Kalemiyle Bir Savaşan Bir Barışan Yazar: Tolstoy

1
498

Tarihteki en başarılı yazarları sayın… İçinde Tolstoy illaki vardır. Bu yazımızda Tolstoy’un başarılı yazarlık hayatını, yaşadığı zorlukları, mutluluklarını, üzüntülerini bulacaksınız.

Eylül 1828
Her şeyin başladığı ve bittiği yer: Yasnaya Polyana
1(görsel: 20 yaşındayken)
Rusya, Tula’dan 112 kilometre uzaklıktaki Yasnaya Polyana adlı aile mülklerinde dünyaya geldi. Tolstoylar eski Rus soyluları arasında tanınmış bir aileydi. 
Leo Tolstoy, eski subay Kont Nikolay İlyiç Tolstoy ve Kontes Mariya Tolstoya’nın (Volkonskaya) beş çocuğundan dördüncüsüydü. Tolstoy’un anne babası Tolstoy çok gençken öldü, o yüzden kardeşler bir teyzeleri tarafından büyütüldü. Teyze öldüğündeyse Kazan’daki ikinci bir teyzenin yanına yerleştirildiler. Tolstoy, küçük yaşta deneyimlediği tüm bu kayıplara rağmen ilerleyen yıllardaki yazılarında çocukluk anılarını hep idealize edecekti.
1844
Eğitimi: “Öğrenme kabiliyetinden yoksun ve isteksiz.”

(video: Tolstoy hakkında eski bir belgesel)
16 yaşına kadar evde eğitim alan Tolstoy, 16 yaşındayken Kazan Üniversitesi’nde hukuk ve doğu dilleri okumaya başladı. Öğretmenleri onu “hem öğrenme kabiliyetinden yoksun hem de isteksiz”olarak tanımlıyordu. Tolstoy üniversiteyi bırakıp Yasnaya Polyana’ya döndü ve çiftçiliğe soyundu.Fakat Moskova ve Saint Petersburg’a sık sık yaptığı geziler, mükemmel bir çiftçi olma hayallerini boşa çıkardı. Bu dönem aynı zamanda hayatı boyunca sürdüreceği bir alışkanlık olarak günlük tutmaya başladı.
1851
Kumarda borçlanınca ağabeyiyle birlikte Kafkaslar’a giderek askere yazıldı. Sakin dönemlerde bolca boş vakit bulan Tolstoy yazmaya başladı. Otobiyografik eseri Çocukluğum bu yıllardan.2
(görsel: Çehov’la birlikte, Yasnaya Polyana’da)
Kasım 1854’te Ukrayna’ya, Sivastopol’a gönderildi. Ağustos 1855’e kadar sürecek Kırım Savaşı’nda çarpıştı. Bu sırada Kafkaslar’daki yaşantısını betimleyen Kazaklar adlı ikinci bir kitaba başladı. Ne var ki Kazaklar 1862’ye kadar tamamlanamayacaktı.
Tolstoy’un Kırım Savaşı sırasında bile yazmaya vakit bulması ilginç. Otobiyografik üçlemesinin ikinci kitabı Delikanlılıksavaşın tam ortasında geldi. Bu sırada savaşın çelişkilerine dair çarpıcı görüşlerine yer verdiği Sivastopol Hikâyeleri‘ni de yazmış. Burada yeni bir teknik keşfediyor: hikâyenin bir kısmı, askerin bilinç akışıyla anlatılıyor.
1857
Avrupa bir Rus anarşist

(video: Belgesel niteliği taşıya kısa bir kayıt)
Askerlik Tolstoy’da derin izler bıraktı. Ayrıcalıklı bir topluma mensup hovarda yazarın, hızla şiddet karşıtı bir spiritüel anarşiste dönüşmesi şaşırtıcı. Rusya’ya dönüşünde, Saint Petersburg edebiyat çevresinde çok tutulmasına rağmen hiçbir düşünce okuluna katılmadı ve kendini anarşist ilan ederek 1857’de Paris’e gitti.
Bu yolculuk sırasında, Tolstoy Paris’te bir halka açık infaza tanıklık etmiş ve bunun üzerinde travmatik bir etkisi olmuş. Tolstoy, arkadaşı Vasily Botkin’e şöyle yazıyor: “Gerçek şu ki Devlet sadece sömürmek için değil, her şeyden çok bütün vatandaşlarını yozlaştırmak için tasarlanmış bir tuzak… Bu nedenle hiçbir yerde hiçbir hükûmete hizmet etmeyeceğim.”
O sene Gençliğim‘i bastırarak otobiyografik üçlemesini tamamlamış oldu.
1860-1861
Savaş ve Barış’ın tohumları 

