İş ve Sosyal Hayat İçin Empati Takviyesi

0
860

Empati yetersizliği son dönemlerin gündem maddesi… Herkes bu durumdan şikayetçi… Ve herkes bu konuda karşı tarafı suçluyor! Peki empati düzeyi ölçülebilir mi? Empati kurmayı neler, nasıl etkiliyor? İşte size empati takviyesi…

Beyin çalışmaları sırasında ayna nöronlardaki sezgisel algılama ortaya çıkmıştır.
Bir kimse farkında olmadan karşı tarafın zihnini okur gibi ne düşündüğünü, ne hissettiğini algılar. Sezgilerle o kimseye uygun davranır. Bir bakıma kişi otonomi kazanır. Satranç oynamayı bilen bir kişi o kadar ustalaşır ki, sekiz hamle sonrasını düşünebilir, hesap edebilir. Oynarken, fazla ölçüp biçmeden, farkında olmadan oynar.

Yahut bir esnaf karpuzu eline alır, yüzde yüze yakın doğrulukla içinin çürük olup olmadığını tahmin eder. Ama “Bunu nasıl anladın.” diye sorunca ifade edemez. Onu anlaması için beş bin defa karpuzu eline almıştır. Yapa yapa bir beceri oluşmuştur ve yetenek haline gelmiştir. Becerinin yetenek haline gelmesi kalıcılaşmasıyla ilgilidir. Mesela Mozart’ın müzik yeteneği de öyledir.

Müzik çalınan bir ortamın içinde doğmuş, küçükken devamlı dinlemiştir. Daha sonra yeteneği de varsa bu sezgisel düşünce, çağının üstünde eser ortaya çıkarmıştır. Bunun için önce amaca yönelik belli bir zihinsel yoğunlaşma gerekir. Buna üretken düşünce de denir. Hayal kurma ve derinleşmeden sonra amaca yönelik davranma gelir.

Amaca yönelik bir zihinsel üretimin olması için kişinin hisleriyle ilgili derin düşünmesi gerekir.
Amaca yönelik bir zihinsel üretimin olması için kişinin hisleriyle ilgili derin düşünmesi gerekir.

Amaca yönelik bir zihinsel üretimin olması için kişinin hisleriyle ilgili derin düşünmesi gerekir. Bu dönemde kuluçka devresi vardır. Kişi başka bir işle meşgul olurken, birdenbire aklına geliverir. Arşimet’in hamamda “buldum” demesi gibidir. Kuluçka döneminde, beyin arka planda zihinsel yoğunlaşmayı çalıştırır. Bir şey hatırlar, o anda parlak bir fikir çıkar. Newton da veba salgını sebebiyle iki sene kütüphaneden çıkmamıştır. Bu sürenin sonunda yer çekimi kanununu bulur. Bu duruma “zihinsel geviş getirme” denir. Bu olayın hemen ardından birdenbire doğum ortaya çıkar.

Duyguların Çözümlenmesi

Kişinin hisleriyle ilgili derin düşünmesi, onları analiz etmesi, benzerlikleri ve farklılıkları ayırt edebilmesi gerekir. Bu özellikle terapilerde önemlidir. Çok sinirlenen bir insanı ele alalım. Tekrar öfkelenmemesi için o kişinin bu duyguyla ilgili fikirleri yeniden yapılandırılır. Bunun için örnek bir olay seçilir. O olayda ne yaşadığı, ne hissettiği, korkuları, çaresizlikleri ve nasıl tepki verdiği (tabağı fırlatması vs.) sorulur. Olayın öncesi, sonrası, olayla ilgili merakı, fikirleri öğrenilir. Eğer olay sırasında kendisini yalnız hissettiği, değer verilmediği gibi durumlar varsa, karşı tarafın böyle bir hissettirme niyetinin olup olmadığı sorgulanır. Olayla ilgili farkındalık ve hislerle ilgili fikirler çalışılır, fikirler yeniden yapılandırılır. Bu tür olaylar için yeniden yapılandırma terapileri düzenlenir.

Tıpkı düşünceler gibi duygular da yeniden analiz edilir, yeniden yapılandırılır. Olayla ilgili tedavi ödevleri verilir. Öfkelendiği zaman sebep araştırılır, öfke ertelenir, öfke hakkında düşünülür ve seçenekler oluşturulur, daha sonra en uygununa karar verilip, yapılır. Bütün bu uygulama, hisler hakkında düşünmek, duyguları çözmektir. İnsanın geçmişinde yaşadığı çeşitli travmalar vardır. Mesela tavuk yiyemiyordur. Tavukla ilgili korku ve nefret vardır. Geçmişi araştırıldığında tavukla ilgili travmatik bir olay yaşadığı görülür. Çok sevdiği tavuğunu babası hiç düşünmeden gözünün önünde alıp kesmiştir. Ondan sonra kişide tavuk nefreti oluşmuştur.

