İnsanların Fikirleri Fiziksel Görünümlerine Yansıyor

0
1840

Sabahları işe giderken toplu taşıma araçlarında ‘Acaba herkes göründüğü kadar mutsuz mu?’ diye kendi kendimize sorduğumuz olmuştur. Duruşumuz, neler düşündüğümüzü ve nasıl bir  halet-i ruhiyede olduğumuzu ne derece ele verir?

Yüzler kalbin aynası değildir

Söylediklerimizle, mimik ve jestlerimiz aslında çoğu zaman uyuşmuyor. Beden dilimiz, hükmetmesi zor olduğundan daha gerçekçi olabiliyor. Princeton Üniversitesi’nde yapılan ve Science dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre; ruh halimizi mimiklerimizden ziyade, beden dilimiz yansıtıyor.

Prof. Alex Todorov ise özellikle; zafer ya da yenilgi, aşırı korku ya da sevinç gibi yoğun duyguları, yalnızca mimiklere bakarak, beden dilinden bağımsız yorumlamanın  mümkün olmadığını söylüyor. Aşina olduğumuz ‘insanın ruh halini en belirgin şekilde yansıtan mimiklerdir’ varsayımına farklı bir boyut kazandıran bu bulgular, beden dilini daha yakından tanımamız gerektiğini gösterdi. Dilimizle istediğimiz şeyleri söyleyebiliriz ama peki ya beden dilimiz bizi ele verirse?

Hissedilen duygular ne kadar şiddetliyse yüzdeki ifadeler de o kadar seçilemez oluyor. Bu sırada bedenimiz de biz fark etmeden dışarıya mesajlar veriyor. Prof. Todorov, bunu hoparlörlerin sesini açmaya benzetiyor. Ses, ne kadar çok yükseltilirse o kadar seçilemez oluyor. Kişinin ruh halini yorumlarken, duruşu ve ses tonu gibi birtakım başka ipuçlarını da göz ardı etmemek gerekiyor.

Bazen hiç konuşmadan karşımızdakinin sert ve öfkeli bakışı, kafasını kaşıması, yaşarmış gözleri, kaşlarını kaldırması, kollarını kavuşturması ya da ellerinin titremesi bize belli bir mesajı vermek için yeterli oluyor. İletişmemenin mümkün olmadığını söylemişti iletişim bilimci Paul Watzlawick. Yani konuşmasak da hal dilimiz, çevremize durmaksızın bilgiler veriyor. Beden dilini kullanmak fıtratımızda var. Bebekler dahi doğduklarından itibaren çevreleriyle bu şekilde iletişiyor.

Yüzümüzdeki 26 kas ile özellikle alın, göz ve ağız bölgesinde oluşan mimikler, fiziksel duruşumuzu etkiliyor.

Beden dili uzmanı Riccon İlhan Doğan, insanların fikirlerinin fiziksel  görünümlerine yansıdığını, yaptığımız hiçbir jest veya mimiğin tesadüf olmadığını ve mutlaka bir etki ve tepkiden oluştuğunu söylüyor: “Bedeni harekete geçiren, insanların ruh halleridir. Ruh hali ise canlıdır. Aslında canımızın acıması ruh halimizin acımasından kaynaklanıyor. Örneğin; göz bebeklerimizin büyüyüp küçülmesi, nefes alıp verme hızımız, ten rengimizin değişmesi, dudağımızı bükmemiz, hepsinin farklı bir anlamı var.”

Dik oturan kişilerin sözlerine itimat edilir

Günümüz dünyasında, ‘kişilik kararlılıktır’ dediğimiz, beden dilini etkin bir şekilde kullanan insanlar rahatlıkla seçilebiliyor. Fiziksel duruşumuz, kendimizden ne denli emin olduğumuzu ya da ne derece içimize dönük olduğumuzu gösterir. Örneğin; yapılan  bir  araştırmada, sandalyede dik oturan kişinin sözlerine, iddialarına daha çok itimat edildiği tespit edilir. Gerekçe olarak, bu kişinin duruşuyla güven telkin ettiği sonucuna varılır. Omuzlarını dik tutan ve  karşısındakinin gözlerine dik bakan kişiler, mücadele ruhlu ve duyguları sürekli açık insanlardır. Kamburunu çıkararak oturan kişinin ise söylediklerinden emin olmadığı ve özgüven problemi yaşadığı söylenebilir.

Alnımızda ve iki kaşımızın arasında oluşan çizgiler, gözümüzün altındaki torbacıklar, yanağımızdan, burnumuzdan süzülen merhamet  ve vicdan hatıralarının, yüz haritamızı oluşturduğunu söyleyen Doğan; insanların iç dünyalarının, yaşayış şekillerinin, zihinsel uğraşlarının dışa yansıdığını da vurguluyor. Mesela çok karamsar insanlarda, iki kaş arasında genelde uzunca dikey çizgiler var çünkü sürekli geçmişleriyle bağlantı kurarlar. Diğer taraftan, gelecekle ilgili daima plan yapan insanların geçmişe takılmadıkları için alınlarında daha az çizgi vardır. Alnımızdaki enine çizgiler, bizlere ne kadar ince eleyip sık dokuduğumuzu, düzenli, analizci ve düşünceli olduğumuzu; dikey çizgiler kaygılarımızı, konsantrasyonumuzu; gözümüzün altındaki torbacıklar da ne kadar duygulu olduğumuzu gösteriyor.

Doğan şunları de ekliyor: “Biz duygusal bir milletiz, otokontrolü  sağlayamadığımız için ellerimiz  sıkça yüzümüze  gidiyor. Burnumuza dokunmamız yalan söylediğimize, yüzümüzle uğraşmamız bir şeyleri hatırlamak istediğimize, elimizin kulağımıza gitmesi ise bir şeyi iyi anlamadığımıza işaret ediyor. Hislerini çok yoğun yasayan bir milletiz; çok çabuk gülebilen, çok çabuk ağlayan, sinirlenen, dost tutabilen… Dostunu kaybedebilen, çok heyecanlı, yerinde duramayan bir milletiz. Eğer kararlı bir kişiliğimiz yoksa sıklıkla zor durumda kalabiliriz. Otokontrolü ve sabretmeyi öğrenirsek,  kararlı bir kişiliğe  de sahip olabiliriz.”

indir

Gülümsemek stresi azaltır

Sıkıntılı ve stresli zamanlarda gülümsemek oldukça zor. Keyfimiz yerinde olduğunda ise istemsiz gülücükler saçarız etrafımıza. Ancak birçok araştırma gösteriyor ki moralimiz bozuk olduğunda bile gülümsemeye çalışmalıyız. Zira gülümsemek öfkeyi engelliyor, özgüveni artırıyor, bağışıklık sistemini güçlendiriyor ve sadece kendimizi değil, çevremizi de pozitif etkiliyor. Bunlar da sıkıntıların üstesinden gelmemize yardımcı oluyor.

170 milisaniye de mimik okuyoruz

Sevinç, korku, tiksinti ve öfke gibi temel hisler, dünyanın hemen hemen her yerinde benzer mimiklerle ifade edilir. Beynimizin, karşımızdaki insanın hissiyatını anlaması için yalnızca 170 milisaniye yeterli. Beden dili evrensel olsa da bazı mimik ve jestler kültüre göre değişiklik gösterebiliyor.