İnsan Beyni ve İşleyişi

0
684

Kafatası boşluğu içinde yer alan ve yaklaşık bir buçuk kg ağırlığındaki insan beyni; düşünce, duygu ve davranışlar üzerindeki etkisiyle bilincin merkezinde yer almakta ve evrendeki en gelişmiş ve kusursuz yapıyı temsil etmektedir. Bilinçli ya da bilinçsiz tüm duygu ve davranışların kontrolörü olan insan beynine ilişkin araştırmalar bugün bilim dünyasında hızlı biçimde gerçekleştirilmekte, elde edilen sonuçlar bu mükemmel yapıya duyulan hayranlığı artırmaktadır. İnsanoğlunu diğer canlılardan farklı kılan bu son derece gelişmiş organın kontrolüyle yaşantıların da denetlenebileceği düşüncesi henüz keşfedilememiş işlevlere olan merakı güdülemektedir.

Tarih öncesi ve tarih çağlarında verilen yaşamda kalma mücadelesi ve bu amaçla oluşturulan tüm araçlar, silahlar, teknikler ile sosyal ilişkiler örüntüsünün daha karmaşık biçim almasıyla oluşan kültürler ve bu kültürlerin yaşamı kolaylaştırmak için ürettiği teknolojiler insan beyninin ürünüdür. Yararlanma yöntemi bilindiğinde insan beyni sınırsız denilebilecek bir potansiyele sahiptir ve bu potansiyel hastalıkların tedavisinde, daha ileri boyutta teknolojik sıçramalar gerçekleştirmede ve daha birçok alanda insanın olduğu her yerde daha nitelikli bir yaşam için kullanılabilecektir.

Beyin ve omurilik birlikte merkezi sinir sistemini oluşturmakta ve bu biçimde organizma çevresinde olup bitenlerden haberdar olarak uyarıcılara bilinçli ya da bilinçsiz tepkiler sunmaktadır. Bu bölümde beynin yapısı ve işlevleri incelenmeden önce sinir sisteminin yapısı ve işlevleri ele alınacaktır.

Sinir Sistemi ve Sinir Sisteminde İletişim

İnsan sinir sistemi düşünce ve davranışların temelini oluşturan “nöron” adlı hücreden ve nöronların çalışmasını destekleyici “glia” adı verilen bir tür hücreden oluşmaktadır. Bu özelliğiyle sinir sistemi organizmanın tümünü kaplayan ve içinde bir tür elektriksel-kimyasal iletişim gerçekleştirerek dışsal ve içsel uyaranlara tepkiler veren bir ağı ifade etmektedir.

Nöron ve Yapısı

Nöron(sinir hücresi), sinirsel haberleşme sisteminin yapısal birimi olarak tanımlanabilmektedir1. Nöronlar birbirlerinin yanı sıra, kas ve salgı bezleri ile iletişim kurmak üzere özelleşmiş hücrelerdir. Beyin, nöronlar arası bağlantıların yapısal ve fonksiyonel özellikleri sonucu oluşmuş bir yapıdır. Bir nöron, temel olarak çekirdek içeren hücre gövdesi ve elektrik iletimini sağlayan aksondan oluşur. Aksonlar, sinir sonlarından önce birçok küçük akson dallanması yapmaktadır2. Bir nöronun diğer nöronla veri alışverişi sağladığı bağlantı noktaları sinaps olarak adlandırılmaktadır. Sinaptik bağlantıların kurulduğu noktalarda direkt elektriksel iletişimle hücreler arası sinyal geçişi meydana gelmektedir .

bir nöronun yaşamsal görevlerini yerine getiren temel yapıları ortaya koymaktadır. Nöron nükleus(hücre çekirdeği)u aksonların görevlerini yerine getirmesinde gerekli enzimlerin yapımını sağlamakta, dendritler diğer nöronlardan gelen mesajları sinaptik bağlantılarla almaktadır. Bu noktada, bir hücre gövdesi ya da dendritinin birçok sinaptik bağlantıyı içerdiğini söylemek mümkündür. Sinir hücreleri dendritlerden gelen mesajları kendi içinde değerlendirerek aksonlar yoluyla uygun mesajları diğer nöronların hücre gövdesi ya da dendritine iletmektedir. Aksonların çevresinde bulunan miyelin kılıfı, sözkonusu mesaj iletiminin hızını artırmakta ve Ranvier boğumu da sinir sinyalini pekiştirmektedir.