5(görsel: Yasnaya Polyana’da ailesi ve arkadaşlarıyla)

1860 ve 1861 yıllarında yaptığı Avrupa yolculuğu hem politik görüşlerini hem edebi gelişimini şekillendirdi. Sefiller‘i okumayı yeni bitirmiş Tolstoy burada, edebi yeteneklerini takdir ettiği Victor Hugo’yla da görüştü. Nitekim Savaş ve Barış‘taki savaş sahnelerinde, Hugo’nun romanının etkileri görülebilir.
Tolstoy’un Fransa’da, Mart 1861’de anarşist Pierre-Proudhon’la buluşması ve Brüksel’deki sürgün yaşantısı da siyasi görüşleri üzerinde etkili oldu. Tolstoy Savaş ve Barış‘ın ismini Proudhon’un La Guerre er la Paix adlı çalışmasından esinlenerek verdi, iki yazar eğitim konusunda fikir teatisinde bulundular.
Tolstoy’un kumar alışkanlığı Avrupa yolculuğunun kısa kesilmesine neden oldu.
1862
Yasnaya Polyana’da anarşizm rüzgarları

(video: Yasnaya Polyada’daki yaşantıya dair kısa bir belgesel. Bu ilk film Tolstoy’un 80. doğum günü şerefine çekilmiş. Sofya’yı çiçek toplarken, kızı Aleksandra’yı at arabasında otururken gösteriyor. Ayrıca Tolstoy’un öğrencileri de görüntülerde mevcut.)

Anarşistlerle yaptığı tartışmaların etkisiyle Yasnaya Polyana’ya döndüğünde, serflikten daha yeni kurtulmuş Rus köylülerinin çocukları için on üç okul kurdu. Ama yazarın eğitim deneyleri, Çarlık gizli polisinin tacizleri nedeniyle kısa ömürlü oldu. Yine de Yasnaya Polyana’daki okul, demokratik eğitim fikrinin ilk uygulaması olarak görülüyor.

23 Eylül 1862
Tolstoy & Sofya
6(görsel: 1906’dan bir fotoğraf)
Tolstoy, çarlık maiyetinden bir doktorun kızı olan on altı yaşındaki Sofya Andreevna Behrs (aile ve arkadaş çevresinde “Sonya”) ile evlendi. İkilinin sadece sekizi hayatta kalabilen on üç çocuğu oldu. Tolstoy’un evliliklerinin arifesinde Sofya’ya cinsel hayatını ayrıntılarıyla anlatan ve serflerinin birinden çocuğu olduğunu belirten günlüklerini vermesiyle, evlilik daha başından cinsel tutku ve duygusal yoğunlukla yoğruldu.
Sofya ve Tolstoy birlikteliğinin ilk dönemlerinin huzurlu olduğu biliniyor. Sofya bu dönemde Tolstoy, Savaş ve Barış ile Anna Karenina‘yı yazarken yazarın sekreteri, redaktörü ve menajeri olarak çalışmış. Sofya’nın çalışmalarını Gölgede Kalan Kadınlar adlı line‘ımızdan öğrenebilirsiniz.
1865
Karısı ve çocuklarıyla Yasnaya Polyana’da geçirdiği 1860’lı yıllar, ilk büyük romanı Savaş ve Barış’ın doğuşuna tanıklık etti. Romanın bir bölümü 1865’te Rus Habercisi’nde 1868 Yılı adıyla basıldı.

7(görsel: 1892’de ailesiyle birlikte)

