvvetini sarfederek yazmıştır, Umarım ki, bu vaziyette mâzinin bütün nizâlarını, bütün dalgınlıklarını unutur, sade can üstünde bulunan adamın kardeşiniz olduğunu düşünürsünüz. Evet ağabey, pek yakında öleceğim. Bunu çok güzel hissediyorum. Zaten etmesem bile etrafımdakiler istemeye istemeye anlatıyorlar. Her gün saatlerce âdetâ ölü gibi yatıyorum. Uyumadığım hâlde göz kapaklarımı kaldıramıyor, bir hareket edemiyorum. O zaman beni kendimden geçmiş zannederek serbestçe konuşuyorlar. Yersizlikten alınamayan, sıra beklemeğe tâbi tutulan hastalar varmış. Bu münasebetle, yatağımın kaç güne kadar serbest kalacağına dair tahminler yürütüyorlar. Zaten doktorlar da zannederim ki artık ne yapılsa beyhude olduğu fikrindeler. Eskisi gibi meşgul olmuyor, birkaç beylik lâkırdıdan, üstünkörü bir muayeneden sonra başka hastalara geçmeği tercih ediyorlar.

 

Çok yorgun ve çok mahzun ölüyorum, ağabey. Senelerce didindim. Girişmediğim iş kalmadı. Zengin olmak için neler düşünmedim, neler yapmadım. Dâimâ felek önüme engeller çıkardı. ‘Artık her şey yoluna girdi diye kendi kendime düşündüğüm ânda, her sefer her şeyin mahvolduğunu gördüm. En fazla ümitlerle giriştiğim son büyük iş de tam bir muvaffakiyetsizlikle neticelendi. İşte bunun kahrıyla yatağa düştüm. Karım da dört yıl evvel tıbkı böyle bir vaziyet karşısında kederinden ölmüştü. Fakat ben ondan da bedbahtmışım ki, zavallı kızımı bir komşu evinde, tamamen bir sığıntı vaziyetinde bırakarak geberiyorum. Kızım, Muazzezim şimdi on sekizini sürüyor. Babası olduğum için söylemiyorum; fakat misli ender bir güzelliktir. Onu yanına al ve namuslu bir adama verinceye kadar muhafaza et, ağabey. Hem merak etme, size uzun zaman yük olmaz. Tanrının günü gelip kendisini benden isterlerdi. Fakat ben yavruma kimseleri lâyık bulamadım ki! ‘Yakında mutlaka zengin olacağım. Giriştiğim işlerin birinden biri beni elbette zengin edecektir. Kızıma o zaman daha iyi, daha kibar, daha mükemmel bir koca bulurum. Biraz daha bekleyeyim’ diyordum. Hâlbuki yavrucağı şimdi eller elinde sığıntı bırakıp gözlerimi kapayacağım. Yalvarırım sana ağabey, geçmişi unut. Bu mektubu alır almaz İstanbul’a gel. Zannetmiyorum ki bir iki günden fazla ömrüm kalmış olsun. Seni bir kerecik dünya gözüyle göreyim. Şayet sen gelinceye kadar bir emr-i Hak vâki olursa, hastanenin dahiliye koğuşunda Hemşire Müzeyyen Hanım çocuğun bulunduğu yeri sana söyleyecektir. Daha fazla yazamıyorum. Hepiniz hakkınızı helâl edin. Oğullarının gözlerinden, senin ise hürmetle ellerinden öperim kardeşim.

 

“Biraderiniz Hüsnü”

Nahid Sırrı Örik