Kadın filmleri deyince aklınıza nasıl filmler gelir.Tabii ki aşk kokan, sevgi kokan birazda kıskançlık  kokan duygusal filmler.

İşte  en güzel kadın filmleri;

20Aşk ve Gurur – Pride & Prejudice

18.yüzyıl sonlarında, sınıf bilincinin hakim olduğu İngiltere’de beş kız kardeş olan Bennet’lar – Elizabeth veya Lizzie, Jane, Lydia, Mary ve Kitty, annelerinin iyi bir koca bulup geleceklerini güvence altına alma hayalleriyle büyütülmüşlerdir. Fakat, neşeli ve zeki bir mizaca sahip olan Elizabeth, kendisine düşkün olan babasının da desteğiyle hayatını daha farklı ve dolu dolu yaşamak için çabalamaktadır.

19Sevgililer Günü (Valentine’s Day)

Bir grup Los Angeles’linin birbirine geçmiş hikâyelerini konu alıyor. Kahramanlarımız sevgililer gününün romantizmi içinde, kendi hayatlarında, o güne kadar fark etmedikleri önceliklere yer vermeleri gerektiğini görüyorlar.

18Aşk Engel Tanımaz – Notting Hill

Anna Scott, dünyanın en tanınmış film yıldızıdır. Bütün magazin dergilerine kapak olmuştur ve ne yapsa anında bütün dünya bundan haberdar olmaktadır.

William Thacker ise bir kitabevi sahibidir. İşi durgundur. Cehennemden çıkmış bir ev arkadaşı vardır. Ve boşandığından beri, bir aşk hayatı yoktur.

Her ikisi için de ‘bir şey’ ya da ‘biri’ eksik gibidir. Notting Hill’de bir yerde karşılaştıklarında Anna ve William’ın aklından geçen son şey aşktır.

17The Notebook – Not Defteri

Sararmış bir not defterinden anlatılan ve yıllar önceden kopup gelen bir aşk hikayesi. 40′lı yıllarda ABD, Kuzey Karolayna’daki sahil kasabası Seabrook’a genç bir kız gelir. Ailesiyle geçireceği sakin bir yazı hayal eden Allie bir karnavalda tanıştığı Noah’la yakınlaşır. Noah kızı gördüğü anda hayatını birleştirmesi gereken insan olduğunu anlar.
Genç kız zengin bir ailen geldiği ve delikanlı da değirmende çalışan bir işçi olduğu halde geleceği hiç düşünmeden rüya gibi bir yaz geçirirler ve iyice aşık olurlar. II. Dünya Savaşı’nın kızıştığı bir dönemde hayat, aşıkları ayırıverir. Sevdiği kızı aklından hiç çıkarmamış olan Noah savaştan döner. Oysa Allie gönüllü olarak çalıştığı bir askeri hastanede tanıştığı Lon ile evlenmek üzeredir.

16Cesaretin var mı Aşka? – Jeux D’enfants

Annesi kanser ve ölmek üzere olan Julien ve göçmenliğin zorluğu ile başa çıkmaya çalışan Sophie arasında özel bir bağ vardır. Bu bağ oynadıkları cesaret oyunu sayesinde güçlenmektedir. Oyun icabı her biri sırasıyla, diğerine cesaret gerektiren, sınava sütyenle gitmek, okulun en sert çocuğunu tokatlamak gibi, zorlu görevler vermektedir. Zamanla hayatın zorlukları da bu oyunun bir parçası haline gelmektedir. Bu oyun iki arkadaş arasında büyük bir aşkı alevlendirirken aynı şekilde birbirlerine kavuşmalarınada engel olmaktadır.

15Avustralya Australia

Film, 2. Dünya Savaşı öncesinde, kendisine kocasından bir sığır çiftliği miras kalan ve bunun için kuzey Avustralya’ya giden İngiliz aristokratı Lady Sarah Ashley çevresinde gelişiyor. İngiliz sığır baronları, arsasını almak isteyince; kaba sığır sürücüsü ile kerhen de olsa çalışmak zorunda kalır. Çünkü 2000 baş sığırı sadece birkaç ay önce Pearl Harbor baskınının yapıldığı topraklardan yüzlerce mil geçirmek için ona ihtiyacı vardır. Yolculuk sürecinde adama aşık olur. Ayrıca Avustralya’ya da hayran kalır ve kendisi için yeni bir hayatın başladığının farkına varır.