1868-1869
Woody Allen: “Savaş ve Barış’ı hızlı okuma tekniğiyle okudum, olaylar Rusya’da geçiyor.”
8(görsel: 1908. Atının adı Delir)
1868’de Savaş ve Barış‘tan üç bölüm daha yayımlandı. Roman 1869’da basıldığında hem eleştirmenler hem de okurlar tarafından beğeniyle karşılandı.
Savaş ve Barış, Rusya’nın Fransa tarafından istilası döneminde yaşanmış olayları ve Napoléon döneminin Rusya’da Çar toplumuna etkisini, bu etkinin doğurduğu sonuçları beş asil aileden örnekler vererek anlatıyor. Kurmaca ve gerçek 580 karakterin yer aldığı hikâye, aristokratik aile ortamından Napoléon’un karargâhı ile Çar I. Aleksandır’ın maiyetine, oradan da Austerlitz ve Borodino savaş meydanlarına kadar uzanıyor. Napoléon ve Aleksandır gibi bireylerin önemsizliğini vurgulayan Tolstoy, romanında tarih teorisi üzerine ciddi bir araştırma yapmış; 19. yüzyılın toplumsal ve siyasi meselelerini masaya yatırmış.
Eski bir asker olarak yazarın standart tarih yazımına karşı olduğu sonucuna varmak çok zor değil. Yazar, Savaş ve Barış‘tan önce Napoléon savaşları hakkında bulabildiği tüm Rusça ve Fransızca standart tarih kitaplarını incelemiş ve hakikate yaklaşmak için geleneksel tarih yazımıyla kurmaca arasındaki çizgiyi belirsizleştirmiş. 1812’deki Napoléon istilası sırasında yaşamış insanlarla konuşmuş; çok sayıda gazete, mektup, romandaki tarihi karakterlere dair otobiyografi ve biyografi okumuş. Kitabın çoğunluğu Rusça yazıldığı halde, bazı önemli diyaloglar Fransızca; zira Fransızca, 19. yüzyıl Rusya’sının aristokratik çevrelerinde Rusça’dan daha kibar ve prestijli bir dil olarak görülüyormuş.
1869
Savaş ve Barış’tan:

9(görsel: Yasnaya Polyana’da eşi Sofia’yla tenis oynarken)

“Piyer tutsaklıkta, barakadayken aklıyla değil, bütün varlığıyla, bütün yaşamıyla insanın mutluluk için yaratılmış olduğunu, mutluluğunu da kendi içinde taşıdığını, mutluluğun insanın kendi ihtiyaçlarını karşılamaktan ibaret olduğunu, bütün mutsuzluğun da yoksunluktan değil, fazlalıktan ileri geldiğini anlamıştı. Ama şimdi, yola koyulduklarının bu üç haftası içinde yeni, teselli verici bir gerçeği daha öğrenmişti. Öğrenmişti ki dünyada korkulacak hiçbir şey yoktu. İnsanın tam anlamıyla mutlu, tam anlamıyla özgür olmasını sağlayacak bir çare bulunmadığı gibi, tam anlamıyla mutsuz, tam anlamıyla özgürlükten yoksun olmasına yol açacak bir durum da olamazdı; bunu öğrenmişti. Anlamıştı ki acının da, özgürlüğün de sınırı vardı ve mutlulukla mutsuzluğun sınırı birbirine çok yakındı; pembe yatağında, çarşafın bir ucu kıvrıldı diye rahatsız olan bir insan, tıpkı çıplak, rutubetli bir toprağın üzerine uzanıp da vücudunun bir yanı ısınırken, öbür yanı üşüyen bir insan gibi rahatsız oluyordu; eskiden dar balo ayakkabılarını giyinirken nasıl bir acı duymuşsa, şimdi artık yalın ayak, (ayağındaki pabuçlar çoktan parçalanmıştı), daha doğrusu her yanı yaralarla dolu, çıplak ayaklarıyla yürürken aynı acıyı duyuyor, canı acıyordu. Anlamıştı ki eskiden karısını kendi isteğiyle aldığını sanıyordu, oysa o zaman sonradan kendisini ahıra kapayıp, kapıyı kilitledikleri anda olduğundan daha özgür değildi.”
1873
Anna Karenina: “Bütün mutlu aileler birbirine benzer; her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.”
10(görsel: 1908, kızı Aleksandra’yla)
Savaş ve Barış‘tan sonra Tolstoy, ilk gerçek romanı olarak adlandırdığı, diğer bir başyapıtı üzerinde çalışmaya başladı:Anna Karenina.
Bu sefer Rus-Osmanlı savaşının yaşandığı 1870’lerin Rusya’sında, toplumun üst sınıfına mensup kimseler arasında yaşanan birbirinden bağımsız iki aşk macerasıkonumuz. Olaylar Moskova’da, Petersburg’da ve asilzadelerin yazlık malikanelerinde geçiyor. Romanda dürüst bir evliliğin mutluluğu ile yasak bir ilişkinin hayalkırıklıkları incelenirken bir yandan da dönem Rusya’sında kadınların durumu, eğitim reformu gibi konular işleniyor. Savaş ve Barış‘ta olduğu gibi,Anna Karenina‘da da Tolstoy kendi yaşantısından bazı biyografik öğeleri tarihi olaylarla harmanlamış. Örneğin Kitty ve Levin’in ilişkisinin, Tolstoy’la Sofya’dan esinlendiğisöyleniyor.
Romanın ilk cümlesi edebiyat tarihinin en meşhur açılış cümleleri arasında: “Bütün mutlu aileler birbirine benzer; her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.”
Bir başka büyük Rus yazar Vladimir Nabokov, Ada ya da Arzu adlı romanının ilk cümlesinde bu cümleyi dönüştürerek Tolstoy’a selam çakar: “Büyük bir Rus yazarı ünlü bir romanının başında ‘Bütün mutlu aileler az çok birbirinden farklıdır, bütün mutsuz aileler ise az çok birbirine benzer,’ der.” 
Türk entelijansiyasının ortamlarda hatırlamayı pek sevdiği bir alıntı.
1884
Neye İnanıyorum?
11Tolstoy, Hristiyan inanışına dair düşüncelerini açıkça ortaya koyduğu kitabı Neye İnanıyorum‘da en çok İsa’nın Dağdaki Vaaz’ından etkilendiğini ve “öteki yanağını çevirme” mefhumunu “kötülüğe direnç göstermeme emri” olarak anladığını, dolayısıyla bunun özünde pasifizm ve şiddet karşıtlığını işaret ettiğini anlatıyor. Pasifist olmanın doğa sonucu ise, diğer pek çok şeyle birlikte, hükûmetin savaş çağrılarına cevap vermemek gibi duruyor Tolstoy’a göre.
1899
Vicdanın dirilişi
12(görsel: 1908, torunu Tatyana ile)
Tolstoy’un üçüncü en büyük romanı Diriliş günümüzde en sevilen Tolstoy romanları arasında, ama basıldığı dönem önceki eserleriyle kıyaslandığında pek ses getirmemiş. Roman, Tolstoy’un geçirdiği bir inanç buhranının ortasında kaleme alınmış ve modern Kilise’nin ikiyüzlülüğünü, gerçek Hristiyan ruhundan uzaklaşmasını eleştiriyor.
Akraba evinde hamile bırakıp terk ettiği evlatlık Katya’yı yıllar sonra, feleğin çemberinden geçmiş ve birini zehirleme suçuyla yargılanırken gören Prens Nehludov’un  ruhani dirilişi, Tolstoy’un Kilise’yle arasını iyice açtı. Kilise, yazarı ateist olmakla suçlayacak ve 1901’de aforoz edecekti.
1899
Diriliş’ten:

