Hollywood’un el attıkları

0
116
Ölüm Yadigarları Bölüm 2 nin gişede rekordan rekora koşuyor.

Harry Potter serisi bitti, Alacakaranlık’ın sadece bir kitabı kaldı. Öyleyse şimdi ne olacak? Yanıt aslında belli, yapımcılar yeni serilerle şansını deneyecek. Şimdiden çekimlerine başlanmış projeler var

Son Harry Potter gişede rekorundan rekora koşarken Hollywood stüdyoları gözlerini yeni romanlara dikti. İşin garibi, bununla ilgili en detaylı habere İngiliz veya Amerikan gazetelerinden birinde değil, Le Figaro’da rastlamam oldu. Gazetedeki haber iki noktayı hatırlatarak konuya girmiş: Harry Potter serisi bitti ve Alacakaranlık’ın sadece bir kitabı kaldı. Öyleyse şimdi ne olacak? Yanıt aslında belli, yapımcılar yeni serilerle şansını deneyecek. Şimdiden çekimlerine başlanmış projeler var: Suzanne Collins’in merakla beklenen Açlık Oyunları serisi; Cassandra Clare’nin Ölümcül Oyuncaklar serisi; Lauren Oliver’in Delirium’u; Ally Condie’nin ‘Promise’ (Vaat) romanı. Figaro, listede bir isim daha olduğuna dikkat çekiyor: Fransız yazar Eli Anderson. Oscar Pill’in maceraları -5 kitap- Hollywood’un beyazperdeye aktarmayı planladığı kitaplar arasında yer alıyor, hem de yapımcı Potter serisinin yapımcısı David Heyman olacak. Pill’in yeni bir Potter olup olmayacağını göreceğiz. Hollywood’un el attığı diğer bir büyük kitap uyarlaması da Independent’ın haberine göre İngiliz yazar Marie Phillips’in ‘Gods Behaving Badly’ (Tanrılar Yaramazlık Yaptığında) yaptı. Phillips’in günümüz dünyasında yaşayan Antik Yunan tanrılarını işleyen yapıtı için Sharon Stone (Afrodit); Christopher Walken (Zeus); John Turturro (Hades) çoktan imza atmış.

Tom Crruise kime hayat verecek?
Bugünlerde gazetelerin kültür sanat sayfalarında yer alan tek kitap-film haberleri fantastikler diyarından değil. Deadline’da okuduğum bir haber beni gerçekten şaşırttı, makaleye göre Tom Cruise, Lee Child’ın Jack Reacher karakterini canlandırmak üzere imza atmış. Reacher bizde dünyada olduğu kadar meşhur bir karakter olmadığından neden şaşırdığımı hemen açıklayayım: Eski askeri polis Reacher çam yarmasını andıran, neredeyse iki metrelik, yüz elli kiloluk bir adamdır. O kadar iridir ki görenleri daha ilk andan ürkütür. Kimin boyu 1.70 bile olmayan Tom Cruise’u bu karaktere yakıştırdığını bilemiyorum, bakalım beyaz perdenin sihri cüceyi devleştirmeye yetecek mi? (Lee Child’a da aynı soruyu sormuşlar, Child “Reacher’ın ölçüleri aslında onun ne kadar durdurulamaz bir güç olduğunun altını çizen birer metafor. Tom Cruise da kendine özgü bir şekilde aynı etkiyi yaratıyor” demiş.) Valkyrie’nin yönetmeni McQuarrie’nin yöneteceği film serinin 9. kitabının (‘One Shot’-Tek Atış) uyarlaması olacak. ‘One Shot’, beş kişiyi öldüren bir keskin nişancıyı konu alıyor.

Bu yaz kim ne okuyor?
Time belli başlı yazarlara yazın neleri okumayı planladıklarını sormuş. İşte yazarlarından ve yanıtlarından seçkiler… Franzen: “Chad Harbach’ın ‘The Art of Fielding’ isimli enfes yapıtını yeni bitirdim. Sırada David Foster Wallace’ın ‘Pale King’i var.” Tea Obreht: “Bu yaz eskiden okuduğum kitaplara, örneğin Hemingway’lere dönüyorum. Belki Harper Lee’nin en son orta okuldayken okuduğum ‘Bülbülü Öldürmek’ yapıtını da bir daha okurum.” Vladimir Sorokin : “Gogol’un ‘Ölü Canlar’ı ve Nabokov’un ‘Ada’sı veya ‘Ardor’u. Konusuz bir kitap ama bu kötü bir özellik değil. Yeniden okumaya herhangi bir sayfadan başlayabilirsiniz ve yine de büyük zevk alırsınız.” Salman Rushdie: “‘Pale King’i sabırsızlıkla bekliyorum. On yılda bir kendimi Joyce’un ‘Ulysses’ini bir daha okurken buluyorum, belki de yazılmış en önemli başyapıtlardan olduğu içindir.” Harold Bloom: “Her zaman yeniden okuduğum kitapları yeniden okuyacağım –Shakespeare, Homeros, Cervantes, Dante.” Time’ın yaz önerisiyse Colum McCann’ın ‘Let the Great World Spin’ (Bırak Dünya Dönsün) romanı.

Ölümünün 50. yılında Hemingway
El Pais, Hemingway’in ölümünün ellinci yılı (2 Temmuz 1961) nedeniyle bir Hemingway dosyası yayımladı. Dosyadaki en ilginç haberse ‘Hemingway’in Sırları’ başlıklı Colm Toibin yazısıydı. “Cezanne’ın resim yaptığı gibi yazmak istiyordum” diyor Hemingway yazıya göre, “Cezanne önce bildiği bütün numaraları kullanarak işe başlar, sonra hepsini tek tek temizleyip gerçek yapıtı ortaya çıkarırdı. Bu süreç tam bir cehennemdi. O zamanlar öyle yazmayı istiyor, onun resim yaptığı gibi yazabilmenin neredeyse kutsal bir yükümlülük olduğunu düşünüyordum.” Toibin, Hemingway’den yaptığı başka bir alıntıyla yazısına devam ediyor: “Cezanne’ın resimlerinden gerçeği söylemenin sanat eseri yaratmaya yetmediğini öğrendim. Söyleyeceklerimi etkili bir şekilde söylemesini öğrenmem gerekiyordu.” Cezanne’ın başlangıçta son derece basit görünen fırça darbeleri aslında duyguların son derece kontrollü bir dışavurumudur. Hemingway de –Toibin’e göre- cümleleriyle bunu başarmak istiyordu, ilk bakışta son derece sıradan görünen cümleler aslında gizli bir enerjiyle yüklü olmalıydı. Yazar, Hemingway’in Paris’teyken yazdıklarını hatırlatarak devam ediyor: “Ama Paris yaşlı bir kentti ve bizler çok gençtik. Hiçbir şey, yoksul olmak bile, kolay değildi.” Yaklaşık 3 sayfa süren makalenin tamamını buraya almak gibi bir şansım yok ama Toibin yazısında Paris günlerinin, Gertrude Stein’in evinde geçirilen öğleden sonraların ve Cezanne’ın Hemingway’in anlatımını şekillendirdiğini savunuyor. İlgilenenler –baskısını bulabilirlerse- Hemingway’in ‘Paris Bir Şenliktir’ kitabından o günleri okuyabilirler.

Kaynak: Radikal