Çözemediği bu olay, gelecekteki yaşantısını da etkilemiştir. Bu tür çözülmemiş travmalar, kişi istiyorsa çözülebilir. Gerekçeleri araştırılır, babaya olan öfkeye karşı bağışlayıcılık çalışılır. Olayla ilgili gerekçeler tespit edilir. Mantıksal çözümler üretilir. Kişinin beyninde açık dosya gibi duran bu olaya, mantıksal çözümler de ilave edilip yazılırsa, o travmatik yaşantıyı acıtan hisleri çözülmüş olduğu için ona kazanım olur. Bu olayla ilgili zihinsel bir emek vardır, o emek ona örnek olaylardan hareketle, benzer olaylarda da nasıl davranacağını öğretir. Kişinin psikolojik olgunlaşmasına katkı sağlar.

Genellikle insanlar hisler hakkında düşünmeyi çok önemsemezler. Bu şuna benzer, bir insan İstanbul’dan Ankara’ya arabayla giderken benzin alması gerekirken, vakit yok diye almadan devam ederse yolda kalır. İnsanın da kendi hisleri, güçlü zayıf yönleri hakkında zaman ayırıp düşünmesi, hayat yolunda ilerlerken yolda kalmaması, problem yaşamaması için önemlidir.

Empatiyi Geliştirmenin Yolları

Çocuklarda yaşam becerisi çalışmaları yapılır. Bunlardan bir tanesi de empatidir. Çocukların empati becerisi ile erişkinlerin empati becerisinin gelişimi farklıdır. Çocuk beyaz bir dosya gibidir, ona duyguları anlatılır. Yardım duygusundan bahsedilir, biri düşüp yaralandığında yardım etmenin empati olduğu, etmemenin bencillik olduğundan bahsedilir. Aynı şekilde kendisi düşse ve yaralansa ona yardım edilmesini isteyip istemediği, hoşuna gidip gitmediği, yardım etmenin ve yardım almanın doğru ve faydalı olduğu konusunda yaşam becerisi kazandırılır.

Okullarda çok ders çalışan öğrencilere yapılan kırıcı şakalar vardır; kitabının arasına ot koymak gibi. Böyle durumlarda ot koyan öğrenciyi çalışan öğrencinin yerine geçmesini sağlamak ve ne kadar kötü hissettirdiğini fark ettirmek gerekir. Diğer bir yöntem de; ot konan öğrenci kendini kötü hisseder fakat diğerlerini değiştiremezse, terapi çalışması yapılabilir.

Ders çalışmasının iyi mi kötü mü olduğu sorgulatılır; ot konmasının gerekçesinin dalga geçmek olduğu ve kendisinin de diğerleri gibi haylaz olması için yapıldığı anlatılmaya çalışılır. Burada çalışkan öğrenciye, “Ne yaparsa doğrularını koruyabileceği” anlatılır, çözüm üretilir. Mesela espriyle cevap verebilir; “Bu ot kimden arttı” dediği zaman “Bu ineklik sadece bana ait değil” mesajını verir. Ders çalışmanın kötü bir şey olmadığını, herkesin çalıştığını, bundan dolayı pişman olmadığını, kendisinden emin olduğunu karşı tarafa bildirir. Bu davranışla, karşı tarafın alay etme ihtiyacını anladığını ve onunla birlikte kendisinin de espri yaptığını gösterir.

Empati Kurarken Yargılama Tehlikesinden Korunma

Empatide önce anlamaya çalışılır, sonra hissedilir, daha sonra da çözüm üretilir.
Empatide önce anlamaya çalışılır, sonra hissedilir, daha sonra da çözüm üretilir.

Empatide önce anlamaya çalışılır, sonra hissedilir, daha sonra da çözüm üretilir. Anlamaya çalışmak yargılamaktan farklıdır. Yargılamada suçlama vardır; doğru veya yanlış, iyi veya kötü tarzında hüküm çıkarılır. Yargılama, muhakeme ve hüküm çıkarmayı kapsar. Bunun sonucunda da etiketleme olur. Mahkemede kişi yargılanır, haklı veya haksız şeklinde hükme varılır. Empatide hüküm yoktur, ön bilgi vardır. Hükme vardığı an, empatiyi yapmadan bitirmiştir. Yargılama, bütün empatinin sonucunda ortaya çıkması gereken bir durumdur. Eğer yargılamadan kastedilen akıl yürütme ise, insan hayatıyla ilgili karar verirken sadece mantıkla hareket etmiyor, “seviyorum, sevmiyorum, nefret ediyorum, nefret etmiyorum” gibi duygusal kararlar da veriyor.