13(görsel: Kızı Tatyana’yla, Gaspra’da hastayken. Fotoğraf Sofya’ya ait.)

“‘Millet ölüyor,’ diye düşündü, ‘çocuklar beslenemedikleri için ölüyorlar. Kadınlar ölesiye çalışıyorlar. Herkes, hele yaşlılar doğru dürüst beslenemiyorlar. Böylece de millet, korkunçluğunu kavrayamadığı bir duruma doğru adım adım ilerliyor; bundan şikâyetçi de değil üstelik. Biz de sonunda bu hali olağan bir şeymiş gibi karşılıyoruz.'”
1901-1902
Din Nedir: “İnsanların çoğu onu yapıyor diye, yanlış, yanlış olmaktan çıkmaz.”
14
(görsel: Mayıs 1908, Yasnaya Polyana. Fotoğraf Sergey Prokudin-Gorski’ye ait. Rusya’da çekilen ilk renkli fotoğraf.)
Tolstoy’un mektupları ve makalelerinden derlenen Din Nediradlı çalışmasından:
“Bazıları hiçbir şeye inanmıyorlar ve bununla gurur duyuyorlar. Diğerleri, kendi menfaatlerine olan ve kitlelere iman görüntüsü altında inanmaya ikna ettikleri şeylere inanır görünüyorlar.Geriye kalan büyük çoğunluk ise kendilerine uygulanan hipnotizmayı iman olarak kabul ediyorlar ve inançsız yöneticiler ve ikna edicilerin kendilerinden istediği her şeye köle gibi itaat ediyorlar.”
1908-1909
Tolstoy-Gandhi yazışmaları
15(görsel: Öldükten sonra çekilmiş bir fotoğrafı ve gazetede yer alan haber)
1908’te Bir Hindu’ya Mektup‘ta, İngiliz egemenliği altındaki Hindistan’ın bağımsızlık mücadelesine ilişkin şiddet karşıtı görüşlerini yazdı. 1909’da mektubun bir kopyası o esnada Güney Afrika’da avukatlık yapan, siyasi aktivistliğin eşiğindeki Mahatma Gandhi’nin eline geçti. Tolstoy’un şiddet karşıtı görüşlerinin Gandhi üzerinde büyük etkisi olmasının yanında ikili Tolstoy’un ölümüne kadar mektuplaştılar. İkisi de mülk edinmeye karşıydı, vejetaryenliği ve bekâreti savunuyordu. 
1910
Ölümü16
(görsel: Astapovo istasyonu)
Tolstoy 82 yaşında hayatını kaybetti. Aristokratik yaşam tarzından feragat eden yazar, eşinden ayrılmış ve kış günü gecenin köründe evinden çıkıp gitmişti. Bu gizli saklı ayrılış, Sofya’nın veryansınlarından kurtulma girişimiydi. Sofya, Tolstoy’un öğretilerine uzun yıllar karşı çıkmış ve son yıllarda eşinin boş yere para harcamasına neden olduklarını düşündüğü “havarileri”ne karşıolumsuz bir tutum geliştirmişti. Tolstoy’un, Marksizm’den etkilenerek topraklarını köylülere dağıtması ilişkilerinde kopma noktası oldu.
Tolstoy, evden ayrıldıktan bir gün sonra, Astapovo tren istasyonunda zatürreden öldü. İstasyon müdürü Tolstoy’u kendi dairesine götürdü ve yazarın aile hekimi olay yerine çağrıldı. Polis cenazeye katılımı kısıtlama çalıştı, buna rağmen binlerce köylü istasyona doluştu. Kalabalık Tolstoy’u tanımadığı, çoğu kişinin “bir soylu ölmüş” dediği rivayet edilir.
Tolstoy ailesi İhtilal’den sonra Rusya’yı terk etti. Leo Tolstoy’un soyundan gelenler bugün İsveç, Almanya, İngiltere, Fransa ve ABD’de yaşıyor.
1967
Sinema ve TV’de Tolstoy: Anna Karenina

