Kadın kadına neden düşman?

0
382

ABD´´li feminist Leora Tanenbaum, son kitabında kadınlar arasındaki rekabetin nedenlerine parmak basıyor

Biraz ´´aykırı´´ bir gençlik dönemi geçiren Leora Tanenbaum, Amerikan Seventeen dergisinin Ocak 1997 sayısında, gençliğinde yaşıtları tarafından bir ´´sürtük´´ olarak görülmesiyle ilgili, itiraf niteliği taşıyan bir yazı yayımlamıştı. Bu yazı inanılmaz bir ilgi gördü ve dergiye mektuplar yağdı. Bunun ardından Tanenbaum, yaşadığı deneyimden yola çıkarak, yaşları 14 ile 66 arasında değişen kadınlarla konuştu ve onların ağzından benzer öyküleri de aktardığı Sürtük kitabını kaleme aldı. Kitap Türkçeye de çevrildi. Şimdi Versus Kitap, Tanenbaum´´un kadınlar arasındaki birbirini ´´çekememe´´ durumunu ele aldığı Saç Saça Baş Başa / Kadınlar Arası Rekabet adlı kitabını yayımladı. Kitap, Türkiye´´de de son derece güncel olan bir sorunu deşiyor aslında. Entelektüel hayattan magazin dünyasına kadar pek çok farklı ´´seviye´´ ve ´´âlem´´de kadınlar arası rekabetin enteresan örneklerine rastlıyoruz. Tanenbaum´´la kadın rekabeti üzerine yapılmış bir söyleşiyi yayımlıyoruz.

-Filmlerin ve televizyon ´´show´´larının çoğunda kadın aşırı rekabetçi olarak tanımlanıyor. Bu, medyanın yarattığı bir klişe mi, yoksa kadınlar gerçekten aşırı rekabetçi mi?

Medyanın yarattığı kalleş ve rekabetçi bir kadın portresi olduğu kesin, buna birçok filmde (Kadınlar, Çalışan Kız, Üvey Anne, Bridget Jones´´un Günlüğü, Resmen Sarışın) ve televizyon programlarında (Ally McBeal, Sex and the City) rastlamak mümkün. Ancak bunun kadından katıksız bir nefret fantezisi olduğuna ve Hollywood tarafından oluşturulduğuna inanmıyorum. Medyadaki rekabetçi kadın imajı uyduruk değil, karikatürize edilmiş bir imaj. Ally McBeal´´in ve çalıştığı firmanın entrikaları bariz biçimde abartılmışken, diğer birçok sıradan kadının çevirdiği rekabetçi dolaplar sanki çok mu farklı?
Buna cevabım hayır olacak. Gene de seksist komplonun veya tepkinin bir parçası olarak klişeyi dışlamanın kimseye, en azından kadınlara bir yararı olmayacağını düşünmek daha çok işimize geliyor. Bu konuda dürüst olmamız gerekir: Kadınlar gizli rekabetin rasgele eylemlerinden belli ölçüde suçluluk duyuyor. Çoğumuz, kendimizi güvende hissetmeyince, bir süreliğine de olsa kendimizi daha güçlü hissetmenin acınası bir yolu olan kalleşliğe veya diğer manipülatif davranışlara başvururuz. Ve çevremizdeki rekabetçi kadınların bu aşırı abartılı imajları sayesinde, günlük hayatta hangi davranışın daha uygun olacağını saptamak kadınlar için gerçekten zorlaşabilir.

-Kadınlar erkeklerden daha mı fazla rekabetçi?

Kadınlar yapısal olarak erkeklerden daha rekabetçi değil; ama kadınların rekabeti erkeklerinkinden çok daha farklı. Saldırılarımız daha hileci ve kişisel olmaya eğilimli. Erkekler daha doğrudan rekabet eder, işi karmaşıklaştırmaz. Kadınlar ise daha çok perde arkasında ve çok daha hesapçıdır. Kadınlar daha gizli kapaklı davranır çünkü para, güç ve kontrol sahibi olma hırsımızı beslemek üzere açıkça rekabet edebileceğimiz çok az meşru alan var. Erkek, doğası gereği hırslı ve rekabetçidir, kadın ise doğası gereği hırs ve rekabetten yoksundur. Kadının eli kolu bağlanmıştır: Gerçek bir kadın olmak için rekabet etmemiz gerekmektedir, buna rağmen rekabet edemeyiz, çünkü bu bizi kadın olmaktan çıkarır. Kadına kalan tek yol rekabetçi olmak, ama sanki rekabetçi değilmiş gibi davranmaktır.

Kadın sürekli karmaşada…

-Birbiriyle rekabet etmek kadının doğasında mı var?

Hayır. Bence kadınlar birbirleriyle rekabet etmeleri gerektiğini düşünüyor çünkü toplum içinde belirgin bir yere sahip değiller. Yüzeysel olarak, anneannelerimizin hayal bile edemeyeceği özgürlüklere sahibiz ve erkeklerle eşitiz. Ama aynı zamanda dar kapsamlı bir role uygun davranmamız da bekleniyor bizden: Sadık eş ve anne. Birbiriyle çelişen bu mesajlar yüzünden kadın kendisini sürekli bir karmaşada hissediyor. Hayatımızı ´´doğru´´ bir biçimde yaşamak konusunda içsel bir mücadele veriyoruz. Hangi yolu seçersek seçelim, içimize kök salmış bir şeylere karşı oluyor, birçok kadının izlediği yola, hatta geçmişte kendi izlediğimiz yola bile aykırı düşüyoruz. Sonuçta kendimizi savunmamız gerektiği hissine kapılıyoruz.