Duygusal karar verirken duygusal muhakeme yapar ve sonuçta duygusal bir hükme varır. Bunun için beynin duyguları çalıştıran alanları ile mantığı çalıştıran alanlarının paralel çalışması gerekir. Mantık, duyguları yönetirse duygusal kararlar uyumlu olur. Mesela manik hastalıkta beynin duygusal bağlantıları farklı çalışır. Kişi duygularını kontrol edemez, çok konuşur, çok para harcar, önüne gelene âşık olur, mutludur, neşelidir, uzayda uçuyor duygusu içindedir. Beynin duyguları ile ilgili alanı bağımsız olarak çalışır. Bu hastalık duygu durumu bozuklukları içersinde duyguların yükselmesidir.

Depresyonda da duyguların çökmesi söz konusudur. Kişi kendini, değersiz, yetersiz, güçsüz, işe yaramaz görür. Beynin mantıksal süreçlerinin duygusal süreçleri üzerindeki denetimi bozulmuştur. Beyindeki bilgilerin kaydedildiği sinirsel devrelerin çalışması bozulur. Yargılamanın duygusal boyutu da vardır. Kişi biri hakkında kötü diye duygusal bir yargılama yapmış ve hükme varmışsa o kişi hakkında empati yapamaz, o kimseyi anlayamaz ve önyargı sahibi olmuştur. Onu analiz ve kritik etmeden hükme vardığı için analitik düşünceyi bozmuştur. Duygusal kararlarda, kişinin mantığı ile duyguları arasında dengeyi sağlaması gerekir. Bu durumu araba örneğiyle açıklayabiliriz. Arabanın motoru duygulardır, heyecanlardır; direksiyon da mantıktır.

Eğer mantık olmadan sadece duygularla yola çıkarsa araba gider, hızlanır fakat çarpar. Duygu yoksa, sadece mantık varsa, şoför iyi de olsa motor çalışmadığı için araba gitmez. Mantık işe yaramaz, boşa gider. Önemli olan, mantık duyguyu yönetmeli, kontrol mantıkta olmalıdır. Duygusal, mantıksal ve sosyal kararlarda aklın belirleyiciliği vardır. Akıl arabanın direksiyonu gibidir, nerede duracağını, hangi yoldan gideceğini, nereye sapacağını, trafik işaretlerini, her şeyin farkına varıp karar verir. Bir de yolda giderken çeldiriciler, tuzaklar vardır. Nefis ve şeytan bu tuzaklardandır ve yolda o tuzaklara düşülür. Ayrıca akla yol gösteren kalp, vicdan ve ilham gibi arabanın doğru yoldan gitmesini sağlayan destekleyiciler mevcuttur. Hedefi olan insan, zevk tuzaklarına düşmez, sosyal ve manevi sorumluluklarının farkındadır. Hedefi olan kimse daha iyi empati yapar. Çünkü empatide var olan iyi, güzel, doğru kavramlarının sınırları kafasında netleşmiştir. Bu kavramlarla düşünerek, karşısındaki insanın duygularını hissedip ideal olanı tespit eder. Bu sebepten dolayı soyut ideali olan kimse, sosyal empatiyi daha çok yaşar.

Soyut ideali olmayan, hayat felsefesi olarak ben merkezciliği prensip edinen kimse, empati yapamaz, geçici olarak empati yapsa bile yanlış çözüm üretir. Bizcilik ön plana çıkar ve empatinin sosyal boyutu ortadan kalkar.

Sosyal Empatinin Boyutu

Sosyal empati yapabilmek için duyguları adil yönetmek ve kişiler üstü düşünebilmek gerekir. Bunun eğitimi de çocukluktan başlar. Çocuk bencildir, kendini sever. Sadece “annem ve ben” diye sevgi yatırımını yapmıştır. Sonra “annem, ben, kardeşlerim” der. Büyüdükçe arkadaşlarını, okulunu, mahallesini, ülkesini de dahil eder sevgi dünyasına. Olgunlaştıkça da insanlık, evren ve yaratılış şeklinde genişletir. Eğer sevgi yatırımını bu şekilde genişletmezse, kendi çıkarını düşünen çocuk seviyesinde kalır.

Empatinin Doğru Yapıldığını Nasıl Anlayacağız?

