İlk Görüşte Elektrik Alınır Mı?

0
993

izdivac_zeus_elektrik_alamadim_23565469030Elektrik almak; ilk gördüğü anda ondan hoşlanmak, duygusal bir birliktelik yaşama isteğinin canlanması veya oluşması şeklinde tanımlanabilir mi?

Karşı cinsle ilişkilerde günümüzün en moda tabiri “elektrik almak” diyebiliriz. Elektrik almak, ilk gördüğü anda ondan hoşlanmak, onu beğenmek, onunla duygusal bir birliktelik yaşama isteğinin canlanması (veya oluşması) şeklinde tanımlanabilir. Genelde bu ilk beğeniye cinsel dürtüler eşlik etmezler ancak kişilik bozukluğu düzeyinde yaşanan şema yaşantıları örneğin Borderline Sınır Kişilik Rahatsızlığında, kişi elektrik aldığını düşündüğü kişi ile sınırsız bir cinsel ilişki yaşamayı arzulayabilir. Fakat benim yazıda konu etmek istediğim ve patolojik olmayan düzeyde yaşanan elektrik alma hususunu irdelemek istiyorum.

Bir toplulukta otururken, bir kafede, bir arkadaş ortamında gördüğümüz kız/erkek birden içimizde bir şeyler uyandırır. İşte tam aradığım kişi bu kız/ya da bu erkek deriz. Çoğu zaman ilk görüşte aşk olarak ta isimlendirilen bu hızlı duygusal değişim bir anda bütün vücudumuzu sarar ve dikkat noktamızı o kişiye yönlendirmemize sebep olur. Zaman ilerleyip kişiler tanıştıkça birbirlerinin kişiliklerine yönelik daha ayrıntılı ve ilk gördüklerinde fark etmedikleri bir takım duygu ve düşünceleri de öğrenmiş olurlar.

İlişki terapisine (veya çift terapisi de diyebiliriz) başvuran çiftlerin birbirlerinden şikâyetçi oldukları yanları çoğunlukla, elektrik alma zamanlarına denk düşen yani ilk karşılaştıkları zaman aralarında oluşan elektrik veya çekim kuvvetinin yoğunluğunun örttüğü ve görmelerine izin vermedikleri bazı yanlarıdır. Bu yanların, bir terapi ortamında incelendiğinde, birbirlerine zıt olan ve çiftlere problem yaşatacak yapılar oldukları görülecektir. Hatta çoğu zaman o kadar zıt yapılar ortaya çıkar ki, ben bunu o zaman nasıl fark etmemişim dedirtecek kadar öfke duyulmasına neden olur.

Burada şema terapi ekolünün “şema kimyası” kavramını biraz açıklamak yararlı olacaktır. Şema kimyası, ruhsal mekanizmamızda yerleşik bulunan, günlük yaşantılarımızda ve ilişkilerimizde bize sorun yaşatan yanlarımızın, kendilerini sürdürebilmeleri amacıyla bu yapıları tetikleyecek, devam ettirecek eşleri bulup onlara yapışmamızı ifade etmektedir. Bu yapılar güçlerini bizzat bizim onları normal kabul etmemizden alırlar. Çocukluğumuzdan beri öğrendiğimiz, edindiğimiz (mizacımız, ebeveynler veya yakın çevre etkisi ile) bu yapılar bize sağlıklı ve normal geldiği, bir ilişki içerisinde ancak bu şekilde davranılabileceğine inanıldığından yetişkin yaşamımızda da bize sorun yaşatan bu yapıları devam ettirmenin gizil yollarını ararız. Bunu bir örnekle anlatmak gerekirse, kusurluluk şeması olan bir bayan hastanın bu şeması nedeniyle kendine ilişkin sürekli olumsuz düşünceleri olacaktır.

Kendisinin çirkin, şişman veya hem bedenen hem de ruhen garip, itici olduğuna inanacaktır. Bu kişinin sağlıklı olarak bulması gereken eş modeli, onu dış görünüş olarak eleştirmeyecek, ona destek çıkacak ve onu önemseyecek bir eş modelidir. Ancak karşı cinsle etkileşimde bulunduğunda sahip olduğu kusurluluk şeması nedeniyle, tam aksi yönde, bu kusurluluk algısını devam ettirecek, onu dış görünüş açısından yargılayacak bir eş seçecektir. Bu kişiyi seçerken de ondan elektrik aldığını söyleyerek seçecektir. Çünkü çocukluk yaşantıları nedeniyle, çok büyük bir ihtimalle onu bedensel yönden sürekli eleştiren anne babası ve çevresine uyan, onlara benzeyen kişiler ona psikolojik olarak daha tanıdık ve yakın hissettirecektir. Belki de kendi iç dünyasında sahip olmadığına inandığı, manevi olarak sıkıntısını çektiği mükemmelliğe en yakın modeli o kişide görüp onun bu yanına yapışmak isteyecektir.

Bu misalde gördüğümüz gibi şema yaşantıları bize sağlıklı hissetmemizi sağlayacak eşler değil de bu sağlıksız yapılarımızı devam ettirecek kişilere yapışmamıza neden olmaktadır. Burada cevaplanması gereken soru, şemaların kaderimiz olup olmadığı sorusudur. Elbette ki şemalar kaderimiz değildir. Çünkü katı kader inancı kişiyi geçmişine bağımlı kılıp, geleceği üzerinde herhangi bir etkisi olamayacağı düşüncesini ona dayatır. Bireysel olarak düşündüğümüzde yetişkin bir insanın, çocukluğunda yaşadığı olumsuz yaşantıları (gerek ebeveynleri gerekse çevresi ile), travmaları onun mutlak manada geleceği olamaz. Çünkü insan her ne yaşamış olursa olsun, davranışları ve tercihleri noktasında geleceğini değiştirebilme yetisine sahiptir. Buradan yola çıkarak, şemaların değiştirilebilir, yanlışlanabilir veya törpülenebilir yapılar olduğunu unutmamamız gerekmektedir.

Bu yazıdan sonra kendinizi kontrol amaçlı olarak, ilişkilerinizde seçtiğiniz kişileri (sorun yaşadığınız ilişkilerinizde tabi ki) düşünüp, onlarda size problem yaşatan ve ortak olan yanları bulmalısınız. Bütün ilişkilerinizin başlaması, devam etmesi ve sonlanması eğer birbirine benziyorsa; benzer problemleri yaşayarak ayrılıyorsanız veya ayrılamıyorsanız bu ilişkilerinizde olumsuz şemalarınızın etkisi büyük demektir. Şemalarınızı tespit edeceğiniz ve onlarla nasıl başa çıkabileceğinizi öğreneceğiniz bir şema terapi sürecine girmeniz, hem şimdiki ilişkiniz hem de gelecekteki ilişkiniz açısından son derece yararlı olacaktır.

Kaynak: Milliyet/Kadir Burak Salimoğlu