Hızlı Okuma Sorunları ve Çözümleri

0
539

21. yüzyıla hızla yaklaştığımız şu günlerde, “Niçin kitap okumalıyız?” sorusunun yerini, “Nasıl daha hızlı ve çok kitap okuyabiliriz?” sorusuna terk ettiği bir zaman diliminde yaşıyoruz. Asrımız sadece okumayı değil, hem çok, hem de hızlı okumayı gerektiriyor.

Aşağıda okuma hızını engelleyen ve anlamayı azaltan faktörlerden ve bunların nasıl önlenebileceğinden bahsedeceğiz.

1- Kelimeleri Sesli Okuma: İlkokuldan beri sesli okumayı alışkanlık edinmişizdir ve hâlâ okullarımızda bilerek veya bilmeyerek sesli okuma yarışmaları yaparız. Yüksek sesle okumada süratimizi 200 kelime/dak. ile sınırlandırırız. Sesli okuma, dudak ve ses tellerini titreterek okuma, hızlı okumayı engelleyen önemli frenlerden birisidir. Sesli okuyan birisi okurken gözlerini, dudaklarını, boğazını, dilini, kulak ve zihnini kullanmaktadır. Böylece hızını frenlemektedir. Halbuki bu iş sadece göz ve zihni kullanarak daha kolay bir işlemle yapılabilir. Sesli okuma hızı. sesimizin şiddetiyle ters orantılıdır. Seslendirme, bir heceden veya maksimum tek kelimeden ileri gidemez. Sesli okumak derken yalnız duyacağımız şekilde sesli okumanın yanında, dudak kıpırdatma, ses tellerini titretme ve kelimeleri içimizden seslendirerek okumayı da kastediyoruz. Sesli okumada gözler ileri koşarken, ses arkadan sürüklenir.

Önlenmesi: İradeyi kullanarak seslendirmeyi ortadan kaldırmak. Dişlerimiz arasına kalem koyarak, ciklet çiğneyerek dudak kıpırdatmayı; kelimelerin şekil yapılarını ve beynimizde süratli tanınmalarını iyice öğrenerek, beynimize daha fazla kelime şekli kodlayarak, içten seslendirmeyi ortadan kaldırabiliriz.

2- Kelimeleri Tek Tek Okumak: Bu, gözü yoran, okumayı yavaşlatan, anlamayı azaltan bir okuma frenidir. Göz her kelimede sıçrama ve duraklamalarda kasılmalar yapar. Kısa zamanda yorularak sulanır ve bunun sonucu olarak dikkat çabucak dağılır. Erken yaşlarda göz bozuklukları ortaya çıkar. Okuma, bıkkınlık verir hâle gelir, insanda okumaya karşı soğukluk hasıl olur ve bu durum bazen ömür boyu sürer. Kelimeler arası boşluklar, beyin faaliyeti açısından uzun sayılabilecek bir süredir. Beyin bu boşlukları yakıştırmalarla, hayallerle doldurur ve kısa bir zamanda okunan konudan uzaklaşır, anlama zorlaşır. Kelime kelime okuma yüzünden de gözün durma ve sıçrama süreleri uzar. Okuma işlemi daha fazla zaman alır. Halbuki bir cümleyi her kelimesinin sözlük anlamını çözmek için değil, o kelimelerden oluşan cümlenin bütününün mânâsını anlamak için okuyoruz. Çünkü bütün, her zaman parçadan daha fazla mânâ ifade eder. Ormana dışarıdan bakarsak, orman olduğunu anlarız. Ağaçlara teker teker bakmakla bu anlaşılmaz. Kelime kelime okuma zihnimizi daha fazla meşgul eder, çünkü her kelimenin sözlük mânâsını, cümledeki fonksiyonunu kavrar ve cümle bitince basit matematikî işlemlerle herbir kelimenin anlamlarını bir sonrakine ekleyerek cümle anlamını belirlemek bir hayli zamanımızı alır. Dikkatimiz erken dağılır, anlama ve okuma hızımız yavaşlar. Hızlı Okuma gücümüz azalı.r

Çözüm: Gazete ve dergilerden sırasıyla ikili, üçlü, dörtlü ve beşli kelimeler bölerek gözün âtıl kalan görüş alanını değerlendirme çalışmaları yapmak. Böylece Hızlı Okuma becerisi kazanırız.