(video: Filmin orijinal Rusça trailer’ı)
Tolstoy’un edebiyat dünyasına bıraktığı mirası anlatmak için ayrı bir line lazım. Dostoyevski, onun gelmiş geçmiş en büyük yazar olduğunu söylemiş. Flaubert, Savaş ve Barış‘ın Fransızca çevirisini okuduktan sonra, “Nasıl bir sanatçı ve psikolog!” demiş. Hem sık sık Yasnaya Polyana’ya gidenÇehov hem Virginia Woolf, yazarın büyük hayranlarından. James Joyce‘a göre Tolstoy, “Hiçbir zaman sıkıcı değil, hiçbir zaman saçma değil, asla tükenmemiş, asla bilgiç değil, asla teatral değil!” Thomas Mann, Proust, Faulkner… bütün büyük yazarlar ona hayran.
Ve Nabokov. Büyük yazar Vladimir Nabokov, İlya İlyiç’in Ölümü ve Anna Karenina‘dan övgüyle söz ediyor. Ne var ki Savaş ve Barış, Diriliş ve Kreutzer Sonat‘ın edebi niteliklerini sorgulayarak ezber bozuyor.
Gelelim Tolstoy’un hayatını anlatan filmlere ve eserlerinin TV/sinema uyarlamalarına.
Anna Karenina‘nın onlarca TV ve sinema uyarlaması var. Aleksandır Zarkhi‘ye ait 1967 tarihli bu yapım sevilen versiyonlardan. Başrollerde Tatyana Samoylova, Nikolai Gritsenko ve Vasiliy Lanovoy’u izliyoruz.
1972-1973
Savaş ve Barış (BBC dizisi)

20 bölümlük dizinin başrolünde Anthony Hopkins vardı.

2009
The Last Station (Aşkın Son Mevsimi)

Tolstoy’un hayatının son dönemini anlatan filmin merkezinde, Tostoy’un bütün mal varlığını dağıtma kararını almadan önce eşi Sofya’yla yaşadığı büyük çatışma ve ayrılık, birbirlerine duydukları büyük sevgi, ne senle ne sensiz durumları yer alıyor. Yönetmen/senarist Michael Hoffman’a ait 112 dakikalık bu sıkıcı tarihi dramayı çekilir kılan birkaç şeyden biri inanılmaz derecede yakışıklı oyuncu James McAvoy’un varlığı.

2012
Anna Karenina

Geçen yıllarda Hollywood Tolstoy’un unutulmaz eserine el atmış, ama ortaya çıkan sonuç pek beğenilmemiş. Özellikle Rusya hâlâ 67 versiyonunu tercih ediyor. Bu film Keira Knightly ve Jude Law‘un oyunculuğundan sıkılmayacaklar için.