14Melekler Şehri – City of Angels

Hastalarından birini hiç sebep yokken ameliyat masasında kaybeden kalp cerrahı Dr Rice`ın kendine güveni alt üst olmuştur. Los Angeles üzerinde gezinen melek Seth o sırada her ne kadar ölen hastaya yardım için orada bulunsada Maggie`den etkilenir ve onun kendine olan güvenini tekrar kazanmasında yardımcı olmaya karar verir. Bu arada ona aşık olur ve sonunda bütün risklerine rağmen görünmez bir ruh olmaktan çıkar, şüpheli bir yabancı haline gelir. Kadere inanmayan Maggie ise Seth`e daha öncekilerle kıyaslanmayacak derecede aşık olur. Bu arada Maggie ile beraber olmak için göklerden ve meleklikten vazgeçen Seth, yeryüzündeki karmaşık hayatı yaşadıkça umutsuzluğa kapılır. Acaba aşk, kişinin temel özelliklerinden vazgeçebileceği kadar değerli midir?

13Seks and the City 2

Nikah masasında “evet” dedikten sonra neler olur? Dört arkadaşın hayatı her zaman diledikleri gibidir ama hayat sürprizleri de barındırmasaydı “Sex and the City” de olmazdı…bu sefer kızlarımız New York’tan, dünyanın en lüks ve egzotik yerlerinden birine, partinin hiç sona ermediği, her köşesinde gizemler barındıran, büyüleyici bir maceraya doğru savrulurlar. Bu gezi, dört arkadaşın evlilik, annelik ve benzer durumların hayatlarına kattığı (ve çoğu zaman savaşmak zorunda kaldıkları) geleneksel rollerinden kaçmak için çok doğru bir zamanda çıkagelir.

12P.S. I Love You – Not: Seni Seviyorum

Holly Kennedy (Hilary Swank) güzel, zeki bir kadındır ve hayatının aşkıyla evlidir; tutkulu, esprili ve tez canlı İrlandalı Gerry (Gerard Butler). Gerry amansız bir hastalık yüzünden öldüğünde, Holly’nin de hayatı kararır. Ona yardım edebilecek tek kişi, artık yanında değildir. Kimse Holly’yi Gerry kadar iyi tanımamaktadır. Neyse ki Gerry her şeyi önceden planlamıştır.

Gerry ölmeden once, Holly’ye sadece çektiği acıda değil, kendini yeniden keşfetmesinde de rehberlik edecek bir dizi mektup yazmıştır. İlk mesaj Holly’nin 30. yaş gününde, bir pasta ve Holly’nin şaşırıp kalmasına neden olan bir bant kaydı şeklinde gelir. Kayıtta Gerry eşine dışarı çıkıp “kendisinin kutlamasını” istemektedir. Bunu izleyen haftalar ve aylarda, Gerry’nin yazdığı başka mektuplar, şaşırtıcı yöntemlerle gelir. Holly’yi yeni maceralara yollayan mektupların her biri aynı imzayla bitmektedir: Not: Seni Seviyorum/P.S. I Love You

Holly’nin annesi (Kathy Bates) ve en iyi arkadaşları Denise (Lisa Kudrow) ve Sharon (Gina Gershon), Gerry’nin mektuplarının Holly’yi geçmişe mahkum ettiğini düşünüp endişelenmeye başlarlar ama aslında, her mektup onu yeni bir geleceğe adım adım yaklaştırmaktadır.
Gerry’nin sözlerini rehber edinen Holly evliliğe, dostluğa ve güçlü bir aşkın, ölümün nihailiğini yeni bir hayatın başlangıcına nasıl dönüştürebildiğine dair bu öyküde dokunaklı, heyecanlı ve zaman zaman komik bir yeniden keşfetme yolculuğuna çıkar.