3- Geri Dönüş ve Ayrıntılara Takılma: Gerek sesli okuma alışkanlıkları ve gerekse kelime kelime okuma, hemen ardından geri dönme ve ayrıntılara takılma alışkanlıkları meydana getirir. Bizlerde evham derecesinde psikolojik şartlanmalara sebep olur. Anlamış olsak bile sık sık geri dönüşler yaparız. Dikkatsiz ve kendine güvensiz okuyucular daha fazla geri dönüş yaparlar. Konsantrasyon eksikliği ve geri dönme ihtimali devam ettikçe önlenmesi zorlaşır.

Okuma yavaş olursa, cümlenin başı sonradan unutulur ve cümlenin bütününün mânâsını yakalamak güçleşir ve cümleyi tekrar okuma İhtiyacı belirir. Bir de geri dönüşe, ayrıntılara takılma alışkanlığı eklenince, içinden çıkılmaz bir hâl alır. Halbuki yazının tamamını okumadan, nerelerin önemli olduğunu kesin olarak bilme imkanımız yoktur. Bütün dikkatimizi belli belirsiz bir yerde frenleyip kalırsak daha ilerdeki önemli bilgileri kaçırabilir, yeterince değerlendirmekten yoksun kalabiliriz.

Çözüm: Yukarıdan aşağı, soldan sağa kağıt kapatarak süratli okuma uygulamaları yapmak, okuyacağınız yazıları ön okuma ile tanımak, dikkat ve konsantrasyonu yoğunlaştırarak yazının önemli ve önemsiz bölümlerini tanıyarak okumaya başlamak.

4- Pasif Okuma: Okuduğumuz yazıya zihnimizi yönlendirmeden (uyarmadan) ana fikri, yazarın düşünce ve hadiselere bakış tarzı, üslubunu almadan yapılan okumadır. Okuduğumuz yazıyı tanımadan, hangi gaye ile, ne aradığımızı bilmeden yapılan okuma, hızımızı ve anlama kabiliyetimizi düşürür. Öğrenilenler, bu ana fikir çerçevesinde hafızaya yüklenmediğinden, akılda kalması, hatırlanması da güç olur. Ana fikir çabucak kaybedildiğinden dikkat ve konsantrasyon erken dağılır. Hızlı Okuma bunu engellemeyi sağlar.

Çözüm: Ön okuma ile önce zihni, okunacak yazıya karşı uyarmak, aktif hâle getirmek. Okumaya başlamadan önce, yazının ana fikrini önemli fikir gruplarının olduğu yerleri tanıyarak, ön okumada zihnimizde belirlediğimiz sorulara cevap arayacak şekilde okumalar yapmak.

5- Hızlı Okursam Anlayamam Endişesi: Okuma konusunda kendi kendimize uydurduğumuz ve hiçbir ilmî açıklaması olmayan bir çelişkımizdir. Yavaş okumak anlamanın yolu olsaydı, heceleyerek okuyanların daha iyi anlaması gerekirdi. İlkokul sıralarında heceleyerek okumanın tecrübesini biliyoruz. Hecelerken değil, kelimeleri akıcı okurken daha iyi arılıyorduk. Oysa biliyoruz ki beyin çok yüksek idrâk kabiliyetine sahip bir organımızdır. Göz beyne yetişemediği için yavaş okuyup az anlıyoruz.

Anlamanın tek faktörü de okuma değildir. Verâset (soya çekim) zeka, bilgi kültür seviyesi, çevre, dilbilgisi, kelime dağarcığı, kişinin o andaki ruhî durumu… Bunların hepsi okuma ve anlamada olumlu veya olumsuz tesirlerdir..

