Olgun ve kendilik bilinci güçlü hiç kimse bu duyguyu kendine yakıştırmaz!

Haset kendimize bile itiraf etmekten çekindiğimiz, ama bizi ele geçirdiğinde nasıl başa çıkabileceğimizi bilmediğimiz bir duygu. Olgun ve kendilik bilinci güçlü hiç kimse bu duyguyu kendine yakıştırmaz. Haset duyanlar, çekemeyenler hep başkalarıdır, bizse haksızlığa uğrayan, iyi niyeti suistimal edilenizdir.

Yoksa siz de dolaylı ya da dolaysız bir şekilde hasetle yanıp tutuşan insanlarla mı çevrilisiniz? Çünkü dediğim gibi haset duyanlar hep başkalarıdır.

Haset kendimizi bir başkasıyla karşılaştırdığımızda ortaya çıkan bir duygudur. Bu karşılaştırma maddi durumla, bireysel özelliklerle, davranış biçimleriyle, kişisel becerilerle ya da ilişkilerle ilgili olabilir. Başkasının bizden daha çok şeye sahip olduğunu gördüğümüzde, biz de aynı şeylere sahip olma arzusu duyabilir ya da onun sahip olduklarını kaybetmesini arzulayabiliriz.

Haset sık sık kıskançlıkla karıştırılır. Oysa kıskançlık birini kaybetme korkusu sonucunda hissedilen bir duygudur. Bir ilişkide üçüncü kişi ortaya çıktığında kaybetme korkusunun maskesi olarak işlev görür.

Haset ise kendimizi bir başkasından daha değersiz hissetmemizle ilgili bir duygudur. İlişki içinde ötekiyle yaptığımız karşılaştırmayı kaybettiğimizde ortaya çıkar, öfkeye, üzüntüye ve hatta nefrete zemin hazırlar, onlara eşlik eder. Üzüntü, hak ettiğimiz şeye ulaşamamış olmamızdan dolayı tuttuğumuz yasın ifadesiyken, öfke haksızlığa uğramışlığa gösterdiğimiz tepkidir.

Nefretse bizden çok daha değersiz birinin bizim hakkımız olan bir şeye sahip olması sonucunda ortaya çıkar.
Haset, yaşadığımız hayattan memnuniyetimizle, kendimize verdiğimiz değerle yakından bağlantılıdır. Gençlikte başkasının sahip olduklarına karşı haset duyarken, yaşlanınca gençliğin kendisi bu rahatsız edici duyguya kaynaklık eder.

Maddiyatın yanında en çok iktidar, önemli olma, etki gücü, şöhret, dış görünüm haset duygusunun ortaya çıkmasına neden olur. Dolayısıyla temelinde kendi eksiklik duygumuz yatar. Yaşadığımız ilişkide mutsuzsak arkadaşımızın yaşadığı aşk macerasına hasetle bakarız. Başkaları sahip olmak istediğimiz, ama olamadığımız bir şeye sahiptir ya da bizim olmak istediğimiz, ama olamadığımız bir konuma, kariyere gelmiştir. Hasetle dolar içimiz. Bu durumun yarattığı öfke yetersizlik duygumuzu daha da güçlendirir. Kıskançlık da öfke doğurabilir ama, kıskançlıkta daha çok kaybetme korkusu ön plandadır.

Kimse bizi çekemiyor!

Haset duygusunun kalbimize bir ok gibi saplandığını hissettiğimizde kendimizi değiştiremediğimiz bir durumun içinde haksızca hapsolmuş hissederiz. Kendimize verdiğimiz değer yerlerde sürünmektedir, kırılmışızdır. Bu durumdan çıkabilmek için öfkeyi devreye sokar agresifleşiriz, ama açık açık değil gizlice. Çünkü haset duygusu açıkça göstermekten utanacağımız ve çoğu zaman da farkında olmadan başka duyguların arkasına gizlediğimiz bir duygudur.

Günlük hayattaki maskeleri öfke, keder ve haksızlığa uğramış olma hissidir. Haset duygumuzla bu yüzümüze oturmayan maskelerle çaresizce başa çıkmaya çalışır ve onu başkalarına yansıtırız; kimse bizi çekemiyordur.

Haset duygusu kendilik değerimize bir saldırı gibidir. Kendimize verdiğimiz değer durmaksızın saldırıya uğradığında olabileceğimizden çok daha az yaratıcı olur, günlük hayatın zorluklarıyla olabileceğinden çok daha az başa çıkabiliriz.

Eğer karşımızdaki kişinin sahip oldukları ya da yaptıklarının bizim aleyhimize olduğunu, haksızlığa uğradığımızı düşünürsek, haset düşmanlık ve intikam duygularının da ortaya çıkmasına neden olabilir. Bunun sonucunda haset duyulan kişinin başına bir şey geldiğinde buna sevinir, başkasının talihsizliğinden keyif bile alabiliriz. Aynı şekilde haset depresif bir duygu durumunun ortaya çıkmasına ve değersizlik, yetersizlik duygularımızın güçlenmesine de neden olabilir.

Ama her duygunun olduğu gibi haset duygusunun da bir anlamı, bir işlevi vardır. Haset ortaya çıktığında ötekilerin bizim de arzuladığımız değerli bir şeye sahip olduklarından, hayatlarında önemli bir adım attıklarından ya da bir şey elde ettiklerinden eminizdir.

Bizse öfke ve kederle, haksızlığa uğramışlık duygusu omuzlarımızı çökertirken yalnızca izlemekteyizdir. Haset duygusunun burada işaret ettiği kendimizden memnun olmadığımız, içinde bulunduğumuz durumu kabul etmediğimizdir. Bu durumda hayatımızı gözden geçirip bir şeyler yaparak onu değiştirmeli ya da değiştiremeyeceğimiz bir durumla karşı karşıyaysak, hayatı olduğu gibi kabul edebilmeyi becermeliyiz.

Sonuç olarak bütün duygularda olduğu gibi haset duygusu da durumu nasıl algıladığımız ve yorumladığımızla yakından ilgilidir. Ötekinin elde ettiğine, olduğuna, yaşadığına gerektiğinden fazla önem vermemeyi başarırsak haset duygusunun girdabına da kapılmaktan kendimizi korumuş oluruz.