11Kasımda Aşk Başkadır – Sweet November

Nelson Moss (KEANU REEVES) ve Sara Deever (CHARLIZE THERON) Motorlu Araçlar Bölümü’nde geçirdikleri sıkıntılı bir saatten başka ortak hiçbir yönleri yoktur. Sara, erkeklerin iyi yönlerini ortaya çıkaran çekici bir karakterdir. Nelson, sadece kar-zarar hesaplarıyla ilgilenen, işten başka birşey düşünmeyen biridir.. Sara ile tanışıncaya kadar.

Birbirlerinden etkilenirler, fakat tam olarak bağlanmaya hazır olmadıklarından, pek de alışagelmiş ilişkilere benzemeyen bir birlikteliğe başlarlar. Sonunda kendi yollarına gidecekleri bir aylık bir deneme. Beklenti yok. Baskı yok. Bağ yok.

İkisinin de hesaba katmadıkları nokta ise, aşık olmaktır.

10Saatler – The Hours

1923 yılında yaşayan Virginia Woolf (Nicole Kidman) bunalımın eşiğindeki bir yazardır. Daha sonra birçok insanı etkileyecek ünlü romanı Mrs. Dalloway’i yazmaya başlamak üzeredir. Laura Brown (Julianne Moore), 1951′in Los Angeles’ında yaşayan bunalım içindeki bir ev kadınıdır. Kocasının doğumgünü için bir pasta yapmayı düşünürken, aslında aklında çok farklı planlar vardır. Üçüncü kadın olan Clarissa Vaughn (Meryl Streep) ise 2001 yılının New York’unda yaşayan bir kadındır. AIDS’den ölümü bekleyen eski eşi Richard Brown (Ed Harris) için parti hazırlıkları yapar. Değişik zamanlarda yaşayan bu üç kadının hayatları aynı romandan etkilenir. Dram tarzı film sevenlere hitap eden başarılı bir kadın filmi…

9Frida

Meksikalı ressam Frida Kahlo’un yaşamından yola çıkan film, Kahlo’nun sıra dışı yaşamı, hocası ve aynı zamanda yaşamını paylaştığı Diego Rivera’yla olan norm dışı birlikteliği, Leon Trotsky’yle olan sansasyonel ilişkisi ve kadınlarla yaptığı romantik kaçamakları merkeze alıyor. Marksist bir bohem olan Frida Kahlo’nun yaşamını, beyazperdeye hakkıyla yansıtan bu film, Frida Kahlo gibi farklı bir kadını tanımak isteyenler için şaşırtıcı ve keyifli.

8Amelie

Paris’te garsonluk yaparak, kendine özgü bir dünyada yaşayan saf, çekingen ve masum bir kızdır Amelie. Annesinin beklenmedik ölümü, babasının soğuk tavırları ve yaşadığı travmalar sonucu, sevimli ve boş şeylerle uğraşarak kendisine eğlence yaratmaya çalışsa da aslında hayatı sıkıcı bulduğu için kendisini son derece yalnız hisseder. Bu kısır döngü Amelie’nin evde bulduğu bir kutuyu ve onun aracılığıyla sahibini keşfetmesiyle birlikte bir anda kesilir. Amelie aşık olmuştur. Audrey Tautou’nun başrolde olduğu, modern Paris hayatının idealize edilmiş, alaycı bir yorumu olan bu film, romantik komdediden hoşlananlar için.

7Erkek Severse – When a Man Loves a Woman

Micheal (Andy Garcia) ve Alice (Meg Ryan) sevişerek evlenmiş çok mutlu bir çifttir. Ancak Alice’in alkol sorunu bir süre sonra hem çocuklarıyla hem de kocasıyla olan ilişkisini zedelemeye başlar. Michael’in bir uçak pilotu olması çift için her şeyi daha da zorlaştırır. Meg Ryan ve Andy Garcia hayranları için, onların performansları eşliğinde muhteşem bir film şöleni…

6Küçük Kadınlar – Little Women

Başrollerinde Susan Sarandon ve Claire Danes’in yer aldığı filmde, babaları iç savaşta çarpışırken anneleri tarafından zor şartlarda büyütülen Joe, Meg, Beth ve Amy March’ın öyküsü, aynı zamanda kimsenin bozamayacağı güçlü bir bağın duygu dolu hikayesi anlatılıyor. Film izlerken gözyaşı dökmekten hoşlanan duygusal film hayranları için kaçırılmaması gereken bir dram.