Bir nöronun diğer nöronla bağlantılanmasında, sinaptik bağlantıların yanında glia(uydu) hücrelerinin de rolü olduğu bilinmektedir. Glia hücrelerinin görevi bugün dahi tam olarak bilinememekte, ancak son dönemde gerçekleştirilen araştırma sonuçları glia hücrelerinin hücresel düzeyde bilgi depolamayla ilgili olma olasılığını ortaya koymaktadır. Bunun yanında glia hücrelerinin, bir nöronun yaşamını sürdürmesinde uygun kimyasal çevreyi hazırlamadaki rolü tüm sinir bilim çevrelerince kabul görmüş bir gerçektir.

Nöronlar arası sinyal iletimi sırasında bir nöronun dendritleri sinyal iletimi için doğru aksonu araştırırken dışa doğru büyümekte ve aksonlar da içerdikleri sinyali almaya uygun moleküllerdeki nöronu bulana dek dolaşmaktadır. Sinir enerjisinin akson boyunca akması hücre içindeki sıvı iyon adlı elektrik yüklü zerrecikler ve yine hücre dışındaki farklı elektrik yüklü iyonlar yoluyla gerçekleşmektedir. Farklı elektrik yüklü iyonların birbirini çekmesi gerçeği elektriksel bir güç oluşturmaktadır. Nöron uyarıldığında dıştaki sodyum iyonları (Na+) içeriye girerken, içerdeki potasyum iyonları (K+) dışarı çıkmaya başlamaktadır. Bu söz konusu durum elektrokimyasal süreci akson boyunca sürdürmektedir. Sodyum iyonlarının içeriye akışı nöron zarının bir bölümünde geçirgenlik derecesinin değişimine neden olmakta ve aynı yüklü iyonların birbirini itmesi potasyum iyonlarının dışarı çıkmasını sağlamakta ve nöronda yeniden bir dinlenme hali oluşmaktadır.

Sinir Sistemi ve Temel Bileşenleri

Sinir sisteminin Merkezi Sinir Sistemi ve Çevresel Sinir Sistemi olmak üzere iki temel başlıkta incelenebilmesi mümkündür.

Merkezi sinir sistemi omurilik ve beyinden oluşmaktadır. Parçalı bir yapıya sahip omuriliğin her parçasının sağ ve sol bölümlerinde bir algısal bir de motor sinir bulunmaktadır. Her omurilik siniri organizmanın belirli bir bölümünü idare etmektedir. Omuriliğe giren algısal sinirler omurilik içindeki nöronlarla sinaptik bağlantılar oluşturmakta ve ilgili bağlantılar diğer motor nöronlarla bağlantılanmaktadır. Motor nöronlarsa algısal nöron ve ara nöronlardan gelen veriyi almakta ve ilgili organlara yollamaktadır. Omurilikteki nöron bağlantıları refleks davranışların merkezi olduğu gibi bilinçli davranışların da gerçekleştirilmesini olanaklı kılabilmektedir. Ancak unutulmaması gereken nokta, karmaşık öğrenme ve düşünce faaliyeti için omuriliğin işlevsiz kalması ancak basit düzeyde öğrenmeleri mümkün kılabilmesidir6.