Kendimizi korumak için diğer kadınların ne yaptığına bakıp kendimizi onlarla karşılaştırıyoruz. Kendimizi geçerli kılmak ve seçtiğimiz yolun doğru olduğunu kendimize ve diğerlerine kanıtlamak için aşırı çaba harcıyoruz. Bu sırada hayata dair herhangi bir kararsızlık söz konusu olursa, kendi yolumuzun en uygun yol olduğuna kendimizi inandırıyoruz. Böylece, başkalarının seçtiği yol, yanlış yol haline geliyor. Ama bazen kadınlar rekabet yerine işbirliği yapmayı tercih eder…

Tabii, kadınların birlikte çalıştığı ve sonuçta önemli hedeflere ulaştıkları zamanlar da var. Biri tarihsel biri de günümüzden iki örnek var Saç Saça Baş Başa´´da. Biri 1848-1920 yılları arasında Amerikalı kadının vatandaş olarak verdiği oy hakkı mücadelesi. 1920´´de imzalanan oy hakkı yasası, ortak bir gündemle ve birlikte mücadele eden kadınlar sayesinde yürürlüğe girdi. Diğeriyse, erkeklerle aynı destek ve saygıyı görmek isteyen kadınların spor alanındaki mücadelesidir. Her ne kadar kadın atletler hâlâ erkeklerle eşit ücret ve ilgi kazanamadıysa da, kısa sürede epey yol aldılar, çünkü bir amaç etrafında bir araya gelmişlerdi. Her iki örnekte de ne yazık ki bölünmeler yaşandı ve güç azaldı ama yine de bu örnekler kadınların bireysel değil, birlikte hareket ettiklerinde neler yapabileceğine dair ipucu veriyor.

-Ne tür kadınlar özellikle rekabetçi?

ABD´´deki bütün kadınlar birbiriyle rekabet etmeye şartlandırılmıştır, tabii bir kısmı diğerlerinden daha fazla rekabet eder. Kültürümüzde dar kapsamlı bir güzellik kavramı olduğu için, kadınların çoğu çok az sayıda kadının sahip olduğu ince, beyaz, genç, sarışın ve modaya uygun kadın modeline uymak gerektiğine inanıyor. Görünüşümüzü diğerine bakarak değerlendirdiğimizde, kendimizi baskı altında hissederiz. Görünüşe sinmiş olan bu güzellik yarışması hayatımıza da derinlemesine sinmiş vaziyette. Diğer yandan iyi bir evlilik yapma baskısı, kadınlara erkeklerden daha fazla uygulanır. Kadın evli değilse ve evlenmeyi istiyorsa, doğru erkeği bulmanın önündeki en büyük engelin diğer kadın olduğu söylenir kendisine. Diğer kadın tabii ki daha fazla istenen ve daha fazla kadınsı olandır.

İşyerlerinde ise kadın, cinsiyet ayrımı, baskı ve ilerlemek için ne yapması gerektiği konusunda birbiriyle çelişen mesajlarla karşı karşıyadır. Bıkkın ve kafası karışık bir sürü kadın, bıkkınlığını erkeklerden çok diğer kadınlara yansıtır. Sık olan bir şeydir bu, kendimizi güçsüz hissettiğimizde, gerçek gücü elinde bulunduranla mücadele etmek yerine, bizimle aynı durumda olan diğer bir güçsüze çatarız.

-Çoğu insan kadın patronla çalışmamayı tercih eder çünkü kadın patronların genelde rekabetçi ve şirret olduğu düşünülür. Birçok kadın patron gerçekten böyle mi?

Pek çok çalışan kadının sadece kadınlara değil, erkeklere yönelik de bir tavrı olduğuna inanıyorum. Ancak bu tavrın kromozomlarla bir ilgisi yok. Çalışan kadın ya rekabet eder ya da kendisiyle çalışmak zordur çünkü kadınlar değerli çalışanlar olduklarının kabul edilmesi için mücadele vermek zorundadır. İşgücünde yer alan kadınların sayısına rağmen ABD´´de tüm çalışanların yüzde 47´´si kadındır ve her 100 kadından 99´´u hayatlarının bir döneminde para için çalışmak durumunda kalmıştır. İşyerlerinde çok az sayıda kadın gerçek gücü elinde tutar, o da bölüm başkanı, ortak, yayıncı veya genel müdür gibi bir unvanla gelir. ABD´´de çalışan kadınların büyük bir kısmı, geleneksel olarak kadınların ağırlıklı olarak yer aldığı sekreterlik, daktilo işleri, ana okulu öğretmenliği, hemşirelik, muhasebe işlerinin pembe getto sektörlerinde düşük ücretle, düşük prestijli işleri yapar. Üstelik, işyerinin yapısı çalışanların fedakârca fazla mesai yapmasını ve yıllar boyu aralıksız çalışmasını gerektirir ve bu durum çocuk sahibi olmak ve yetiştirmek isteyen kadınlar için camdan bir tavan yaratır. Çalışan kadınların bu denli gergin olması hiç de şaşırtıcı değil…