5Denizkızları – Mermaids

Denizkızları, 1960′ların Amerika’sında alışılmışın dışında bir aile olan Flax’ların öyküsünü anlatıyor. Filmin kahramanları kendine has özgür ruhlu bir kadın olan anne Rachel, Yahudi olmasına aldırmadan rahibe olmayı kafaya koymuş abla Charlotte ve 9 yaşındaki yüzme şampiyonu Kate. Anneyi Cher’in, ablayı Winona Rider’ın ve küçük kardeşi Christina Ricci’nin canlandırdığı bu film, aynı anda güldüren, düşündüren ve ağlatabilen hareketli hikayelerden hoşlananlara hitap ediyor.

4Sense and Sensibility

Jane Austen’ın aynı adlı romanından uyarlanan filmde, Mr. Dashwood yasalar gereği mirasını ilk karısından olan oğluna bırakmak zorundadır. Oğlundan ikinci karısı ve ondan olan kızlarına destek olmasını rica eder. Fakat oğlunun karısı bunun gerçekleşmesini engellemek için elinden geleni yapar. Biri tamamen duygularıyla, diğeri de sadece mantığıyla hareket eden iki kızkardeş, 19. yüzyılın erkek egemen ve ahlakçı dünyasında bir de ekonomik sorunlarla baş etmek zorunda kalırlar. Toplumsal ve ekonomik baskılara rağmen mantık ve duygu aşkla birleştiğinde, bu iki kızkardeşe mutluluğun kapılarını açacaktır. Hüzün ve aşkı aynı filmde arayanlara…

3Kadınlar – The Women

Hayatını rayına oturttuğuna inandığı için artık pek bir şey için çaba göstermez hale gelen Mary Haines, günün birinde neredeyse elindeki her şeyi kaybettiğini anlar ve yaşam mücadelesine girişir. Mary gibi onun çevresindeki farklı yaş gruplarından kadınların, tek başlarına ayakta kalma mücadelelerinin anlatıldığı, Meg Ryan ve Annette Bening’in başını çektiği kalabalık oyuncu kadrosunun yer aldığı filmin en dikkat çekici özelliği, içinde tek bir erkek bile olmaması. Tamamen bir kadın filmi olan “Kadınlar”ı mutlaka izleyin!

2Aşkta Her Şey Mümkün – Somethings Gotta Give

Erica, kızının kendisinden epey yaşlı Harry Langer ile birlikte olmasına karşı çıksa da duruma katlamaktan başka çare bulamaz. Harry, bir akşam kalbinden rahatsızlanınca bütün bir haftayı, hiç anlaşamadığı Erica ile birlikte geçirmek zorunda kalır. Sürekli didişen ve çok farklı yaşam tarzları olan iki insan olmalarına rağmen birlikte geçirmek zorunda kaldıkları bu süre, hiç beklemedikleri şekilde yakınlaşmalarına neden olacaktır. Jack Nicholson ve Diane Keaton’ın keyifli oyunculukları ile oldukça eğlenceli zaman geçirten bu film, komedi tutkunları için.

1Stepmom – Omuz Omuza

Isabel (Julia Roberts), annelik konusunda oldukça başarısız sayılabilecek genç bir üvey annedir. Birlikte olduğu adam Luke (Ed Harris), Jackie’nin (Susan Sarandon) eski kocasıdır. Jackie, nasıl anne olunması gerektiğini iyi bilen, anaç bir kadındır. Babalarının anneleriyle yeniden birleşmesini isteyen çocuklar, Isabel’in hayatını mahvetmek için ellerinden geleni yaparlar. Jackie ve Isabel birbirlerinden nefret etmelerine rağmen kanser olduğunu öğrenen Jackie, çocuklarının ortada kalmasını önlemek için Isabel’le arasını düzeltmeye çalışır. Türkiye’de “Omuz Omuza” adıyla gösterime giren Stepmom (Üvey Anne), romantik komedi tutkunları için…

Aslında en güzel kadın filmi bana göre,bilmeyen yoktur ama, başrollerini  Richard Gere ve  Julia Roberts’in oynadığı ”Pretty Woman”.Bu listeye nasıl konulmadığınıda anlamadım.İzlemeyenler bence kesinlikle izlesin.