Çevresel sinir sistemi organizmanın dışından gelen sinyalleri beyne iletmekte ve iç organların çalışmasını düzenlemektedir. Bu söz konusu iletimde duyu organlarına bağlı nöronlar görev yapmaktadır. Çevresel sistem “bedensel bölüm” ve “otonom bölüm” den oluşmaktadır. Bedensel bölüm, nöronlar ile sinirsel verileri almakta ve kaslara komut vermektedir. Otonom sinir sistemi ise nefes alma, terleme, kalbin işleyişi gibi aktivasyonların beynin kontrolünden bağımsız biçimde gerçekleşmesini sağlayan bir sinir şebekesi meydana getirmektedir. Otonom sinir sistemi “sempatik sistem” ve “parasempatik sistem”den oluşmaktadır. Sempatik sistem organizmayı kavga, kaçma gibi durumlara hazırlamakta bu sırada nefes alma ve kalp atışını artırarak sindirim aktivitesini azaltmaktadır. Parasempatik sistem, kalp atışını düşürmekte, sindirimi artırmakta ve acil olmayan durumlarda enerji depolanmasını sağlamaktadır.

Beynin Anatomik Özellikleri

Dünya üzerinde bulunan insan yapımı ya da doğal sistemler içinde en yoğun bağlantılı ağa sahip olması dolayısıyla ve trilyonlarca sinaptik bağlantısıyla insan beyni benzersiz bir yapıyı temsil etmektedir. Beyindeki 100 milyar nöronun her biri ortalama 10 bin başka nöronla bağlantılıdır ve bu durum yaklaşık yüz katrilyonluk bir bağlantıyı ortaya koymaktadır. Bu da beynin gerçekleştirdiği tüm fonksiyonları yerine getirebilecek bir bilgisayarın yerkürenin birkaç katı büyüklüğünde yapılması gerektiği sonucunu ortaya koymaktadır. İnsanoğlu, duyum ve bilinç merkezini oluşturan beyniyle dış dünyadaki maddi ve manevi ilişkilerini yürütmektedir. Duyular aracılığıyla beyne iletilen sinyaller değerlendirildikten sonra vücudun gerekli tepkiyi göstermesi sağlanmaktadır. Beynin farklı bölümleri farklı fonksiyonları yerine getirmekte, bazı bölgeler duyu organlarından mesajlar alırken diğerleri dengeyi sağlamakta, kas eşgüdümünü gerçekleştirmekte, konuşma, hafıza, duygular, temel motor yetenekler ya da karmaşık hesaplarla ilgilenmektedir.

Beynin anatomik özelliklerine göz atıldığında kafatası içinde bulunan beynin şeklinin genel olarak “merkezi bağlantı” (korpus kallosum) ile birlikte yüzeyi kıvrımlı iki yarı-küre biçiminde olduğu görülebilecektir. Erkeklerde % 4’lük oranla daha fazla hücre ve yüz gram daha fazla dokuya sahip olan insan beyni “cerebrospinal sıvı” içinde asılıdır. Ortalama bir buçuk kilo ağırlığındaki beyin ilgili sıvıda sadece elli gram gelmektedir. Cerebrospinal sıvı beyni sıkışma ve şok darbelerden korumaktadır9.

Beyin yarı-küreleri, orta beyin, beyincik ve beyin sapından oluşan beyin, zarla örtülmüş, beyazımsı ve yumuşak bir kitledir. Beyin yarı-küreleri “lob” adlı dört kısma ayrılmakta. Loblar, alın (frontal), yan (parietal), şakak (temporal) ve artkafa (oksipital) lobları olarak isimlendirilmektedir. Beyin yarı-kürelerinin üzerinde gri hücrelerden oluşmuş beyin kabuğu (korteks), iç kısımdaysa beyaz sinir lifleri bulunmaktadır. Sinir lifleri, sinir ve beyin hücreleri arasındaki bağlantıyı kurmaktadır. Beynin işlevinin daha iyi anlaşılabilmesi adına, Rita L. Atkinson ve arkadaşlarının yaptığı sınıflama temelinde beynin arka-orta-ön beyin olarak ayrıntılı biçimde incelenmesi yerinde olacaktır:

Arka Beyin

Arka beyin (hindbrain) medulla, pons ve serebellumdan oluşmaktadır. Medulla (Medulla Oblongata) omuriliğin biraz üzerinde bulunmakta; beyin ve omurilik arasında sinir sinyallerini taşımakta, nefes alma, kalp atışı, öksürme, esneme ve diğer yaşamsal refleksleri yerine getirmektedir.