Çözüm: Bu psikolojik şartlanmadan bir an evvel kurtulmak. “Hızlı okursam anlayamam” inancının tersi, “yavaş okursam daha iyi anlarım” olduğu inancını akıldan çıkarmak.

6- Göz İdmansızlığı: Okuma işlemini beynimizle yaptığımızı, gözün ise fotoğraf makinası vazifesini üstlendiğini biliyoruz. Eğitimsiz bir göz, satırlar üzerinde gezinir durur. Sıçramalar ve duraklamalar uzun süre alır. Sık sık geri dönüşler yapar. Göz, kelimeleri bozuk fotoğraf makinası gibi ikide bir takılmalar yaparak, yavaş yavaş iletir. Ayrıca basit kameraların çektiği filmlerdeki titremeler ve insanların sekerek yürümesi gibi satırlardaki düşünceleri kesintisiz bir şekilde birbirine bağlayamaz. Beyne, kelime gruplarını ve düşünceleri kesintisiz gönderemez. Çözüm: Gözü, sürat ve çabukluk kazandırıcı bir takım yardımcılarla eğitmek (Bilgisayarla süratlendirilmiş kelime çalışmaları). Slayt ve tepegözle gittikçe hızlanan ve genişleyen kelimeleri görme çalışmaları.

7- Bilgi ve Kültür Seviyesi Eksikliği: Öğrenme ve anlama, evvelce bilinmeyeni bilir duruma gelmektir. İnsan zihni, yeni bilgileri ancak Önceki bilgilere dayanarak öğrenir; yeni bilgiler boş bir zihinle kavranamadığı gibi, boş bir beyinle muhafaza da edilemez. Okunan yazının konusu hakkında zihnimizde bir altyapı oluşmamışsa, kendimizi yönlendirmemiz, dikkati yoğunlaştırarak okumamız, süratli okuyup kavramamız oldukça güç olur.

8- Dilbilgisi ve Kelime Dağarcığı Eksikliği: Anlamanın vasıtası kelimeler, cümleler, sözler, yazılar ve sonuç olarak da dildir, Dil, düşüncelerin aktarılması ye anlaşılmasını sağlar. Anadilini iyi bilmeyen, söyleneni ve okuduğunu iyi anlayamaz. Kelimeler ihtimalinden faydalanma imkanı bulamaz. Ayrıca kelime dağarcığı fakirliği okuma ve anlamaya menfî tesir eder.

Okunan metinde bilinmeyen ve tereddüt edilen kelime sayısı ne kadar çoksa, o kadar duraklama yapıp, en azından sözlük mânâlarını çıkarmaya çalışmak zamanımızı alacaktır. Beyni bir bilgisayara benzetirsek ne kadar az kelime şekli kodlamışsak o kadar yavaş okuyup az anlayacağız demektir.

Çözüm: Az kullanılan kelimeleri sık kullanmak. Okurken kavramlarını şekillendirmekte güçlük çekilen kelimelerin altını çizip, yanına sözlük mânâlarını yazarak okumak. Dil bilgisi ve kaideleri üzerinde bilgilerimizi geliştirmek.

Yukarıdaki bilgiler ışığında insan beyninin ve anlama kabiliyetinin ne kadar geniş ve sınırsız olduğunu düşündüğümüzde, aslında bu nimeti tam layıkıyla kullanmadığımız anlaşılır. Zaten kısa olan ömrümüzü uzatmanın bir yolu da, dakikada 50-100 kelime okuyup anlama yerine, 800-900 kelimeyi okuma olabilir. Böylece hem beynimizin ve idrak kabiliyetimizin bu büyük potansiyelini çalıştırmış hem de bu nimeti Bahşedenin kudretini daha iyi anlamış oluruz.

Kaynak: Mustafa Ruşen, Uygulamalı GHO ve SO Teknikleri, s.30

Barbaros Aydın / Deneme – Ağustos 1992

Sızıntı