İki kişi arasında doğru empatinin gerçekleşebilmesi için karşı tarafın anlaşıldığını hissetmesi gerekir. Bazı hastalar tedavileri sırasında hissedilmediğini düşünerek doktoru değiştirirler. Doktorun mimiklerinden, jestlerinden, olayları ele alışından, sorduğu sorulardan dolayı tatmin olmayan hasta, anlaşılmadığını düşünür.

Burada doktorun empati yapamaması söz konusudur. İlk üç dakika tekniğini uygulayan doktorlar, karşı tarafa anlaşıldığı mesajını verir. Hastanın da o doktorun kendisine çözüm olacağını düşünmesi, empatinin oluştuğunu gösterir. Bu kısa vadeli empatidir. Orta ve uzun vadeli empatide kişiler arasında dostluk duygusu uyanır, iyilik ve yardımlaşma duygusu gelişir. Empati, sosyal duygular arasında cazibe ve çekim oluşturan duygudur. Sevgi de bu tür duygular arasına girer. Korku, nefret gibi duygular da iten duygulardır. Fakat korkuda sığınma duygusu da oluştuğu için çekim oluşuyor gibi bir durum söz konusudur. O çekim, aslında korkuya bağlı sığınmadır.

Korkuya dayalı itaat, korku kalktığı zaman kalıcı olmaz. Sevgiye dayalı itaat, kişinin gönüllü itaatine dayanır. İnsanın sevildiğini, anlaşıldığını ve değer verildiğini hissetmesi gerekir. Sevgi, saygı ve güven duyguları empatiyi destekler.

Empati Gerektiren ve Empatiyi Azaltan Meslekler

Empatik kişiler, insanlara yardım etmenin önemli olduğu alanlarda daha başarılı olurlar. Duygusal zekanın ağır bastığı meslekler vardır. İletişim bilimciler, sosyal bilimciler, halkla ilişkiler, eğitimciler, iletişimin önemli olduğu mesleklerdir ve buralarda empati ön plana çıkar. Duygusal okuryazarlığı yüksek olan kişiler hekimlik, hemşirelik, öğretmenlik gibi sağlık ve eğitim alanlarında daha başarılı olurlar, daha iyi sonuçlar alırlar ve ilerleme imkânları daha yüksektir. Empati yoksunu kişilerin ise bu işlerde başarı oranı düşer.

İstihbaratın, savaşmanın, askerliğin, savcılığın, mücadelenin olduğu mesleklerde empati zarar görür. Bu mesleklerde sorgulanan insana empati yapmak yerine, o insanı potansiyel şüpheli olarak görmek gibi bir durum ortaya çıkar. Bu da empatiye zarar verir çünkü kuşku, şüphe, zarar görme odaklı hareket edilir. Suçlularla ilgilenen kimselerde böyle bir savunma duygusu ortaya çıkar. Avukatlıkta fazla empati gerekmezken, hakimlikte gereklidir. Çünkü hakim objektif olmak zorundadır. Avukat objektif olmak zorunda hissetmez. Kendi müvekkilini her halükarda savunmaya odaklıdır. Empati yaptığı zaman, meslek zaafı olarak düşünülebilir. Bu sebepten dolayı doğru avukat inanmadığı davayı almaz çünkü yanlışı savunmak zorunda kalır. Burada empati yapmak, bağışlayıcı, affedici olmak değil, hukuk kuralları içinde hareket etmektir. Hukukun dışına taşan, güven zedelemek, işkence yapmak, zarar vermek gibi durumlardan ise uzak kalmaktır.

İnsanda ne kadar güçlü empati varsa, insanları anlama kapasitesi de o kadar yüksek olur. Mesela bir hasta doktora gittiğinde uygun bir ilaç yazmıştır, fakat hasta kullanmamıştır. Niye kullanmadığı sorulduğunda, doktorun kendisini anladığını hissetmediğini söyler. Yazdığı ilaç doğru olduğu halde tedavi uyumu bozulur. Tedavide, doktorun anladığını hissettirmesi önemlidir. O zaman tedavi uyumu oluşur. Bu da hekimin sanat yönünü gösterir. Hastanın psikolojik ihtiyacını görebilmek önemlidir. Ameliyatlarda bile hekimler, hastayı psikolojik olarak hazırlarlar. Ameliyata olumlu girenlerin ameliyat sonrası başarısı ile kaygılı girenlerin ameliyat sonrası başarısı aynı değildir. Kalp krizi geçirenlerde endişeli kişiler varsa, ikinci kalp krizi geçirme oranı daha yüksektir. Hekime güvenip daha rahat olduğu zaman kap krizi oranı üçte bir azalır.