Pons Latincede “köprü” anlamına gelmekte, beyinciğin sol ve sağından geçen çok sayıdaki siniri ifade etmektedir. Pons ve medulla uyku ve uyarılmayla ilgili görevleri yerine getirmektedir.

Serebellum yani beyincik özellikle hareket kontrolünde denge sağlanmasında organizmada koordinasyon oluşturmaktadır.

Orta Beyin

Orta beyin (midbrain), beyinde diğer bölümlere göre daha az bir alanı kapsamakta, beyin sapı (brain stem) ve retiküler formasyon (reticular formation)dan oluşmaktadır. Beyin sapı beyin ve omurilik arasında, omuriliğin beyne girdiği bölümdedir. Beyin sapının yönlendirdiği faaliyetler bilinçsiz-refleks hareketlerdir. Retiküler formasyon hareket, kas tonunun sürdürümü, kardiyak refleksleri, dolaşım, dikkat ve uyarılmayla ilgili çeşitli nöronları içeren karmaşık bir ağı temsil etmektedir.

Ön Beyin

Ön beyin (forebrain), beynin en büyük bölümüdür. Dış bölümü beyin kabuğu (serebral kortex) dur. Kabuktan kasıt “örtü”dür. Beyin kabuğunun altında hipotalamus (hypothalamus), talamus (thalamus), limbik sistem (limbic system) ve serebrum (cerebrum) bulunmaktadır.

Hipotalamus beyin tabanına yakın bir bölgede küçük bir alandır. Hipotalamusun içerdiği farklı nöron gruplarından bir tanesinin zarar görmesi durumunda beslenme, içme, ısı düzenlemesi, seksüel davranışta anomaliler ortaya çıkmaktadır. Hipotalamusta yer alan hipofiz salgı bezi, organizmadaki iç salgı bezlerinin çalışmasını denetlemektedir.

Talamus, beyin kökünün üzerinde iki loblu bir yapıya sahiptir. İçerdiği çeşitli ileti nöron grupları direkt olarak beyne bağlıdır. Söz konusu nöronlar görme, işitme ve dokunma duyularıyla ilgilidir. Gelen sinir uyarıcıları beyin kabuğunun ilgili bölgesine iletilmektedir.

Limbik sistem talamusu çevrelemekte, beyin sapıyla ön beyin arasında bulunmaktadır. Limbik sistem hipotalamusun aktivitesini saldırma, yeme-içme gibi duygusal dizgeler açısından desteklemektedir. Sistemde bulunan hipokampüs (hippocampus) dikkati, amigdalaysa (amygdala) saldırgan davranışları kontrol etmektedir. Hipokampüsün geçmiş deneyimlerle çevreye ilişkin kodlanmış bilgi sağlaması ve yeni hatıraların tutulmasını kolaylaştırmasıyla limbik sistem verili herhangi bir uyaran karşısında uygun davranışın seçilmesine hizmet edebilmektedir.

Serebrum, beynin üzerini tamamen kaplayan ve beyin kabuğuyla örtülü beyin yapısıdır. Beyin kabuğunun yapısına göz atıldığında katlamalı yapı beynin ergonomik biçimde kafatasına sığmasını sağlamaktadır. İnsanı insan yapan ve onun edimlerini oluşturan işlemlerin beyin kabuğunda gerçekleşmesinden dolayı, bu sözkonusu bölüm ayrıntısıyla ileriki bölümde incelenecektir.

Yazar: Merba TAT

Kaynak: Doktora Tezi (Zihin Dili Programlaması (Nlp)Nın Kişisel Gelişim Ve Kişilerarası İletişim Üzerindeki Etkileri)